21. Tudem Edebiyat Ödülleri Başvuruları Başladı

Türkçe çocuk ve gençlik edebiyatındaki yazınsal üretimi artırmak ve bu alanda emek verenleri yüreklendirmek hedefiyle gerçekleştirilen yarışma, yazdıklarını yayımlatma imkânı arayanlar için de büyük fırsat sunuyor. 

21. Tudem Edebiyat Ödülleri Başvuruları

21. Tudem Edebiyat Ödülleri'nin seçici kurulu; mizah kültürümüzün gelişmesine önemli katkıları bulunan ve esin verici çalışmalarıyla senaryodan karikatüre, gülmece öyküden tiyatro oyununa mizahın sınırlarını genişleten usta isimleri bir araya getiriyor: 2023 jürimizde Aytül Akal, Gökçe Yavaş Önal, Itır Arda, Pelin Güneş ve Toprak Işık yer alıyor.

Son katılım tarihi 1 Kasım 2023 olan 21. Tudem Edebiyat Ödülleri'nde dereceye girenlerin Mart 2024'te duyurulması planlanıyor.  Yarışmada birinciye 20.000 TL, ikinciye 15.000 TL, üçüncüye 10.000 TL para ödülünün yanı sıra, İzmirli heykeltıraş Ozan Ünal tarafından tasarlanan ödül heykelleri verilecek.Tudem Yayın Grubu'nun köklü yayıncılık birikiminin en değerli meyvelerinden biri olan Tudem Edebiyat Ödülleri, tarafsız duruşu ve nitelikli eserleri ön plana çıkaran yapısıyla, edebiyat dünyasının önemli referanslarından biri. 21 yıllık serüveninde resimli kitaptan şiire, tiyatro oyunundan kısa öyküye uzanarak, çocuk ve gençlik edebiyatımızda eksikliği hissedilen edebî türlere eğilmeyi kendine ilke edinen Tudem Edebiyat Ödülleri, gelecek yıllardaki yarışmalarda da yeni keşiflerde bulunmayı sürdürecek. 

Seçici Kurul: Aytül Akal, Gökçe Yavaş Önal, Itır Arda, Pelin Güneş, Toprak Işık (alfabetik)

Son Başvuru Tarihi: 01 Kasım 2023 Çarşamba

Sonuçların Açıklanma Tarihi: 04 Mart 2004 Perşembe

Seçici Kurul: Aytül Akal, Gökçe Yavaş Önal, Itır Arda, Pelin Güneş, Toprak Işık

Türkiye Yayıncılar Birliği Kitap Yasaklama Kararına Tepki Gösterdi

Yapılan basın açıklamasında şu ifadelere yer verildi: "Bir süredir kitaplara uygulanan sansür ve yasaklamalara karşı “Kitabıma Dokunma” çağrısında bulunduğumuzu dün (30 Kasım 2022) tarihinde paylaşmıştık. Bugün (1 Aralık 2022) medyada yer alan haberlerde, iki büyük çevrimiçi sahaf platformuna mahkeme kararıyla dün itibarıyla erişim engeli getirildiği belirtilmektedir.

Türkiye Yayıncılar Birliği

Mahkeme kararında yalnızca şikâyete konu bölümlerin ele alınması yerine yüzlerce kitapçının milyonlarca kitabı satışa sunduğu ve okurların yararlandığı iki büyük çevrimiçi kitap satış platformunu tamamen erişime engellemek, artarak devam eden sektörel sorunlar ve sansür uygulamalarıyla zaten boğuşmakta olan kitap dünyamız için son derece olumsuz bir durum yaratmakta, bu platformlarda satış yapan ülkemizin bütün sahaflarını ve birçok yayıncı ve kitapçıyı çok önemli bir erişim alanından ve gelir kaynağından mahrum bırakmaktadır. Kitaplara, kitapçılara, yayıncılara, yazarlara getirilen bu tür engeller hem kültürel hem ticari zarara sebep olmakta, ayrıca okurların okuma hakkına müdahalede bulunmaktadır. İfade, yayımlama ve okuma özgürlükleri, demokratik toplum olmanın belirleyici etkenlerindendir. Bu özgürlüklerin korunması gerekirken tam tersine kısıtlayıcı sonuçları olan bu tür kararların son bulmasını diliyoruz."

Mars'a Yolculuk Türklerin Mars'a Gidişini Fantastik Bir Dille Anlatıyor

Açıkçası, çocuk romanının yanında ilk gençlik yıllarının romanı olduğunu da düşünmüyor değilim. Hem anlatım hem içerik hem de roman hacmi bu tezime imkân vermektedir. Yazarın; Kapadokya Öyküleri, Kapadokyalı Asker ve Likya Öyküleri kitaplarının devamında çıkardığı dördüncü eseridir.

Mars'a Yolculuk, İsrafil Baran, Kırmızı Leylek Yayınları

Kasım 2022'de Kırmızı Leylek Yayınları aracılığıyla okurla buluşturulmuş. Kitap içeriğinin çizimleri Merve Coşkun tarafından yapılmış. Veysel Altunbay koordinatörlüğünde ve Editör Abdullah Turan tarafından hazırlanmış kitap. Kitabın son okumalarını Polat Onat ve Vildan Poyraz Coşkun yapmış gözüküyor. Roman seksen sayfa hacminde ve sekiz bölümden oluşmaktadır. Bölüm başlıklarının bir kısmı şu şekildedir. Türk Uzay Ajansı, Mars Uygulama İstasyonu, Fergani Gözlemevi vs. Bu girizgâhtan sonra, genç ve çocuk okurun merak duygusunu daha fazla törpülememek adına Mars yolculuğu serüvenine devam edelim.

Uzay serüvenimizin kronolojisini buraya taşımak konumuz değil ama en azından ilk olarak haberleşme uydumuz Türksat 1B ile 1994 yılında başladığını söyleyebiliriz. Velhasıl millet olarak düşmemek için ilerlemesi gereken bir bisiklet gibi bir çağda ve bir konumda olduğumuz gerçeğini de hatırlatmamız gerekiyor. Böyle kitaplar, en azından uzaya merakımızı artırıcı, tetikleyici bir etki yapacaktır. Biz yine "Mars'a Yolculuk" romanına dönecek olursak; Uzun yıllardır uzay alt yapı çalışmalarının devamında, Türk Uzay Ajansı tarafından Milli Uzay Programı çerçevesinde bir komite kurulur. Bu komitenin başkanı Profesör Semih Göktürk'tür. Profesör Mekselina Demir, Astronom Fikri Gürsoy ve Biyolog Emre Korkmaz komite üyeleridir. Bu komitenin çalışmalarıyla, Kapadokya'da Mars Uygulama İstasyonu kurulur. Yedi ayda Mars'a gidiş, Mars'ta bir ay kalış ve yedi aylık dönüş yoluyla birlikte on sekiz aylık bir Mars yolculuğu planlanır. Mars'a Yolculuk Komitesi tarafından ülke çapında gökmen adayı seçimleri yapılır. On tane gökmen adayı belirlenir. İstasyonda on sekiz ay eğitime tabi tutulurlar ve yedi aday elenir ve devamında üç gökmen, Mars'a gitmeye hak kazanır. Alanlarında uzman gökmenler şunlardır. Başgökmen Albay Mirza Baran, Tıp Doktoru Hakan Uçman, Jeofizikçi Profesör Özcan Çakır'dır. Biz Türk ve Müslümanlara has güzel enstantaneler de yok değil. Mesela yolculuk esnasında gökmenlerin Felak, Nas ve diğer bazı süre ve duaları okumaktadırlar. Ayrıca gökmenlerin kendi aralarında yazı-tura atarak Mars'a ilk ayak basacak gökmeni belirlemişlerdir. Yol türkülerini ağzına alıp yola revan olan gökmenler, 1969'da aya ilk ayak basan Neil Armstrong gibi ilk ayak basan olmak varken, Buzz Aldrin gibi ikinci astronot olmak istemezler tabi.

Kapadokya'da kurulan Mars Uygulama İstasyonu yanında, Mars yolculuğu ve diğer uzay çalışmaları için Ankara'da Fergani ¹ Gözlemevi kurulur. Mars'a gidecek uzay aracıyla birlikte Mars'a iniş için Gökçen isimli mekik inşa edilir. Bununla birlikte daha önce kurulmuş olan Kırıkkale Uzay Teknolojisi Geliştirme Bölgesinde, başta hibrit teknolojiyle olmak üzere bütün teknolojik imkânlardan faydalanılır. Bu Mars yolculuğunun bütçesi bile bellidir. İki yüz milyar dolar ayrılmıştır. Bilim insanlarının Mars'a yönelik ön çalışmaları, tasavvurları, tespitleri vardır elbette. Mesela Mars'ın zor koşullarının bertaraf edilebilme deneylerinin yanında Mars yer yüzeyinin altında, buz halinde su olduğuna inanılır. Mars'ta, kitin denen bir madde ile toprağı karıştırmayla elde edilecek tuğlalarla yerleşim yerleri inşa edilmesi dahi planlanır. Mars yüzeyinde şişirilebilir seralarda bitki yetiştirme deneyleri yapılır. Bu yolculuk sürecine kolay gelinmediği söylenerek, daha öncesinde de Türk gökmenler aya ayak bastığına vurgu yapılır. Bunun gibi bütün bu anlatımlar yazarın hayalindeki, tasavvurundaki muhtemel olabilecek hayalleri ve çözüm önerileridir tabi ki de. Bu roman vesilesiyle Mars hakkında bazı temel bilgilere de ulaşıyoruz. Şöyle ki; Mars, Venüs'ten sonra dünyamıza en yakın gezegendir. Bilim insanlarının tespitlerine göre, Mars'ta insan yaşamı için şartlar Venüs'e göre daha çok olumludur. Dünya ile Mars, Güneş etrafındaki yörünge hareketleri sırasında her iki yılda bir birbirine yaklaşırlar. Dünya İle Mars arasındaki mesafe yörüngedeki konumlarına göre farklı farklı olsa da Dünya ile mesafesini 480 milyon kilometre olarak kabul edersek, romandaki tasavvufa göre eğer saatte 40 bin km yol alabilen bir uzay aracı olsa idi, yedi aylık bir yolculukla anca Mars'a ulaşılabilecek bir mesafeden bahsediyoruz. Mars'ın uydularının Phobos ve Deimos olduğunu da öğreniyoruz.

