Sema Maşkılı’nın Güç Canavarlar Yaratır Sergisi İzleyicilerle Buluşacak

Geçtiğimiz yıl Kanada ve Lüksemburg’da düzenlenen sanat yarışmalarında ödüle layık görülen ve 2006 yılından beri beş kişisel sergi gerçekleştirmiş olan ressam Sema Maşkılı’nın “Güç Canavarlar Yaratır” adlı altıncı sergisi, 4 Mayıs - 10 Haziran 2023 tarihleri arasında Istanbul Concept Gallery’de izleyicilerle buluşacak.

Sema Maskili, Breathing the Violence, Şiddeti Solumak
Sema Maskili, Breathing the Violence, Şiddeti Solumak

Istanbul Anadolu Güzel Sanatlar Lisesi Resim Bölümü’nde gördüğü ortaöğrenimin ardından lisans ve yüksek lisans eğitimlerini Mimar Sinan Üniversitesi Resim Bölümü’nde alan ressam Sema Maşkılı, 2001 yılından beri yurtiçi ve yurtdışında düzenlenen pek çok karma sergide yer aldı. Geçtiğimiz yıl Lüksemburg’daki Pinacothèque Müzesi ve Kanada’daki SCA tarafından ödüle layık görülen Maşkılı, bu sene de eserlerini Londra’da sergiledi. 

2006 yılından beri beş kişisel sergi gerçekleştiren Sema Maşkılı çalışmalarında insan bedenini kullanarak şiddet, varoluş ve ego kavramları üzerine yoğunlaşıyor ve bu kavramlar üzerinden insan doğasının karmaşıklığını sorguluyor. İnsanı yüksek etik değerler ile hayvani içgüdüler arasında sıkışıp kalmış bir varlık olarak yorumlayan Maşkılı’nın son sergisindeki çalışmaların çıkış noktası insanın kendinden farklı olanı kabullenmemesi. İnsanın zihinsel ve fiziksel şiddete olan eğilimini farklı kimlik ve kültürlerin birbiriyle sürtüşmesi üzerinden irdeleyen sanatçı, eserleri aracılığıyla farklı olanın dışlanması yoluyla çoğunluğun azınlık üzerinde baskı kurması gibi bazı toplumsal sorunlara da eğiliyor. 

Sema Maşkılı, 2017’den beri üzerinde çalışmakta olduğu “Güç Canavarlar Yaratır” isimli son sergisinde insanı resmederken insanın içindeki şiddete odaklandığını ve bunun kendisini hayvani bir şekilde birbiriyle çarpışan bedenlerden, iç içe geçmiş anatomik yapılardan, ezilmiş ve deforme olmuş vücut parçalarından oluşan kompozisyonlar kurgulamaya sevk ettiğini belirtiyor. Amerikalı sanatçı Debra Lapatina, Maşkılı’nın sanatını şöyle yorumluyor: 

Eski ustaların güzellik anlayışını çarpıtarak kendi sanatının en derin noktalarına erişen Sema Maşkılı’nın eserleri karşı konulamaz bir güce sahiptir. Yıllar boyunca Theodore Gericault’tan Francisco Goya’ya, Lucien Freud’dan Francis Bacon’a pek çok sanatçıyı derinlemesine etüt eden Maşkılı, bu çabalarının sonucunda tüyler ürpertici, kanlı canlı, kudretli ve bir başkasıyla karıştırılması mümkün olmayan bir anlatıma kavuşmuştur. (…) Son sergisi ‘Güç Canavarlar Yaratır’’da sanatçı defalarca ortaya koyduğu üzere şiddetin yüceltilmesini lanetlemektedir. (…) Yaptığı yoğun analiz sayesinde Sema Maşkılı akla dayalı şefkatin o dehşetli güzelliğinin bizzat kendi insani tabiatımız tarafından nasıl saptırıldığını ve bu güzelliğin nasıl her birimizden birer canavar yaratabilecek bir güce dönüştürüldüğünü görme yolunda sahip olduğumuz kararlılığı pekiştirir.

SANATÇI HAKKINDA

1980, Edirne doğumlu, İstanbul’da çalışıyor. Lisans ve yüksek lisans eğitimini Mimar Sinan Üniversitesi Resim Bölümü’nde tamamlayan Sema Maşkılı, 2001 yılından beri yurtiçi ve yurtdışında düzenlenen pek çok karma sergide yer aldı. 2006 yılından beri beş kişisel sergi gerçekleştiren Sema Maşkılı çalışmalarında insan bedenini kullanarak şiddet, varoluş ve ego kavramları üzerine yoğunlaşıyor ve bu kavramlar üzerinden insan doğasının karmaşıklığını sorguluyor. 

Kişisel Sergiler

2017 - “İyi Nedir? Kötü Nedir”, Kelimat Sanat Galerisi, İstanbul, TR

2012 - “Efendiler ve Köleler”, Akademililer Sanat Merkezi, İstanbul, TR

2010 - “Mizaç”, Casa Dell’Arte Sanat Galerisi, İstanbul, TR

2009 - “Beden ve Ruh”, Akademililer Sanat Merkezi, İstanbul, TR

2006 - “Dağınık Düşler”, Akademililer Sanat Merkezi, İstanbul, TR

Ödüller

2022 - Luxembourg Art Prize 2.lik Ödülü, Pinacothèque Müzesi, LU

2022 - Jüri Seçmeli Uluslararası Karma Sergi, SCA, Üstün Başarı 2.lik Ödülü, CA

2007 - “Mevlana” Konulu Resim Yarışması 1.lik Ödülü, Ümraniye Belediyesi,İstanbul, TR

2006 - “Istanbul” Konulu Resim Yarışması 2.lik Ödülü, Ümraniye Belediyesi, İstanbul, TR

1998 - “Ayse Ercument Kalmık Vakfı Desen Yarışması” Başarı Ödülü, İstanbul, TR

Istanbul Concept Gallery Hakkında 

Istanbul Concept (IC), Türkiye ve yurt dışından sanatçı ve tasarımcıları İstanbullularla buluşturan, multidisipliner, dinamik ve yenilikçi bir kurumdur. IC, sergiler ve çeşitli proje bazlı etkinlikler aracılığıyla kültür ve estetiği teşvik ederek, evrensel bir yaklaşımı benimseyerek benzersiz hikayeler yaratmayı ve anlatmayı hedefliyor. Zengin bir yerel ve uluslararası sanatçı ve tasarımcı portföyüne sahip olan IC, tüm etkinliklerinde trendleri, teknolojik yenilikleri ve kültürel yayın ve danışmanlık alanlarına yeni bakış açılarını bir araya getiriyor. IC, “samimiyet ve insana değer verme” ilkesinin rehberliğinde, felsefesiyle uyumlu, sosyal açıdan ilgili projeleri destekleyerek sorumluluk alır.

Mahmut Karatoprak'ın Sergisi Sanatseverlerle Buluşuyor

Mahmut Karatoprak'ın "Bir Damla - Bir Nefes" isimli resim ve heykel sergisi 5 Mayıs - 3 Haziran 2023 tarihleri arasında Galeri Selvin Arnavutköy'de sanatseverlerle buluşuyor. Karatoprak resimleri, işte bu ruh halleriyle 5 Mayıs'da, Galeri Selvin'de 46.kez insan içine çıkıyor. Denir ki, her varoluş bir damla ile başladı bu dünyada... 

Mahmut Karatoprak

Mahmut Karatoprak'ın resimleri de, çokça gözardı edilen nesnelerin ortak bir paydada birleşmeleri ve ortak bir dil olmaları ile başlıyor. Üstelik hepsi bir çerçevede sereserpe gezinerek, sıkışmadan... Uzun soluklu çalışmaları, yer yer su ile eriyen boyalarla geçmiş zamanın tanıklığını yapıyorlar. Pastel renklerle bezeli tanıdık objeler, puslu zeminlerde olağan, doğal halleriyle birbirlerine bağlanıp öyle sesleniyorlar... Sınırları zorlamadan vakur, sakin ve huzur dolu. Her türlü kaotik ortamda zihinlerdeki ortak özlem ve sükuneti çağıran doğal yapımızı, hava-su ve toprakla simgeleriz. Tek bir damla içimizde bazen çağlayanlar yapar. Yeşeren umutlarımıza renk verir ormanlar yaratır.

