Şairlik Kelimelerle Dünyayı Yeniden İnşa Etmektir

Merhaba hocam, okuyucularımıza kısaca kendinizden bahseder misiniz?

Merhabalar ben Derya Çelik 1984 İstanbul doğumluyum. Aslen Erzincanlı, 3 çocuk annesiyim.

Sizce şiir nedir? Şiirde olmazsa olmaz dediğiniz öğeler var mı?

Bence şiir bir yetimin ağlayamadığındaki gözyaşları, bir annenin evladını kaybettiğindeki çaresizliğin çaresi, bir aşığın kavuşamadığındaki vuslatı, en sevdiğini toprağa vermiş birinin ağıtıdır. Kelimelerin sessiz yankısında, aşkın, özlemin ve kederin en saf halini bulduğu yerdir. Bence şiirin olmazsa olmazı da bu duygulardır.

Yazar Derya Çelik

Şairlik sizin için ne ifade ediyor? Öykü, deneme tarzında yazılar da yazıyor musunuz?

Şairlik benim için kelimelerle dünyayı yeniden inşa etmek, sessiz bir duyguyu dile getirmek, görünmeyeni görünür kılmak ve her bir kelimede bir kalp atışı sağlamaktır. Biyografik roman türünde bir projem var şu an henüz hazırlık aşamasında.

Yazma yolculuğunuzdan kısaca bahseder misiniz? Bu yolculukta size kimler destek oldu?

15 yaşında babamı kaybettikten sonra içimde bir sessizlik büyüdü etrafım çok kalabalıktı fakat ben yalnızlığa mahkum edilmiştim. Hayatımda yaşadığım zorluklar o sessizliğin ve kimsesizliğin içinde daha ağır hissedildi. Konuşacak kimsesi olmayınca insan kağıt ve kalemle dost olup yazmaya başlıyor. Benim de yazma yolculuğum bu şekilde başlamış oldu.

Kitabınız Alaska Yayınları’ndan çıktı. Kitabınızda şiir severleri ne tür şiirler bekliyor? İpucu verir misiniz?

Tasavvufun mistik derinliği, insana ve evlada duyulan o saf aşk, dostluğun sıcaklığı, öznel şiir türü vardır.

Başucu yazar, şair ve kitaplarınız nelerdir? Yazarların ve kitapların hayatınıza nasıl bir etkisi oldu?

Şairleri severim ama bu üç şairin yeri bende ayrıdır. Orhan Veli , Nazım Hikmet ,İbrahim tenekeci. Küçük yaşlardan beri çok kitap okuduğum için kelime dağarcığım zengin ve diksiyonum iyi. 

Üzerinde çalıştığınız yeni bir kitabınız var mı? Okuyucularınıza ipucu verir misiniz?

Biyografi roman tarzında projem var.

Son olarak okuyuculara söylemek istediğiniz bir şey var mı?

Sizinle paylaştığım her satırda yalnız olmadığımı biliyorum. Bu yolculukta birbirimizi duyduğumuz için minnettarım.

Zihniniz ve Yüreğiniz Size Verilmiş En Önemli İki Nimet

Merhaba hocam, okuyucularımıza kısaca kendinizden bahseder misiniz?

Merhaba, öncelikle bu kıymetli röportaj için çok teşekkür ederim. 1983 Bağdat doğumluyum. 1991 yılından beri Türkiye'deyim. Ev hanımıyım. Üç çocuk annesiyim. Şiiri bir konuşma aracı gibi kullanan, "Rabbim hayra kapı, şerre kilit eylesin bizi." duasıyla hayat yoluna devam eden biriyim.

Yazar Ayşe Elvatani

Sizce şiir nedir? Şiirde olmazsa olmaz dediğiniz öğeler var mı?

Şiir benim için bir iletişim aracı, duygu ifadesi, deşarj olma ritüeli, dertleşme demek. Hayatımın önemli bir parçası olan şiiri; yeri gelir bir hediye olarak, yeri gelir bir nasihat yolu olarak, yeri gelir sevgimi itiraf etmek için yazarım. Bu sebeple benim için bir yürek bağıdır. Şiirde olmazsa olmaz dediğim unsurlar duygu, hayal ve yaşanmışlıktır. Bunlar olmadan bir şiir yazılabileceğine inanmıyorum.

Şairlik sizin için ne ifade ediyor? Öykü, deneme tarzında yazılar da yazıyor musunuz?

Şairlik benim için sohbet etmek kadar yürek ısıtıcı, dertleşmek kadar içten; hayalimin de gerçeğimin de, hayata dair tüm duygularımın da yazıya akış şekli niteliğinde... Hikâye ve deneme tarzında yazılarım da var. Hatta bir romana başlamış, ancak bitirememiştim. Evet, ama sanırım benim için şiir daha kolay bir anlatım biçimi.

Yazma yolculuğunuzdan kısaca bahseder misiniz? Bu yolculukta size kimler destek oldu?

Kendimi bildim bileli, yoğun duygular yaşadığım pek çok anımda kendimi kalem ve kâğıdın başında bulmuşumdur. Bu yolculukta başta kızım, lise arkadaşlarım, manevi bağ kurduğum ailem ve dostlarım en büyük destekçilerim oldu.

Kitabınız Alaska Yayınları'ndan çıktı. Kitabınızda şiirseverleri ne tür şiirler bekliyor? İpucu verir misiniz?

Muhayyel, "hayal edilen" demek. Bu hem benim gerçekleşen hayalim hem de gerçekleşmeyen hayalleri olan ve ışık arayanların kendi içlerine doğru yapacakları bir yolculuk niteliğinde bir şiir serisi olacak. Seri diyorum; evet, çünkü üç kitaplık serinin ilk kitabı Muhayyel Hissiyat. İnsani pek çok duygunun içinde bir gezi duygusuna kaptıracak bir kitap. Okuyucu bir şiirde aşkın samimiyetini hissederken, başka bir şiirde bir dostuyla sıcak bir kahve yudumluyor olacak. Bir şiirde özlediklerini hayal ederken, başka bir şiirde ise kendisini sorguluyor olacak. Herkesin kendinden bir parça bulacağı bir başucu kitabı olacağına inanıyorum.

Başucu yazar, şair ve kitaplarınız nelerdir? Yazarların ve kitapların hayatınıza nasıl bir etkisi oldu?

Ben şiirle, Necip Fazıl Kısakürek, Atilla İlhan ve Mehmet Âkif Ersoy gibi şairlerin şiirleri sayesinde tanıştım ve bu denli bir sevgiye eriştim. Aslında kitap okumaktan çok hayatı yaşayarak okumayı ve gözlemlemeyi daha çok seviyorum. Bu, benim için daha dokunaklı ve kalıcı bir okuma biçimi diyebilirim.

Üzerinde çalıştığınız yeni bir kitabınız var mı? Okuyucularınıza ipucu verir misiniz?

Muhayyel serisinin ikinci ve üçüncü kitabını düzenliyorum. Seri, Muhayyel Nasihat ve Muhayyel Maneviyat kitaplarıyla devam ediyor olacak. Ayrıca hayattan gerçek yaşanmış hikâyeleri ele aldığım bir kitabı da yazmaya başladığımı söyleyebilirim.

Son olarak okuyuculara söylemek istediğiniz bir şey var mı?

Zihniniz ve yüreğiniz size verilmiş en önemli iki nimet. Onları güzel şeylerle doldurun. Ardından onların ışığı hayat yolunuzu aydınlatsın.

İyi Bir Kitap Yazabilmenin İlk Şartı İyi Bir Okuyucu Olmaktır

Merhaba hocam, okuyucularımıza kısaca kendinizden bahseder misiniz? 

1988 yılında Şanlıurfa'nın Ceylanpınar ilçesinde doğdum. Süleyman Demirel Üniversitesi Senirkent Meslek Yüksekokulu Elektrik Bölümü mezunuyum. 2013 yılında evlendim ve 11 yaşında otizmli bir oğlum var. Kitap okumak, satranç oynamak ve spor yapmak en büyük ilgi alanlarım arasındadır. 2022 yılından bu yana Ceylanpınar Belediyesi'nde görev yapmaktayım. Çalışma hayatımda sorumluluk sahibi, öğrenmeye açık ve ekip çalışmasına önem veren bir anlayışla hizmet vermeye devam ediyorum.

İyi Bir Kitap Yazabilmenin İlk Şartı İyi Bir Okuyucu Olmaktır

Yazma yolculuğunuzdan kısaca bahseder misiniz? Sizi kitap yazmaya yönlendiren nedenler nelerdir?

Gençlik yıllarımdan, özellikle lise döneminden itibaren şiirler yazmaya ilgi duydum. Roman yazma yolculuğuna ise beni en çok oğlum teşvik etti. Kaleme aldığım bu romanda bana ilham veren en önemli kişi oğlum oldu.

Yazarlık sizin için ne ifade ediyor? 

Yazarlığın çok değerli ve anlamlı bir uğraş olduğuna inanıyorum. Bana göre iyi bir kitap yazabilmenin ilk şartı, iyi bir okuyucu olmaktır. Bir yazar için en anlamlı ödülün, bir okuyucunun kitabını okuduktan sonra hayatına olumlu bir yön vermesi ve dünyaya farklı bir gözle bakabilmesi olduğuna inanıyorum. Bu nedenle yazmayı yalnızca bir sanat değil, aynı zamanda insanlara dokunmanın ve iz bırakmanın bir yolu olarak görüyorum.

Kitabınız Alaska Yayınları’ndan çıktı, tebrik ederiz. Kitabınızda okurlarınızı ne gibi sürprizler bekliyor?

Sevginin, fedakârlığın, dayanışmanın ve eğitimin dönüştürücü gücünün ve insanın doğru zamanda karşısına çıkan insanların hayatını nasıl değiştirebileceğinin etkileyici hikayesidir. Aynı zamanda, Otizm Spektrum Bozukluğu olan bireylerin doğru eğitim, anlayış, sabır ve sevgiyle neler başarabileceklerini; topluma nasıl ilham verebileceklerini gözler önüne seren umut dolu bir hikâyedir.

Başucu yazar ve kitaplarınız nelerdir? Yazarların ve kitapların hayatınıza nasıl bir etkisi oldu?

Doğan Cüceloğlu'nun Savaşçı adlı eseri ile Elif Şafak'ın Aşk adlı romanı beni etkileyen kitaplar arasında yer almaktadır. Bu eserlerdeki insanı tanıma, kendini keşfetme ve hayata farklı açılardan bakabilme düşüncesi, hem okuma alışkanlığıma hem de yazarlık yolculuğuma katkı sağlamıştır.

Üzerinde çalıştığınız yeni bir kitabınız var mı? Okuyucularınıza ipucu verir misiniz?

Şuan üzerimde çalıştığım yeni bir kitap yok fakat ilerde olur mu bilmiyorum. Bunu zaman gösterecek.

Son olarak okuyuculara söylemek istediğiniz bir şey var mı?

Mucize Yolculuk;  İdealist öğretmenler ile bilinçli bir toplumun bir araya gelmesiyle öğrencilerin aşamayacak hiçbir engel olmayacağını anlatan başarılı bir hikayesini anlatmaktadır. Herkesin okumasını tavsiye ederim.

Prof. Dr. Süer Eker ile Türkçenin İzinde

Bugün, Türk dili çalışmalarına uzun yıllar emek vermiş, özellikle Türk lehçeleri, karşılaştırmalı dil bilimi, sözlükbilim ve filoloji alanlarında önemli katkılar sunmuş değerli bilim insanı Prof. Dr. Süer Eker ile bir araya gelmenin memnuniyetini yaşıyoruz. Hocamızın akademik birikimi, yalnızca yazdığı eserlerde değil; Türkçeye, Türk dünyasına ve bilimsel düşünceye kazandırdığı bakışta da kendini göstermektedir. Geçmişle bugünü dil üzerinden buluşturan bu kıymetli çalışmalar, genç araştırmacılar için de ilham verici bir yol açmaktadır. Kendisinin bilgi, deneyim ve değerlendirmelerinin; Türk dili alanında çalışanlar kadar bu alana ilgi duyan herkes için yol gösterici olacağına inanıyoruz. Bu vesileyle, bizlere kıymetli vaktini ayırarak bu söyleşiyi gerçekleştirme imkânı sunan değerli hocamıza çokça teşekkür ederiz...

Prof. Dr. Süer Eker ile Türkçenin İzinde

Akademik Türk dili çalışmalarının uluslararası alandaki konumunu nasıl değerlendiriyorsunuz? Türkiye’de yürütülen araştırmaların küresel Türkoloji literatürü içindeki görünürlüğünü artırmak için hangi adımların öncelikli olduğunu düşünüyorsunuz? 

Nicelik ve Nitelik 

Türkiye, iki yüzden fazla Türk Dili ve Edebiyatı, Çağdaş Türk Lehçeleri ve Edebiyatları, öğretmenlik vd. bölümleri barındırmasıyla nicelik açısından dünyada Türkolojinin merkezidir ve araştırmacı/öğretim elemanı sayısı bakımından da ilk sırada yer almaktadır. Buna karşılık nitelik açısından daha üst sıralarda olmamız gerektiğini düşünüyorum. Son iki yüzyılda Batı ve Sovyet/Rusya dünyasında çok etkili ve nitelikli Türkologlar ve Altayistler yetişmiştir. Altayistikte ve Türkolojinin pek çok alanında hâlâ Radloff, Thomsen, Ramstedt, Räsänen, Doerfer, Clauson vd. yabancı araştırmacıların eserlerinden yararlanıyor, bu araştırmacıların çalışmalarını hala temel eserler olarak kullanıyoruz.

Sibirya, Moğolistan ve Türkistan’da Türklerle ilgili keşfedilen pek çok anıt ve yazma Avrupalı ve Rus araştırmacıların "ekspedisyon" denilen keşif gezileriyle bulunmuş ve onların kütüphanelerine taşınmıştır.

Alanda çok nitelikli çalışmalar bulunmakla birlikte, zamanın gerisinde kalmış klasikleşmiş çalışmalarımız da mevcuttur. Bizim hem saha çalışmalarıyla yeni keşifler yapma hem de yayın kalitesini yükseltme yönünde çalışmamız gerekiyor.