Türk insanının uzaya, Mars'a gidişini fantastik bir dille ele alan güzel bir çocuk-genç romanı okudum. Uzayı, Mars'ı çocuklara, gençlere sevdiren, merak duygusunu aktif tutan, yalın bir anlatımla ele alınmış bir kitap. Mars’a insanlı ilk giden ve Mars'ta yaşam kolonisi kuran milletin ilk olarak Türk olması isteğinden doğmuş, gerçekleşmesi muhtemel, güzel bir hayal ürünüdür. Amerika, Rusya ve Çin'den önce Mars'ta ilk uzay üssünü kurmak hedeflenmiştir. Ve bile isteye uzay serüvenin dümenine sokuyor okuru. Başarmak, kaybetmenin bir ödülü değil mi sonuçta? Mars yolculuğu nasıl yapıldı? Neler yaşandı? Nasıl sonuçlandı? Son hadde de neler yaşandı? Gibi birçok sorunun cevapları da bu kitapta, buyurunuz.

İlkay Coşkun

Biyoloji ve Teknoloji Terörü Kitabı Çıktı

Prof. Dr. Mustafa Zülküf Altan, "Kitaplarda teröre, sadece bilinen bakış açısıyla ve kanıksanan tarifiyle değil, benim penceremden yani kitaplarda açıklamaya çalışacağım boyuttan bakarak genelde tüm insanlığa, özelde de ülkemiz insanına zarar veren eğitim, biyolojik, teknolojik, sosyal genetik terörlerini sizlerle paylaşmak ve bunlar konusunda farkındalık kazandırmak istiyorum.” diyor.

Prof. Dr. Mustafa Zülküf Altan, Biyoloji ve Teknoloji Terörü ile Terör Her Yerde

Altan serinin bu kitabında: gen çalışmaları, bulaşıcı hastalıklar, virüsler, salgınlar, kan gruplarıyla hastalıklar arasındaki ilişki, biyolojik unsurların silah olarak kullanılması, bilimsel çalışmaların insanlığı sürüklediği nokta ile başlayan; dijital terör, 5G, teknolojinin kontrol mekanizması olarak kullanılması, teknoloji ve tarım ilişkisi, siber terör ve uzay çalışmalarına uzanan bu kapsamlı incelemesinde biyoloji ve teknoloji bağlamında insanlığa yapılan kötülükleri terör olarak irdeliyor ve okurlarına çağımıza başka bir pencereden bakma fırsatı veriyor. Prof. Dr. Mustafa Zülküf Altan’ın yazdığı Biyoloji ve Teknoloji Terörü Destek Yayınları’ndan çıktı.

Kitap Tanıtımından: İnsan maalesef içinde yaşadığı doğanın sadece bir parçası olduğunu unuttu; teknolojiyi kullanarak önce doğayı, sonra gıdayı bozdu ve sıra artık kendisindeydi! İnsan DNA’sı ve ardından RNA’sı yani insanın fabrika ayarlarına girildi ve bu ayarlarla ciddi şekilde oynanarak ana sistem bozuldu! Üstüne bir de laboratuvarlarda oluşturulan virüsler yoluyla insanlık tehdit altına alındı. Teknolojiyi, insanlığa zarar verebilecek şekilde bu kadar yaygın hale getirmek ve kullandırmak insanlığa karşı gerçekleştirilen bir terörden başka bir şey değildir. Daha hızlı, daha ileri, daha teknolojik, daha fazla sanayi, daha çok para derken kimyasallara, toksinlere, virüslere boğulduk, hem de bunları kendi ellerimizle meydana getirdik. Prof. Dr. Mustafa Zülküf Altan, Terör Her Yerde serisinin ikinci kitabında, gıda terörü, genetik çalışmalar, biyolojik unsurların silah olarak kullanılması, dijital terör, yapay zekâ, uzay çalışmaları ve daha birçok konu hakkında bilinmeyenleri anlatıyor ve soruyor: Daha az insan gücüyle daha fazla kazanç elde etmek isteyen güçler, daha az insana ihtiyaç olacak bu Yeni Dünya’da, insan nüfusunu azaltmak için biyoloji ve teknolojiden faydalanıyor olabilir mi? 

Yazar Hakkında: Selçuk Üniversitesi Eğitim Fakültesi İngiliz Dili ve Eğitimi Bölümü’nden mezun oldu. Bir süre Milli Eğitim Bakanlığı’na bağlı okullarda öğretmenlik mesleğini yürüttükten sonra Erciyes Üniversitesi’nde İngilizce okutmanı olarak görev yaptı. Bilkent Üniversitesi’nde yüksek lisans, Çukurova Üniversitesi’nde doktora, Ohio State Üniversitesi’nde doktora sonrası çalışmalarını İngiliz Dili ve Eğitimi alanında yürüttü ve 2012 yılında profesör oldu. Halen Erciyes Üniversitesi Eğitim Fakültesi İngiliz Dili ve Eğitimi Ana Bilim Dalı’nda öğretim üyesi olarak görev yapmaktadır. Yurtiçi ve yurtdışında pek çok konferans bildirisi, yayımlanmış yüzden fazla makalesi, binin üzerinde atfı, Profesyonel Öğretmenliğe Doğru (2009), 2015 yılının en iyi eğitim araştırması ödülünü alan Türkiye’nin Eğitim Çıkmazı Girişimci Öğretim, Girişimci Öğretmen (2014), Öğretmenliğe Dair Filmler ve Öğretmenler (2016), ayrıca hem yazarlığını hem de editörlüğünü yaptığı Hayallerindeki Eğitim Fakültesi (2017), Eğitim Ateşi (2019), Terör Ya Öyle Değilse? (2021) ve Eğitim Terörü (2022) adlı kitapları bulunmaktadır.

Zeytin Filmi İzleyiciyle Buluşuyor

Film, Mardin, Marmara ve Muğla olmak üzere, her bölgeden 2 kadın çiftçinin katılımıyla toplamda 6 kadın çiftçinin hayatına yer veriyor. MILKist yapımcılığında, Kıvılcım Akay yönetmenliğinde ve Tolgahan Tombaş’ın görüntü yönetmenliğinde hazırlanan film, bir sosyal tasarım projesi olarak konumlandırılıyor.

Zeytin filmi

Doğal ve kültürel değerleri, zeytin çiftçiliği yapan kadınları merkeze alarak anlatan Zeytin filmi; Koç Üniversitesi, Koç Üniversitesi Toplumsal Cinsiyet ve Kadın Çalışmaları Araştırma ve Uygulama Merkezi (KOÇ-KAM), UNESCO Toplumsal Cinsiyet Eşitliği ve Sürdürülebilir Kalkınma Kürsüsü ve UN WOMEN Türkiye’nin destekleriyle hayata geçirildi.

Zekeriya Çakabey Kitap Analiz Günlerine Konuk Oldu

Kahramanmaraş’ta eseri olan şair ve yazarların kitaplarının temin edilerek etkinliğe katılmak isteyen okuyuculara ücretsiz olarak verilen etkinlikte, 2 haftalık tanınan süre içerisinde tüm katılımcıların söz konusu kitabı okuyarak kütüphane salonunda analizini gerçekleştiriyor.

Karacaoğlan İl Halk Kütüphanesi, Zekeriya Çakabey, Kitap Analiz Günleri

Bu vesileyle, Kahramanmaraşlı yazarların ve kitaplarının daha geniş çevrelere ulaşmasına katkı sunmanın yanı sıra katılımcıların da kitap okumanın keyfine varmalarına, iyi okur olmalarına destek sağlanıyor.  Ayrıca bu etkinliklerle Karacaoğlan İl Halk Kütüphanesi, unutulmaya yüz tutmuş olan yerel kültürün yeni kuşak gençlere aktarılması konusunda çalışmalarını sürdürüyor.  52. kitap analiz günlerinin bu haftaki konuğu Kırmızı Leylek Yayınları’ndan yayımlanan Uçurtma Yalnızlığı kitabının yazarı Zekeriya Çakabey Oldu. Kütüphane Müdürü Bilal Horasan moderatörlüğünde gerçekleştirilen programa edebiyatseverler yoğun ilgi gösterdi.