Kök-süz 18 Mart’ta Prömiyer Yapacak

Yurt dışına gitmek isteyenlere rehberlik eden kitap ve oyun, kişilerin hayallerini gerçekleştirmek için güvenli limanları terk etmelerinin mümkün olduğunu anlatıyor. Oyunun prömiyeri, 18 Mart'ta İstanbul’da gerçekleştirilecek.  Gökhan Kutluer'in “Türkiye’den Gitmek: İtalya’ya Uzanan Bir Göç Hikayesi” adlı kitabı, tiyatro izleyicileriyle buluşmaya hazırlanıyor. Yazarın ilk kitabı “Bulut Fabrikası” gibi “Kök-süz” oyunu da Seranay İduğ tarafından tiyatroya uyarlandı ve Seyithan Korkmaz yönetiminde Tiyatro Mundus tarafından sahnelenecek. Bir göç hikayesini anlatan oyunun prömiyeri, 18 Mart'ta Üsküdar Yeni Sahne'de gerçekleştirilecek, biletinial.com adresinden bilet temin edilebilecek. Gökhan Kurt, Kök-süz

“Kitabı yazarken, insanların hayallerine ulaşmaları için korkularını yenmeleri ve konfor alanlarından çıkmaları gerektiğini anlatmak istedim. Kitabın sahnelenmesi, bu mesajı daha fazla kişiye ulaştıracağı için beni çok mutlu etti” diyen Gökhan Kutluer, oyunun izleyenleri cesaret ve umut dolu bir yolculuğa çıkaracağını söylüyor. Kitabının okuyuculara kendilerine doğru bir yolculuğa çıkma cesareti verdiğini söyleyen Gökhan Kutluer, oyunun da aynı etkiyi yaratarak hayallerinden vazgeçmeyi düşünen herkese ilham kaynağı olacağını şu sözlerle ifade etti: “Herkesin bir hayali var ve bazen hayallerin gerçekleşebilmesi için cesur adımlar atmak gerekiyor. Attığımız her cesur adım, kendimize doğru yol almamıza, kendimizi daha çok keşfetmemize yardımcı oluyor. Burada anahtar sözcük cesaret ve “Kök-süz”, yurt dışında yaşamak veya hayallerine doğru bir yolculuğa çıkmak isteyen herkesin içindeki cesareti ortaya çıkarmak isteyen bir oyun.”

Türkiye’nin aylık yayın yapan ilk bisiklet dergisi Cyclist Türkiye’de editörlük yaparken bisiklete dair Türkiye’de yapabileceği şeylerin belli bir noktadan ileri gidemeyeceğini anlayan Gökhan Kutluer’in hikayesi, iki bavul, iki bisiklet ve bir turist vizesi ile İstanbul’dan ayrılarak İtalya’nın Bergamo şehrine gitmesiyle başlıyor: “Benim hikayem, doğup büyüdüğü toprakları, ailesini, arkadaşlarını, dilini ve alıştığı her şeyi bırakıp kendine başka bir coğrafyada yer açmaya çalışan herhangi birinden farklı değil ancak ben bir adım öteye giderek hikayemi paylaşmak ve bu hikaye üzerinden tutkularının peşinden gitmek isteyen fakat kendini cesaretsiz, çaresiz ve yalnız hissedenlere “yalnız değilsin!”, “çaresiz değilsin!” ve “çok cesursun!” demek istedim. Çünkü bazen tek bir kıvılcım yetiyor hayallerin peşinden koşmak için gereken cesaretin ateşini yakmaya. İşte yazdığım kitapla o kıvılcımı yaratmak istedim. O kıvılcım şimdilerde evrildi, ‘Kök-süz’ oyunuyla farklı bir anlatım diline kavuştu ve yeni bir sanat dalında hayat bularak kalplerde cesaret ateşini yakmak üzere harika bir ekip tarafından başarıyla sahnelendi. Yolu açık, izleyicisi bol olsun!”

Fransızca Filmler 4 Şehirde Gösterime Girecek

Belçika, Kanada, Lüksemburg, Isviçre Büyükelçilikleri ve Alliance Française Bursa işbirliği ile düzenlenecek Frankofon Film Günleri’nde toplam 9 uzun metrajlı film Türkçe altyazı ile gösterimde olacak. Institut français Türkiye, Frankofoni etkinlikleri çerçevesinde Ankara, İstanbul, İzmir ve Bursa'da Mart ayı boyunca Frankofon Film Günleri düzenliyor.

Institut français Türkiye

Belçika, Kanada, Lüksemburg, Isviçre Büyükelçilikleri ve Alliance Française Bursa işbirliği ile düzenlenecek Frankofon Film Günleri’nde toplam 9 uzun metrajlı film Türkçe altyazı ile gösterimde olacak. Belçika, Kanada, Lüksemburg, Isviçre Büyükelçilikleri ve Alliance Française Bursa işbirliği ile düzenlenecek Frankofon Film Günleri’nde toplam 9 uzun metrajlı film Türkçe altyazı ile gösterimde olacak. Institut français Türkiye, Frankofoni etkinlikleri çerçevesinde Ankara, İstanbul, İzmir ve Bursa'da Mart ayı boyunca Frankofon Film Günleri düzenliyor. Belçika, Kanada, Lüksemburg, Isviçre Büyükelçilikleri ve Alliance Française Bursa işbirliği ile düzenlenecek Frankofon Film Günleri’nde toplam 9 uzun metrajlı film Türkçe altyazı ile gösterimde olacak. Frankofon ülke sinemalarından toplam 9 uzun metraj filmden oluşan seçki Institut français Türkiye’nin İstanbul ve İzmir şubeleri ile Ankara Büyülü Fener sinemasında ve Bursa Çeksanat’ta 10 – 26 Mart tarihleri arasında gösterime girecek.

Festival, yetenekli 5 genç yönetmenin filmleri ile genç sinemacıları ve özellikle kadınları öne çıkarmak istiyor: Leyla Bouzid, Luàna Bajrami, Julie Lecoustre ve Erige Sehiri.K

Kadın kahramanlar genellikle hikayelerin merkezinde yer alıyor. Bu genç nesil film yapımcıları, bol ödüllü Belçikalı Dardenne kardeşlerin yanında olacak. Frankofon Film Günleri sinemaseverler için aynı zamanda en büyük uluslararası festivallerde ödül alan veya seçkilerde yer alan filmleri izleme fırsatını sunuyor. Zero Fucks Given Cannes'da seçildikten sonra Şubat 2023'te MyFrenchFilmFestival ödülünü kazandı. Tori ve Lokita, 2022 Cannes Film Festivali'nde yarışmada 75. Yıl Ödülünü kazandı. Olga ise geçtiğimiz yıl İsviçre Oscar ödülünü kazandı.

Depremzedelere Londra’da Destek Konseri

Geçtiğimiz günlerde, İngiltere’nin önde gelen iki konservatuarından (Royal Academy of Music ve Royal College of Music) müzisyenler, genç viyolonselist Altan Mardin’in liderliğinde, Londra’da St Michaels & All Angels Kilisesi’nde depremzedeler yararına bir konser düzenledi. 