Uluslararası Görünürlüğü Artırmak İçin Atılması Gereken Adımlar

Uluslararası toplantılara yoğun katılım sağlanmalı ve Türkçe bilmeyenler için bu toplantılarda İngilizce gibi uluslararası dillerde sunumlar yapılmalıdır. Yabancı dilde makaleler üretilmelidir.

Çok milletli ve uluslararası iş birliğine dayalı projelere dahil olunmalıdır. Örneğin Ahmet Yesevi Üniversitesi ve Uluslararası Türk Akademisi ortaklığıyla, 20-25 ülkeden 120 civarı yazarın katılımıyla hazırlanan 4 ciltlik "Tehlikedeki Türk Dilleri" projesi bu tür çalışmalara bir örnektir. 

Batı ve Türk Dünyasındaki Güncel Eğilimler

Avrupa'da sosyal bilimler ve klasik alanlar mevzi kaybetmekte, üniversitelerde bölümler kapanmaktadır. Türkoloji bölümleri de bu durumdan etkilenmekte, Batı'daki nitelikli araştırmacı ve bölüm sayısı da giderek azalmaktadır. Öte yandan disiplinlerarası yaklaşımlar, dijital beşeri bilimler ve kurumsal iş birlikleri ön plana çıkmaktadır. Türkiye için yabancılara Türkçe öğretimi adeta bir endüstri haline getirilmelidir.

Rus Türkolojisi etkisi altındaki Kazakistan, Azerbaycan ve Özbekistan gibi Türk Cumhuriyetlerinde Türkoloji araştırmalarının güçlü bir geçmişi ve geleneği vardır. Bu ülkeler alanda daha fazla söz sahibi olmaya ve imkanlarını genişletmeye başlamışlardır. 

Türk dünyasında ortak bir yazı dili oluşturulması fikrine nasıl yaklaşıyorsunuz? Bu meselenin dilbilimsel, kültürel ve siyasal boyutları bakımından hangi imkânları ve hangi güçlükleri barındırdığını düşünüyorsunuz?

Yapay (İnşa Edilmiş) Diller Yaklaşımı

Literatürde "constructed language", "artificial language" veya "planned language" olarak geçen yapay dil denemeleri (Volapük ile başlayan ve en bilineni Esperanto devam eden süreç), Batı dillerinin söz varlığından ve gramerinden yararlanarak ortak bir iletişim dili yaratmayı amaçlamıştır.

Tarih boyunca 1000 civarında yapay dil denenmiş ancak yüzyıllık bu süreçte görünür bir başarı elde edilememiştir. En başarılısı olan Esperanto bile milyarlarca insan içinde sadece birkaç milyon kişinin ortak hobisi olarak kalmıştır.

Benzer bir çalışma Slav dünyasında Interslavica adıyla yapılmış, farklı Slav dillerini konuşan halkları birleştirmek hedeflenmiş ancak kitlelerin itibar etmediği zayıf bir hobi projesi olarak kalmıştır.

Türk dillerinin (Özbekçe, Kırgızca, Kazakça, Tatarca vb.) ortak sözcüklerini ve gramer kurallarını toplayarak yapay bir dil ortaya koyma fikri, Batı'daki başarısız tecrübeler göz önüne alındığında gerçekçi ve uygulanabilir değildir.

Doğal Bir Dilin Ortak Dil Haline Gelmesi)

Dünyadaki ortak dil olan İngilizce yapay değil, doğal bir dildir. İngiltere ve ABD'nin küresel egemenliği ve süper güç olması nedeniyle doğal bir "lingua franca" (ortak dil) haline gelmiştir.

Türk dünyasındaki dillerden (Kazakça, Kırgızca, Tatarca, Başkurtça vb.) birini seçerek ortak dil yapma fikri ulusal hassasiyetlere takılmaktadır. Her ülkenin aydını (Özbek, Kazak, Azerbaycanlı veya Kırım Tatarı vd.) dilin genel geçerliğinden çok, ulusal hassasiyetle kendi dilinin ortak dil haline gelmesini istemektedir.

Ortak Dilin Önündeki Siyasal ve Sosyal Engeller

Ülkelerin siyasal, sosyal ve kültürel değerlerinin, idari sistemlerinin farklı olması ve bürokrasi süreci ortak dil idealini gerçekleştirmeyi zorlaştırmaktadır.

Ruslar ve Ukraynalılar etnik olarak Slav olmalarına rağmen, aralarındaki siyasi çatışmalar nedeniyle Ukraynalılar dillerinin Rusçanın bir lehçesi olmadığını ispatlamaya çalışmaktadır. Polonya ise Katolik yapısı ve tarihi gerekçelerle Rusya'ya mesafelidir.

Eski Yugoslavya örneğinde; Sırpça, Hırvatça, Boşnakça ve Karadağ dilleri aslında birbirini %100 anlayabilen, tek bir dil sistemiyken; iç savaş sonrası dini ve etnik kimlik ayrışmaları (Boşnakların Müslüman, Hırvatların Katolik, Sırpların Ortodoks olması) nedeniyle hepsi bağımsız ve farklı diller olduklarını iddia etmişlerdir. Bu tür etnik, siyasi, mali ve feodal bariyerler nedeniyle şimdilik Türk dünyasında ortak bir dilin karşılığı bulunmamaktadır.

Türkiye Türkçesinin Durumu ve Potansiyeli

Süer EKER’e göre şimdilik bir uzak ideal olsa da Türkiye Türkçesi ortak dil olmaya en yakın adaydır ve bunun gerekçeleri şunlardır:

Oturmuş bir yazı dili ve terminolojik birikim: Dil Devrimi’nden bu yana Osmanlı Türkçesinin Türkçe unsurları temelinde oluşturulan yeni yazı dili ile her alanda zengin terminolojik alt yapı oluşturulmuş, Türkçe her türlü bilim ve sanat alanında yüksek bir ifade güç ve kudreti kazanmıştır. 

Demografi: Türkiye Türkçesi en az 100 milyon kişi tarafından konuşulmaktadır. Bu nüfusa başka bir Türk dilini öğretmek pratik olarak mümkün değildir.

Ekonomik Güç: Türkiye'nin toplam milli geliri (yaklaşık 1,6 trilyon dolar), diğer tüm Türk Cumhuriyetlerinin toplam ekonomik büyüklüğünün yaklaşık iki katıdır.

Askeri ve Sınai Güç: Türkiye askeri açıdan ve savunma sanayisi bakımından dünyanın en gelişmiş ülkeleri arasında yer almaktadır. 

Burada dikkat edilmesi gereken nokta, ortak dilin herkes tarafından öğrenilmesi değil, Türk devletlerindeki gençlerin ve aydınların iletişimine öncelik verilmesidir. 

Sahadaki Fiili Gözlemler ve Gelecek 

Özbekistan, Kazakistan ve Kırgızistan vd. ülkelerde Türkiye Türkçesine yönelik yoğun bir ilgi vardır. Bişkek'te her 5 kişiden birinin Türkçe bildiği, Azerbaycan ve Özbekistan’da sosyal medya etkileşimlerinde Türkiye Türkçesini aksansız konuşan çok sayıda insan olduğu gözlemlenmektedir.

Ortaokul ve liselerde Türkiye Türkçesi 5 yıl boyunca seçmeli ders olarak okutulursa, Türk Cumhuriyetlerinde bu dili konuşan milyonlarca gençten söz edilebilir. Ancak bazı engeller mevcuttur: Her ülke kendi dilini ortak dil olmasını istemekte , siyasal ve idari engeller bulunmaktadır. Ortak dilin sağlayacağı fayda da bir tartışma konusudur. İnsanlar kendilerine küresel bir gelecek sağladığı için İngilizceyi tercih etmektedir. Türkçe öğrenmenin bireylere ne kadar maddi avantaj ve koşul sağlayacağı, tercihler üzerinde belirleyici olacaktır. Ana dilinin yanı sıra hem İngilizceyi hem de Türkçeyi öğrenmek, bilim yapma noktasında dil karmaşasına yol açabilir.

Tüm bu karmaşık yapıya rağmen Türkiye Türkçesinin şu ya da bu şekilde fiilen Türk dünyasında ortak dil olmaya en yakın dil olduğu kanaatini taşımaktadır

Teknolojik gelişmelerin, özellikle yapay zekâ ve dijital medyanın Türkçeye etkisini nasıl değerlendiriyorsunuz? Bu süreç sizce Türkçenin ifade gücü, söz varlığı ve kullanım alışkanlıkları açısından nasıl sonuçlar doğurmaktadır?

Yapay Zeka, Dijital Medya ve Türkoloji

Günümüzde teknoloji ve iletişim çağını da aşarak yapay zeka dönemine gelmiş bulunmaktayız. Tıptan Türkolojiye kadar her alanda önümüzde sonsuz imkanlar ve yeni ufuklar açılmaktadır. Dolayısıyla diğer disiplinlerde olduğu gibi Türk dili ve Türkoloji alanında da yapay zekadan ve dijital araçlardan yararlanılarak gerçekleştirilebilecek ucu bucağı olmayan faaliyetler ve fırsatlar mevcuttur.

Bu bağlamda, ulusal çapta bilimsel bir toplantının düzenlenmesi önem arz etmektedir. "Yapay zekadan ve elektronik ortamdan hangi alanlarda, hangi yöntemlerle, ne amaçlarla ve nasıl yararlanabiliriz?" başlığı altında, dijital imkanları kullanma yolları araştırılabilir; buna yönelik kapsamlı bir program ve yol haritası belirlenebilir.

Dijitalleşmenin Getirdiği İmkanlar

Bugün gelinen noktada, Türkiye'deki tüm akademik dergileri tek bir elektronik çatıda toplayan DergiPark gibi platformlar mevcuttur. Bu durum, dijitalleşmenin hayatımıza kazandırdığı çok büyük bir kolaylıktır. Geçmişte sadece basılı olarak ulaşılabilen dergi ve kitaplar, artık giderek elektronik ortama taşınmaktadır. Bu sayede araştırmacılar, ömürleri boyunca fiziksel olarak ulaşamayacakları kaynaklara ve makalelere elektronik ortam üzerinden rahatça erişebilmektedir.

Yapay zekanın dil analizindeki yetkinliğini test etmek adına yakın zamanda bir deneme gerçekleştirdim. Latin harfleriyle yazılmış bir Karaçay-Balkar Türkçesi metnini yapay zekaya vererek bunu Karaçay-Balkar alfabesine çevirmesini ve sözcüklerde ek-kök ayrımını (morfolojik analizi) yapmasını istedim; sistem bunu başarıyla hem de Karaçay-Balkarca terimleri kullanarak gerçekleştirdi. Bu da gösteriyor ki, doğru ve sağlam komutlar (promptlar) verildiği takdirde yapay zekadan son derece pratik ve işlevsel sonuçlar almak mümkündür; bu alanda yapılabileceklerin sınırı yoktur.

Etik Sınırlar ve Yol Haritası İhtiyacı

Ancak tüm bu süreçlerin sağlıklı yürütülebilmesi için yapay zekanın sınırlarının net çizilmesi ve etik kuralların ortaya konması gerekmektedir. Şu an önümüzde belirlenmiş bir yol haritası olmadığı için akademisyenler olarak yapay zekadan faydalanmak istesek de bir yandan endüstrinin getirdiği belirsizliklerden çekiniyoruz. Çünkü sisteme yüklenen veri veya sunulan ham bilgi, bir anlamda tüm dünyayla paylaşılmış oluyor. Dahası, ileride yapay zeka desteğiyle hazırlanan bir makale sunulduğunda, çalışmanın özgünlüğü ve etik sınırları konusunda ciddi belirsizlikler yaşanabiliyor. Telif ve akademik etik sınırları henüz tam olarak netleşmiş değildir.

Diğer taraftan, yapay zekanın sunduğu tercüme imkanları da muazzam boyutlara ulaşmıştır. Örneğin, üzerinde çalıştığım bir yazı için Çince metinleri yapay zeka aracılığıyla büyük bir başarıyla Türkçeye çevirebildim.

Özetle; yapay zekanın her alanda olduğu gibi Türkçe araştırmalarına ve Türkolojiye inanılmaz fırsatlar sunmaktadır. Bu fırsatları doğru yönlendirmek, neler yapılabileceğini belirlemek ve somut bir yol haritası çıkarmak adına; sempozyum, kolokyum veya benzeri geniş kapsamlı bir bilimsel toplantıyla bir araya gelinmeli, bu konular ortak bir akılla tartışılmalıdır.

Türk dilinin geleceği açısından bugün en kritik araştırma alanları hangileridir? Özellikle ses bilgisi, tarihî lehçeler, sözlükbilim ve dijital dil çalışmaları bağlamında hangi başlıkların ön plana çıktığını düşünüyorsunuz?

Dilbilimin alt dallarını (ses bilgisi, biçim bilgisi, söz dizimi, anlam bilimi vb.) birbirinden keskin çizgilerle ayırmadan, teknolojinin sunduğu imkanları hepsine ortak bir paydada uygulamak gerekiyor.

Bu doğrultuda, yapay zekanın ve elektronik ortamların dilbilim çalışmalarına nasıl entegre edilebileceğine dair tartışılabilecek ve eklenebilecek temel noktalar şunlar olabilir:

1. Bütüncül Dilbilim ve Büyük Veri (Corpus Linguistics)

Geleneksel dilbilim çalışmaları genellikle sınırlı veri setleri üzerinden yürütülürken, yapay zeka sayesinde dilbilimin tüm düzeyleri (fonetikten pragmatiğe kadar) devasa veri havuzları (derlemler) üzerinden aynı anda incelenebilir. Yapay zeka, dildeki kalıpları ve yapısal ilişkileri insan gözünün fark edemeyeceği bir hızda analiz ederek bütüncül bir bakış açısı sunar.

2. Doğal Dil İşleme (NLP) ve Dilbilim 

Sizin de belirttiğiniz gibi, yapay zekanın dilbilimin her alanına uygulanması bir zorunluluktur. Bugün Doğal Dil İşleme (NLP) ve Büyük Dil Modelleri (LLM), sadece bilgisayar mühendisliğinin değil, doğrudan dilbilim teorilerinin bir uygulama alanıdır.

Anlamsal analizler, yapay zekanın bağlamı ve insan duygusunu (duygu analizi) anlamasında kullanılır.