İlkay Sevgi Temizalp: Hayal Kırıklığı Yaşamamak İçin Aşktan Uzak Durmayın

Okuyucularımıza kendinizi tanıtır mısınız? 

Merhabalar, ben kitap çevirmeni ve yazar olarak uzun yıllar çalıştım. Kendi organizasyon firmamda festivaller ve konferanslar organize ettim. Sanat eğitimi ve kişisel gelişim programları düzenledim. Avrupa ve Amerika’da kültür ve iletişim konularında konferanslar verdim. ODTÜ’de Siyaset bilimi ve Kamu Yönetimi eğitimi aldıktan sonra Yunanistan’da Avrupa Politikası ve ekonomisi yüksek lisansı yapmıştım. İletişim, ilişkiler, kültürel farklılıklar ve daha çok kültürel ortak noktalar oldukça dikkatimi çekiyor. Barışın, ilişkilerle, kendini geliştirmek ve bir ilişkiyi yürütebilmekle bağlantılı olduğunu düşünüyorum. Kişisel barış, toplumsal barışa ve kültürlerarası barışa evrilsin diye bir bakış açısı geliştirsek, ilk köşe taşı, ilişkide diğerine açılırken barışı ve uyumu yakalayabilmektir. 

İlkay Sevgi Temizalp, Uzun Süreli İlişkilerin Sırları, Giz Kitap

Yazarlık sizin için ne ifade ediyor? Yazar olma yolculuğunuza kimler destek oldu? 

Yazarlık, insanın içinde hep olan bir şey. Çocukken çok kitap okurdum ve her yeni kitabı elime aldığımda, “yazarı ben olsaydım” diye düşünürdüm. Ünlü bir çocuk yazar olma hayali kurardım. Hikayeler yazardım. Şimdi düşününce aralarında oldukça iyi olanlar da vardı. Sonra olay, “yaşamak için yazmak” ve “yazmak için yaşamak” arasında bir yere kilitleniyor. “Şu olay yazmaya değer, bunu yaşayayım” diyerek, normalde yaşamayacağım deneyimleri, sırf yazmak için yaşadığım olmuştur. İnsana hayat deneyimi katan bir çaba. Toplumsal anlamda bireylerin hedeflerinden oldukça farklılaşmaya başlıyor hedefler. Örneğin belki benim okuduğum okulda okuyan biri, çok da ihtiyacı yoksa, gidip garsonluk yapmaz. Ben üniversite boyunca böyle işlerde çalıştım. Yaşam deneyimi için. Size işaret edilen amaçlardan çok, hikayelerin peşinde koşuyorsunuz. Sonra çevirmenlik yapmaya başlayarak, kitaplarla daha fazla haşır neşir olmak istedim. Daha sonra da kendi kitaplarımı yazmaya başladım. Yazmak ve yayınlamak arasında da uzun bir süreç oluştu. 

Edebiyat yolculuğunuzu ve son kitabınızın ortaya çıkış sürecini anlatır mısınız? 

İletişim, Politika ve Sanat alanında kitapların çevirisini yaptım. Yazmaktan daha zor bir uğraştı benim için. Hikayeler ve araştırma yazılarım birçok gazete, dergi ve yayında yayınlandı. Sonra araştırma projem, doğu ve batı sentezi vücut eğitimi projesi “Meditatif Dans” kitabını yazdım. Bir de romanım var. Ayrıca bir seri olarak düşündüğüm “Uzun Süreli İlişkilerin Sırları” kitabını, Giz Yayınevinin de motivasyonu ile yayına hazırladık ve okurlardan beğeni alıyor. İlişkiler çok dinamik ve değişken bir konu. Ancak insanlar bu kitabın ilişkilerine fayda sağladığını söylediğinde hoşuma gidiyor. Aslında benimle iletişim kuran okurlara, elimden geldiği kadar özel destek de vermeye çalışıyorum. Bir ilişkiyi sürdürmek, bir ağaç ya çiçek büyütmek gibi. Gün ışığı, su, toprağın bereketi yanısıra ilgi de istiyor. Yaşamın her sürecinde ilişki de değişiyor. İnsanlar sahip oldukları birçok şeye emek verdiği gibi ilişkilerine de emek vererek mutluluklarını besleyebilir. Maalesef dayatılan, “inceldiği yerden kopsun”, “akışa bırak”, “değmeyecek birine emek verme” gibi düşünceler, yayıldıkça ilişkileri yürütmek zorlaşıyor. Tüketim toplumuna dönüştüğümüzde, tükettiğimiz ilk şey ilişkiler olacaktır. Çünkü en hassas süreçler, insanlarla geliştirdiklerimizdir. O yüzden, bu konu, üzerinde daha derin düşünmeyi fazlasıyla hak eden bir konu. 

Kitabınızı okuyacak okurları neler bekliyor? Okurlarınıza neler söylemek istersiniz? 

“Uzun Süreli İlişkilerin Sırları” kitabı, aşka bakış açısını gerçekten değiştirecek bir kitap. Aşkın, bir kişisel gelişim yolculuğuna dönüşmesi, iletişimin sırları ve aşktaki sonsuzluk arayışı üzerine eğiliyor. Çeşitli meditasyonlara da yer veriyor, böylece duygusal denge oluşumu hakkında bir deneyim sunuyor. Bir ilişki için ilişkiye girmeden önce de yapacaklarınız vardır. Bazen hayat sizi olaylara hazırlamaz, hazır olunca olayları karşınıza çıkarır. Aşka hazır olmak, kendini kaybetmeye razı olmak demektir. Sonra tekrar kendini bir ilişkide karşıdakinin gözüyle  görmek ve daha güçlü bir biçimde tekrar bulmak mümkündür. Günümüzde “enerji vampiri insanlar”, “çıkar ilişkileri” ve buna benzer kavramlar insanların aşka bakış açısını değiştiriyor. Aşkı yanlış değerlendirmeye götürüyor. İlişkide öyle eşsiz paylaşımlar vardır ki bunlar çıkarlarla, beklentilerle kıyaslanamaz. Yalnızlık, zekanın işleyişine de karşıdır. Zeka, diyalog ile de beslenir. Aslında bu emek ve paylaşım, yakın bir arkadaşlık için de böyledir. 68 kuşağı, arkadaşlık konusunda oldukça üstündü. Ancak sonraki kuşaklarda verilen önem azalmaya başladı. İkili ilişkiyi korumayı, aşkı sürdürmeyi başarırsanız, etrafınıza bu duygu yayılacaktır. Çiftler için bu durum oldukça kafa karıştırıcıdır. O yüzden ilk zamanlar (bu süreç normalde 3 ay olmalı iken bazen anlayış geliştirilemezse uzadıkça uzayabilir) çiftler, sevgilisinin başka birine de kendisine baktığı gibi baktığını fark edebilir. Kıskançlık kavgaları içinden çıkılamaz hale gelebilir. Halbuki aşkın anlayış, kabından taşan bir yoğunluktur. Tüm hayata farklı bakmaya, aşkla bakmaya çağırır. Bu anlayış edinildiğinde, yayılır ve güven sağlar. Aşkı kendinize saklayamazsınız. Olduğunuz her yeri kuşatacaktır. Yeter ki siz kendinizi açın ve korkmadan ilerleyin. Güvenmeye değecek bir duygudur. Acısı da varlığı da insanı geliştirir. İnsanlığa ve bir varlık olmaya daha derinden bağlar. 

Başucu yazar ve kitaplarınız kimlerdir/nelerdir? Yazar ve kitapların hayatınızda nasıl bir etkisi oldu? 

Ben ağırlıklı olarak felsefe kitapları ve ruhsal kitaplar okuyorum. Spinoza ve Adorno, Horkheimer gibi filozofları başucumdan ayırmam. Roman okumak bana bir tatil, bir ödül gibi geliyor. Son dönem yazarlarından Hakan Günday, Taylan Kara ve Şenol Ceviz, ihtiyacımız olan vizyon sahibi ve farklı bakış açılarına yer veren kalemler olarak, her kitabını takip etmek istediğim yazarlar arasında geliyor. Klasik dönemden Ahmet Hamdi Tanpınar ve Sabahattin Ali, çeşitli dönemlerde tekrar tekrar okuduğum yazarlar. Amerikan yazarlarından Jack London romanları hayatımda çok etki etmiştir. Orhan Pamuk kitaplarını severim. 

İlk kitabınıza dair okur ve eleştirmenlerden nasıl dönüşler bekliyorsunuz? 