Royal Academy of Music ve Royal College of Music

Müzisyenler, programda Bach, Scarlatti, Mozart, ve Fauré’nin eserleri ile birlikte, Altan Mardin’in geleneksel Güney-Doğu Anadolu türkülerinden esinlenerek, bu etkinlik için özel olarak uyarladığı parçalardan oluşan bir repertuar seslendirdiler.  Ücretsiz olarak düzenlenen konser, yardımseverlerin bağış desteğini yaygınlaştırmak için online olarak da yayınlandı.  Konser, Türkiye’de İngiliz Ticaret Odası – BCCT kanalı ile de Türkiye’deki sanatseverlere duyuruldu. Konser sırasında ve sonrasında yardımseverlerden, Birleşik Krallık kuruluşlarından DEC (*) - Disasters Emergency Committee (Afetler Acil Durum Komitesi) aracılığı ile deprem yardım çağrısına online destek yağdı.  Konser etkinliği kapsamında oniki bin sterlin’in üzerinde bağıs toplandı ve DEC’e teslim edildi. DEC bu yardımları yerel ortakları kanalı ile depremzedelere ulaştırıyor. Türkiye’nin Güneydoğu Anadolu bölgesinde etkin olan yıkıcı depremlerde  DEC’in hayır kurumları ve yerel ortakları, insanların yiyecek ve temiz suya sahip olmasını sağlamak için yerel olarak yürütülen yardım çalışmalarında yer alan ilk müdahale ekipleri arasındadır.

Sanatın İyileştirici Gücü Görev Başında

Sanatçı, ressam Tülin Kaynak, Rotary 2420 Bölgesinin düzenleyeceği 100. Yıl İklim Kongresi’nde açılacak Derin Sergisi’ne yirmi eserini bağışladı. Sergi ve Kongre, 4 Mart’ta Kadir Has Üniversitesi’nde yer alacak. Bu sergiden elde edilecek gelir, deprem bölgesinde hayata geçirilecek, “Çocuk Sanat Çadırı” projesi için kullanılacak.

Tülin Kaynak, ressam, resim, sanat, sergi,

Geçtiğimiz günlerde yaşanan büyük deprem felaketinin travmasını yaşayan çocukların kendilerini daha iyi hissetmelerine yardımcı olabilmek amacıyla “Çocuk Sanat Çadırı” projesi hayata geçiriliyor. Çocuk Sanat Çadırı kurmak ve tüm donanımını sağlamak üzere hazırlıkları Rotary 2420 Bölgesi tarafından yapılmakta olan projeye, eser satın alarak katkıda bulananlar, deprem çocuklarına uzanacak elin bir parçası olacaklar.   Tülin Kaynak, sanatla ilgilenmenin iyileştirici gücü ile ilgili düşüncelerini şöyle özetliyor; “Sanatın iyileştirici gücü herkesin hayatına bir köşesinden dokunduğunda, hayata umut ve sevgi ile bakmayı sürdürülebilir kılıyor. Sanat ile ilgili bilgi ve eğitimi olmayanı da, ruhuna hitap ettiği oranda etkiler. Sevgi ile yaşama tutunan insanların içindeki yaşama sevincini ve üretme duygusunu, sanat canlandırıyor. Yardım amacıyla bağış için ya da ücretsiz tablolar yapmaya gayret etmemin altındaki temel neden daha çok insanın sanata ulaşabilir olmasına katkı sağlamak. Sanat eserlerinin herkese ulaşabilir olması, hayatı ve çevremizi güzelleştirebilmeye katkıda bulunacaktır.

Şimdiye kadar resimlerimin beğeni ile karşılanması ve hatta küçük yaşlardaki çocuklara bile ilham kaynağı olabilmesi beni çok onurlandıran bir durum. Kimsesiz çocuk yuvalarına ve hapishanelere oradaki çocukların görebilmesi için soyut resim tablolarımı hediye ediyorum. Travma geçiren çocuklar için ev, aile gibi figüratif resimler onları üzebileceğini düşünürüm ama soyut resim, hayal dünyalarını genişletebiliyor, çok daha yaratıcı şeyler ortaya çıkarabiliyor.”


Mathieu Forget'in Yolculuğa davet #4 Sergisi Açılıyor

Dans, performans, fotoğraf, kamera ve dijital estetik alanlarında çalışan çok yönlü Fransız sanatçı Mathieu Forget, nam-ı diğer Forgetmat, Institut français Türkiye’nin daveti ve Beşiktaş Belediyesi’nin desteğiyle “Yolculuğa davet #4” adlı sergisi ile Şubat ayında Ortaköy Kethüda Hamamı’na konuk oluyor.

Mathieu Forget, Yolculuğa davet #4 Sergisi

Milyonlarca insan tarafından izlenen video ve fotoğraflarıyla, “Uçan Fransız” olarak anılan sanatçı, yeteneğini tüm dünyada uçuruyor, zamandan ve benzersiz anlardan çalarak modern ve eşsiz bir görsel şiir yaratıyor. Bedenini, sadece bir mimariyi, bir manzarayı, bir ufku izletmek, hayran bırakmak için harekete geçiriyor. Kasım 2021’de, Institut français’nin daveti üzerine Türkiye’ye gelen sanatçı, ülkenin en önemli kültürel varlıklarının bulunduğu yerlere misafir oldu. Zamanı askıya alarak, koreografisini gerçekleştirirken o alanların güzelliklerini öne çıkardı. Gerçeküstü ve şiirsel bir anlatımla sahnelediği Tuz Gölü, sanatçının sembolleşen çalışmaları arasında yerini aldı. İstanbul’dan İzmir’e, Ankara’ya, Bodrum’a, Kapadokya’ya uzanan bu dijital etkinlik, yer çekimine meydan okumaya ve yeni bir yolculuğa davet! “Yolculuğa davet #4” sergisi alışılmadık bir performans ile açılıyor. Uğurhan Akdeniz tarafından tasarlanan açılış etkinliği için özel olarak hazırladığı performansında Forgetmat’e sema performansı ile Alper Akçay katılırken, Neyzen Burak Malçok ilk defa bu sergide dinlenecek.

Çocuklar Hep Doğruyu Söyler Belgeselinin Galası Yapıldı

Alfa kuşağına dair ülkemizde çekilen ilk belgesel olan “Çocuklar Hep Doğruyu Söyler” 6-13 yaş arası farklı şehirlerde yaşayan çocukların arkadaşlarına, iklim krizine, teknolojiye ve daha birçok güncel konuya dair düşüncelerini ekranlara taşıyor.

Çocuklar Hep Doğruyu Söyler, belgesel,sinema,sanat,axa sigorta

AXA Sigorta, “İnsanlığın gelişimi adına insanlık için değerli olanı korumak” marka amacına yönelik çalışmalarını sanat alanında yeni bir proje ile sürdürüyor. Türkiye’nin öncü sigorta şirketi AXA Sigorta, ödüllü belgeselci Tuluhan Tekelioğlu’nun yeni belgeseli “Çocuklar Hep Doğruyu Söyler”projesinin hayata geçmesine katkıda bulundu. Alfa kuşağından çocukların hayata bakışını ve algılayışını, taleplerini, kaygılarını ve hayallerini ortaya koyan belgesel Türkiye’de alfa kuşağını konu alan ilk çalışma oldu. “Çocuklar Hep Doğruyu Söyler”in 26 Ocak’ta Kanyon’da gerçekleştirilen galasına AXA Sigorta CEO’su Yavuz Ölken, yönetmen Tuluhan Tekelioğlu, şirket yöneticileri, sigorta ve sanat camiasından davetlilerin yanında belgeselde görüşlerini paylaşan çocuklar ve aileleri de katıldı.  “Çocuklar Hep Doğruyu Söyler” belgeselinin yönetmeni Tuluhan Tekelioğlu, şunları söyledi: “Alfa kuşağını kendisinden tanıyacağımız Türkiye’deki ilk belgeseli hayata geçirmiş olmak çok heyecan verici. Antakya’dan Zonguldak’a, Mardin’den İstanbul’a 6-13 yaş arası 20 çocuk, aşk, siyaset, para, iklim krizi, gelecek planları, eğitim, sosyal medya, dijitalleşme ve çözüm önerileri gibi birçok konuda düşüncelerini filtresiz, olanca doğallığında paylaştılar. Çocukların beklentileri yetişkinlerden çok başka çünkü dünyanın geleceği tüm sorumluluklarıyla üzerlerine yığılacak. Bu belgeselle Anadolu’ya, Alfa kuşağı bireylerine doğru bir yolculuğa çıktım. Belgeseldeki çocuklarla aramızda çok kuvvetli bir bağ oldu. Bu akşam da kendilerini sinema perdesinde izlediler, bazıları ilk kez sinema gördü. Bu filmde söylenen her şeyi yetişkinler dikkatle izlesinler, çünkü çocuklar hep doğruyu söyler. Bu yolculukta katkılarından ötürü AXA Sigorta’ya da teşekkür etmek istiyorum.” 