Sözdizimsel analizler, makinelerin dil bilgisi kurallarını çözüp doğru cümleler üretmesini sağlar.

3. Elektronik Ortamda Dil Değişimi ve Dijital Lehçeler

Yapay zeka ve dijital platformlar, dilin doğal evrimini de hızlandırıyor. Sosyal medya dili, dijital kısaltmalar ve yeni nesil iletişim biçimleri, dilbilimin "toplumdilbilim" (sociolinguistics) kolu için yapay zeka algoritmalarıyla incelenmesi gereken dinamik birer veri alanı haline gelmiştir. Türk dilleri arasında yazılı ve sözlü aktarma süreçlerinin geliştirilmesi de önemli bir hedeftir. Yok olmaya maruz Türk dillerinin yeniden canlandırma veya dokümantasyon süreçlerinde de elektronik ortam benzersiz fırsatlar sunmaktadır. 

Özetle: Dilbilimi yalnızca klasik teorik alanlara hapsetmek yerine; elektronik ortamların, makine öğrenmesinin ve yapay zekanın bu katmanların tamamına nasıl uyarlanabbileceğini araştırmak, modern dil çalışmalarının en öncelikli gündem maddelerinden biri olmalıdır. 

Akademik kariyeriniz boyunca sizin için dönüm noktası niteliği taşıyan çalışmalar ve deneyimler hangileri olmuştur? Bu süreçte ilmî yönelişinizi belirleyen kişi, eser veya araştırma alanlarının etkisini nasıl değerlendiriyorsunuz?

Prof. Dr. Süer Eker’in akademik özgeçmişi, Türk dilbilimi, çağdaş Türk lehçeleri, dil sosyolojisi ve tehlike altındaki diller gibi alanlardaki geniş kapsamlı çalışmaları göz önüne alındığında, bu soruya onun akademik perspektifini ve ilmî yönelişini yansıtan kurgusal ama biyografik gerçeklere dayalı şu yanıt verilebilir:

Akademik Dönüm Noktaları ve Temel Çalışmalar

Akademik kariyerimin en önemli dönüm noktası, Türk dilinin sadece tarihsel ve filolojik bir malzeme değil, aynı zamanda canlı, yaşayan ve sürekli değişen sosyolengüistik bir organizma olduğunu fark ettiğim dönemdir. Bu bağlamda, "Çağdaş Türk Dili" adlı çalışmam, Türk yazı dillerinin yapısını, gelişimini ve modern dilbilim yöntemleriyle incelenmesini temel alan, kariyerimin merkezî taşlarından biri olmuştur.

Bir diğer kritik dönüm noktası ise tehlike altındaki Türk dilleri ve diyalektoloji üzerine yoğunlaştığım saha çalışmalarıdır. Özellikle Balkanlar'dan Sibirya'ya uzanan Türk dünyasındaki dil adacıklarını, kaybolmaya yüz tutmuş lehçeleri yerinde incelemek; teorik dilbilim verilerini sosyolojik gerçeklikle harmanlama noktasında ufkumu genişletmiştir. Bu çalışmalar, dilin sadece gramer kurallarından ibaret olmadığını, bir toplumun hafızası ve kimliği olduğunu şahsıma bir kez daha göstermiştir.

Bilimsel Yönelişi Belirleyen Etkenler

Bilimsel yönelişimin şekillenmesinde kurumsal geleneklerin, güçlü akademik figürlerin ve disiplinlerarası araştırma alanlarının kesişimi büyük rol oynamıştır.

1. Kişiler ve Akademik Ekol

Akademik yetişme sürecimde, Türkolog geleneksel filolojisi ile modern dilbilim arasında köprü kurabilen hocaların ve ekollerin etkisi büyüktür. Dilsel verilere ön yargısız, tasviri (descriptive) ve analitik yaklaşmayı ilke edinen bir akademik disiplinden beslendim. Bu durum, çalışmalarımda dogmatik kalıplardan uzak durmamı ve Türk dilini dünya dilleri haritasında nesnel bir yere oturtmamı sağladı. Bu noktada rahmetli Hocam Prof. Dr. Talat Tekin’e şükranlarımı sunuyorum. 

2. Temel Eserler ve Metodoloji

Beni yönlendiren tek bir eserden ziyade, genel dilbilim kuramları ile tarihsel ve karşılaştırmalı Türkoloji metotlarının birleşimi olmuştur. Kaşgarlı Mahmud’un Dîvânu Lugâti’t-Türk’ündeki tasviri ve mukayeseli yöntem ile Ferdinand de Saussure ve sonrası modern dilbilim teorilerini bir arada okumak, dil olgusuna çift boyutlu (hem art zamanlı hem eş zamanlı) bakabilme yetisi kazandırmıştır.

3. Araştırma Alanlarının Etkisi

Bilimsel yönelişimi asıl belirleyen saha, Türkçenin ses bilgisi ve grameri, Türk dilleri, Türk-İran dil temasları, Sosyolengüistik (toplumdilbilim) ve tehlikedeki Türk dilleri araştırmaları olmuştur. Bütün bu alanlar beni dili toplumsal dinamikleriyle ve nesnel biçimde kavrayan bir dilbilimci olmaya sevk etmiştir. Türk dünyasının dilsel çeşitliliği, bu teorik altyapıyı uygulamak için her zaman en zengin laboratuvarım olmuştur.

Genç araştırmacılara Türk dili ve Türkoloji alanında hangi çalışma sahalarına yönelmelerini önerirsiniz? Bugünün öğrencilerinin sağlam bir akademik donanım kazanabilmeleri için hangi yöntemsel ve entelektüel hazırlıkları öncelemeleri gerektiğini

En kritik araştırma alanları hangileridir?" sorusuna alanlar arasında keskin bir önem farkı gözeterek cevap vermek yerine şöyle diyeyim, dil araştırmalarında tüm alt alanlar kritik öneme sahiptir ve birbirini tamamlar.

Tarihî lehçeler, öteden beri üzerinde en çok tartışılan ve en yoğun araştırma yapılan sahaların başında gelmektedir. Bunun yanı sıra bilim etiğine uygun biçimde sözlük bilimi (leksikografi) alanında hâlâ çok ciddi eksikliklerimiz mevcuttur. Bugün bırakın diğer Türk dillerini, Türkiye Türkçesinin bile geniş kapsamlı, modern standartlara uygun bir sözlüğü ve gelişmiş bir derlem (korpus) çalışması henüz tam anlamıyla ortaya konulabilmiş değildir. Aynı şekilde, Türkiye Türkçesini ve diğer Türk dillerini kapsayan nitelikli bir etimolojik sözlüğe, Türk dillerinin tarihî sözlüklerine büyük bir ihtiyaç vardır. Günümüzde dijital imkânlardan ve bilişim teknolojilerinden yararlanarak bu tür geniş soluklu çalışmaları bir araya getirmek geçmişe kıyasla çok daha kolaydır.

Diğer taraftan dijital fırsatlardan ve yapay zekadan yararlanılacak modern çağdaş çalışmalar da büyük önem arz etmektedir. Ülkemizde özellikle Yakutça, Çuvaşça ve Kıpçak grubu dilleri gibi alanlarda yetkin uzmanların yetişmesi gerekmektedir. Genç araştırmacıların bu alanlarda başarılı olabilmesi için ilgili lehçeleri ikincil kaynaklardan değil; doğrudan aslından, orijinal dillerinden inceleyip araştırabilecek düzeyde güçlü bir dil bilgisi donanımına sahip olmaları şarttır.

Özetle, yapılacak o kadar çok iş var ki hepsinin aciliyet derecesi yüksektir. Belki tarihî lehçeler bugüne kadar en çok çalışılan saha olduğu için genç araştırmacılar ağırlığı biraz daha sözlük bilimi, derlem dil bilimi ve az çalışılmış modern lehçeler gibi nispeten ihmal edilen alanlara kaydırabilirler.

Üniversitelerde Türk dili derslerinin, hem Türk Dili ve Edebiyatı bölümlerinde hem de diğer bölümlerde sizce nasıl işlenmesi gerekir? Bu derslerin içerik, yöntem ve amaç bakımından nasıl yapılandırılması, öğrencilerin dil bilinci ve ifade yetkinliği açısından daha verimli sonuçlar doğurur?

Bu konuda, Türk Silahlı Kuvvetleri bünyesinde görev yaptığım dönem de dâhil olmak üzere yaklaşık 15-16 yıl boyunca uygulamalı çalışmalar yürüttüm. Üniversitelerdeki zorunlu Türk dili derslerinin mevcut durumunu incelediğimizde radikal değişikliklere ihtiyaç duyulduğu açıkça görülmektedir.

Konuyu somutlaştırmak için dünyadan bir örnek vermek isterim: Amerika Birleşik Devletleri'nin tüm kurmay kadrosunu ve liderlerini yetiştiren Birleşik Devletler West Point Askerî Akademisinin eğitim sistemini ana çizgileriyle araştırmıştım. Bizim askerî liselerden ve akademilerden dereceyle mezun olan öğrencilerimiz de dönem dönem oraya gönderilirdi. Kendi ana dillerinde, İngilizce eğitim veren West Point'te, öğrencilerine sadece İngilizce öğretmekle görevli 45 civarında öğretim elemanı bulunuyordu. Bu inanılmaz derecede geniş bir kadrodur. Orada öğrencilere Shakespeare gibi klasikler okutuluyor ve eğitim sistemi kompozisyon yazma ağırlıklı yürütülüyor. Öğrenciler süreç boyunca en az 5 kapsamlı kompozisyon yazıyor ve bu yazılardan aldıkları notlar geçme-kalma durumlarını doğrudan belirliyor. Hatta İngilizce dersini başarıyla geçen öğrenciler, akademiyi neredeyse bitirmiş kadar başarılı kabul ediliyor; süreç o denli sıkı tutuluyor.

Bizdeki duruma baktığımızda ise; YÖK Kanunu gereğince Türk dili dersleri zorunlu olarak okutulmaktadır, ancak mevcut altyapı şartlarında bir öğretim elemanına yüzlerce, hatta bazen binlerce öğrenci düşmektedir. Üstelik bu derslerin büyük bir kısmı online (çevrim içi) yöntemlerle, kalabalık kitlelere verilmektedir. Bu sistemle öğrencilere bir şey kazandırmak mümkün değildir.

Mevcut şartlar altında bu dersler uygulamadan uzak, adeta bir "Türk Dili Tarihi" dersi gibi işlenmekte; Türkçenin tarihî özellikleri ve kuralları teorik olarak anlatılıp geçilmektedir. Sınavlar da büyük oranda çoktan seçmeli test şeklinde yapılmaktadır. Oysa bu dersin temel amacı; öğrencilerin yazılı ve sözlü anlatım becerilerini en üst düzeye çıkarmak, onlara dil bilinci kazandırmaktır.

Bunun tek çözüm yolu uygulamalı eğitime geçmektir. Sınıf mevcutları her 20-30 öğrenciye bir öğretim elemanı düşecek şekilde azaltılmalıdır. Dersin işleniş yöntemi; öğrenciye sürekli yazı yazdırmak (kompozisyon), öğretim elemanının ise bu yazıları teker teker satır satır okuyup eleştirerek öğrenciye güçlü bir geri bildirim vermesi şeklinde olmalıdır. Yazdırarak ve yazılanı eleştirel bir süzgeçten geçirerek düzeltmek bu alanın olmazsa olmazıdır.

Ancak gerçekçi olmak gerekirse, ülkemizin mevcut üniversite kontenjanları ve koşulları altında, milyonlarca öğrencinin yazdığı metinleri teker teker okuyup cevap verebilecek böyle bir akademik ortamı ve kadroyu kısa vadede hayata geçirmek çok zordur.

Bize kıymetli vaktini ayıran, misafir eden Prof. Dr. Süer EKER hocamıza çokça teşekkürlerimizi sunarız…


Yazmaya Başlamanın Anahtar Kelimesi Yaratıcılıktır

Merhaba hocam, okuyucularımıza kısaca kendinizden bahseder misiniz? 

Merhaba, ben Meryem İtimat. Kuzey Kıbrıs’ta yaşıyorum. Üniversite Eğitimimi, Bilgisayar- Enformatik bölümünde tamamladım.  Mezun olduktan sonra, küçük yaştan itibaren en büyük hayalim olan öğretmenlik mesleğine başladım. Liselerde bilgisayar dersi verdim. İlerleyen yıllarda ise, aile şirketimizde yönetici olarak çalışmaya başladım. Halen daha keyifle çalışarak, görevime devam ediyorum.

Yazar Meryem İtimat

Yazma yolculuğunuzdan kısaca bahseder misiniz? Sizi kitap yazmaya yönlendiren nedenler nelerdir?  

Yazmak benim için çok kıymetli bir etkinliktir. Bu yolculuk, çok fazla kitap okumakla başladı ve yıllar içerisinde gelişerek devam etti. Kitap yazmaya başlamamın en önemli nedeni; yazarak, bir nebze de olsa insanları bilgilendirmek, duyguları, düşünceleri ve karmaşık iç dünyayı yazıya dökmek, zihni çalıştırmak ve kendimizi daha iyi tanımamıza yardımcı olmaktır. Yazmaya başlamanın ve ilk adımı atmanın anahtar kelimesi  yaratıcılıktır. 

Yazarlık sizin için ne ifade ediyor?  

Yazarlık benim için bir sorumluluk ve aynı zamanda büyük bir mutluluktur. Her kelimenin bir kişinin hayatına, bir annenin yüreğine, bir çocuğun umuduna dokunabilmektir. Bu yüzden yazarken insanlara sadece bilgi aktarmayı değil, düşündürmeyi, empati kurdurmayı ve umut vermeyi amaçlıyorum.

Kitabınız Alaska Yayınları’ndan çıktı, tebrik ederiz. Kitabınızda okurlarınızı ne gibi sürprizler bekliyor? 

Teşekkür ederim. Kitabımda  yalnızca bilgi vermeyi değil, okuyucunun kendinden bir parça bulabileceği gerçek yaşam örneklerine de yer verdim. Bir insanın hayatı, yalnızca yaşadıklarıyla değil; geride bıraktığı izlerle de anlam kazanır. Bu kitap bir Biyografi kitabıdır ve her kitabın bir yolculuğu vardır.  Azim, emek ve kararlılıkla örülmüş bu hayat hikayesinin genç nesle ilham kaynağı olacağına inanıyorum. Belki de kimilerine cesareti, özgüveni, çalışmanın ne kadar önemli olduğunu hatırlatarak başarılı adımlar atmalarına vesile olacaktır. Sanırım okuyuculara en güzel sürpriz de bu olacaktır.