“Uzun Süreli İlişkilerin Sırları” kitabı, okurla doğrudan iletişim kurduğum bir kitap oldu. Bana ilişkileri hakkında yazıyorlar ve kitabın nasıl etkilediğini anlatıyorlar. Araları bozulanlar, “Bu kitaba rağmen aramız nasıl bozuldu?” diye sorduğunda hoşuma gidiyor. Kitap ile pürüzsüz bir ilişki beklentisi oluşturmak yerine aslında tartışmaların kaçınılmaz olduğunu, ne olursa olsun iletişimi sürdürmek gerektiğini anlatmaya çalışıyorum. Ayrıca iletişimde yanınıza objektif olabilecek bir kişiyi alabilirsiniz. Konular ifade edildiğinde tüm ağırlığı üstünüzden kalkar ve objektif bir bakış açısıyla kendinizi karşınızdakinin yerine de koymaya başlayabilirsiniz. Eğer sorunlar uzun süreliyse ya da işinize ya da sosyal hayatınıza etki etmeye başladıysa bir rehberden ya da uzmandan yardım almaktan da kaçınmamak gerekir. İletişime güvenmek gerekir. Bir ilişkiden vazgeçmeden önce, her konuyu ele aldığınızdan emin olmak önemli çünkü aynı sorunlar farklı görüntülerle, sonraki ilişkide yine karşınıza çıkabilir eğer çözmeden ilerlerseniz ve başladığınız yere dönebilirsiniz. O yüzden, bir kez aşkı hissettiyseniz dünyada tek kişi O kalmış gibi, ilişkiyi sürdürmek, kişiyi geliştirecektir.  

Üzerinde çalıştığınız yeni bir kitabınız var mı? 

“Uzun Süreli İlişkilerin Sırları” kitabının devamı gelecek. Daha spesifik örnekler üzerinden ve diyaloglar da kullanarak, ilişkilerdeki yapıcı ve yıkıcı tutumları ortaya sermeye çalışacağım. Ayrıca kültürlerarası ilişkileri, çifte kültürlü çocukları da inceliyorum. Farklı milliyetlerden, kültürlerden insanların evliliği yürütmesi ve çocuk yetiştirmesi oldukça ilgimi çekiyor. Aslında bu çiftler dinlense, dünyaya bir barış formülü verecekler ve kültürleri nasıl bütünleştirdiklerini anlamış olacağız. Diğer çiftler için örnek olacaklarını düşünüyorum. Aralarında köklü farklılıklar olan çiftler, dilleri bile farklıyken aşkı sürdürebiliyorsa, aynı kültürden olan çiftler “demek ki biz farklılıklarımızı çok büyütüyoruz” diye düşünecekler. 

Son olarak okuyucularınıza söylemek istediğiniz bir şeyler var mı?

Hayal kırıklığı yaşamamak için aşktan uzak duranlara seslenmek isterim. Bence bu nasıl olsa son bulacak diye hayatı hiç yaşamamak gibi bir şey. Belki bir açıdan haklılık payları var ama “son bulmayacak tek şey ne olurdu” deseler, en fazla söylenecek olan kavram da “aşk” olurdu.

Alişan Yılmaz: Anlatmak İçin Değil Anlamak İçin Yazıyorum

Okuyucularımıza kendinizi tanıtır mısınız?

Ben Alişan Yılmaz. 29 yaşındayım. Samsun'un Bafra ilçesinde doğdum. 2012 yılında Marmara Üniversitesi sinema televizyon bölümünde lisans eğitimine başladım. Ardından Marmara Üniversitesi'nden ayrılıp Gazi üniversitesine geçtim. Bölümü orada bitirdim. 2 yıl İstanbul 5 yıl Ankara'da yaşadıktan sonra tekrar İstanbul'a dönüş yaptım. yönetmen ve senarist olarak çalışıyorum. 

Yazar Alişan Yılmaz, İlhami Bey Meselesi

Yazarlık sizin için ne ifade ediyor? Yazar olma yolculuğunuza kimler destek oldu?

Yazarlık benim için en işlevli merak giderme yöntemi. Ben anlatmak için değil anlamak için yazıyorum. Yazdıklarımın nereye ulaşacağını sonunun nasıl biteceğini en çok ben merak ediyorum. Hiçbir öyküme sonunu tasarlayarak başlamadım. Yarattığım karakterler bir yola çıktı başlarına bazı olaylar geldi ve onlarla baş ettiler veya yenildiler. Ben de merak ettiğim için yazıyorum. Yazar olma yolunda bana en çok desteği en yakınımda olanlar verdi.

Edebiyat yolculuğunuzu ve son kitabınızın ortaya çıkış sürecini anlatır mısınız?

Yazmaya ne zaman başladığımı hatırlamıyorum ama anlamlı bütünler ortaya çıkarmayı fark ettiğim an lise son sınıftayken oldu. O zamanlar bazı internet sitelerine küçük öyküler yazıyordum. Sonra fanzinle tanıştım, yazdığım öyküler beğenildi. Ardından bazı dergilerde özellikle sol siyaset içerikli dergilerde takma isimle öyküler yazdım. 2016 yılında bir arkadaşımla birlikte yazdığımız öyküleri derleyip ortak bir kitap çıkardık. Şu anda o kitapta olan bütün öykülere reddiye versem de ilk kitabım olması sebebiyle yeri bende ayrıdır. Yıllar geçtikçe aslında çok kötü bir yazar olduğumu fark ettim. Yıllarca çok kötü seviyesinden çıkıp kötü bir yazar olmak için çalıştım. Bir süre sonra kötü bir yazar olmayı başardım. O seviyeden sonra artık kötünün iyisi ve iyi bir yazar sıfatıydı. Sanırım şu sıralar o yörelerde dolanıyorum. Yedi yıldır üzerinde çalıştığım en azından içine elli kere hikaye sokup çıkarttığım bir eserdi İlhami Bey Meselesi. Tesadüf eseri Poesis Yayınları'yla tanıştım. İlk dikkatimi çeken kapak tasarımlarıydı. Daha sonra Abdullah Bey bana ulaştı. Kendisiyle çok iyi anlaştık ve İlhami Bey Meselesi kitabı çok içime sinecek bir şekilde somutlaşmış oldu. Abdullah Bey'e ve ekibine çok teşekkür ederim. Başından sonuna kadar gerçekten çok ilgilendiler.

Kitabınızı okuyacak okurları neler bekliyor? Okurlarınıza neler söylemek istersiniz?

Okurlarım diyebileceğim bir kitle oluştuysa eğer ilk olarak onlara içten teşekkür etmek isterim. On iki öyküden oluşan bu eseri okuduklarında biraz yorulmalarını vay be demelerini isterim. Onları bir kaosun beklediğini söylemek istiyorum.

Başucu yazar ve kitaplarınız kimlerdir/nelerdir? Yazar ve kitapların hayatınızda nasıl bir etkisi oldu?

Aslında ben kişilik olarak hayranlık olayına karşıyım. Ama yazdığı her eseri oburcasına okuduğum yazar Sezgin Kaymaz'dır. Mutlaka onun kitaplarından izler esintiler kendi yazılarımda da olur. 

İlk kitabınıza dair okur ve eleştirmenlerden nasıl dönüşler bekliyorsunuz?

İlhami Bey Meselesi'ne neredeyse hiç olumsuz eleştiri almadım. Aslında olumsuz eleştirileri yararlı buluyorum ama insanlar ya çok seviyorlar ya da beni üzmemek için öyle konuşuyorlar sanırım. Sıradaki kitabım çıktıktan sonra bunu anlayacağız.

Üzerinde çalıştığınız yeni bir kitabınız var mı?

Şu sıralar üzerinde çalıştığım iki roman çalışması var. Biri çok kısa bir süre sonra yine Abdullah Bey'in onayıyla yayımlanacak.

Son olarak okuyucularınıza söylemek istediğiniz bir şeyler var mı?

Beni Instagram'dan takip etmelerini istiyorum.

2023 Kitap Fuar Takvimi Açıklandı

2023 Kitap Fuar Takvimi

FUARIN ADI TARİHİ DÜZENLEYİCİ

Çukurova 15. Kitap Fuarı 14-22. Ocak 2023 Tüyap & Çukurova Fuarcılık

Bursa 20. Kitap Fuarı 11-19 Şubat 2023 Tüyap-Bursa

Üsküdar Kitap Fuarı 18-26 Şubat 2023 Üsküdar Belediyesi

İstanbul Kırtasiye - Okul, Ofis Mlz. Fuarı   22-26 Şubat 2023 Tüyap

Kepez Kitap Fuarı 03-12 Mart 2023 Aktüel Expo

Bursa 19. Kitap Fuarı 13-22 Mart 2023 Tüyap

Ankara Kitap Fuarı 17-26 Mart 2023 Eylül Fuar

25.İzmir Kitap Fuarı 11-19 Mart 2023 Tüyap

CNR İstanbul Kitap Fuarı 24 Mart-02 Nisan  Avrasya / Cnr

Eyüp Kitap Fuarı 31 Mar-11 Nis 2023 K2 Ajans

Şahinbey Dini Yayınları Fuarı 08-16 Nisan 2023 K2 Ajans

Gebze Kitap Fuarı 14-23 Nisan 2023 K2 Ajans

40.Kitap ve Kültür F. Fatih Camii İstanbul 31 Mar-17 Nis 2023 TDV Vakıf Fuarcılık