AXA Sigorta CEO’su ve Yönetim Kurulu Başkan Vekili Yavuz Ölken ise şu açıklamalarda bulundu: “AXA Sigorta olarak, insanlığın gelişimi adına insanlık için değerli olanı korumak anlayışıyla hareket ediyor ve bu anlayışla sağlık, spor, gençler, girişimcilik ve sanat gibi birçok farklı alandaki gelişmelere de katkı sağlıyoruz. “Çocuklar Hep Doğruyu Söyler”, henüz çok tanımadığımız bir jenerasyona, Alfa Kuşağı’na dair de bir pencere açıyor. Alfa Kuşağı’yla ilgili gelecekte hem sanat alanında hem de iş dünyasında daha çok konuşacağız. Bu yeni jenerasyona dair bilgimiz ve perspektifimiz her geçen yıl daha da genişleyecek. AXA Sigorta olarak, geleceği şekillendirecek kuşakları daha iyi anlamayı ve onların hayallerine katkıda bulunmayı önemsiyoruz.  Cumhuriyetimizin 100. yılında, bizlere umut ve ilham veren çocuklarımıza daha çok kulak vererek kendimizi geleceğe hazırlayacağız. Bu ülkede yetişen çocuklarımızın geleceğimizin güvencesi olacağından eminiz. Tuluhan Tekelioğlu’nun hayata geçirdiği bu önemli belgeselimizi Cumhuriyetimizin 100. yılının bu ilk günlerinde çocuklarımıza armağan ediyoruz.”

Mesut Varlık Nuri Bilge Ceylan'ın Davasında Sessizliğini Bozdu

Yazar Polat Onat'ın, Nuri Bilge Ceylan'ın Ahlat Ağacı filminde “Su Katılmamış Taşralı” metninin izinsiz kullanılması gerekçesiyle açtığı davayı kazanmasıyla yaptığı açıklamanın ardından Mesut Varlık sessizliğini bozdu.

Mesut Varlık, Polat Onat, Nuri Bilge Ceylan

Yazar Polat Onat tarafından, Nuri Bilge Ceylan'ın Ahlat Ağacı filminde “Su Katılmamış Taşralı” metninin izinsiz kullanılması gerekçesiyle açılan dava sonuçlanmıştı. Yönetmen ve senarist Nuri Bilge Ceylan, Ahlat Ağacı filminde yer verdiği mektupta Polat Onat’a ait metni izinsiz kullandığı gerekçesiyle tazminat ödemeye mahkum edilmişti. Medyada geniş yer bulan konuyla ilgili konunun uzaktan muhataplarından Mesut Varlık'tan da açıklama geldi.

Mesut Varlık K24'ten yayınladığı yazısında şu ifadelere yer verdi:"... Nihayet, önceleri tehdit olarak masaya konan, hikâyenin en başından beri sahnede tutulan dava, “amacı her ne ise ona beni alet etmeden” NBC’ye ve Zeyno Film’e yönelik açıldı.Avukat Betal Özay’la görüştük, zaten yazışmalar, yazılar, yayınlar ikimizin de elindeydi, konuyu fazla uzatmadan durumu değerlendirdik ve olaysız dağıldık. Bir daha da görüşme ihtiyacı duyulmadı.Zaten davanın açılmasıyla birlikte ortalık dindi, tweet’lerin, haberlerin arkası kesildi, hukuki süreç işlemeye başladı.Dava açıldıktan üç yıl sonra Polat Onat’ın yeni bir kitabı daha yayımlandı: Taşra Mektubu Olayı ve Yazarın Yayımlanmamış Tüm Yazıları kitabı, “yazarın” bloğunda yayınladığı yazıları, yayımlanmamış diğer yazılarıyla birlikte, Ağustos 2021’de, “yazarın” önsözünde söylediği gibi, Kırmızı Leylek Yayınları’nın editörünün ısrarıyla. 

Neredeyse beş yıllık dava süreci boyunca NBC ile görüşmelerimizde, “Nasıl gidiyor dava-Devam ediyor, bakalım”dan öte bir yer edinmedi.Çünkü en başından beri bu talebin mesnetsiz olduğunu düşünüyordum. Ortada istinaf kapısı açık olsa da sonuçlanmış bir dava olduğu için kelimeleri seçerek kullanmaya çalışıyorum ama bence konumuz hâlâ mesnetsiz bir talepten öte değil. Aşağıda açıklamasına gireceğim, şimdi konuyu dağıtmadan hikâyemize devam edelim.

İstanbul 1. Fikrî ve Sınaî Haklar Hukuk Mahkemesi’nin 2022/210 Karar No’lu, 15/11/2018’de açılan ve 13/12/2022’de karara bağlanan “Esere tecavüz” ve “maddi ve manevi tazminat” davası, istinaf kapısı açık olmak kaydıyla 16/12/2022’de yazılan Gerekçeli Karar ile sonuçlandı.Ve evet, vaat edilen sıfırlar eklenmiş, 30.000 TL maddi, 10.000 TL manevi tazminat talep edilmiş.Dava sürecinde, beklendiği gibi, bilirkişi raporları alınmış. Üçer kişiden oluşan üç heyetten alınan üç rapor da benzer sonuçlara varmış. (Her üç raporun da ödenmesini uygun gördüğü rakamların, talep edilen toplamın çok daha düşük bir seviyesinde olduğunu not düşeyim, telif konusunun Türkiye’deki düzeyini siz anlayın ama bu, konumuzun çok dışında olsa da.) Bilirkişi raporlarının hepsinde benzer sonuçlar gelince, mahkeme de hepimizin bildiği karara hükmetmiş.Gerekçeli karar metninden birkaç cümleyi işaret etmekle yetinmek isterim. Örneğin; “Bu mektubun senaryoda zikredilmesi esnasında davacı isminin zikredilmemesi sebebiyle eser sahibinin manevi haklarından ‘adın belirtilmesi yetkisi’nin ihlal edilmiş olduğu sonuç ve kanaatine varıldığı”... Oysa “adın belirtilmesi”nin, filmin “alıntılar” ve/ya “teşekkürler” kısmında adın belirtilmesiyle karşılandığı değerlendirilebilir. Yoksa her “olmak ya da olmamak” dendiğinde “Shakespeare” de denmesi gerekecektir “X’in dediği gibi” demeden hiçbir yazarın, düşünürün, sanatçının sözü alıntılanamayacaktır.

Davanın sonuçlanmasının ardından sosyal medyada yapılan yorumlarda da karşımıza çıktığı gibi, ortada bir sözleşme bulunmuyor – çünkü bunu gerektirecek bir durum söz konusu değil. Yine de karar metninde “Davalı yan mali hakları izinle kullandığına dair belge sunamamıştır” diye ifade edilmiş.Bu olay bazında baktığımızda, daha en başından sözleşme yapılmış olsaydı sonucu ne kadar değiştirirdi, emin değilim. Zira bu eksiklik de gerekçeli kararda maddi karşılığın tespitinde yaşanan zorluk bağlamında dile getiriliyor, buna gerek olup olmadığı açısından değil. Tespit için sorulan meslek birliklerinden de dişe dokunur bir yanıt alınamamış: “Davacı ile davalı taraf arasında imzalanmış bir sözleşme dosya kapsamında bulunmadığı gibi, emsal telif bedelinin sorulduğu meslek birliklerinden de olumlu bir yanıt verilmemiştir.” “[E]serlerin film içinde kullanımında nasıl fiyatlandırılacağı konusunda herhangi bir somut ölçü ve maktu bir bedel biçme yöntemi bulunmamaktadır. Bu durumda her eserin popülarite, kullanım alanı, konusunda uzman bilirkişi heyetince incelenip rayiç belirlenmiştir.”