Başucu yazar ve kitaplarınız nelerdir? Yazarların ve kitapların hayatınıza nasıl bir etkisi oldu? 

Tek bir yazarı ya da kitabı örnek göstermek benim için zor. Çünkü farklı dönemlerde farklı yazarları okudum. Eğitim, çocuk gelişimi ve psikoloji alanındaki eserlerin yanı sıra gerçek yaşam hikayelerini (biyografi) okumayı tercih ediyorum. Bu hikayelerden birçok konu hakkında bilgilendim ve aydınlandım.  Her kitap bana yeni bir pencere açtı. Kimisi sabretmeyi öğretti, kimisi insanı daha iyi anlamayı… Yazarlığın en güzel taraflarından biri de aslında iyi bir okur olmaktan geçiyor. Okudukça hem insan hem de yazar olarak geliştiğime inanıyorum.

Üzerinde çalıştığınız yeni bir kitabınız var mı? Okuyucularınıza ipucu verir misiniz? 

Evet, şu sıralar beni en çok heyecanlandıran proje, akran zorbalığını konu alan 13-15 yaşındaki ergenler için bir kitap. Bu kitapta yalnızca zorbalığı anlatmak değil, sessiz kalanların duygularını, tanık olanların sorumluluğunu ve dostluğun iyileştirici gücünü de göstermek istiyorum. Hikâyenin sonunda hem çocuklara hem de ailelere rehber olacak bölümler yer alacak. 

Son olarak okuyuculara söylemek istediğiniz bir şey var mı? 

Kitap okumaktan, öğrenmekten, araştırma yapmaktan ve çalışmaktan hiç vazgeçmeyelim. Çünkü bazen bir kitap, hayatımıza yepyeni bir sayfa açabilir. Bana inanan, kitaplarımı okuyan ve yolculuğuma eşlik eden tüm okurlarıma gönülden teşekkür ediyorum. Sizlerin desteği ile başka hikâyelerde buluşmak dileğiyle… 

Kitap İnsanların Düşüncelerini ve Kalbini Güzelleştirir

Merhaba hocam, okuyucularımıza kısaca kendinizden bahseder misiniz?

Ben Samir Abdullah Akbulut 12 yaşındayım. Sakarya - Kocaali İmam Hatip Ortaokulu (İngilizce proje) 6. sınıf öğrencisiyim. Ben kitap okumayı çok seviyorum. Her gün ne olursa olsun kitap okumadan uyumuyorum. Hatta uyumadan önce o gün okuduğum kitabın konusunu film gibi gözlerimde canlandırmaya çalışıyorum derken öylece uyuyakalıyorum. Boş zamanım pek kalmıyor aslında. Okul ders ödev sınav futbol Kulubü derken beraberinde tiyatro eğitimim devam ediyor. Ayrıca dizi, reklam, film gibi projelerde de çocuk oyunculuğu yapıyorum.. Arada adaşlarımla futbol oynuyorum.

Yazar Samir Abdullah Akbulut

Yazma yolculuğunuzdan kısaca bahseder misiniz? Sizi kitap yazmaya yönlendiren nedenler nelerdir?

Zaten kitap okumayı çok seven biriyim. Odamda o kadar çok kitabım var ki; Artık odamdaki rafa sığmıyor. çekmece içinde, yatak bazamın içinde saklıyorum. Çünkü kitapları gerçekten çok seviyorum. Onları hep düzenli ve güzel saklarım. Zamanla bana kitap okumak yetmedi. Kendi kitabım olsun istedim. Bende hayal hayal gücümü kullanarak kitap yazmak istedim. Ve başardım yazdım ! bunun için çok mutluyum.. Biliyorum bu ilk olduğu için ve yaşımda küçük olduğu için biraz amatörce gibi oldu bu kitap . Ama yazmaya devam edeceğim kendimi geliştireceğim daha iyi kitaplar yazacağıma inanıyorum.

Yazarlık sizin için ne ifade ediyor?

Paylaşım!… Zaten yazarlık paylaşmak demek değil mi? Bilgileri, düşünceleri, hayalleri duyguları hep okuyucularınla paylaşıyorsun. Bu yüzden bana göre yazarlık paylaşmak demek.

Kitabınız Logo Yayınevi’nden çıktı, tebrik ederiz. Kitabınızda okurlarınızı ne gibi sürprizler bekliyor?

Teşekkür ederim. Evet kitabım Logo Yayınevi'nden çıktı. İyi ki Logo Yayınevi ile tanıştık ve iyi ki onlarla çalıştık. Annem ile ben bu kitabın baskı işi için çok araştırmalar yaptık. Çok kişilerle görüştü annem ve en son Logo Yayınevi'ni seçtik.. Sonra ben İsrafil abimle tanıştım. Çok sevdim kendisini, çok samimi davrandı çok yardımcı oldu bana. Kitabımın çıkmasında çok büyük emeği var. Ona da ayrıca buradan çok teşekkür ettiğimi söylemek istiyorum. Hatta bana kendi yazdığı kitaplarından 3 tane imzalı kitap hediye gönderdi. Gönderdiği 3 kitabı da baştan sona üçer defa okuyup bitirdim. (Bunu da buradan söylemiş olayım, çünkü görüşemedik çok görüşmek istiyorum okul tatil olsa İsrafil abimle bol bol görüşeceğim inşallah) Ayrıca kitabımda basım öncesi bazı eksiklerim vardı ve benim okulum olduğu için, okul dışında da dizi çekimlerim vardı o dönem, çok zorlandım tamamlamakta zaman sıkıntısı yaşadım. Ve çok gecikti eksiklerimi tamamlamak. . Buna rağmen benim istediğim tarihe yetiştirdi sağ olsun.. Bana çok güzellikler yaptı. Sağ olsun ! Çok değerli benim için İsrafil abim. Şuan için bu kitabımın okuyucularına herhangi bir sürprizi yok! Zaten bu ilk kitabım. Belki bundan sonraki kitaplarımda Sürprizler olabilir. Bu KELEŞMEN kitabı çocukların görünmeyen anlaşılmayan ya da önemsemeyen duygularını, düşüncelerini istek yada şikayetlerini mizahi bir dille büyüklere anlatıyor.. Aslında bu KELEŞMEN bir çocuk kitabı değil, Çocuklar tarafından dillendirilen büyükler için yazılan bir kitap.

Başucu yazar ve kitaplarınız nelerdir? Yazarların ve kitapların hayatınıza nasıl bir etkisi oldu?

Kesinlikle ŞERMİN YAŞAR.. Şermin Yaşar’ın dünyaya çocuk gözü ile bakması, hayatı çocuk dili ile anlatması. Her olay ve konuları çocuk dili, çocuk fikri, çocuk görüşü ile yorumlaması ve kitap içi resimlerinin çizimi benim hayalimi gücendiriyor. Bütün kitaplarını okudum ve çok seviyorum. Kit zaten.

Üzerinde çalıştığınız yeni bir kitabınız var mı? Okuyucularınıza ipucu verir misiniz?

Tabii ki düşünce olarak beynimde tasarladığım çalışmam var . Ama Bahsettiğim gibi, okulum derslerim sınavlarım ve beraberinde tiyatro eğitimim bunların haricinde futbol kulübüm biraz yoğun geçiyor günlerim. Bundan dolayı eyleme geçiremedim. Okullar tatil olur olmaz. Zaman kaybetmeden ikinci kitabımın çalışmalarına başlamayı düşünüyorum.

Son olarak okuyuculara söylemek istediğiniz bir şey var mı?

Kitap okusunlar kitap okumaktan bıkmasınlar ve vazgeçmesinler! Kitap insanların düşüncelerini ve kalbini güzelleştirir! KELEŞMEN’i de okusunlar eminim çok sevecekler. Okurken hem çok gülecek hem de çok düşünecekler ve her hikaye sonunda KELEŞMEN’in içinde kendilerini bulacaklar. Herkesi çok seviyorum!

Şiiri Toplumsal Bir İyileşme Aracı Olarak Görüyorum

Merhaba hocam, okuyucularımıza kısaca kendinizden bahseder misiniz?

Merhabalar... Afyonkarahisar’da öğretmenlik yapıyorum. Hoşgin, bilardo ve masa tenisi oynamaktan hoşlanıyorum. Tüm okurlarınızı selamlıyorum.

Yazar Özkan Mutluer

Sizce şiir nedir? Şiirde olmazsa olmaz dediğiniz öğeler var mı?

Bana göre şiir; anlam ve estetiği doğru oranda harmanlama sanatıdır. Anlamı yetersiz mükemmel bir görsellik de yeterli estetik taşımayan mükemmel bir anlam da şiir değildir.

Şairlik sizin için ne ifade ediyor? Öykü, deneme tarzında yazılar da yazıyor musunuz?

Açık söylemek gerekirse ehlikeyif biriyim ve şiir bana keyif verici yasal bir madde gibi geliyor diyebilirim. Roman okumayı da severim ama başka bir edebî türde yazmayı düşünmüyorum. 

Yazma yolculuğunuzdan kısaca bahseder misiniz? Bu yolculukta size kimler destek oldu? 

Şiir yazmaya lise yıllarında başladım ve ömrümce de yazmak istiyorum. “Sen Kimim?” şiir kitabımın yazım sürecinde bana ilham olan ve beni destekleyen herkese teşekkür ediyorum.

Kitabınız Logo Yayınevi’nden çıktı. Kitabınızda şiirseverleri ne tür şiirler bekliyor? İpucu verir misiniz?

Şunu umduğumu rahatlıkla söyleyebilirim ki “Sanat; hem sanat içindir, hem de toplum içindir.” düşüncesini benimseyen şiir severler, kitabı beğeni ile okuyacaklardır.

Başucu yazar, şair ve kitaplarınız nelerdir? Yazarların ve kitapların hayatınıza nasıl bir etkisi oldu?

Ahmet Ümit, hayranlıkla takip ettiğim bir yazarımızdır. Özellikle kahramanların gerçek hayat öyküsü ile yazarın hayal dünyasındaki kurgunun eş zamanlı bir örgü ile işlendiği Bab-ı Esrar’ı çok beğendim. Yabancı yazarlardan George Orwell’ı, şairlerimizden de Necip Fazıl Kısakürek ve Yusuf Hayaloğlu’nu severek okurum. Bütün edebiyatçıların, takip ettikleri yazar ve şairlerden mutlaka etkilenecekleri kanaatindeyim.

Üzerinde çalıştığınız yeni bir kitabınız var mı? Okuyucularınıza ipucu verir misiniz?

Şiir yazmayı çok seviyorum ve yazmaya devem ediyorum. “Hayırlısı...” diyelim.

Son olarak okuyuculara söylemek istediğiniz bir şey var mı?

Şiiri, kişisel bir tat alma yöntemi olduğu gibi toplumsal bir iyileşme aracı olarak da görüyorum. Teknolojik gelişmelerden elbette yararlanmak gerekir fakat maalesef internet bağımlılığı günümüz ‘z kuşağı’ için çok ciddi bir sorun haline geldi ve ben bu sorunun çözüm yollarından birinin de edebiyat olduğunu düşünüyorum. Hem kendimiz hem de yaşadığımız toplum için şiire sahip çıkalım, sanata ve edebiyata hak ettiği değeri geri kazandıralım.

Okumadan Yazmak Mümkün Değil

Merhaba hocam, okuyucularımıza kısaca kendinizden bahseder misiniz?

Merhaba, ben Cansu Türkmen. 2008 Ankara doğumluyum ve eğitimime Kilim Sosyal Bilimler Lisesi’nde devam etmekteyim. Tenis oynamak, münazara turnuvalarına katılmak ve sosyal sorumluluk projelerinde yer almak benim için büyük bir motivasyon kaynağı. Tüm bu hareketliliğin yanı sıra edebiyat, okumak ve yazmak her zaman sığındığım ve huzur bulduğum alanlar olmuştur.

Yazar Cansu Türkmen

Yazma yolculuğunuzdan kısaca bahseder misiniz? Sizi kitap yazmaya yönlendiren nedenler nelerdir?

Ortaokulun ilk yıllarında yazmaktan zevk aldığımı fark ettiğimde kısa kısa öyküler kurmakla başladım. Daha sonralarında yazmaya devam edip yüz sayfa civarında olan ilk kitabım Kapının Ardı’nı çıkardım. Yazmaktan hiçbir zaman sıkılmadım; aksine her zaman keyif aldım ve huzur buldum. Zihnimdekilerin birer birer yazıya dökülmesi ve onları okuyabilmek bana somut bir değer oluşturmanın mutluluğunu verdi. 

Yazarlık sizin için ne ifade ediyor? 

Yazarlığın benim için anlamı, sevdiğim işi yapmanın bana sunduğu lütuflara karşı hissettiğim minnet oldu. Kendimi hâlâ yazar diye adlandırmaktan çekiniyorum. Onca büyük yazarlar ve kalemini mükemmel bir şekilde kullanan sanatçılar varken henüz küçük sayılabilecek yaşlarda kendimce kurguladığım kitaplar bana yazarlığın gurur verici namını kazandırır mı emin olamasam da yazı yazmaktan ve yazılarımla anılmaktan her zaman onur ve mutluluk duydum. Yazarlık benim için hayatımın olmazsa olmaz  rengini ifade ediyor. Ve her zaman ait olmak isteyeceğim nezih bir mertebe.

Kitabınız Alaska Yayınları’ndan çıktı, tebrik ederiz. Kitabınızda okurlarınızı ne gibi sürprizler bekliyor?

Kitabım; kimisi aşina olduğumuz, kimisi bize pek yabancı gelecek yer yer abartı karakterlerle dolu. Bu bakımdan geniş bir yelpazeye sahip. Aynı zamanda hayatın içinden bazı kesitlerle karakterlerin tepkilerinin, bakış açılarının çeşitliliğini okuyucuya yansıtmaya çalıştım. Bu sayede yer yer sosyolojik roman izleri görebiliriz. Ters köşelerle okuyucuyu kitaba bağlamayı ve kitabımı sürükleyici bir roman haline getirmeyi hedefledim. Seksenlerin atmosferiyle ve ana karakterin bir tren yolculuğuna dahil olmasıyla da alışılmadık bir mekan ve zaman çizgisi oluşturmayı amaçladım.  