40.Kitap ve Kültür F. Çamlıca C. İstanbul 31 Mar-17 Nis 2023 TDV Vakıf Fuarcılık

40.Kitap ve Kültür F. A. Akseki C. Ankara 31 Mar-17 Nis 2023 TDV Vakıf Fuarcılık

Sorgun Belediyesi 2. Kitap Fuarı 14-21 Mayıs 2023 Vav Fuarcılık

Sancaktepe Kitap Şenliği 14-21 Mayıs 2023 Karma Ajans

Kocaeli Kitap Fuarı 14-21 Mayıs 2023 K2 Ajans

Bağcılar Kitap Fuarı 14-21 Mayıs 2023 K2 Ajans

Malatya Kitap Fuarı 14-21 Mayıs 2023 Belediye

Gaziantep Belediye Kitap Fuarı 20-28 Mayıs 2023 Sun Fuar

Manisa Kitap Fuarı 22 Eyl-1 Eki 2023 Sns Fuarcılık

Sultanbeyli Kitap Fuarı 22 Eyl-1 Eki 2023 İlke Ajans

İstanbul Arapça Kitap Fuarı 30 Eyl-8 Eki 2023 Arapça Yayıncılar Der, Basyaybir, TBYM

Denizli Kitap Fuarı 06-15 Ekim 2023 Eylül Fuar

Elazığ Kitap Fuarı 06-15 Ekim 2023 Elazığ Belediyesi

Şahinbey Kitap Fuarı 06-15 Ekim 2023 K2 Ajans

Manisa Kitap Fuarı 22 Eyl- 01 Eki 2023 Sns Fuarcılık

Karadeniz 8. Kitap Fuarı 29 Eyl- 08 Eki 2023 Tüyap

Pendik Kitap Fuarı 10-20 Ekim 2023 Belediye

Kayseri Kitap Fuarı 13-22 Ekim 2023 Sun Fuar

Kahramanmaraş Kitap Fuarı 13-22 Ekim 2023 K2 Ajans

Konya Kitap Fuarı 13-22 Ekim 2023 Konya Belediyesi

Mardin Kitap, Kültür Fuarı 13-22 Ekim 2023 Zümrüt Fuarcılık

12. Antalya Kitap Fuarı 20-28 Ekim 2023 Nap Fuarcılık

Mersin Kitap Fuarı 20-28 Ekim 2023 Cnr Expo

Giresun Kitap Fuarı 20-28 Ekim 2023 İlke Ajans

40. İstanbul Kitap Fuarı 28.Eki-05.Kas 2023 Tüyap

Kütahya Kitap Fuarı 03-12 Kasım 2023 Hypatia Organizsayson

13. Antalya Kitap Fuarı 24.Kas-03.Ara 2023 NAP Fuarcılık

Bursa Kitap Günleri 17-26 Kasım 2023 Bursa Belediyesi

İstanbul Kitap Fuarı 02-10 Aralık 2023 Tüyap

Gaziantep Arapça Kitap ve Kültür Günleri 20-25 Aralık 2023 Arapça Yayıncılar Der, Basyaybir, TBYM

Betül Fırat Ödüle Layık Görüldü

Başarılı Yazar Fırat; “Son dönemdeki beni mutlu eden başarım aldığım ödüller olmakta. By Medya Protokol Dergisine ve Kristal Çam Ödülleri Yönetim Kuruluna çok teşekkür ederim bu ödülleri layık gördükleri için. Hem duygulandım hem de onur duydum. Bundan sonraki çalışmalarımı daha şevkle ve keyifle yapabileceğimi söylemek isterim. Bu şekilde ödüller genelde daha fazla teşvik ediyor beni; özellikle de yeni eserler üretebilmem için. Yeni eserler üzerindeki çalışmalarım titiz bir şekilde devam etmekte." sözlerini dile getirdi. 

yazar şair Betül Fırat

Etkili kalemiyle sosyal medyada da büyük etki yaratan ve Paradoks Okur Yazar olarak bilinen Betül Fırat, 5 eser sahibi, besteli şiirleri olan, Edebiyat Sanat Meltemi Genel Yayın Yönetmeni ve Aksed Yönetim Kurulu Üyesi olarak kariyerindeki başarısını sürdürmeye devam ediyor. Ödüllü yazar Betül Fırat’ın başarı basamaklarını hızla çıkmaya devam ettiği kariyerindeki gelişmelerden haberdar olmak istiyorsanız onu sosyal medyadan takip edebilir, kitaplarını kitap satan her yerde bulabilirsiniz.

Betül Fırat kimdir?

1984 yılında Amasya’da doğdu. Liseyi Diyarbakır İlinde Diyarbakır Anadolu Öğretmen Lisesi’nde tamamladı. 2010 yılında lisansını Ankara Üniversitesi Ziraat Fakültesi’nde, 2018 yılında da Ankara Üniversitesi Fen Bilimleri Enstitüsü’nde yüksek lisansını tamamladı. 2012 yılında Tarım ve Orman Bakanlığı bünyesinde görevine halen Ankara’da devam etmektedir. %40 bedensel engelli olan Fırat, Türkiye Engelli Bayan Halter 2009 (Benç Press) Şampiyonası’na katılarak ikinciliği yakalamıştır. Şu ana kadar 4 eser çıkarmıştır. 3 Antoloji kitabında yer almaktadır. Çeşitli web gazetelerinde köşe yazarlığına ve dergi yazarlığına devam etmektedir. Türkiye Yazarlar Birliği Ankara Şubesi Üyesi, Ankara Kültür Sanat ve Edebiyat Derneği Yönetim Kurulu Üyesi, Yazşader Üyesidir. Edebiyat Sanat Meltemi Platformunun Genel Yayın Yönetmenliğini yapmaktadır.

Turgut Özgüney'ın Pythagoras Kitabı Okurla Buluştu

"Halkın yolundan çekil ve fazla çiğnenmemiş yollardan yürü. Bilgelik arayanlar onu yalnız aramalıdır.” Ezoterik felsefenin kurucusu ve tüm zamanların kadim bilgesi Pythagoras, yaratıcı düşünceleriyle Yunanistan’da reforma ve Avrupa’da Rönesans’a öncülük etmiştir.

Turgut Özgüney, Plotinus Yeni Platonculuk, Pythagoras Beyaz Baykuş Yayınları

O ilklerin filozofudur. Maddi evrenin işleyişinin matematiksel terimlerle ifade edilebileceği düşüncesini ortaya atan ve “Kozmos” sözcüğünü evrene ilk uyarlayan kişidir. Matematiği felsefe ile ilişkilendiren ilk düşünürdür. Mısır’daki Hermetik gelenekten ilham aldığı düşünceleri ilkçağda ve ortaçağda birçok bilim insanına, sanatçıya ve filozofa esin kaynağı olmuştur. Felsefe tarihinde Pythagoras’tan etkilenmeyen filozof yok gibidir. Platon, Pythagoras’tan aldığı ilhamla Atina’da akademisini kurmuştur. Yaşadığı çağın geleneğine uyarak kendisini “Sophos” (bilge) olarak nitelemekten kaçınarak “Philosophos” (bilgelik âşığı) adını benimsemiş ve bu terimi insanlığa armağan etmiştir. Felsefesini aritmetik, geometri, astronomi, müzik üzerine kuran Pythagoras öğretisiyle adeta tek başına koca bir üniversitedir.

Şair Yücel İnegöllü Yazdı: Sen Üşüme

Şair Yücel İnegöllü, Sen Üşüme, siir

Ayrılık üşütür insanı               

Hele zamansız ayrılık               

Sen üşüme oralarda                    

Üşüyorsan söyle      

Kanatlarımla sarayım                 

Sevgimi örteyim üzerine      

Hep seveyim seni...            

Malum ayrılık  bu                     

Adı bile soğuk                            

Zemheri gibi.               

Isınmadıysa için                      

Hala üşüyorsan                 

Gittiğin yerde                         

Ateş olup yanayım           

Aşkımla sarayım                      

Hep seveyim seni              

Ömrüm yettiği kadar...   

Muhammed Aytekin: Her Çizim Yaşama Atılan Bir İmzadır

En kolay soru ile başlayalım. Muhammet Aytekin Kimdir?

Kendimi kısaca tanıtayım. 1990 Nevşehir Derinkuyu doğumluyum. Sizin de vakıf olduğunuz gibi gazeteci, yazar ve ressam Osman Aytekin'in oğluyum. Annem ev hanımı iki ablam ve eşim öğretmen. ilk ve orta öğretimi Derinkuyu'da tamamladım. Nevşehir Hacı Bektaş Veli Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi Resim bölümünü 2015 yılında birincilikle tamamladım. Bir yıl kadar Emniyet Genel Müdürlüğünde hizmet verdim. 2018 yılında Milli Eğitim Bakanlığı bünyesinde Görsel Sanatlar Öğretmeni olarak görev yapmaya başladım. Dört yıl Şanlıurfa'da görev yaptım şu an Kayseri'de görev yapmaktayım.

Çizer Muhammed Aytekin

Çizimle olan ilişkiniz ne zaman başladı?

Çizimle olan ilişkim babam gibi benimde küçük yaşlarımda başladı. Babam benim kadar şanslı değildi tabi çünkü benim babam bir çizer ve ablalarımla beni bu konuda hem destekledi hem de yönlendirdi. Ortaokul ve lise yıllarımda ilçede düzenlenen resim yarışmalarında sürekli dereceye girerdik. Bu arada ortaokul resim öğretmenim Orhan Demir'in de bana katkısı büyüktür.

Bir çizer olarak kitaba nasıl hazırlanıyorsunuz?