Üçüncü bilirkişi raporunda, diğerlerinde yer almayan bir ayrıntı var: “Davacının dava dışı Mesut Varlık’a hitaben yazdığı mektubun...” Yayıncılığın en karmaşık, bitmeyen tartışmalı konularından biridir; mektup. Hukuki çerçevede, “eser niteliğindeki mektup” diye anılan ama eser niteliğinde olmanın veya olmamanın sınırının çizilemediği bir durum. Konunun dehlizlerinde kaybolmadan, odağımız olan olay bağlamında konuşayım: Ben eğer Polat Onat’ın sadece bana gönderdiği mektubu “ona haber etmeden” birine verseydim ve o kişi de o mektuptan sözleri bir mecrada “kendi malı gibi” kullansaydı, Polat Onat yerden göğe kadar haklı olurdu. Önceki cümlede tırnak içine aldığım iki şeyden biri dahi olsaydı: Özel alanda gönderilen bir mesaj, izinsiz yollarla, kamusal alana taşınmış olurdu ve bu bir suçtur. Oysa yayımlanması için yazılı izin alınmış bir metinden hiçbir şekilde izin gerektirmeyecek bir boyutta alıntı yapılmıştır. Yapılma şeklini, üslubunu beğenirsin beğenmezsin, hoşuna gider gitmez ama telefonla, e-postayla, yazıyla, kitapla... dilediğin iletişim alanı neyse onunla tepkini gösterirsin. Şahsen bunun da yapılmaması gerektiği, eserin kamusal alana ulaşmasıyla birlikte kamusal etkileşime açıldığının anlaşılması gerektiği kanaatindeyim ama verilmek istenen bir tepki varsa, buna da kimse engel olamaz. Ancak dava açmak, konuyu hukuk alanına taşımak, benim metnimi kimin nasıl değerlendireceğine de ben karar veririm, deme iddiasını taşır, ki...

Yine bağlantılı olarak, bir tartışmalı kısım da şurası aslında: Dava, yönetmene ve yapımcıya açılıyor. Anlaşılır. Ortada bir film var ve o filmin de hukuken tüm sorumluluğunu üstlenen iki isim var. Oysa bir adım daha içeri girelim; söz konusu alıntıların yapıldığı yer senaryo metni ve onu kaleme alan üç kişi var: Nuri Bilge Ceylan, Ebru Ceylan ve Akın Aksu. Yapılan alıntı haricinde filmde söylenen sözlerin mahiyeti de davaya konu olduğuna göre, NBC ve yapımcı haricindeki isimlerin de davaya dahil edilmesi gerekmez mi? Hayır, gerekmez. Kendi aralarında konuşacaklardır, esprisini mi yaparlar kavga mı ederler bilinmez ama senaryonun hakları, yönetmen ve yapımcı tarafından alınmış, üstlenilmiştir. (Oysa söz konusu davanın gerekçeli kararında, hükmedilecek telif için hesaplama yapılırken filmin bütçesi içerisinde senaryoya ayrıldığı öngörülen kısım üzerinden hesaplama yapılıyor. Garip değil mi?)

Disiplin farklarından kaynaklanan, sinema ile yayıncılık açısından bazı nüanslar var elbette ama o ayrıntılara burada girmeyeceğim. Çünkü konumuz temelde şu: Bu iki disiplinin hak alanları, hak alan tanımları çarpıştığında neye göre, nasıl karar vereceğiz? Sinema sektöründe olduğunun aksine, maalesef Türkiye’deki yayıncılık piyasasında üretim zincirinin halkaları arasında sözleşme zinciri “henüz” böyle işlemiyor. Yıllardır, söylediğim için işitmediğim söz kalmayan, “Türkiye’de henüz yayıncılık bir sektör haline gelmedi” cümlesinin kaynaklarından biri de tam burası işte. Hiç kimseyle ve hiçbir kurumla ilgili bir şey ima dahi etmek için değil; lütfen sadece birer saptama olarak dile getirebilmek istiyorum bütün bu sözlerimi. Sosyal medya hesabından sessizliği bozan Mesut Varlık, ilgililerin bilgisine sunarım diyerek Yazar Polat Onat ile aralarındaki yazışmayı tekrar paylaştı. Mesut Varlık yaptığı açıklamada "Türkiye'nin yazarları ve yönetmenleri için emsal olacak bu dava ve sonucu baştan sona cevaplanmamış sorunlarla dolu. NBC dedikodusu yapmak keyifli olabilir ama olay bundan çok daha fazlası. Yakında ayrıntıları yazacağım." ifadelerine yer verdi. Tüm edebiyat ve sinemaseverler Mesut Varlık'ın yapacağı açıklamayı merakla bekliyor..."

Açıklamanın tamamına linki tıklayarak okuyabilirsiniz.

III. Richard Niçin Yaptım Bursa ve Mersin’de Seyirciyle Buluşacak

26 Ocak Perşembe Adana Seyhan Yaşar Kemal Kültür Merkezi, 27 Ocak Cuma günü ise Mersin Mezitli Kültür Merkezi’nde seyircisi ile buluşacak oyunun biletleri kültür, sanat, eğlence ve spor alanındaki tüm etkinliklere tek platformdan ulaşılabilmesini sağlayan Biletinial üzerinden satışa sunuldu.

III. Richard-Niçin Yaptım, tiyatro,gosteri,sanat

Kerem Kurdoğlu’nun yazdığı Mehmet Birkiye’nin yönettiği Hakan Gerçek’in başarılı performansıyla dikkat çeken III. Richard- Niçin Yaptım tiyatro oyunu, 26 Ocak Perşembe Adana Seyhan Yaşar Kemal Kültür Merkezi, 27 Ocak Cuma günü ise Mersin Mezitli Kültür Merkezi’nde seyircisiyle buluşacak. Muhteşem oyunun biletleri Biletinial üzerinden satışa sunuldu. Türkiye tiyatrosunun önde gelen isimlerinden Mehmet Birkiye’nin yönetmenliğindeki III. Richard-Niçin Yaptım’da başarılı oyuncu Hakan Gerçek, tarihin en çok tartışılan karakterlerinden İngiliz kralı III. Richard’a hayat veriyor. Oyun, hikâyesini 2012 yılında tüm dünyayı heyecanlandıran İngiltere’nin Leicester şehrinde bir otoparkın altında kralın kemiklerinin bulunması haberi üzerine kurguluyor.

“Amaca giden yolda her şey mübahtır” düşüncesiyle kral olmak için her türlü yola başvuran III. Richard, taht ile arasında kim varsa birer birer yok etmeye niyetlidir. Eğer tutkuyla bağlı olunan bir hedef varsa, uğrunda kötülüğe başvurmanın sorun olmadığını savunan Shakespeare’in ünlü karakteri, aslında herkesin de içten içe böyle olduğunu iddia eder. Mehmet Birkiye, çağdaş bir yaklaşımla sahneye koyduğu bu oyunda izleyicileri hedef ve tutku ikilisini bir daha gözden geçirmeye davet ediyor. Hakan Gerçek’in 25 yıllık Kent Oyuncuları geçmişinin ardından 2008 yılında kurduğu Tiyatro Gerçek, bugüne kadar pek çok başarılı oyunu Türkiye tiyatrosuna kazandırdı. Topluluk, 2009’dan beri kesintisiz sahnelediği Van Gogh’un yanı sıra repertuvarındaki Annem Yokken Çok Güleriz, Üstü Kalsın, Sanat, Savunma gibi oyunlarla da birçok ödüle layık görüldü.

Yazar Polat Onat Ahlat Ağacı Davası Hakkında Konuştu

Yazar Polat Onat tarafından, Nuri Bilge Ceylan'ın Ahlat Ağacı filminde “Su Katılmamış Taşralı” metninin izinsiz kullanılması gerekçesiyle açılan dava sonuçlanmıştı. Yönetmen ve senarist Nuri Bilge Ceylan, Ahlat Ağacı filminde yer verdiği mektupta Polat Onat’a ait metni izinsiz kullandığı gerekçesiyle tazminat ödemeye mahkum edildi.