Başucu yazar ve kitaplarınız nelerdir? Yazarların ve kitapların hayatınıza nasıl bir etkisi oldu?

Nazan Bekiroğlu’nun deneme türündeki eseri “Mor Mürekkep” en çok sevdiğim kitaplardan biridir.  Felsefi kurgu ve distopik kurgu alanında ise Ayn Rand okumayı; sosyolojik ve yergi türündeki eserleriyle Alev Alatlı okumayı severim. Ahmet Mithat Efendi’nin romanlarına yerleştirdiği dönem dönem eleştirileri de onu okumaktan keyif almamı sağlıyor. 

Okumadan yazmak mümkün değil. Dolayısıyla okuduğum kitapların hem anlatım gücümün pekişmesinde hem de kurguları şekillendirmemde oldukça faydasının olduğunu düşünüyorum. Aynı zamanda okuduğum deneme ve eleştiri türündeki kitaplar çeşitli fikirlere karşı farklı bakış açıları edinmemi sağlıyor.

Üzerinde çalıştığınız yeni bir kitabınız var mı? Okuyucularınıza ipucu verir misiniz?

Üniversiteye geçiş sürecinde olmam sebebiyle boş vakitlerimi ders çalışmaya ayırmam gerekiyor dolayısıyla yakın zamanda yeni bir kitap çıkarmak gibi bir planım yok ancak bu süreci atlattığımda yazmaya kaldığım yer devam etmek istiyorum.

Son olarak okuyuculara söylemek istediğiniz bir şey var mı?

Yalnız Ada ve Sakinleri benim için üzerinde dikkatle çalışılmış bir kitap oldu. Kurgusunu, anlatımını özenle en iyi haline getirmek ve okuyucularıma kaliteli bir kitap sunmak için oldukça uğraştım. Umarım severler ve geri dönüşleri benim için fazlaca kıymetli. Bu kitaba bir şans tanıdığınız için teşekkür ederim.

Herkes Kendi Hayalinin Kusursuz Kahramanıdır

Merhaba hocam, okuyucularımıza kısaca kendinizden bahseder misiniz?

Selamlar ben Mathena. Genel olarak küçüklükten beri şiirler ve farklı yazılar yazan bir çocuktum ve şimdilerde ise, kendini hayallerini adayan birisi oldum. Elbet yazarlık kişiliğim dışında, gündelik hayatımda Türkçe Öğretmenliği yolunda ilerleyen bir öğrenciyim ve bu kariyer hayalim sayesinde, yazarlık ile ilgili veya şiir ile ilgili yeni bakış açılarını öğrenip okurlarıma ilham vermeyi amaçlayan bir yazarım.

Yazar Mathena

Sizce şiir nedir? Şiirde olmazsa olmaz dediğiniz öğeler var mı?

Bana göre şiir; içimizde barındırdığımız düşünceleri, iyi-kötü duyguları ve anıları anlatmak için binbir kelime ve anlam kullanılarak farklı yöntemlerle karşı tarafa aktarma yoludur. Şiirde olmazsa olmaz dediğim şey ise: Duygulardır. Çünkü bana göre ruh ile beden duygulardan ibarettir ve bence konu her ne olursa olsun, bunları göstermeden ortaya bir yazı çıkartamayız.

Şairlik sizin için ne ifade ediyor? Öykü, deneme tarzında yazılar da yazıyor musunuz?

Şairlik bana göre, kendi düşüncelerini benzersiz konularla anlatmayı ve bunu yaparken her akışın bir parçası olmayı ifade ediyor. Öykü tarzı yazılar da yazıyorum elbette ve açıkçası tek bir konudan çok, hayal gücümün sunduğu imkanlarla farklı konularda öyküler yazmayı seviyorum.

Yazma yolculuğunuzdan kısaca bahseder misiniz? Bu yolculukta size kimler destek oldu?

İlk başta bahsettiğim gibi küçüklükten beri yazılar yazıyorum ve ilerleyen vakitlerde, her zaman söylediğim şiir temelini yani duyguları ufak ya da yoğun demeden yazıp paylaşma isteğinin hayali ile yaşadım. Sonunda ise bu yolda ilerlediğim için çok mutluyum. Elbette bu yolu tek başıma ilerlemedim ve bu serüven de bana en çok destek olan kişi ailem, özellikle annem çünkü bana hep ‘’bir dileğin varsa bunu gerçekleştirmek için her zaman peşinden koşman gerekli.’’ der ve bende bunu hep hayat gayem olarak gördüm. Sonrasında arkadaşlarım ama en çok, en iyi arkadaşım destek oldu ve sürekli bu yolda ilerleyip bir şeyler başardığım için benimle gurur duyduğunu söyler. Son olarak kendisini şair kardeşi olarak gördüğüm Lalp arkadaşım sayesinde bu yolun merdivenlerini görüp ilerledim.

Kitabınız Alaska Yayınları’ndan çıktı. Kitabınızda şiirseverleri ne tür şiirler bekliyor? İpucu verir misiniz?

Kitabımda yedi başlık bulunmakta ve her başlık, bir duyguyu ve onunla bağlantılı bir günahı temsil etmekte. Bu başlıkların her biri de bu temaları yansıtan şiirler barındırmaktadır. Son olarak her bir şiir okuyucunun kalbine ve hislerine dokunacak türden yazılar.

Başucu yazar, şair ve kitaplarınız nelerdir? Yazarların ve kitapların hayatınıza nasıl bir etkisi oldu?

Benim başucu yazarım ve eserim kesinlikle Ahmet Haşim ve eserleri. Çünkü şiir anlayışı ve yazdığı eserler tam olarak benim görüşümle aynı. Ayrıca duygu ve hayal kavramını benim gibi Şiirlerinde kullanmaktan çekinmeyen bir yazar olduğu için kendisi sevdiğim bir yazar. Son olarak anne sevgi anlayışı benim anlayışımla uyuşan birisi. O yüzden onun anlayışı ve eserleri benim için bir ilham kaynağı ve ilerlemeye yönelik bir adımım oldu.

Üzerinde çalıştığınız yeni bir kitabınız var mı? Okuyucularınıza ipucu verir misiniz?

Evet, şu an yeni bir kitap üzerinde çalışıyorum ve bu sefer şiirden daha çok bir hikâye üzerine eser yazıyorum. Ayrıca bu eseri birkaç yıldır yazmak için özen gösteriyorum çünkü akışını güzelce kurgulayıp okurlara keyif vermesini istiyorum. Bunun dışında şiir anlayışlı kitapların yanında, farklı konu ve türlerde hikayelerimin de gelmesi yönünde eser planları yapıyorum.

Son olarak okuyuculara söylemek istediğiniz bir şey var mı?

Hayal gücünüzü ve hayallerinizi hiçbir zaman bırakmayın çünkü bazen asıl sizi ayakta tutacak olan şeyler onlardır. Bunları söylemekten de asla çekinmeyin ve gerekirse bunlar için mücadele edin çünkü herkes kendi hayalinin kusursuz kahramanıdır. 

Türkiye’de Felsefe Geleneği Kurmak İsteyen Biriyim

Merhaba hocam, okuyucularımıza kısaca kendinizden bahseder misiniz?

Türkiye’de bir felsefe geleneği kurmak isteyen biri.

Yazma yolculuğunuzdan kısaca bahseder misiniz? Sizi kitap yazmaya yönlendiren nedenler nelerdir?

İlk kitabımda [Varoluşsal praksis] bir giriş yazısı olarak şunları yazmıştım; “Yazarken bir yere kaçmıyor dünya – ama kalkıp da boğazına sarılmıyor.” Bukowski'nin de buna benzer bir söz var.

Yazar Murat Yaşar

Yazarlık sizin için ne ifade ediyor?   

Bir görev. Ya da daha çok bir borcun ödenmesi sayılır.

Kitabınız Logo Yayınevi’nden çıktı, tebrik ederiz. Kitabınızda okurlarınızı ne gibi sürprizler bekliyor?

Pek bir sürpriz sayılmaz. Ama ille de bir şey denmesi gerekirse sistemli bir felsefe yapısı kurma çalışması bekliyor. Başkaca uluslar bunu başarabilmiş lakin Türkiye’de pek üzerine düşülmemiş. Felsefe konuşulmuş, tartışılmış. Ama felsefe yapılmamış.

Başucu yazar ve kitaplarınız nelerdir? Yazarların ve kitapların hayatınıza nasıl bir etkisi oldu?

Öyle kitaplar yok. Yazarlar da. “Düşünce dünyasını tümüyle değiştiren büyülü metin” mitine pek sıcak bakmıyorum.

Üzerinde çalıştığınız yeni bir kitabınız var mı? Okuyucularınıza ipucu verir misiniz?

Bu kitabı bitirmemin üzerinden beş sene geçti. O arada epey yazdım. Sürreal Egzistansiyalist denemelerim var. Yakında onları da yayına hazır hale getiririm.

Son olarak okuyuculara söylemek istediğiniz bir şey var mı?

Okuyun. Ne bulursanız. 

Okumanın Yaşı Zamanı Saati Olmaz

Merhaba hocam, okuyucularımıza kısaca kendinizden bahseder misiniz?

Tabii ki. Merhabalar ben Meryem saç.1993 İzmir doğumluyum. Lise çocuk gelişimi, üniversite ön lisans sosyal hizmetler mezunuyum. Hale hazırda 2. üniversite olarak sosyoloji 3.sınıfı okumaktayım. Beraberinde yaklaşık 13 yıldır özel sektörde anaokulu öğretmenliği yapmış bulunmaktayım. Akabinde aldığım ekstra profesyonel eğitimlerle eğitim koçluğu, kişisel gelişim uzmanlığı yapmaktayım.

Yazar Meryem Saç

Yazma yolculuğunuzdan kısaca bahseder misiniz? Sizi kitap yazmaya yönlendiren nedenler nelerdir?

Yazma yolculuğum aslında lise çağlarımdan beri tutkuyla bağlı olduğum bir hobimdi. Fakat bunu kitap olarak yazmaktan ziyade ya defterlere yazıyor ya da sosyal medyamda kısa kısa paylaşımlar yapıyordum. Şunu fark ettim ki kitap çıkarmak kalıcı bir eser bırakmak, ışık elçisi olmak, rehberliği canlı yapamıyorsak kitaplar ile okuma alışkanlığı kazandırmak demek. Benim ise en büyük hedefim ölümsüz olmak. Bunu da ancak ve ancak yazdığım kitaplarla yapabilirim diye düşünüp hem aydığım profesyonel eğitimlerimi hem de hayat tecrübelerimi harmanladığım eserler yazmaya karar vermemle başladı.

Yazarlık sizin için ne ifade ediyor? 

Konuşamadıklarımızı daha özgür bir dille , dile getirebilmeyi, sınırsız hayal gücünü, bilgi aktarımı konusunda iyi bir rehber olmayı, en önemlisi ise ölümsüzlüğün sırrını anlatıyor. Kitabınız Logo Yayınevi’nden çıktı, tebrik ederiz. Kitabınızda okurlarınızı ne gibi sürprizler bekliyor? Bu kitapta okuyucuları, gizli bir sohbet arkadaşı bekliyor. Yeni bilgiler öğrenmeyi, öğrenirken anda kalabilmeyi hedefliyor. Sadece bir rehberlik değil aynı zamanda yol arkadaşı olabilmeyi gösteriyor.

Başucu yazar ve kitaplarınız nelerdir? Yazarların ve kitapların hayatınıza nasıl bir etkisi oldu?

Doğan CüceLoğlu, İlber Ortaylı, Uğur Koşar. Daha çok isim sayabilirim ama en önemli etkileri araştırma kabiliyetimi yükseltti. Edebi dilimi geliştirdi. Kendimi keşfetmemi sağladı.

Üzerinde çalıştığınız yeni bir kitabınız var mı? Okuyucularınıza ipucu verir misiniz?

Evet hale hazırda ( KENDİNİ DEĞİŞTİR) adlı kitabıma çalışmaktayım. Okuyucuya yeni kitap ile kendini nasıl şekillendireceğini, yetenekleri keşfetmeyi, iyi ve olumsuz yanları nedir onu fark ettirebilmeyi hedefliyorum. Aynı zamanda bu keşifle doğru rehberlik ile birlikte yenilenip, şekillenecek. Farklı bakış açılarını da keşfetmiş olacak. Hayatını değiştirmek isteyen değiştirecek, dönüştürmek isteyen dönüştürecek. Yeni kitap bir kitaptan ziyade yanındaki rehber öğretmeni olacak.

Son olarak okuyuculara söylemek istediğiniz bir şey var mı?

Kıymetli okurlarım yazdığım hiçbir kitabı yazmak için yazmıyorum. Benden sonra size rehberlik edebilsin diye kaleme alıyorum. Şunu söylemek isterim ki ben yazmaya vesile kıldığım için yazıyorum. Siz okumaya vesile kılındığınız için okuyorsunuz. Ben üstüme düşen sorumluluğu yapmaya çalıyorum hepsi bu. Ama siz hayatı anlamak, değer yargılarınızı geliştirmek için okuyun çok okuyun. Sadece akademik takvim olarak değil, diploma için değil hayatta zihninizi açmak, aydın bir insan olmak için okuyun. Okumanın yaşı, zamanı, saati olmaz. Ve unutmayın ki okuyan insan cahil kalamaz. Umarım kitaplarım size ışık olur ALLAH'A EMANETSİNİZ.

Yazarlık İnsanın Kalbine Dokunabilmektir

Merhaba hocam, okuyucularımıza kısaca kendinizden bahseder misiniz? 