Metin elime ulaştıktan sonra hayata metin gözüyle bakmaya başlarım. Figürleri hayalimde karakterize edip birer masal kahramanı olduklarını düşünürüm ve etkilendiğim bir durum olduğunda hemen bunu çizime aktarırım. Çizime başladığım an itibarıyla o metnin içerisinde her şeyi bir kenardan izleyen biri olurum. Bir tiyatro bir sinema gibi ses görüntü hareket ışık ne varsa hepsi zihnimde canlanır. Eseri ne kadar çok özümsersem o kadar başarılı çalışmalar çıkarırım. Karakterleri ve mekanları yansıtacak gözle bakarım hayata. Bolca görsel depolarım. Sonuç olarak kendi karakterimi kendi renklerime karar veririm. Bazen tasarladığım karakterlerle bile bir yönetmen edasıyla konuşurum içten içe ”hayır hayır kolunu biraz daha kaldırıp kaşlarını çatmalısın duyguyu böyle daha net verebiliriz” gibi. Ve çalışmam şekillenmeye ve renklenmeye başlar.

Çizimlerinizi yaparken yazar ya da editör ile aranızda nasıl diyaloglar gelişiyor?

Yayıncı ve editör bahsi geçen metinle ilgili özel durumlar var ise bunları belirtir. Okur yaş aralığı, metindeki kişilerin karakterize edilişi, vurgular konusunda çizim öncesi konuşuruz. Özellikle hikaye kitaplarında resimleme, metinleri yansıtma açısından olsun vurgu açısından olsun önemli bir yere sahiptir. Mesela kendi açımdan rafta duran kitapların dikkatimi çekmesi ilk önce kitap kapağının albenisi ile alakalıdır. Yani kitabı elime almam için kapağın beni çağırması gerekiyor. Daha sonra içeriğine dikkat kesilirim. Genelde herkeste bu böyledir. Bu nokta da dediğim gibi görsellerin önemli olduğunu düşünüyorum. Yayıncı ve editörlerle bu konuda kararları genel itibarıyla beraber alırız.

Çizimlerinizi beslemek için neler yapıyorsunuz?

Çizimlerimi beslemek için öncelikle hayata çizer gözüyle bakarım. Hemen hemen gördüğüm her şeyin zihnimde kısa taslak çizimlerini yaparım. Bu benim vakit kaybetmeden, yorulmadan, sıkılmadan gelişmeme fayda sağlar. Teknolojiyi bu konuda aktif kullananlardanım. Ne nasıl çizilmiş, hangi teknik kullanılmış, bu alanda yoğun  kullanılan  telefon, tablet ve bilgisayar programları nelerdir bunlara dair kendimi güncel tutmaya çalışırım. Sosyal mecralardan alanımla ilgili güncel çalışmaları sürekli takip ederim. Böylelikle kendimi diri tuttuğumu ve sürekli gelişim gösterdiğimi hissediyorum.

Bir kitabın rafta yerini alana kadar geçirdiği mutfak sürecini çizer cephesinden anlatır mısınız?

Yayıncı, editör, yazar ve çizer olarak iletişim kurulur. Ardından metin okunur. Varsa betimlemeler özellikle değerlendirmeye alınır. Karakterlerin fiziksel özellikleri not edilir. Mekan özellikleri not edilir. Tek tek yahut toplu taslak çizimler oluşturulur. Yine editör ve yazarla iletişim halinde gerek duyulduğunda taslaklar üzerinden değişimler yapılabilir. Ardından detaylandırılır ve renklendirilir. Süreç içerisinde biten çalışmalarda fikir birliği sağlanır ve çalışmalar  editöre teslim edilir.

Son olarak okuyucularınıza söylemek istediğiniz bir şeyler var mı?

Yaşamımız da sahip olduğumuz bir çok şey prize bağlı yaşam sürüyor. Hal böyleyken kitaplar en üst teknolojik ürünlerden daha değerli olduğunu düşünüyorum. Şarjı bitmiyor,  her daim çekim gücü hep en üst seviyede, reklam girmiyor, abonelik istemiyor, pili bitmiyor, bozulmuyor, radyasyon yaymıyor, gözümüzü almıyor, kolay ulaşılıyor vs. Daha da sıralayabilirim kısacası maddi manevi her anlamda faydalı olduğunu düşünüyorum. Tüm bunların yanı sıra içlerinde öyle farklı bilgiler, öyküler, yaşamlar, hayaller barındırıyor ki. Okumak bir hayata sığdırılmış birden fazla yaşam olarak görüyorum.

Verdiğiniz samimi cevaplardan ötürü teşekkür ederiz.

Ben de EdebiyatGazetesi.com ailesine teşekkür ederim.

Andreas Georgiadis’in Geri Dön Sergisi Açıldı

Beynelmilel bilinirliğe sahip ve dünyanın dört bir köşesinden koleksiyonerleri olan Andreas Georgiadis'in sanatçısı olduğu Istanbul Concept’deki ikinci solo sergisi “Geri Dön/Come Back”in açılışı; Yunanistan Başkonsolos Vekili Stavros Christodoulidis, Yunanistan Ticaret Ataşeliği Ekonomik ve Ticari İşler Müsteşarı  Apostolos Digbasanis, Basın Danışmanı Yorgos Mamalos ve diğer konsolosluk yetkililerinin yanı sıra, koleksiyonerler ve iş dünyasından da değerli isimlerin katılımıyla gerçekleşti. 

Andreas Georgiadis, Uğur Bektas

Açılıştan hemen önce düzenlenen ön gösterimde ise sanatçı Georgiadis’in ünlü şair Konstantinos Kavafis’in şiirlerinden aldığı ilhamla yarattığı eserlerinin detaylı anlatımına, tiyatro sanatçısı ve yönetmen Ersin Umulu’nun okuduğu Kavafis şiirleri eşlik etti. Resim sanatıyla şiir harmanlandı ve izleyiciler Kavafis’in şiirsel evrenine Andreas Georgiadis'in resimleri ile şahitlik ettiler. 

Yunanistan ile İstanbul Arasında Sanat Köprüsü

Zengin bir yerel ve uluslararası sanatçı-tasarımcı portföyüne sahip Istanbul Concept’in bünyesindeki sanatçılardan Andreas Georgiadis’in edebiyat dünyasının kilometre taşlarından şair Kavafis’e ithaf ettiği “Geri Dön / Come Back” sergisinin dünya prömiyeri geçtiğimiz yaz Istanbul Concept kurucusu Işık Gençoğlu ve Türkiye'den koleksiyonerlerinin de katılımıyla Atina'da, çok özel ve önemli bir müze olan Gennadius Kütüphanesi’nde yapılmış ve 17 Ocak'ta İstanbul'da buluşmak üzere sözleşilmişti. Şair Kavafis’in bir zamanlar babasının ve büyükbabasının da yaşadığı İstanbul’a 1882-1885 yılları arasında yerleştiğinde, ilk kez şiir yazmaya burada başlaması; ressam Georgiadis’in İstanbul’daki ilk solo sergisinin tamamen İstanbul üzerine resimlerden oluşması; her iki sanatçının da İstanbul hayranlığı; Yunanistan ile İstanbul arasında özel bir sanat köprüsü oluşturan bu sergiyi daha da anlamlı kılıyor.

Geri Dön / Come Back

Tüm eserlerin kâğıt üzerine mürekkeple Kavafis’in şiirsel evreninden göndermelerle üretildiği sergi ismini şair Konstantinos Kavafis’in Come Back isimli şiirinden alıyor. Andreas Georgiadis’in fırçalarıyla bizi Kavafis’in ayak izlerini takip edercesine İskenderiye’ye götürdüğü sergideki eserler, şair ve hayatı ile olduğu kadar Kavafis'in şiirlerinin önde gelen karakterleriyle de diyalog kurmaya çalışıyor. Georgiadis, tamamen kişisel bir tarzda, yarı saydam ve ton geçişleriyle zengin, genellikle metafiziksel bir ışık yaratıyor; yoğun ve katı gölgenin sanatsal macerasının sakin sularına nüfuz etmesine, bu macerayı sembolizm ve belirsizlikle rahatsız etmesine izin veriyor. Kavafis’in yaşamının mekânları ve yolları, yokluk ve telkinin şiirsel atmosferler ve metaforik sembolizmler oluşturduğu, aynı öykülerin farklı yorumlarını öneren bir hatırlama coğrafyası yaratıyor. Andreas Georgiadis’in, ölümünden neredeyse bir asır sonra Yunan şair Konstantinos Kavafis’e adeta saygı duruşu niteliğindeki sergisi Geri Dön / Come Back, 12 Şubat’a kadar pazartesi hariç her gün saat 12:30-19:00 arası Tomtom Mahallesi Nur-u Ziya Sokak’taki Istanbul Concept Gallery’de izlenebilir.

Fotoğraf: Uğur Bektas

Dr. Gülden Türktan’ın Liderliğin Karanlık Yüzü Kitabı Çıktı

Profesyonel iş hayatına “126 yıllık” yönetim kurulu üyeliği ve başkanlığı tecrübesi sığdıran ekonomist, yönetici ve girişimci bir iş kadını olan Dr. Gülden Türktan Liderliğin Karanlık Yüzü’ kitabında gösterip, bunun aydınlığa nasıl çevrileceğini paha biçilmez iş ve yaşam tecrübesiyle birlikte anlatıyor.

