Sanatın İyileştirici Gücü Görev Başında

Sanatçı, ressam Tülin Kaynak, Rotary 2420 Bölgesinin düzenleyeceği 100. Yıl İklim Kongresi’nde açılacak Derin Sergisi’ne yirmi eserini bağışladı. Sergi ve Kongre, 4 Mart’ta Kadir Has Üniversitesi’nde yer alacak. Bu sergiden elde edilecek gelir, deprem bölgesinde hayata geçirilecek, “Çocuk Sanat Çadırı” projesi için kullanılacak.

Tülin Kaynak, ressam, resim, sanat, sergi,

Geçtiğimiz günlerde yaşanan büyük deprem felaketinin travmasını yaşayan çocukların kendilerini daha iyi hissetmelerine yardımcı olabilmek amacıyla “Çocuk Sanat Çadırı” projesi hayata geçiriliyor. Çocuk Sanat Çadırı kurmak ve tüm donanımını sağlamak üzere hazırlıkları Rotary 2420 Bölgesi tarafından yapılmakta olan projeye, eser satın alarak katkıda bulananlar, deprem çocuklarına uzanacak elin bir parçası olacaklar.   Tülin Kaynak, sanatla ilgilenmenin iyileştirici gücü ile ilgili düşüncelerini şöyle özetliyor; “Sanatın iyileştirici gücü herkesin hayatına bir köşesinden dokunduğunda, hayata umut ve sevgi ile bakmayı sürdürülebilir kılıyor. Sanat ile ilgili bilgi ve eğitimi olmayanı da, ruhuna hitap ettiği oranda etkiler. Sevgi ile yaşama tutunan insanların içindeki yaşama sevincini ve üretme duygusunu, sanat canlandırıyor. Yardım amacıyla bağış için ya da ücretsiz tablolar yapmaya gayret etmemin altındaki temel neden daha çok insanın sanata ulaşabilir olmasına katkı sağlamak. Sanat eserlerinin herkese ulaşabilir olması, hayatı ve çevremizi güzelleştirebilmeye katkıda bulunacaktır.

Şimdiye kadar resimlerimin beğeni ile karşılanması ve hatta küçük yaşlardaki çocuklara bile ilham kaynağı olabilmesi beni çok onurlandıran bir durum. Kimsesiz çocuk yuvalarına ve hapishanelere oradaki çocukların görebilmesi için soyut resim tablolarımı hediye ediyorum. Travma geçiren çocuklar için ev, aile gibi figüratif resimler onları üzebileceğini düşünürüm ama soyut resim, hayal dünyalarını genişletebiliyor, çok daha yaratıcı şeyler ortaya çıkarabiliyor.”


Mathieu Forget'in Yolculuğa davet #4 Sergisi Açılıyor

Dans, performans, fotoğraf, kamera ve dijital estetik alanlarında çalışan çok yönlü Fransız sanatçı Mathieu Forget, nam-ı diğer Forgetmat, Institut français Türkiye’nin daveti ve Beşiktaş Belediyesi’nin desteğiyle “Yolculuğa davet #4” adlı sergisi ile Şubat ayında Ortaköy Kethüda Hamamı’na konuk oluyor.

Mathieu Forget, Yolculuğa davet #4 Sergisi

Milyonlarca insan tarafından izlenen video ve fotoğraflarıyla, “Uçan Fransız” olarak anılan sanatçı, yeteneğini tüm dünyada uçuruyor, zamandan ve benzersiz anlardan çalarak modern ve eşsiz bir görsel şiir yaratıyor. Bedenini, sadece bir mimariyi, bir manzarayı, bir ufku izletmek, hayran bırakmak için harekete geçiriyor. Kasım 2021’de, Institut français’nin daveti üzerine Türkiye’ye gelen sanatçı, ülkenin en önemli kültürel varlıklarının bulunduğu yerlere misafir oldu. Zamanı askıya alarak, koreografisini gerçekleştirirken o alanların güzelliklerini öne çıkardı. Gerçeküstü ve şiirsel bir anlatımla sahnelediği Tuz Gölü, sanatçının sembolleşen çalışmaları arasında yerini aldı. İstanbul’dan İzmir’e, Ankara’ya, Bodrum’a, Kapadokya’ya uzanan bu dijital etkinlik, yer çekimine meydan okumaya ve yeni bir yolculuğa davet! “Yolculuğa davet #4” sergisi alışılmadık bir performans ile açılıyor. Uğurhan Akdeniz tarafından tasarlanan açılış etkinliği için özel olarak hazırladığı performansında Forgetmat’e sema performansı ile Alper Akçay katılırken, Neyzen Burak Malçok ilk defa bu sergide dinlenecek.

Ressam Aydemir Ökmen'in Resim Sergisi Galeri Selvin'de

Sanatçı, soyut figüratif resimlerinde, gündelik hayata ve güzelliğe özgün bir yaklaşım getiriyor. Sergide, kaynağını Anadolu’nun zengin mitolojisinden alan ana tanrıça ve kadın figürleri, günlük yaşamdan figürler ile iç içe işleniyor. 