Yazar Polat Onat, Türkiye gündemine oturan konuyla ilgili yaptığı açıklamada şu ifadelere yer verdi: "Nuri Bilge Ceylan'ın yönettiği "Ahlat Ağacı" filminde, yazdığım "Taşra Mektubu"nun bana haber verilmeden, iznim alınmadan ve telif ödemesi yapılmadan kullanılması hakkında 2018 yılında bir dava açtım. Davayı kazandım. Avukatım Yasemin Arpa'yla birlikte yürüttüğümüz dört buçuk yıllık zorlu hukuki mücadelemizin başarıyla neticelenmesinden sevinç duyuyorum. Ama buruk bir sevinç... Nedeniyse şu: Gönül isterdi ki bu somut telif hakkı ihlali sorunu, dava sürecine gerek kalmadan, karşılıklı iyi niyetle, hakkaniyetli bir şekilde çözülebilseydi. Çünkü "Taşralı genç bir yazarın yaşadığı sıkıntı ve çıkışsızlıkları" anlatan önemli bir filmde, "Taşralı bir yazarın eserini izinsiz kullanarak hak ihlali yapıldığının" mahkeme kararıyla ispatlanması, acı bir çelişkiyi ve dahası tuhaf bir ironiyi barındırıyor. Mahkemenin vermiş olduğu bu adil karar, ünlü metropol yazarlarının eserlerini kullanırken telif hususunda gösterilen titizlik ve hassasiyetin, ünsüz taşra yazarları için de aynen geçerli olması gerektiğini fiilen kanıtladı. Bu dava sonucu, dünyaca meşhur ve çok başarılı bir sanatçıyla, kendi taşrasında bile tanınmayan benim gibi başarısızlığa mahkûm bir yazarın, hukuk önünde eşit olduğu gibi oldukça ütopik bir idealin kimi zaman gerçekleşebileceğini ispatlaması yönünden ilginçti.

Etik değerleri ve dürüstlüğü sadece üretilen sanat eserlerindeki içeriklerde sergilemekle kalmayıp, günlük hayatımızın içine de yerleştirip, bireysel davranışlarımızda yansıtmamız gerektiğinin çarpıcı bir örneğiyle karşılaştığımız kanaatindeyim. Bariz bir biçimde, eseri izinsiz biçimde kullanılmış benim gibi bir kişinin, hukuk önünde hak arayışına girmesini öfkeyle kınayan, yadırgayan, yönetmenin hayranı olan yüzlerce insanın önyargılı tutumlarına muhatap olmak benim için şaşırtıcı fakat öğretici bir deneyim oldu. Netice itibariyle böylesi tatsız bir olayın öznelerinden birisi olmaktan hoşnut değilim. Süreç dâhilinde böyle bir konumda bulunmaya mecbur kaldım. Fakat en azından Ahlat Ağacı filminde hakkımda iddia edildiği gibi "Toplum önünde konuşmaktan korkan toy bir genç" olmadığımı ortaya koymaktan memnunum. Haklı olduğum bir konuyu, herkes karşı olsa da ısrarla savunmayı, en az, edebiyat alanındaki mutlak sessizlik prensibim kadar değerli kabul ederim. Edebiyat hususunda münzevi bir anlayışı savunan taşralı bir yazarın, telif konusunda mevcut kanuni hakkını aramaktan kaçınacağı ön kabulünün yanlışlığını ispatlayabildiysem ne mutlu bana."

Zeliha Sunal Sev Dünyayı Şarkısını Yorumladı

3 yıldır peşinden koştuğu “Sev Dünyayı’ adlı şarkıyı yeniden seslendirirken, klip çekimleri için sanata destek olan çevre ve geri dönüşüm firması Exitcom Recycling ile işbirliği yaptı. “Sev Dünyayı” adlı şarkıyı farklı yorumlayan Sunal, doğaya, hayvanlara ve çevresine olan duyarlılığını bir kez daha gösterdi.Zeliha Sunal, Sev Dünyayı

“Hepimiz çevre kirliliği, iklim değişikliği gibi konularda konuşuyoruz. Önemli olan bunun hayatımızın içinde gerçekten var olması ve özellikle öğrendiklerimizi hayata geçirmemiz. Yoksa boşa kürek çekmiş oluruz” diyen sanatçı ve aktivist Zeliha Sunal, bu konuda farkındalığa dikkat çekecek projelerde yer almaya devam ediyor.

ELİMİZDEKİLERİN KIYMETİNİ BİLELİM

Şarkıcılığının yanı sıra tasarımcı kimliğiyle de dikkatleri üzerine çeken ünlü şarkıcı, Atıksız Yaşam Platformu’nun da içinde yer aldığı organizasyonun kapanış defilesini gerçekleştirdi. Defilede günlük hayatta kullandığı alışveriş poşetlerinden, gazete kağıtlarına, torbalardan pet şişe kapaklarına kadar kullanılan malzemelerden kıyafet ve aksesuar tasarlayan Zeliha Sunal, “14 kıyafet tasarladım ve bunlar için okunmuş 2,5 kilo gazete, 8 kilo kullanılmış plastik atık, 350 adet pet şişe kapağı, 100 adet kaset, 2 kilo tekstil atığı kullandım. Kullandığımız her eşyanın geri dönüşüm için iyi bir malzeme olduğunu unutmayalım. Artık elimizdekilerin de kıymetini bilme zamanı geldi. Devir ekonomi devri. Atmadan önce düşünelim.” mesajını verdi.

Ressam Aydemir Ökmen'in Resim Sergisi Galeri Selvin'de

Sanatçı, soyut figüratif resimlerinde, gündelik hayata ve güzelliğe özgün bir yaklaşım getiriyor. Sergide, kaynağını Anadolu’nun zengin mitolojisinden alan ana tanrıça ve kadın figürleri, günlük yaşamdan figürler ile iç içe işleniyor. 

Ressam Aydemir Ökmen, Resim Sergisi, Galeri Selvin

Bu figürleri, değişebilen geometrik yapıları parçalayarak resmine aktarmaktadır ve bu özelliği ile dış ve iç görünüşü iç içe geçmiş şekilde yansıtmaktadır. Akademik eğitimine 1969 yılında İstanbul Güzel Sanatlar Akademisinde başladı ve 1974 yılında Devrim Erbil atölyesinden mezun oldu. Fazla kişisel sergi açmamasına karşın yaşadığı çağ ve ülkenin çalkantılı süreci ile birebir örtüşen üretken bir sanat hayatı olmuştur. Resimde iki boyutlu anlayışı prensip edinen sanatçının çarpıcı renk kullanımı ile beslenen figürlerinde çağdaş bir yorum içermektedir. Sergide yüzyıllardır içinde yaşayıp soluduğumuz kültürün Aydemir Ökmen’in renkleri ile çağdaş formlarda buluşmasına tanıklık edeceksiniz. 17 Ocak – 10 Şubat tarihleri arasında Aydemir Ökmen’in "Uzam Şiirler" isimli resim sergisini Galeri Selvin’de görebilirsiniz.

Galeri Selvin Arnavutköy Dere Sok. No:3 Arnavutköy, Beşiktaş/İstanbul Tel: 0212 263 74 81

Zeytin Filmi İzleyiciyle Buluşuyor

Film, Mardin, Marmara ve Muğla olmak üzere, her bölgeden 2 kadın çiftçinin katılımıyla toplamda 6 kadın çiftçinin hayatına yer veriyor. MILKist yapımcılığında, Kıvılcım Akay yönetmenliğinde ve Tolgahan Tombaş’ın görüntü yönetmenliğinde hazırlanan film, bir sosyal tasarım projesi olarak konumlandırılıyor.

Zeytin filmi

Doğal ve kültürel değerleri, zeytin çiftçiliği yapan kadınları merkeze alarak anlatan Zeytin filmi; Koç Üniversitesi, Koç Üniversitesi Toplumsal Cinsiyet ve Kadın Çalışmaları Araştırma ve Uygulama Merkezi (KOÇ-KAM), UNESCO Toplumsal Cinsiyet Eşitliği ve Sürdürülebilir Kalkınma Kürsüsü ve UN WOMEN Türkiye’nin destekleriyle hayata geçirildi.