Dr. Gülden Türktan, Liderliğin Karanlık Yüzü, Destek Yayınları

İş hayatı boyunca pek çok ilke öncülük eden, uluslararası şirketlerde önemli görevlerde bulunan ve şirket yönetim kurullarında 30 yıl yönetim kurulu başkanı olarak görev yapan, Türkiye’nin önemli derneklerinde görevler üstlenen, aynı zamanda G20’nin kadın açılım grubu W20 (WOMAN20 – Kadın 20) Kurucu Başkanı olan Gülden Türktan deneyimlerini bu kitapta okuyucuları ile paylaşıyor. Bir kadın liderin kaleminden şirketlerin çok da bilinmeyen hikâyelerini ve liderliğin arka yüzünü bulacağınız kitapta liderliğin sadece güzel güllerin olduğu bir gül bahçesi değil; aynı zamanda yüzlerce dikeni olduğuna vurgu yapılıyor. İnsanlara bunu aşabilmeyi öğütlüyor.

Ya lidersiniz ya da değilsiniz! Bu, gece ile gündüz kadar nettir. Organizasyonlar üçgendir ve tepe noktaya yükseldikçe burgu kaçınılmaz olur. Madalyonun bir yüzünde yalnızlığı içeren bir düzen, öbür yüzünde ise başarı ve zafer vardır. Hayat çatışmalardan ve zorluklardan oluşur. İş hayatı da bu çatışmaların en görünür olduğu yerdir. Şirkette işler her zaman o kadar da yolunda gitmez. Uyumlu insanlar olduğu gibi illa ki aksi tipler de vardır. Lider; görüş ayrılıklarını çözmek, duyguların tutuşturduğu yangınları söndürmek, münasebetsiz sorularla, dedikodularla, imalarla, kavgalarla hatta hafife alınmalarla başa çıkmak zorunda olan kişidir.

Aynı zamanda da insanın farklını ve farklı başını çözmek zorundayız diye yaklaşıyor. Her durumda önce insana insan gibi davranmak şart diyen Türktan, devrinin önünde bir liderlik sergiliyor bunun bazen hayretle karşılandığını vurgulayıp, gerçek liderin sadece talimatlar veren ve emirler yağdıran kişi olduğunu ve liderin hedefi anlatmasının gerekli olmadığının kendisine anlatılmaya çalışıldığını söylüyor. 

Anjelika Akbar Grand Pera Emek Sahnesi’nde Konser Verecek

Dünyaca tanınan piyanist ve besteci Anjelika Akbar, Sovyet dönemi bestecilerinin eserlerinin özgün uyarlamalarıyla 26 Ocak Perşembe günü Grand Pera Emek Sahnesi’ne konuk oluyor. Bu özel performansın biletleri ise Türkiye’nin lider etkinlik biletleme şirketi Biletinial’da.

Anjelika Akbar

Klasik müzik severlerin Sovyet Cumhuriyetleri dönemi bestecilerinden Tariverdiev, Gladkov, Petrov, Rybnikov, Schnittke, Dunaevsky, Shainsky ve Dashkevich’i Anjelika Akbar'ın özgün uyarlamalarıyla dinleme olanağı bulacağı konserin biletleri ise kültür, sanat, eğlence ve spor alanındaki tüm etkinliklere tek platformdan ulaşılabilmesini sağlayan Biletinial’da. 

Likya'dan Numeroloji Kılavuzu Çıktı

Anlaşılan o ki kıyamet kainatı başka bir biçimde yeniden inşa edecek! Yerküre başka bir yerküreye dönüştürülecek... Vahyin son kitabı olan Kuran-ı Kerim, gafleti yüzünden, tekamülünde tasarladığı noktaya gelemeyen insanoğluna son uyarı olarak gelmiştir.

Harika Gülnur Varol,Numeroloji Kılavuzu, Likya Kitap

Kuran-ı Kerim Müminun Suresinde, “üstünüzde yedi yol yarattık” ifadesini kullanır. Bazıları bu ifadeye yedi gezegenden ya da yedi yörüngeden bahsediyor dediler. Halbuki ayet insanın bulunduğu boyutun üstünde de boyutlar olduğunu anlatır. Biz insanoğlu şu an 3. boyut olan dünyada yaşamaktayız. Ana hedefimiz 4. boyuta geçiş yapmak olsa da, dünyasal aşklar ile oyalanarak (aşk, para, bağımlılıklar) hedefimizden devamlı sapmaktayız. 'Kalu bela'da, vahdet-i vücut olmaya söz veren ruh varlıkları, ölüp ölüp dirilmek konusunda ısrarı bırakmadıkça, her defasında aynı kısır döngü içerisinde cehennemi daha da derinden yaşayacak olabilir mi? Kişisel olarak tekamülümüzün kritik noktalarını bize gösteren Numeroloji, geçmiş ve gelecek hassasiyetlerimizin gerçek aynası olmaktadır.

Geçmişten Günümüze Edebiyat ve Gazete İlişkisi

Günümüzde aylık, iki aylık ya da üç aylık yayımlanan edebiyat dergilerini incelediğimde aklıma çok güzel bir soru geldi. Edebiyatın bağımsız bir sanat kolu olarak dergileşmesi nasıl gerçekleşti? Bu sorunun cevabını gelin hep birlikte bulalım. Edebiyat ürünleri geçmişten günümüze üç farklı yayın organı olarak okura ulaşmaktadır. 

edebiyat gazete ilişkisi

İlk etapta kitap olarak okura ulaşan edebi metinler sonrasında gazetelerin içerisinde okuyucuyla buluşmaya başladı. Fakat nasıl olduysa zamanla edebiyat ve gazeteler arasına mesafe girdi. Edebiyat gazetelerden yavaş yavaş uzaklaşmaya başladı. İlk Türkçe gazete bildiğiniz üzere 1 Kasım 1831 yılında yayına başlayan Takvim-i Vekayi’dir. Takvim-i Vekayi’de daima resmi konularda yayın yapılıyordu. Edebiyata yer verilmiyordu. Türk basınında edebiyata ilk kez yer veren gazete Ceride-i Havadis gazetesidir. 1840’lı yıllarda tiyatro ile ilgili makalelerin yayınlanmasıyla edebiyat, gazetelerde yer almaya başlamıştır. Türk okuyucusu ilk kez resmi konular haricinde bir gazetede sanat konularına da yer verildiğini görünce bu gazeteye ilgi göstermiştir. Bu ilgiye kayıtsız kalmayan gazete, sayfalarında hikâyelere ve tenkitlere de yer verdikten sonra yazar ve şairlerin toplanma yeri haline gelmiştir.

Ceride-i Havadis’ten yirmi yıl sonra, 1860 yılında yayına başlayan Tercüman-ı Ahval de edebiyata geniş yer vermiştir. Şinasi’nin meşhur Şair Evlenmesi isimli eseri, Tercüman-ı Ahval’de tefrika yani bölüm bölüm yayınlanmış metinlerdir. Tefrika usulü ülkemizde Tercüman-ı Ahval ile başlamıştır. Tanzimat dönemi edebiyatçıları aynı zamanda gazeteciydiler. Tanzimat edebiyatçılarının önde gelenlerinden Namık Kemal ve Ziya Paşa Londra’da Hürriyet, Yurtta İbret gazetelerini, Ahmet Mithat Efendi Devir ve Tercüman-ı Hakîkat gazetelerini, Şemseddin Sami Sabah ve Tercümân-ı Sark gazetelerini, Ahmet Cevdet de İkdam gazetelerini çıkarmışlardır. 

Tanzimat dönemi şair ve yazarları fikirlerini ve yenilikleri gazeteler aracılığıyla yaymayı tercih etmişlerdir. Tanzimat’tan sonra İkdam, Peyam, Alemdar ve Türk Dünyası gibi gazeteler edebiyat ekleri vermişlerdir. İkdam gazetesinin 1894-1904 yılları arasındaki on yıllık süreçte İkdam gazetesinde Ahmet Mithat Efendi, Mehmet Rauf, Hüseyin Rahmi, Safvet Nezihi, Fatma Âliye Hanım, Recaizâde Mahmut Ekrem, Abdullah Zühtü ve Vecihi gibi önemli isimlerin 302 hikâyesi ve 52 roman tefrikası yayımlanmıştır. Gazetelerin birçoğunun yazarlarının edebiyatçı olmasından dolayı o dönemlerde gazete ve edebiyat arasında daima yakın ve sıcak bir ilişki oluşmuştur. 

1880’den sonra edebiyat dergilerinin çoğalmaya başlamasıyla edebî çalışmalar kısmi olarak dergilere kaymıştır. Cumhuriyet’in ilanından beş yıl sonra yapılan harf inkılâbı ile birçok dergi ve gazete yeni harflere geçmiş, okuryazar oranı birden çok hızlı bir şekilde düştüğü için bu sektörde gerilemeler görülmüştür.  Cumhuriyet’in ilk yirmi beş yıllık diliminde edebiyat-kültür-sanat dergilerinin sayısı oldukça azdır. Dergilerin edebiyata verdikleri önem açısından zayıf geçen 1928-1950 yılları arasında edebiyatla yine daha çok gazeteler ilgilenmiş, gazetelerde roman tefrikalarına devam edilmiş, birçok edebiyatçı gazetelerde köşe yazarlığı yapmış, gazeteler edebî tartışmaların alanı olmayı sürdürmüştür. Örneğin Çalıkuşu, ilk önce 1922’de Vakit gazetesinde tefrika edilerek yayımlanmıştır. Mehmet Rauf’un Kâbus’ u İkdam’da 1928’de tefrika edilmiştir. Gazete-edebiyat ilişkisi 1950’li yıllara kadar önceki yıllarla benzerdir.