Ressam Aydemir Ökmen, Resim Sergisi, Galeri Selvin

Bu figürleri, değişebilen geometrik yapıları parçalayarak resmine aktarmaktadır ve bu özelliği ile dış ve iç görünüşü iç içe geçmiş şekilde yansıtmaktadır. Akademik eğitimine 1969 yılında İstanbul Güzel Sanatlar Akademisinde başladı ve 1974 yılında Devrim Erbil atölyesinden mezun oldu. Fazla kişisel sergi açmamasına karşın yaşadığı çağ ve ülkenin çalkantılı süreci ile birebir örtüşen üretken bir sanat hayatı olmuştur. Resimde iki boyutlu anlayışı prensip edinen sanatçının çarpıcı renk kullanımı ile beslenen figürlerinde çağdaş bir yorum içermektedir. Sergide yüzyıllardır içinde yaşayıp soluduğumuz kültürün Aydemir Ökmen’in renkleri ile çağdaş formlarda buluşmasına tanıklık edeceksiniz. 17 Ocak – 10 Şubat tarihleri arasında Aydemir Ökmen’in "Uzam Şiirler" isimli resim sergisini Galeri Selvin’de görebilirsiniz.

Galeri Selvin Arnavutköy Dere Sok. No:3 Arnavutköy, Beşiktaş/İstanbul Tel: 0212 263 74 81

Muhammed Aytekin: Her Çizim Yaşama Atılan Bir İmzadır

En kolay soru ile başlayalım. Muhammet Aytekin Kimdir?

Kendimi kısaca tanıtayım. 1990 Nevşehir Derinkuyu doğumluyum. Sizin de vakıf olduğunuz gibi gazeteci, yazar ve ressam Osman Aytekin'in oğluyum. Annem ev hanımı iki ablam ve eşim öğretmen. ilk ve orta öğretimi Derinkuyu'da tamamladım. Nevşehir Hacı Bektaş Veli Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi Resim bölümünü 2015 yılında birincilikle tamamladım. Bir yıl kadar Emniyet Genel Müdürlüğünde hizmet verdim. 2018 yılında Milli Eğitim Bakanlığı bünyesinde Görsel Sanatlar Öğretmeni olarak görev yapmaya başladım. Dört yıl Şanlıurfa'da görev yaptım şu an Kayseri'de görev yapmaktayım.

Çizer Muhammed Aytekin

Çizimle olan ilişkiniz ne zaman başladı?

Çizimle olan ilişkim babam gibi benimde küçük yaşlarımda başladı. Babam benim kadar şanslı değildi tabi çünkü benim babam bir çizer ve ablalarımla beni bu konuda hem destekledi hem de yönlendirdi. Ortaokul ve lise yıllarımda ilçede düzenlenen resim yarışmalarında sürekli dereceye girerdik. Bu arada ortaokul resim öğretmenim Orhan Demir'in de bana katkısı büyüktür.

Bir çizer olarak kitaba nasıl hazırlanıyorsunuz?

Metin elime ulaştıktan sonra hayata metin gözüyle bakmaya başlarım. Figürleri hayalimde karakterize edip birer masal kahramanı olduklarını düşünürüm ve etkilendiğim bir durum olduğunda hemen bunu çizime aktarırım. Çizime başladığım an itibarıyla o metnin içerisinde her şeyi bir kenardan izleyen biri olurum. Bir tiyatro bir sinema gibi ses görüntü hareket ışık ne varsa hepsi zihnimde canlanır. Eseri ne kadar çok özümsersem o kadar başarılı çalışmalar çıkarırım. Karakterleri ve mekanları yansıtacak gözle bakarım hayata. Bolca görsel depolarım. Sonuç olarak kendi karakterimi kendi renklerime karar veririm. Bazen tasarladığım karakterlerle bile bir yönetmen edasıyla konuşurum içten içe ”hayır hayır kolunu biraz daha kaldırıp kaşlarını çatmalısın duyguyu böyle daha net verebiliriz” gibi. Ve çalışmam şekillenmeye ve renklenmeye başlar.

Çizimlerinizi yaparken yazar ya da editör ile aranızda nasıl diyaloglar gelişiyor?

Yayıncı ve editör bahsi geçen metinle ilgili özel durumlar var ise bunları belirtir. Okur yaş aralığı, metindeki kişilerin karakterize edilişi, vurgular konusunda çizim öncesi konuşuruz. Özellikle hikaye kitaplarında resimleme, metinleri yansıtma açısından olsun vurgu açısından olsun önemli bir yere sahiptir. Mesela kendi açımdan rafta duran kitapların dikkatimi çekmesi ilk önce kitap kapağının albenisi ile alakalıdır. Yani kitabı elime almam için kapağın beni çağırması gerekiyor. Daha sonra içeriğine dikkat kesilirim. Genelde herkeste bu böyledir. Bu nokta da dediğim gibi görsellerin önemli olduğunu düşünüyorum. Yayıncı ve editörlerle bu konuda kararları genel itibarıyla beraber alırız.

Çizimlerinizi beslemek için neler yapıyorsunuz?