Merhabalar Ben İbrahim Emre Opruklu. Kültüre, sanata, edebiyata ve insanın iç dünyasına dokunan her şeye ilgi duyan genç bir araştırmacı ve yazarım. Özellikle türkülere, şiirlere, anlamlı sözlere ve Anadolu’nun sözlü kültürüne karşı çocukluğumdan bu yana içimde ayrı bir sevgi ve merak oldu. Çünkü bana göre bir toplumun gerçek hafızası; türkülerinde, hikâyelerinde ve insanların gönlünden çıkan sözlerde saklıdır. Bunun yanında fotoğrafçılıkla da ilgileniyorum. İnsanların duygularını, yaşanmışlıklarını, doğayı ve hayatın içinden samimi anları fotoğraf karelerinde yakalamayı seviyorum. Çünkü bazen bir fotoğrafın anlattığını uzun cümleler anlatamaz. Ben sanatın her alanının aslında insana dokunmak için var olduğuna inanıyorum. Kendimi hâlâ öğrenmeye çalışan, araştıran ve gelişmeye devam eden biri olarak görüyorum. Özellikle kültürel değerlerimizin unutulmaması ve gelecek nesillere aktarılması benim için çok kıymetli. Bu yüzden yaptığım çalışmalarda samimi, içten ve insana dokunan bir iz bırakmaya çalışıyorum.

Yazar İbrahim Emre Opruklu

Yazma yolculuğunuzdan kısaca bahseder misiniz? Sizi kitap yazmaya yönlendiren nedenler nelerdir?

Aslında bu yolculuk bir anda başlamadı. Uzun yıllardır türkülere, şiirlere ve insanın içinde iz bırakan sözlere karşı özel bir ilgim vardı. Bir türkü dinlediğimde yalnızca melodisini değil, arkasındaki hikâyeyi de merak ederdim. Çünkü her türkünün içinde bir hayat, bir özlem, bir yara ya da yarım kalmış bir hikâye olduğuna inanıyorum. Zamanla fark ettim ki insanlar birçok türküyü biliyor ama hangi duyguyla ortaya çıktığını, hangi yaşanmışlığın ardından yakıldığını çoğu zaman bilmiyor. Oysa hikâyesini öğrendiğinizde o türkü insanın içine çok daha başka dokunuyor. Beni bu kitabı hazırlamaya yönlendiren en önemli şeylerden biri de buydu. Kültürel mirasımızın zamanla unutulup gitmesine gönlüm razı olmadı. Türkülerimizin, şiirlerimizin ve güzel sözlerimizin sadece geçmişte kalmasını değil; yeniden hissedilmesini istedim. “Sazdan Söze Gönül Yolculuğu” biraz da bu duyguların sonucu oldu. Sadece okunacak değil; insanın bazen hüzünleneceği, bazen geçmişini hatırlayacağı, bazen de bir satırda kendisini bulacağı bir eser olsun istedim.

Yazarlık sizin için ne ifade ediyor? 

Ben yazarlığı yalnızca yazı yazmak olarak görmüyorum. Bana göre yazarlık biraz insanın kalbine dokunabilmek demek. Çünkü bazen insanlar söyleyemedikleri duyguları bir cümlede buluyor. Bazen küçücük bir söz insanın içinde yıllarca kalabiliyor. İşte yazmanın en güzel tarafı da bence bu… Bir insanın kalbinde yer edebilmek. Açıkçası ben hiçbir zaman gösteriş olsun diye üretmeyi düşünmedim. Daha çok samimi, gerçek ve içten işler ortaya koymaya çalıştım. İnsan bir satır okuduğunda “Bu duygu bana da tanıdık geliyor” diyebilsin istedim. Kendimi hâlâ yolun başında gören genç bir yazar olarak, öğrenmeye ve kendimi geliştirmeye devam ediyorum. Eğer yazdığım bir cümle bir insanın yüreğine dokunuyorsa, benim için en büyük mutluluk budur.

Kitabınız Logo Yayınevi’nden çıktı, tebrik ederiz. Kitabınızda okurlarınızı ne gibi sürprizler bekliyor?

Öncelikle güzel dilekleriniz için çok teşekkür ederim. “Sazdan Söze Gönül Yolculuğu” sadece bir kitap değil; biraz duygu, biraz kültür, biraz da insanın kendi içine yaptığı bir yolculuk gibi oldu diyebilirim. Kitabın içerisinde türkülerin hikâyeleri, şiirler, anlamlı sözler ve farklı anlatılar yer alıyor. Ancak kitabı farklı kılan yönlerden biri de QR kod sistemi oldu. Okuyucular, kitapta yer alan türküleri QR kodlar aracılığıyla aynı anda dinleyebiliyor. Böylece yalnızca okumuyor; anlatılan duyguyu hissederek de yaşayabiliyor. Ben bu kitabın bir kere okunup rafa kaldırılan bir eser olmasını istemedim. İnsan bazen canı sıkıldığında açıp birkaç sayfa okusun, bazen bir türküde geçmişini bulsun, bazen de bir şiirde kendisini hissetsin istedim. Kısacası bu çalışma benim için yalnızca bir kitap değil; kültürümüze, duygularımıza ve insan hikâyelerine duyduğum saygının bir yansıması oldu.

Başucu yazar ve kitaplarınız nelerdir? Yazarların ve kitapların hayatınıza nasıl bir etkisi oldu?

Açık konuşmak gerekirse ben kendimi hâlâ yolun başında gören genç bir yazar olarak görüyorum. Bu yüzden hayatım boyunca bana ışık tutan insanların yeri bende her zaman çok ayrı oldu. Ben daha çok insanın ruhuna dokunan eserleri seviyorum. İçinde samimiyet olan, yaşanmışlık olan ve insanı düşündüren kitaplar beni her zaman etkilemiştir. Çünkü bazı kitaplar yalnızca okunup bitmez; insanın karakterine, düşüncelerine ve hayata bakışına sessizce dokunur. Bugün bir şeyler yazabiliyorsam, düşünebiliyorsam ve kültürümüze dair çalışmalar ortaya koyabiliyorsam; bunda yıllarca emek vermiş kıymetli sanatçılarımızın, yazarlarımızın ve fikir insanlarımızın çok büyük emeği olduğuna inanıyorum. Bu vesileyle kültürümüze değer katan tüm sanatçılarımıza, yazarlarımıza ve büyüklerimize saygılarımı sunuyorum. Özellikle yeri bende çok ayrı olan bazı kıymetli isimler var. İlber Ortaylı hocamı büyük bir saygıyla anıyorum. Bilgisi, kültürü ve duruşuyla her zaman örnek aldığım isimlerden biri olmuştur. Bunun yanında Ahmet Şerif İzgören abi, Alişan Kapaklıkaya abi, Fakir Baykurt hocam ve ismini tek tek sayamadığım birçok kıymetli büyüğümüzün eserleri ve düşünceleri bana her zaman yol göstermiştir. Çünkü insan bazen bir kitabın içinde kendisini buluyor, bazen de hiç tanımadığı bir yazarın cümlesinde hayatına yön verecek bir düşünceyle karşılaşıyor. Ben de okudukça yalnızca bilgi değil; bakış açısı, duygu ve hayat tecrübesi kazandığımı düşünüyorum.

Üzerinde çalıştığınız yeni bir kitabınız var mı? Okuyucularınıza ipucu verir misiniz?

Evet, şu anda üzerinde düşündüğüm ve hazırlık sürecinde olduğum yeni çalışmalar var. Yine insanı, kültürü, yaşanmışlıkları ve duyguları merkeze alan projeler üzerinde çalışıyorum. Ben ortaya koyduğum çalışmaların yalnızca okunup geçilmesini istemiyorum. İnsanların dönüp tekrar bakacağı, her okuyuşta başka bir duygu hissedeceği eserler olsun istiyorum. Çünkü bana göre bazı kitaplar bittikten sonra değil, insanın içinde yaşamaya başladıktan sonra değer kazanıyor. Şimdilik çok fazla detay vermeyeyim ama yine kültürümüze dokunan, insanın içinde iz bırakacak ve okuyucunun kendinden bir parça bulabileceği çalışmalar hazırlamaya devam ediyorum diyebilirim.

Son olarak okuyuculara söylemek istediğiniz bir şey var mı?

Öncelikle bu kitabı eline alan, bir sayfasını bile okuyan herkese gönülden teşekkür ederim. Çünkü bugün bir insanın zaman ayırıp bir kitabın sayfaları arasında dolaşması gerçekten çok kıymetli. Ben bu kitabı hazırlarken insanların sadece okuyup geçeceği bir eser olsun istemedim. İnsan bazen yorgunken bir sayfasını açsın, bazen bir türküyle geçmişe gitsin, bazen küçücük bir sözün içinde kendisini bulsun istedim. Hayat bazen insanı yoruyor, bazen susturuyor. Böyle zamanlarda bir türkü, bir şiir ya da içten söylenmiş birkaç cümle bile insanın kalbine iyi gelebiliyor. Eğer bu kitap bir insanın kalbine küçük de olsa dokunabilirse, bir satırında kendisini buldurabilirse benim için en büyük mutluluk budur. Okuyan, destek veren ve güzel dileklerini paylaşan herkese yürekten teşekkür ediyorum. Çünkü insanı ayakta tutan şey bazen büyük kalabalıklar değil; samimi bir destek, içten bir dua ve gönülden gelen güzel sözlerdir.

Herkesin Hayatında Görünmeyen Mücadeleler Vardır

Merhaba hocam, okuyucularımıza kısaca kendinizden bahseder misiniz?

Kendimi anlatmam gerekirse; duygularını ve gözlemlerini yazıya dökmeyi seven biriyim. Hayatın bana sunduğu farklı deneyimler, bakış açımı ve anlatımımı şekillendirdi. Engelli bir birey olarak yaşadıklarım da yazdıklarıma derinlik kattı. Yazmak benim için hem bir ifade biçimi hem de iç dünyamı paylaşmanın en samimi yolu.

Yazar İsmail Cingöz

Yazma yolculuğunuzdan kısaca bahseder misiniz? Sizi kitap yazmaya yönlendiren nedenler nelerdir?  

Yazma yolculuğum, içimde biriken duyguları ifade etme ihtiyacıyla başladı. Zamanla bunun sadece bir rahatlama değil, insanlara dokunan güçlü bir anlatım biçimi olduğunu fark ettim. Yaşadıklarım ve hayatın bana öğrettikleri, beni kitap yazmaya yönlendiren en büyük etken oldu.

Yazarlık sizin için ne ifade ediyor? 

Yazarlık benim için kendimi ifade etmenin en özgür hâli. Söyleyemediklerimi yazıyla anlatabildiğim, iç dünyamı en samimi hâliyle ortaya koyduğum bir alan.

Kitabınız Logo Yayınevi’nden çıktı, tebrik ederiz. Kitabınızda okurlarınızı ne gibi sürprizler bekliyor?

Öncelikle güzel dilekleriniz için teşekkür ederim. Kitabımda okurları sadece bir hikâye değil, aynı zamanda duygusal bir yolculuk bekliyor. Her sayfada samimiyetle yazılmış, gerçek hayattan izler taşıyan anlar var. Yer yer düşündüren, yer yer duygulandıran ve bazen de okuru kendi iç dünyasıyla baş başa bırakan bir anlatım sunmaya çalıştım. En büyük sürprizin ise kitabın ilerleyen sayfalarında okurun kendisiyle karşılaşması olduğunu düşünüyorum. Çünkü bu hikâye, herkesin içinde saklı kalan duygulara dokunmayı hedefliyor.

Başucu yazar ve kitaplarınız nelerdir? Yazarların ve kitapların hayatınıza nasıl bir etkisi oldu?

Hayatımda çok fazla kitap okuma fırsatım olmadı. Ancak yazarların ve hikâyelerin insanlar üzerindeki etkisini her zaman gözlemledim. Bu gözlemlerim ve yaşadığım deneyimler, olaylara farklı bir bakış açısıyla yaklaşmamı sağladı. Benim için asıl ilham, okuduklarımdan çok hayatın kendisi ve yaşadıklarımdan geldi.

Üzerinde çalıştığınız yeni bir kitabınız var mı? Okuyucularınıza ipucu verir misiniz?

Benim de çocukluk hayallerimden biri futbolcu olmaktı. Ancak hayatın şartları bu hayali farklı bir yola çevirdi. Yine de içimde futbol sevgisi hiçbir zaman bitmedi. Yeni kitabımda da aslında buna benzer bir duygudan ilham alıyorum; futbolcu olmayı hayal eden küçük bir çocuğun hikâyesini kurgu olarak ele alıyorum. Bu hikâyede hayaller, mücadele ve umut ön planda olacak. Hem kendi hayalimden izler taşıyan hem de birçok kişinin kendinden bir parça bulabileceği bir anlatım olacak.

Son olarak okuyuculara söylemek istediğiniz bir şey var mı?

Bu kitabı yazmaktaki amacım, aslında yaşadıklarımın ve nelerden vazgeçmek zorunda kaldığımın anlaşılmasını sağlamaktı. Herkesin hayatında görünmeyen mücadeleler vardır; benim hikâyem de bunlardan biri. İçimde yaşadığım duyguları, verdiğim kararları ve vazgeçtiğim şeyleri samimi bir şekilde anlatmak istedim. Okuyucuların sadece bir hikâye değil, gerçek bir hayatın içinden gelen duygularla karşılaşmasını arzuladım. Eğer bir cümlem bile birinin kalbine dokunursa, bu benim için en büyük kazanç olacaktır.

Kitaplar Zamanı Anlamlı Kılmanın En Güzel Yollarından Biridir

Merhaba hocam, okuyucularımıza kısaca kendinizden bahseder misiniz?

Merhaba, ben Murat Akkulak. 1988 yılında Samsun’un bir köyünde, Recep ve Şükran Akkulak çiftinin ikinci çocuğu olarak dünyaya geldim. İlköğrenimimi Ankara/Etimesgut’ta, lise eğitimimi ise Ankara/Gazi Teknik Lisesi’nde tamamladım. Daha sonra Bilecik’te İklimlendirme ve Soğutma Teknolojisi bölümünde eğitim gördüm. mezuniyetimin ardından 2014 yılında iş hayatına adım attım. Üretim Planlama alanında çalışarak farklı fabrikalarda önemli görevler üstlendim. Şu anda bir mobilya fabrikasında Maliyet Analizi ve Planlama Mühendisi olarak görev yapıyorum.

Yazar Murat Akkulak

Yazma yolculuğunuzdan kısaca bahseder misiniz? Sizi kitap yazmaya yönlendiren nedenler nelerdir?