Andreas Georgiadis’in Geri Dön Sergisi Açıldı

Beynelmilel bilinirliğe sahip ve dünyanın dört bir köşesinden koleksiyonerleri olan Andreas Georgiadis'in sanatçısı olduğu Istanbul Concept’deki ikinci solo sergisi “Geri Dön/Come Back”in açılışı; Yunanistan Başkonsolos Vekili Stavros Christodoulidis, Yunanistan Ticaret Ataşeliği Ekonomik ve Ticari İşler Müsteşarı  Apostolos Digbasanis, Basın Danışmanı Yorgos Mamalos ve diğer konsolosluk yetkililerinin yanı sıra, koleksiyonerler ve iş dünyasından da değerli isimlerin katılımıyla gerçekleşti. 

Andreas Georgiadis, Uğur Bektas

Açılıştan hemen önce düzenlenen ön gösterimde ise sanatçı Georgiadis’in ünlü şair Konstantinos Kavafis’in şiirlerinden aldığı ilhamla yarattığı eserlerinin detaylı anlatımına, tiyatro sanatçısı ve yönetmen Ersin Umulu’nun okuduğu Kavafis şiirleri eşlik etti. Resim sanatıyla şiir harmanlandı ve izleyiciler Kavafis’in şiirsel evrenine Andreas Georgiadis'in resimleri ile şahitlik ettiler. 

Yunanistan ile İstanbul Arasında Sanat Köprüsü

Zengin bir yerel ve uluslararası sanatçı-tasarımcı portföyüne sahip Istanbul Concept’in bünyesindeki sanatçılardan Andreas Georgiadis’in edebiyat dünyasının kilometre taşlarından şair Kavafis’e ithaf ettiği “Geri Dön / Come Back” sergisinin dünya prömiyeri geçtiğimiz yaz Istanbul Concept kurucusu Işık Gençoğlu ve Türkiye'den koleksiyonerlerinin de katılımıyla Atina'da, çok özel ve önemli bir müze olan Gennadius Kütüphanesi’nde yapılmış ve 17 Ocak'ta İstanbul'da buluşmak üzere sözleşilmişti. Şair Kavafis’in bir zamanlar babasının ve büyükbabasının da yaşadığı İstanbul’a 1882-1885 yılları arasında yerleştiğinde, ilk kez şiir yazmaya burada başlaması; ressam Georgiadis’in İstanbul’daki ilk solo sergisinin tamamen İstanbul üzerine resimlerden oluşması; her iki sanatçının da İstanbul hayranlığı; Yunanistan ile İstanbul arasında özel bir sanat köprüsü oluşturan bu sergiyi daha da anlamlı kılıyor.

Geri Dön / Come Back

Tüm eserlerin kâğıt üzerine mürekkeple Kavafis’in şiirsel evreninden göndermelerle üretildiği sergi ismini şair Konstantinos Kavafis’in Come Back isimli şiirinden alıyor. Andreas Georgiadis’in fırçalarıyla bizi Kavafis’in ayak izlerini takip edercesine İskenderiye’ye götürdüğü sergideki eserler, şair ve hayatı ile olduğu kadar Kavafis'in şiirlerinin önde gelen karakterleriyle de diyalog kurmaya çalışıyor. Georgiadis, tamamen kişisel bir tarzda, yarı saydam ve ton geçişleriyle zengin, genellikle metafiziksel bir ışık yaratıyor; yoğun ve katı gölgenin sanatsal macerasının sakin sularına nüfuz etmesine, bu macerayı sembolizm ve belirsizlikle rahatsız etmesine izin veriyor. Kavafis’in yaşamının mekânları ve yolları, yokluk ve telkinin şiirsel atmosferler ve metaforik sembolizmler oluşturduğu, aynı öykülerin farklı yorumlarını öneren bir hatırlama coğrafyası yaratıyor. Andreas Georgiadis’in, ölümünden neredeyse bir asır sonra Yunan şair Konstantinos Kavafis’e adeta saygı duruşu niteliğindeki sergisi Geri Dön / Come Back, 12 Şubat’a kadar pazartesi hariç her gün saat 12:30-19:00 arası Tomtom Mahallesi Nur-u Ziya Sokak’taki Istanbul Concept Gallery’de izlenebilir.

Fotoğraf: Uğur Bektas

Anjelika Akbar Grand Pera Emek Sahnesi’nde Konser Verecek

Dünyaca tanınan piyanist ve besteci Anjelika Akbar, Sovyet dönemi bestecilerinin eserlerinin özgün uyarlamalarıyla 26 Ocak Perşembe günü Grand Pera Emek Sahnesi’ne konuk oluyor. Bu özel performansın biletleri ise Türkiye’nin lider etkinlik biletleme şirketi Biletinial’da.

Anjelika Akbar

Klasik müzik severlerin Sovyet Cumhuriyetleri dönemi bestecilerinden Tariverdiev, Gladkov, Petrov, Rybnikov, Schnittke, Dunaevsky, Shainsky ve Dashkevich’i Anjelika Akbar'ın özgün uyarlamalarıyla dinleme olanağı bulacağı konserin biletleri ise kültür, sanat, eğlence ve spor alanındaki tüm etkinliklere tek platformdan ulaşılabilmesini sağlayan Biletinial’da. 

RHM Urartu Kemerleri Sergisi Sanatseverlerle Buluşuyor

Van Yüzüncü Yıl Üniversitesi’nden Prof. Dr. Rafet Çavuşoğlu, Doç. Dr. Hanifi Biber, Doç. Dr. Orhan Varol; Urartu Tarihi çerçevesinde Rezan Has Müzesi’ndeki Urartu Dönemi kemerlerini ve çivi yazılı eserlerini değerlendirecek.

RHM Urartu Kemerleri Sergisi

Charles Üniversitesi’nden Dr. Öğr. Üyesi Ümit Güder Urartu metalurjisi hakkında değerlendirmelerde bulunacak. Rezan Has Müzesi / Kadir Has Üniversitesi, Fener Salonu'nda 20 Ocak Cuma günü 13.00-16.00 saatleri arasında gerçekleştirilecek panele konuşmacı olarak Prof. Dr. Rafet Çavuşoğlu, Doç. Dr. Hanifi Biber, Doç. Dr. Orhan Varol, Dr. Öğr. Üyesi Ümit Güder katılıyor.

Sergi: Fahri Petek’in Gözünden Paris Okulu

Bilim insanı Fahri Petek'in objektifinden 1945-1968 yılları arasında Paris'teki Türk sanatçı ve entelektüellerin ortaya çıkmamış fotoğraflarından oluşan Fahri Petek'in Gözünden Paris Okulu isimli sergi 19 Ocak – 18 Mart tarihleri arasında Institut français İstanbul’un sergi salonunda ziyarete açık olacak. 

Fahri Petek’in Gözünden Paris Okulu

Sergi kapsamında Fahri Petek’in kızı sosyolog ve yazar Gaye Petek 19 Ocak Perşembe saat 18.00’de Institut français Istanbul’da düzenlenecek söyleşiye konuk olacak ve babası tarafından çekilen fotoğrafların hikayelerini paylaşacak. Biyokimya doktoru ama her şeyden önce fotoğraf tutkunu olan Fahri Petek’in evi, sanatsal diaspora için bir ağırlama ve değişim yeri haline gelmiştir. Sanatçı, böylelikle Paris’te yaşayan kendini kanıtlamış veya henüz sanat kariyerinin başındaki tüm Türk yetenekleri fotoğraflama fırsatı bulmuştur. “Paris Okulu” olarak adlandırılan ve Fransız kültürüyle yoğurulmuş Türk sanatçılar, “Işık şehri” Paris’in sanatsal mayasından etkilenmiştir. Bazıları ise kendi dönemlerinin mücadelesinde yer alıp, uğradıkları baskıdan kaçarak bu şehire sığınmışlardır. Sergide, kızı Gaye Petek tarafından seçilen 26 siyah-beyaz fotoğraf yer alıyor. “Fahrettin Petek, çoğu yakın arkadaşı olan bu aydın ve sanatçıların birçoğunu tanımıştı.Onları sık sık partilerde ya da dostça gezintilerde fotoğraflamıştı. Kendisi aynı zamanda dönemin bu Türk mikro diasporasının tanıklarından ve aktörlerinden biriydi. Bunlardan bazılarını çocukluk anılarımdan canlandırmaya çalışacağım ve bir biyokimyacı olan babamın fotoğraf tutkusundan söz edeceğim. Bazıları çok sonra ünlü olan bu kişilerin ötesinde, ellili ve altmışlı yılların Paris’inin,sık sık gitmeyi sevdikleri simgesel mekânların bir resmini çizmeye çalışacağım. Onların içinde bulundukları koşullara ve yaşam tercihlerine de tanıklık etmek istiyorum. Türk kamuoyunun genellikle sadece eserler ya da isimler üzerinden bildiği Fransa’ya dair bir Türk hafızasını canlandırma arzusundayım.”