1950 yılından sonra edebiyat gazeteden yavaş yavaş çekilmeye başlamıştır. Edebiyatın 1950 yılından sonra gazetelerde aldığı yer yarım sayfaya, sonra köşe yazısına, tefrikaya, fıkraya kadar düşmüştür. 1960 yılından sonra ise edebiyat gazetelerden giderek uzaklaşmıştır. Bu bilgiye Samim Kocagöz’ün 1988 yılında yayımlanan “Nerede O Eski Tefrikalar” başlıklı yazısındaki “Eskiden kitap haline gelmemiş, gazete sayfalarında kalmış çok roman vardı.” gibi yakınmalarından ulaşıyoruz. Sezai Karakoç da bu konuda sitemde bulunan yazarlardandır. 1996 yılında yayınladığı yazısında Karakoç sitemini şu satırlarla dile getiriyor:

1950’li yıllardan sonra büyük gazeteler gerçek edebî ürünlere sayfalarını kapadı. Eskiden, bir roman, önce bir gazetede tefrika edilirdi... Gazetelerde edebî makalelere ve tenkitlere rastlanırdı. Edebiyatçıların adı günlük gazetelerde sık sık geçerdi. Mizah dergilerinde onların fıkraları, esprileri, karikatürleri yer alırdı. Simdi, edebiyat, sitemizden kovuldu. Televizyon, ses sanatçılarına, sporculara, artistlere ayrıntılı bir şekilde yer verirken, bir edebiyatçıya bir kanalda birkaç dakika ayırmayı bir iltifat sayıyor. O kayırdığı edebiyatçılar da kim? Belli bir kesim.

1950 yılından sonra gazetelerdeki edebiyat köşeleri ve sütunlarının azalmasıyla edebiyatçılar dergilere kaymışlardır. Günümüzdeki gazeteler ise sayfalarında daha çok siyaset, magazin, ekonomi, spor gibi konulara ve devasa fotoğraflara yer veriyor. Kâğıt fiyatlarının ve baskı maliyetlerinin bir hayli yüksek olması nedeniyle de gazetelerin büyük bir kısmında reklamlar yer alıyor. Yapılan araştırmalarda günümüz okurlarının artık basılı gazete alma alışkanlığını yavaş yavaş terk ettiği, haber ve siyasi konuları gazetelerin internet sitelerinden takip etmeyi tercih ettiği belirlenmiştir. Gençlerin büyük bir kısmı ise günümüzde basılı ve çevrimiçi gazetelerde çok az yer verilen edebiyat konularıyla ilgilenmemektedir.

1860’lı yıllardan sonra yüz yıl boyunca gazete ve edebiyat yakın bir ilişki içinde olmuştur. 1950’li yıllardan sonra ise edebiyat gazetelerden yavaş yavaş uzaklaşarak dergilere kaymıştır. Günümüzde ise edebiyatın gazetelerdeki durumunun hiç de iç açıcı olmadığının farkındayız. Bu noktada bizlere büyük sorumluluk düştüğünün de bilincindeyiz.

Bu bilinçle ne yapabiliriz diye düşünürken, 1932 yılında sadece dokuz sayı yayımlanan Edebiyat Gazetesi ile aynı isimle yola çıkmaya karar verdik. Abdülhak Hamit’in eşi Lüsiyen Hanım Edebiyat Gazetesi başlıklı yazısında: “Edebiyat Gazetesi gazetecilik âleminde ilk adımlarını atıyor. Bu dikenli yolda benimle beraber işe başladığı için de onu beğeniyorum. Gazete herkesin muhabbetine ve teşvikine layıktır. Bu gazete sayesinde kari, tamamiyle edebiyat sahasında ne söylendiğini, ne yazıldığını, ne düşünüldüğünü öğrenecektir.” cümlelerini kaleme almış.

Aynı bilinçle tam doksan yıl sonra Edebiyat Gazetesi olarak çıktığımız yolculukta okurlarımızdan aynı iltifatlara mazhar olma niyetindeyiz. İyi niyetle çıktığımız bu yolculuğumuzda umarız edebiyat ve gazete ilişkisini eski günlerine getirmeyi başarırız.Kaynak: Selçuk ÇIKLA, Yrd. Doç. Dr., Erzincan Üniversitesi, Türkbilig, 2009/18: 34- 63

Roman Kahramanları Dergisi'nin 53. Sayısı Çıktı

Yeni bir yılın başlangıcında yeni bir sayımızla sizlerleyiz. Bu sayımızdaki ilk dosyamız Sait Faik Abasıyanık’a ayrıldı. Akademisyen ve yazarlar, eserleri üzerinden Sait Faik’in kahramanlarını ve anti-kahramanlarını masaya yatırdılar.

Roman Kahramanları Dergisi

Yaşamında ve sanatında biraz flanör, biraz şair ve biraz da derviş bir yazardı Sait Faik. Bütün iddiasızlığına karşın, bize insanlığa dair pek çok şeyi; hayatımızdan uzaklaştırdığımız merhameti, samimiyeti, en önemlisi de sevmenin faziletini öğretti alttan alta. Onun öyküleri her okuyuşta yeni boyutlar kazanan modern klasiklerimiz arasında çoktan yerini aldı. Adımızda “roman” var diye Sait Faik’i ve onun “öykü” kahramanlarını dosya konusu edememek haksızlık olurdu bize. İkinci dosya konumuz Nobel ödüllü Portekizli yazar José Saramago’nun romanları. Dosya editörümüz Altay Ömer Erdoğan’ın belirttiği gibi “Saramago, yalnızca Portekiz dilinin değil toplam bir dünya edebiyatının en sıkı, en görkemli, en büyülü yazarlarından biri. (…) Onun, okurunu rahatsız eden, dahası kışkırtan, şaşırtan ve ezber bozan bir yazarlık tavrı geliştirdiğine tanıklık etmediğimiz tek bir yapıtı yok gibi.”Mitolojik Tanrılar Günümüzde başlıklı dosyamız ise, mitoloji kahramanlarını günümüze, yazarların hayatlarının içine getiren kısa öykülerden oluşan deneysel bir dosya. Emeği geçen yazar ve editörlerimize teşekkür ediyor, iyi okumalar diliyoruz.



Lacivert Dergisi'nin 109. Sayısı Çıktı

En genel anlamda bir metnin içinde yer alan diğer metinler şeklinde tanımlanabilecek olan ve bir metne yeni bir açıdan, yeni bir gözle bakma olanağı sağlayan “Metinlerarasılık” konusunu irdeleyen dosya için; L. Gülden Treske, Cristiano Bedin, Şerefnur Atik, Zehra Betül Yazıcı, Macit Balık ve Raşel Rakella Asal yazdı. 
Lacivert Öykü ve Şiir Dergisi

Fulya Bayraktar ve Yonca Yaşar tarafından yapılan söyleşinin konuğu; yazar Dursaliye Şahan. Yurt dışında göçmen yazar olarak hayatını sürdüren Şahan; yazıya, göç olgusuna ve hayata dair pek çok konuyu okurların dikkatine sunuyor. “Kitap boş zamanlarda mı okunur?” adlı denemesiyle Nihat Taydaş, Dünya Edebiyatı köşesinde    “Nerede Olursa Olsun Cennet de Oradaydı / Mark Twain” başlıklı yazısıyla Selma Sayar ve “İngiliz Edebiyatı Tarihinde İlk Gerçekçi Roman Tom Jones ve Yazarı Henry Fielding”  başlıklı incelemesiyle Gülser Kurt Arat dergi sayfalarında. Ustalardan bölümünde “Şiir ve İmge” yazısıyla Metin Altıok, Eleştiri sayfasında ise; “Türk Edebiyatı Tarihinin Tekrar Yazılmasını Gerektirecek Keşif” adlı yazısıyla Gönül Tokayeva yer aldı.

Kevser Çakır Demir; “Sinemada Kültürel Form Üretmek; Kore Rüzgarı”, Murat Erdin ise; “Stainbeck ve Marquez’in Rusya Günlükleri“ başlıklı yazılarını LACİVERT okurları için dergi sayfalarına taşıdı. Öyküleriyle; Azer Güden, Ahmet Zeki Yeşil, Bayram Sarı Emirhan Murat, İbrahim Tekpınar, Yusuf Ansari, Yunus Alkan, Yusuf Eradam. Şiirleriyle; Arife Kalender, Ayşe Kaygusuz Şimşek, Ali Ulaş Akalın, Bircan Çelik, Bilsen Başaran, Binnaz Deniz Yıldız, Erkan Kara, Fikret Yazıcıoğlu, Melis Sıla Cengiz, Muhammed Yakupi, Seçil Hidayet, Hasan Ildız, Zeynep N. Tiryaki.

1932-2025 © Edebiyat Gazetesi
ISSN 2980-0447