Yazma yolculuğum aslında çocukluk yıllarıma dayanıyor. Ancak bu yolculuk, gerçek anlamda askerlik dönemimde ajandama yazdığım “Bir Meltem Esti Hayatımda” ile başladı. Sonrasında Asuman’ı kaleme aldım. Birkaç deneme ve yarım kalan roman girişimim olsa da yaklaşık on yıl boyunca yazarlığa tam anlamıyla geçiş yapamadım. Hayatımdaki kırılma noktası ise babamın vefatı oldu. Bu kayıp, içimde derin bir sorgulama başlattı. Dünyada iz bırakacak eserler ortaya koyma ve rahmetli babamın adını yaşatma isteği beni yeniden yazmaya yönlendirdi.

Yeniden yazmaya başladığım dönemde ne yazacağıma karar veremediğim bir süreçteydim. O sırada okuduğum “Zaman Gezginleri” adlı bir kitap bana ilham oldu. Hikâyenin basitliği beni “Ben daha iyisini yazabilirim” düşüncesine götürdü. Bu motivasyonla METTAİKALAR Serisi’nin ilk kitabı Zaman Gezginleri ortaya çıktı. Ardından seriye devam ederek İki Dağın Arasında kitabımı yayımladım. Şu sıralar ise üçüncü kitabım Babamın Hayali Atlar üzerinde çalışıyorum

Yazarlık sizin için ne ifade ediyor? 

Yazarlık benim için iz bırakmak demek. Düşüncelerimi kalıcı hâle getirmek, bir anlamda sesimi geleceğe ulaştırmak… İnsanların benim cümlelerimi okuduğunu bilmek ise bu yolculuğun en değerli tarafı.

Kitabınız Alaska Yayınları’ndan çıktı, tebrik ederiz. Kitabınızda okurlarınızı ne gibi sürprizler bekliyor?

Teşekkür ederim. Babamın Hayali Atlar kitabımda okurları sürprizlerden çok derin bir hüzün bekliyor diyebilirim. Her ne kadar bir baba-oğul hikâyesi gibi görünse de, aslında yaşanamamış bir ilişkinin, eksik kalmış duyguların hikâyesini anlatıyor. Bu kitabı anlatırken her zaman şu cümleyi kullanırım: “Her sayfasında babasızlığın gözyaşları var.”

Başucu yazar ve kitaplarınız nelerdir? Yazarların ve kitapların hayatınıza nasıl bir etkisi oldu?

Polisiye ve bilimkurgu türlerini özellikle severim. Polisiye denildiğinde Ahmet Ümit’i listenin başına koyabilirim. Yazarların hayatımdaki etkisini iki döneme ayırıyorum: Yazarlık öncesi ve sonrası. Yazarlık öncesinde okuduğum eserler benim için bir kapı araladı, yol gösterdi. Yazmaya başladıktan sonra ise aynı eserler benim için birer öğretmene dönüştü. Kısacası, önce bana yolu gösterdiler; sonra o yolda daha iyi yürümeyi öğrettiler.

Üzerinde çalıştığınız yeni bir kitabınız var mı? Okuyucularınıza ipucu verir misiniz?

Şu anda METTAİKALAR serisinin devam kitabı olan Narvas üzerinde çalışıyorum. Okuyuculara küçük bir ipucu vermem gerekirse; Narvas, alışılmışın dışında, özgün bir bilimkurgu hikâyesi olacak. Bunun yanı sıra Maktulün Gözünden adlı bir dizi senaryosu üzerinde de çalışmalarımı sürdürüyorum.

Son olarak okuyuculara söylemek istediğiniz bir şey var mı?

Yazarlığa adım attığımdan bu yana en çok üzüldüğüm konulardan biri, okuma oranlarının düşük olması. Günümüzde insanlar, telefonlarında anlamsızca video kaydırarak çok değerli zamanlarını farkında olmadan tüketiyorlar. Okuyuculara şunu hatırlatmak isterim: Zaman, geri getirilemeyen en kıymetli şey. Ve kitaplar, bu zamanı anlamlı kılmanın en güzel yollarından biri.

Yazarlık Bilgi Üretmenin ve Paylaşmanın Bir Yolu

Merhaba hocam, okuyucularımıza kısaca kendinizden bahseder misiniz?

İsmim Ali Can, 1998 İzmir doğumluyum. 2021 yılı İzmir Katip Çelebi Üniversitesi Türk Dili ve Edebiyatı mezunuyum. Yaşamıma lise edebiyat öğretmeni olarak devam etmekteyim. Bunun dışında alanımla alakalı yazıp çizmekteyim. 

Yazar Ali Can Yeşilöz

Yazma yolculuğunuzdan kısaca bahseder misiniz? Sizi kitap yazmaya yönlendiren nedenler nelerdir?

Yazma yolculuğum akademik merakımla başladı. Çalıştığım alanda bazı konuların yeterince derinlemesine ele alınmadığını fark ettim. Bu eksikliği gidermek ve literatüre katkı sağlamak amacıyla bu kitabı yazmaya yöneldim.

Yazarlık sizin için ne ifade ediyor? 

Yazarlık benim için bilgi üretmenin ve bunu sistemli bir şekilde paylaşmanın bir yolu. Aynı zamanda düşüncelerimi derinleştirdiğim ve sorguladığım bir süreç.

Kitabınız Logo Yayınevi’nden çıktı, tebrik ederiz. Kitabınızda okurlarınızı ne gibi sürprizler bekliyor?

Teşekkür ederim. Okurları, klasik yaklaşımların ötesine geçen, farklı bakış açıları ve düşündürücü analizler bekliyor.

Başucu yazar ve kitaplarınız nelerdir? Yazarların ve kitapların hayatınıza nasıl bir etkisi oldu?

Daha çok akademik kitaplar okumaktan hoşlanırım. Bu yüzden Muharrem Ergin’in Türk Dil Bilgisi kitabı benim başucu kitaplarımdandır. 

Üzerinde çalıştığınız yeni bir kitabınız var mı? Okuyucularınıza ipucu verir misiniz?

Evet var. KPSS, YKS ve LGS öğrencileri için bir konu anlatımlı dil bilgisi kitabı yazmaktayım. 

Son olarak okuyuculara söylemek istediğiniz bir şey var mı?

Bu kitabı, sadece okunup geçilecek bir metin olarak değil, üzerinde düşünülecek ve tartışılacak bir çalışma olarak görüyorum. Okurların kendi yorumlarını katmaları benim için en değerli geri dönüş olacaktır.

Okumak İnsanda Vazgeçilemez Bir Meleke Haline Geldiğinde Faydalı Olan Tek Hastalıktır

Merhaba hocam, okuyucularımıza kısaca kendinizden bahseder misiniz?  

Merhabalar. Öncelikle bize aylık Edebiyat Gazetesinde böyle bir söyleşi fırsatı verdiğiniz için teşekkür ediyorum. Ben Bilal İnan. 1965 doğumluyum. beş çocuğum var. Van’da ikamet etmekteyim. Orta öğretimden sonra Arap dil ve grameri eğitimini aldıktan sonra Halkla İlişkiler bölümünü bitirdim.

Yazar Bilal İnan

Yazma yolculuğunuzdan kısaca bahseder misiniz? Sizi kitap yazmaya yönlendiren nedenler nelerdir?

10 yaşında Kur’an’ı yüzünden okumayı öğrendim. Bu durum 21 yaşına kadar sürdü. Askerlikten sonra muhterem ve merhum bir ilahiyatçı arkadaşım (M. Arif Bardak) vasıtasıyla bir Meal aldım ve anlayarak okumaya başladım. Zaten daha önce de okurken anlamını da merak ediyordum. Çocukken hayvanlarımız kaybolduğunda babam hayvanlarımızı kurt kapmasın diye (çaresizlikten) Kurt'un ağzını bağlamak için bana Şems süresini okuturdu. Kur’an Mealini aldığımda ilk Şems süresine bakmıştım. Rabbimiz orada yeminle Hz. Salih kıssasını anlatıyordu. İlk ciddi uyanış/sarsıntı orada oldu. Özellikle Kur’an’ı okurken ve 1991’de hacca gittikten sonra Arapçayı öğrenmenin ne kadar elzem olduğunu da müşahede ettim. Okudukça baktım ki gelenek ve yereldeki uygulamalar ile Rabbimizin emirleri çok da birbirini tutmuyordu. Bu beni biraz daha derinlemesine düşünmeye ve okumaya sevk ediyordu. 21 yaşımdan beri Kur’an, Hadis, Fıkıh okumaları yapıyorum. Bu tabii olarak zamanla yazmaya yöneltiyor. 1995'de bu okumalar beni “İçi Boşaltılan Din” adlı bir çalışmaya sevk etmişti. Tabii ki yayımlamadık öylece kaldı. 

Yazarlık sizin için ne ifade ediyor? 

Yazarlık benim için bilmediklerimizi öğrenmek, bildiklerimizi öğretmek ve unuttuklarımızı birbirimize hatırlamaktır. Düşünmek, üretmek ve yazdıklarını taliplisinin istifadesine sunmak insanın dünya ve ahiretine faydalı olan bir salih ameli ifade ediyor. Tabiri caizse kendisine göre bulduğu hazineyi insanlara takdim etmektir ki bu hazine Kur’an’ın ta kendisidir. Mihenk taşı Kur’an olduktan sonra gerekli olan her alanda okumak ve yazmak, en önemlisi her alanda yaşantısını yazdıklarına şahit kılmak hammaddeyi mamüle dönüştürmektir. İnsanı beşerden ademe/adama yükselten dünyanın en soylu eylemidir. Şiir yazanlar ile diğer alanlarda yazanlar arasındaki fark şairlere dizelerle ilgili ilham geldiğinde yazar, diğerleri ise peşinden gittiğinde yazar.

Kitabınız Logo Yayınevi’nden çıktı, tebrik ederiz. Kitabınızda okurlarınızı ne gibi sürprizler bekliyor?

Kitabımda başat olarak tasavvurlarımızı hassas mikyas/terazimiz olan Kur’an’a arz etmek bu sayede bize göre doğru olanları Kur’an’a tashih ettirmektir. Yani Kur’an’la kafa bulmak yerine Kur’andaki kafayı bulmaktır. Kur’an’ı anlamada rabbani yöntemler, Kavramlarımızın bilinçli yada bilinçsiz, nasıl da yerinden edilerek tersyüz edildiğini, Kur’an mesajını almakta ilk ve en doğru yöntem Kur’an’ın sahibinin görüşüne başvurmanın ne kadar mühim olduğunu görecekler. Tabii ki bağcıyı dövmekten ziyade, üzüm yeme babındaki eleştiriler kitabın daha müstefid olmasına vesile olacaktır. Zaten Yüce Rabbimiz örneğimiz olan Hz. Muhammed’e dolayısıyla bize kolektif aklı, istişareyi emreder. Unutulmamalıdır ki vahyin muhatabı akıldır.

Başucu yazar ve kitaplarınız nelerdir? Yazarların ve kitapların hayatınıza nasıl bir etkisi oldu?

Başucu kitaplar ve yazarlar tıpkı hava, su, gıda ve ilaçlar gibidir. Nefes mesabesinde olan kitap kuşkusuz Kur’an'dır. Örnek ise Kur’an’ın öğretmeni Hz. Muhammed’dir. Bu olmazsa olmazdır. Su mesabesinde olanlar da biraz daha derinlemesine/ihtisas için yapılan çalışmalardır. Gıda gibi olanlar ise mesajı farklı yönleriyle anlamaya yardımcı olurlar. İlaç gibi olan kitaplar gerekli olduğunda okunan kitaplar ve yazarlardır. Bu hem yerelde hem de dünya klasikleri olarak tanınan tefsir, kelam, rivayet/hadis, Fıkıh, felsefe kitaplarıdır. Fakat bütün bunları okumadan önce hassas terazimiz olan Kur’an’ı tefekkür, tedebbür, taakkul ederek okumamız şarttır. Bilindiği gibi Kur’an’ın bir ismi de mizan/terazidir. Terazisi/metresi olmayan Müslümanın müflis tüccardan farkı yoktur. Yani doğru yerden çıkmak için doğru yerden başlamak zorunludur. Tıpkı namazdan önce abdestin zorunlu olduğu gibi… Birincisi, M. Hüseyin Zehebininde dediği bütün rivayet/hadis kitapları yeniden kritize edilerek özellikle Kur’an’a tashih ettirilip ümmetin istifadesine sunulması lazım o da mümkün değil. Sonra yerelde ve dünyadaki kadim ve çağdaşımız olan alimlerin ve batı klasiklerinden okunabilir fakat okunmasa da olur kitaplarla zaman kaybetmemek lazım. Seçici olmak çok önemlidir. Akademik bir çalışma içinde olmayanlar Batılıları Batılı Müslüman yazarlardan okuması daha faydalıdır. Okuma yaparken analitik ve mukayese yaprak okumalı, mümkünse okuduklarımızın eleştirisini de okumalıyız, eleştirisi okunmamış bir kitap tam bir okuma sayılmaz. Unutulmaması gereken hiç kimse yüzde yüz doğru ve hiç kimse yüzde yüz yanlış değildir. Eserin eleştirisi yoksa okuyucu kendisi eleştirel bir gözle okumalıdır. Ama hiç kimse olmadan, bal arısı gibi her faydalı çiçekten öz alır ama kendisi gibi kalmak şartıyla. Misal; Aliya İzzetbegoviç. (Doğu Batı Arasında İslam) Edward Said, (Oryantalizm), Batılı olmayanlardan; Ali Şeriati, (bütün kitapları), Abid Cabiri, (Felsefe Mirasımız), Taha Abdurrahman (Bilgi Ahlaktan Ayrıldığında), İzzet Derveze. (Tefsiri. Kur’an’a göre Hz. Muhammed’in Hayatı), Wadah Khanfar. (Siyer/İlk Bahar). Yerelde M. Akif Ersoy, Fuat Sezgin (Buhari tetkikleri vd.), İbrahim Sarmış (Bütün kitapları), Ali Bulaç (Din Felsefe Akıl), Hayri Kırbaşoğlu, Bünyamin Erol  vd.  

Üzerinde çalıştığınız yeni bir kitabınız var mı? Okuyucularınıza ipucu verir misiniz?