Nuri Bilge Ceylan Yazar Polat Onat'a Tazminat Ödeyecek

Yönetmen ve senarist Nuri Bilge Ceylan, Ahlat Ağacı filminde yer verdiği mektupta Polat Onat’a ait metni izinsiz kullandığı gerekçesiyle tazminat ödeyecek.

nuri bilge ceylan, polat onat, ahlat ağacı

2018'de vizyona giren Ahlat Ağacı filminin en önemli ve unutulmaz sahnelerinden biri, Serkan Keskin'in ve Doğu Demirkol'un karakterlerinin Taşra ve Edebiyat sempozyumuna katılmak isteyen bir yazarın mektubu hakkında konuştuğu sahnedeki diyaloglar, Yazar Polat Onat'ın Varlık dergisinin 1271. sayısında ve Edebiyatın Taşradan Mektubu kitabında yer alan “Su Katılmamış Taşralı” yazısından alıntıydı. Filmin bitiş jeneriğinde alıntı yapılan kişiler listesinde yaşayan tek kişi olan Yazar Polat Onat'tan izin almayan Nuri Bilge Ceylan ile filmin yapım şirketi Zeyno Film'e 40 bin TL’lik dava açılmıştı. Üç yıl önce açılan ve İstanbul Fikri ve Sınai Haklar Hukuk Mahkemesi’nde görülen dava, 13 Aralık 2022’de sonuçlandı. Mahkeme, yazar Polat Onat’a ait metnin filmde izinsiz kullanıldığına ve “esere tecavüzün tespitine” kararı vererek eser sahibine “maddi-manevi tazminat” ödenmesine hükmetti. Yazar Polat Onat ve avukatı Yasemin Arpa, konuyla ilgili görüşlerini gerekçeli karar açıklandıktan sonra paylaşacaklarını belirttiler.

Operation Fortune (Servet Operasyonu) Özel Gösterimi Antalya'da Gerçekleşti

Başrollerini Jason Statham, Hugh Grant, Aubrey Plaza ve Josh Hartnett’ın paylaştığı filmin oyuncu kadrosunda; Cary Elwes, Bugzy Malone gibi isimlerin yanı sıra, ünlü Türk oyuncular Kaan Urgancıoğlu, Tim Seyfi, Bestemsu Özdemir, Ozan Ayhan, Ergun Kuyucu ve Aksel Üstün yer alıyor.

Operation Fortune (Servet Operasyonu)

Çekimleri Antalya’da tamamlanan ve şehre ait muhteşem görüntülerin yer aldığı filme Kültür ve Turizm Bakanlığı’nın öncülüğünde Antalya Valiliği ve Büyükşehir Belediyesi de tüm süreçte büyük katkı sağladı. Filmin ilk özel gösterimi Antalya Regnum Carya Otel’ de kutlama havasında gerçekleşti. Set süresince de Türk ve Hollywood yıldızı oyuncular Regnum Carya Hotel’de konaklamıştı.

Oyuncu kadrosundan Bestemsu Özdemir, Tim Seyfi, Ergun Kuyucu ve Aksel Üstün’ün katıldığı özel gösterimde, filmde Jason Statham ve Hugh Grant’la  karşılıklı sahneleri olan Tim Seyfi filmi ilk kez izleyeceğini söyleyerek “Muhteşem insanlarla çalıştık böyle bir kadroda olduğum için çok mutluyum” dedi. 

TİM SEYFİ “NİYE BU KADAR BAŞARILI OLDUKLARI BELLİ”

Hollywood starları ile aynı filmde oynamanın nasıl bir duygu olduğu sorulan Tim Seyfi “Ben normalde yönetmen veya oyunculardan dolayı heyecanlanmam. Ama Guy Ritchie benim hayran olduğum bir yönetmen. Jason Statham ve Hugh Grant gibi büyük yıldızlarla oynamak da ayrıca mutluluk verici. Çok mütevazı ve çok kibarlar. Sette bir çay isterken bile beş kere rica ediyorlar. Hugh Grant’la bir sahnemiz vardı. Karşılıklı oynayacağımız yerde ben bir an seyirci olarak buldum kendimi. Oyunculuğundan dolayı büyülendim resmen” dedi. Filmin çekildiği yer olan Antalya için de övgülerde bulunan oyuncu “Bu filmden sonra herkes Antalya’da film çekmek isteyecek çünkü ülkemiz büyülü bir yer. Ben yurt dışında yaşıyorum o yüzden ülkemin çok özlemini çekiyorum” dedi. 

BESTEMSU ÖZDEMİR AJAN VİVİEN’LE GELİYOR

Yeni yıla girerken aldığı evlilik teklifi ile konuşulan başarılı oyuncu Bestemsu Özdemir’in de katıldığı Operation Fortune (Servet Operasyonu) filminin özel gösteriminde Özdemir “Bu projede çok önemli isimlerle çalıştım. Bir Bridget Jones hayranı olarak sette Hugh Grant’ı görmek çok isterdim ama göremedim, üzgünüm” dedi. Filmde “Ajan Vivien” rolü ile göreceğimiz Bestemsu Özdemir “Yurt dışı projeleri için benim açımdan çok güzel bir başlangıç oldu. Özellikle bu başlangıcı Guy Ritchie gibi bir yönetmenle yapmak çok önemli. Aslında uzun yıllar öncesinde Türk oyuncular yurt dışına açılabilmeliydi. Oyunculuk olarak bir eksiğimiz yok. İlerleyen dönemler için umarım bu bir başlangıç olur ve Haluk Bilginer gibi biz de büyük projelerde yer alabiliriz.” dedi. Aldığı evlilik teklifi ile ilgili de “Yeni yıla çok güzel girdim. Evleneceğimiz tarih henüz belli değil. Şu an sadece heyecanını yaşıyoruz.” şeklinde açıklama yaptı. 

SET DÜNYA KUPASI GİBİYDİ

Operation Fortune (Servet Operasyonu) filminde Jason Statham ve Hugh Grant’ın oynadığı karakterlere rakip ajan rolünde izleyeceğimiz Türk oyuncu Aksel Üstün ise böyle bir kadro ve Guy Ritchie gibi bir yönetmenle çalışmanın hayali olduğunu belirtti. Türk ve Amerikalı oyuncuların bir araya gelmesini “Dünya Kupası gibiydi. Biz nasıl onlara hayransak, onlar da bizim kültürümüze hayran oldular.” şeklinde yorumladı. Özel gösterime katılan oyuncu Ergun Kuyucu ise “Çok keyifli ve profesyonel bir iş oldu. Oyunculuk artık Amerika gibi Türkiye’de de büyük ve bütçeli bir sektör. Bu gelişimden de çok mutluyum. Turizm bizim gelir kapımız Antalya da turizmin başkenti bir şehrimiz. Umarım Antalya’da gerçekleşen çekimlerle kültür ve görsel zenginliğimizi de dünyaya göstermiş oluruz.” dedi.

1932-2025 © Edebiyat Gazetesi
ISSN 2980-0447