Evet, Vahiyden Rivayete Savrulma, bir de Ulema ve Umera Arasında Din adlı bitmiş iki kitabım var. Bu iki konu iç içe geçmiş komplike meselelerdendir. Kelam ve yazılı müktesebattan farklı, biraz da sıra dışı, önyargılardan ve tabulardan uzak bir perspektiften meseleye Kur’an penceresinden bakma gerekliliğini öncelemektedir. Takdir edersiniz ki bu da hem çok zor hem de çok sıkıntılı bir meseledir. Fakat objektif ve sağlam referanslarla bu konuları ele almak daha faydalı olacaktır. 

Son olarak okuyuculara söylemek istediğiniz bir şey var mı? 

Son olarak okuyucularımıza söylemek istediğim şu olsun; okumak insanda vazgeçilemez bir meleke haline geldiğinde faydalı olan tek hastalıktır. Rabbimiz bizlere oku emrini verirken yaratılmış kainat kitabını oku, okumaya insanı yani kendi yaratılışını, kendin için yaratılanları, en önemlisi yaratıcını oku/tanı buyurmaktadır. Okuma emrinin akabinde hemen yazmanın önemine dikkat çekerek “O bilmediklerinizi kalemle (kaydetmeyi yazmayı) öğretendir” (Alak:4,5) hatırlatması yapılmaktadır. Evet bu dünyada yaratılan/kevni ve yaratılmayan/kavli ayetleri oku ki öte dünyada boynuna asılı duran kitabını okuyup kendini yargılamak zorunda kalmayasın. (İsra:13,14)

Şiir Kalbimizin Aldığı En Saf Nefestir

Merhaba hocam, okuyucularımıza kısaca kendinizden bahseder misiniz?

1989 Ağrı'da doğdum, eğitim hayatını Ağrı ve Kayseri illerinde tamamladım. Erciyes Üniversitesi lisans mezuniyetinin ardından, şu an Ağrı İbrahim Çeçen Üniversitesi’nde lisansüstü eğitimine devam etmekteyim. 2012-2019 yılları arasında öğretmenlik mesleğini icra ettim, halihazırda kamu görevini sürdürmekteyim. Edebiyata olan tutkumu dijital mecralara da taşıyarak farklı platformlar da blog yazarlığı yapmaktayım, dijital ve basılı dergilerde yazılarım sıklıkla yayımlanmaktadır. Gölge, On İki Sırrın Muhafızı ve Liman isimli üç kitabım bulunmaktadır.

Yazar Erdal Burak

Sizce şiir nedir? Şiirde olmazsa olmaz dediğiniz öğeler var mı? 

Şiir, bir şeyi doğrudan anlatmak yerine sezdirmeyi amaçlar. Ve okurun zihninde bir resim çizebilmektir. En başta tabi ki duygu ve duyguyu aktarma şeklini kağıda dökmektir. İç sesin samimiyetle aktarılması şiirin dokunurluğunu artırır. Şiir sadece kâğıt üzerinde bir yazı değil, aynı zamanda işitsel bir deneyimdir. İlla hece ölçüsü veya aruz olması gerekmez; serbest şiirde de dizelerin birbirini takip eden vuruşları, nefes durakları ve kelimelerin tınısı şiirin ritmini oluşturur.

Şairlik sizin için ne ifade ediyor? Öykü, deneme tarzında yazılar da yazıyor musunuz?

Şairlik, dünyayı herkes gibi aynı pencereden görüp herkesten farklı bir dille tercüme etme sanatıdır bana göre. Benim için şair olmak, varlığın sessizliğini kelimelerle bozmak ve o görünmez duygulara birer isim vermektir. O isim ise şiirdir. Bir şair, sadece mısra kuran kişi değil, aynı zamanda hayatın ritmini yakalayan ve o ritmi kendi süzgecinden geçirerek başkalarına ulaştıran bir köprüdür. Tabi ki yazma eylemi sadece şiirle sınırlı kalmayan, çok yönlü bir yolculuktur.

Yazma yolculuğunuzdan kısaca bahseder misiniz? Bu yolculukta size kimler destek oldu?

Yazma yolculuğum, henüz dünya bu kadar gürültülü değilken, ortaokul yıllarında o yaşlarda bir defterin sayfalarına dökülen ilk kelimeler, zamanla sadece bir uğraş olmaktan çıkıp kendimi ve hayatı anlamlandırma biçimime dönüştü. Bu uzun soluklu yolculukta bana güç veren pek çok durak ve el oldu: Her şeyden önce, en büyük destekçim her zaman ailem oldu. Onların sağladığı huzur ve inanç, yazma cesaretimi besleyen temel kaynaktı. Tabii ki kalemimin ilk şahidi olan dostlarımın samimi eleştirileri ve teşvikleri de bu yolda yorulmadan yürümemi sağladı. Yazılarımın sadece kişisel defterlerde hapsolmaması, farklı platformlarda kendine yer bulması en büyük motivasyonlarımdan biriydi. Şahsi bloğumdan basılı ve dijital dergilere kadar, metinlerime kucak açan her mecra; okurla aramda bir köprü kurarak gelişimime katkı sundu. Hepsine buradan teşekkürlerimi sunuyorum. 

Kitabınız Logo Yayınevi’nden çıktı. Kitabınızda şiirseverleri ne tür şiirler bekliyor? İpucu verir misiniz?

Kitabın ruhunu oluşturan temel taşları şöyle özetleyebilirim: Şiirlerin merkezinde, kalbin en uç durakları olan aşk teması yer alıyor. Ancak bu sadece romantik bir anlatı değil; kavuşmanın sevinci, hasretin yakıcılığı, vuslatın o dindirilemez arzusu ve ayrılığın burukluğu mısralar arasında yer buluyor.  Kitap sadece bireysel duygularla sınırlı kalmıyor; kalbin sesine, içinde yaşadığımız dünyaya dair toplumsal duyarlılıklar da eşlik ediyor. Bazı şiirlerde insanın çevresine, topluma ve zamana karşı beslediği sorumluluk duygusu, lirik bir dille anlatmaya çalıştım. 

Başucu yazar, şair ve kitaplarınız nelerdir? Yazarların ve kitapların hayatınıza nasıl bir etkisi oldu?

Okuma tutkumun temelinde, tür ve isim ayırt etmeksizin kelimelerin büyüsüne kapılmak yatıyor. Özellikle şiirle dertlenen, kelimelere ruh üfleyen bütün şairleri büyük bir merakla takip ederim. Gençlik yıllarımdan beri elimden şiir kitapları hiç düşmedi. O dönemlerde kelimelerin gücünü keşfetmek için ne bulursam okurdum, hâlen de bu iştahla okumaya devam ediyorum. İsim ayırt etmeksizin; Yunus Emre’nin sadeliğinden Nazım Hikmet’in toplumcu coşkusuna, Necip Fazıl’ın mistik derinliğinden Edip Cansever’in imgelerle örülü dünyasına kadar her duraktan bir şeyler heybeme kattım. Benim için her şair, farklı bir iklimin kapısıdır diye düşünüyorum. 

Üzerinde çalıştığınız yeni bir kitabınız var mı? Okuyucularınıza ipucu verir misiniz? 

Şu an yazın hayatımın en heyecan verici ve yoğun dönemlerinden birini yaşıyorum. Bugüne kadar yazdığım üç kitabımın ardından, şimdi dördüncü eserimi yazma sürecindeyim. Şu an yazım sürecinin tam ortasındayım, yani hikâyenin kalbindeyim diyebilirim. Bu yeni çalışmamda, okurlarımı geçmişin tozlu sayfalarıyla günümüzün gerçekliği arasında mekik dokuyan bir kurgu bekliyor. Hem tarihin derinliklerini ilmek ilmek işleyen hem de o köklü geçmişin günümüzdeki izlerini ve bağlarını açığa çıkaran bir roman üzerinde çalışıyorum. Tarih ile bugünü aynı potada erittiğim bu yeni yolculuğun, kelimelerle kurduğum o köprüyü daha da güçlendireceğine inanıyorum. Umuyorum ki bu dördüncü kitabım da ruhuyla, hikâyesiyle ve taşıdığı sırlar ile en kısa zamanda okuyucularıyla buluşacak ve onların gönül kütüphanesinde kendine güzel bir yer edinecek.

Son olarak okuyuculara söylemek istediğiniz bir şey var mı?

Son söz olarak şunu söylemek isterim; şiir, sadece kâğıt üzerine düşülmüş mısralar değil, hayatın karmaşası içinde kalbimizin aldığı en saf nefestir. Yazdığım bu şiir kitabıyla, aslında her birimizin içinde saklı duran o dilsiz duygulara, hasretlere ve umutlara birer ses vermeye çalıştım. Şiir, gerçeğin en çıplak ve en duygulu halidir; bizi birbirimize bağlayan o gizli köprüdür. Hayatın hızına inat, bir şiirin dizesinde durup nefes almayı, kelimelerin o iyileştirici gücüne inanmayı hiç bırakmayın. Okuduğunuz her mısrada kendi ruhunuzdan bir parça bulmanız dileğiyle...

Harfler Çoğaldıkça Kıymetlenir

Merhaba hocam, okuyucularımıza kısaca kendinizden bahseder misiniz?

Emrah Gündüz, 14 Şubat 1987 tarihinde doğmuştur. Aslen Malatyalı olan Gündüz, Millî Eğitim Bakanlığı bünyesinde öğretmen olarak görev yapmakta olup Ankara’nın Kalecik ilçesinde çalışmaktadır. Beden Eğitimi Öğretmeni olan yazar, bu alanda yüksek lisansını tamamlamıştır. Evli ve iki kız çocuğu babasıdır. Yazılarında, hayatın süslenmiş yüzünü değil, geride bırakılan izleri anlatır. Yarım kalan her şeyin hayal dahi olsa ağırlığının olduğuna inanır. Ona göre bazı hikâyeler bitmez; sadece susar. 

Yazar Emrah Gündüz

Sizce şiir nedir? Şiirde olmazsa olmaz dediğiniz öğeler var mı?

Şiir plansız, zaman ve mekân gözetmeyen yazmak istediğinizde kalem dahi oynatamadığınız, ancak kendisinin istediği zamanda ve istediği yerde sizlere buluşma şansı veren sözcüklerin bir araya gelerek size kendini yazdıran unsurların tümüdür. Şiirde olmazsa olmaz dediğim mesele sanırım bir derdiniz olmalı ve onunla dertlenmelisiniz, sancılı ve ağrılı olduğu kadar doğal ve samimi gelmeli, okuyucu kendinden bir şeyler bulmalı, her şeyden daha önemlisi gerçekten size ait olmalı, şiiri okuyanlar tamam bu falanca şairimizin anladım bunu demeli. Parmak izi gibi şiirleriniz olmalı kısaca. 

Şairlik sizin için ne ifade ediyor? Öykü, deneme tarzında yazılar da yazıyor musunuz?

Şairlik bir sabaha mavi gökyüzü olmadan ve güneş doğmadan uyanıldığında, güneşi ve mavi gökyüzünü çizebilmek ve bunu yaşamak demektir. Şairlik kendini ifade etmenin en sert halinde bile naif kalabilmektir. Şairlik derin ve gizli kalabilmektir bir nevi eşyaya dahi dokunmadan hissetmektir. Öykü ve deneme yazmıyorum ama Nokta şiir kitabımın devamını bir roman, şiir kitabım ile örüntülü olacak şekilde okuyucularımız ile tekrardan bir araya gelmek istiyorum.

Yazma yolculuğunuzdan kısaca bahseder misiniz? Bu yolculukta size kimler destek oldu?

Yazma yolculuğum bir gece saat 03.00'te müthiş bir enerji ile kalkarak hiç aklımda olmayacak şekilde dizeler ile buluşmam ile başladı 05.00'te ilk şiirimin ki kitabımın ilk şiiri olacak olan beni şu köşede kırdılar ile başladı. Bu yolculukta en büyük destekçim ve yol arkadaşım, bazen sırdaşım, bazen acım, bazen muhtaçlığım olan hayali karakterim oldu. Kim olduğunu ve nerede olduğunu bilmediğim karakter yolculuğumda bana eşlik etti.

Kitabınız Logo Yayınevi’nden çıktı. Kitabınızda şiirseverleri ne tür şiirler bekliyor? İpucu verir misiniz?

Bu şiir kitabını diğer şiir kitaplarından ayıran en büyük özellik hayali bir karakterin izini sürmek oldu, bu karakter bazen uykudan uyandırdı, bazen iş yerimde, bazen yürürken ben geldim dedi. Şiirde herkes kendinden bir şeyler bulacak, belki de bu şair ne yaşıyor denilecek ama her cümlesine anlam yüklendiği samimi bir şiir sizleri bekliyor.

Başucu yazar, şair ve kitaplarınız nelerdir? Yazarların ve kitapların hayatınıza nasıl bir etkisi oldu?

Okuduğum romanlar, tezler, makaleler bilimsel yayınlar olmuştur. Herhangi bir yazardan veya şairden etkilendiğimi söylemek doğu olmaz. Özellikle kişisel gelişim kitapları ile bir müddet ilgilendim ama dediğim gibi haddimi bilmek ile beraber başucu yazarda, şairde, kitapta bana ait olandır.

Üzerinde çalıştığınız yeni bir kitabınız var mı? Okuyucularınıza ipucu verir misiniz?

Evet var. Nokta şiir kitabımın devamında beni yolculuğumda yalnız bırakmayan hayali karakteri bulup, beraber bir yolculuk daha yapmayı teklif edeceğim, bu sefer o söyleyecek ben yazacağım ve okuyucularımıza harika bir roman kitabı sunacağız.

Son olarak okuyuculara söylemek istediğiniz bir şey var mı?

Mutlaka her yazar ve şair kıymetli eserler ile karşınıza geliyor ve gelecek. Emeğin olduğu her eylem kıymetli ve değerlidir ama ile başlamak ne kadar doğru sizlerin takdirlerine bırakıyorum. AMA gerçekten şiir kitabı olarak gözüken, kendi içinde şifreleri olan okuyucularda ciddi etkiler bırakacağına emin olduğum bir eserle karşı karşıya kalacaksınız. Keyif almaya bakınız, şairleri yalnız bırakmayınız, harfler çoğaldıkça kıymetlenir. Her zaman cebiniz de birkaç fon müziği olsun, burnunuz şiir kokularıyla dolsun. Allahaısmaladık …

1932-2025 © Edebiyat Gazetesi
ISSN 2980-0447