Çizimlerimi beslemek için öncelikle hayata çizer gözüyle bakarım. Hemen hemen gördüğüm her şeyin zihnimde kısa taslak çizimlerini yaparım. Bu benim vakit kaybetmeden, yorulmadan, sıkılmadan gelişmeme fayda sağlar. Teknolojiyi bu konuda aktif kullananlardanım. Ne nasıl çizilmiş, hangi teknik kullanılmış, bu alanda yoğun  kullanılan  telefon, tablet ve bilgisayar programları nelerdir bunlara dair kendimi güncel tutmaya çalışırım. Sosyal mecralardan alanımla ilgili güncel çalışmaları sürekli takip ederim. Böylelikle kendimi diri tuttuğumu ve sürekli gelişim gösterdiğimi hissediyorum.

Bir kitabın rafta yerini alana kadar geçirdiği mutfak sürecini çizer cephesinden anlatır mısınız?

Yayıncı, editör, yazar ve çizer olarak iletişim kurulur. Ardından metin okunur. Varsa betimlemeler özellikle değerlendirmeye alınır. Karakterlerin fiziksel özellikleri not edilir. Mekan özellikleri not edilir. Tek tek yahut toplu taslak çizimler oluşturulur. Yine editör ve yazarla iletişim halinde gerek duyulduğunda taslaklar üzerinden değişimler yapılabilir. Ardından detaylandırılır ve renklendirilir. Süreç içerisinde biten çalışmalarda fikir birliği sağlanır ve çalışmalar  editöre teslim edilir.

Son olarak okuyucularınıza söylemek istediğiniz bir şeyler var mı?

Yaşamımız da sahip olduğumuz bir çok şey prize bağlı yaşam sürüyor. Hal böyleyken kitaplar en üst teknolojik ürünlerden daha değerli olduğunu düşünüyorum. Şarjı bitmiyor,  her daim çekim gücü hep en üst seviyede, reklam girmiyor, abonelik istemiyor, pili bitmiyor, bozulmuyor, radyasyon yaymıyor, gözümüzü almıyor, kolay ulaşılıyor vs. Daha da sıralayabilirim kısacası maddi manevi her anlamda faydalı olduğunu düşünüyorum. Tüm bunların yanı sıra içlerinde öyle farklı bilgiler, öyküler, yaşamlar, hayaller barındırıyor ki. Okumak bir hayata sığdırılmış birden fazla yaşam olarak görüyorum.

Verdiğiniz samimi cevaplardan ötürü teşekkür ederiz.

Ben de EdebiyatGazetesi.com ailesine teşekkür ederim.

Andreas Georgiadis’in Geri Dön Sergisi Açıldı

Beynelmilel bilinirliğe sahip ve dünyanın dört bir köşesinden koleksiyonerleri olan Andreas Georgiadis'in sanatçısı olduğu Istanbul Concept’deki ikinci solo sergisi “Geri Dön/Come Back”in açılışı; Yunanistan Başkonsolos Vekili Stavros Christodoulidis, Yunanistan Ticaret Ataşeliği Ekonomik ve Ticari İşler Müsteşarı  Apostolos Digbasanis, Basın Danışmanı Yorgos Mamalos ve diğer konsolosluk yetkililerinin yanı sıra, koleksiyonerler ve iş dünyasından da değerli isimlerin katılımıyla gerçekleşti. 

Andreas Georgiadis, Uğur Bektas

Açılıştan hemen önce düzenlenen ön gösterimde ise sanatçı Georgiadis’in ünlü şair Konstantinos Kavafis’in şiirlerinden aldığı ilhamla yarattığı eserlerinin detaylı anlatımına, tiyatro sanatçısı ve yönetmen Ersin Umulu’nun okuduğu Kavafis şiirleri eşlik etti. Resim sanatıyla şiir harmanlandı ve izleyiciler Kavafis’in şiirsel evrenine Andreas Georgiadis'in resimleri ile şahitlik ettiler. 

Yunanistan ile İstanbul Arasında Sanat Köprüsü

Zengin bir yerel ve uluslararası sanatçı-tasarımcı portföyüne sahip Istanbul Concept’in bünyesindeki sanatçılardan Andreas Georgiadis’in edebiyat dünyasının kilometre taşlarından şair Kavafis’e ithaf ettiği “Geri Dön / Come Back” sergisinin dünya prömiyeri geçtiğimiz yaz Istanbul Concept kurucusu Işık Gençoğlu ve Türkiye'den koleksiyonerlerinin de katılımıyla Atina'da, çok özel ve önemli bir müze olan Gennadius Kütüphanesi’nde yapılmış ve 17 Ocak'ta İstanbul'da buluşmak üzere sözleşilmişti. Şair Kavafis’in bir zamanlar babasının ve büyükbabasının da yaşadığı İstanbul’a 1882-1885 yılları arasında yerleştiğinde, ilk kez şiir yazmaya burada başlaması; ressam Georgiadis’in İstanbul’daki ilk solo sergisinin tamamen İstanbul üzerine resimlerden oluşması; her iki sanatçının da İstanbul hayranlığı; Yunanistan ile İstanbul arasında özel bir sanat köprüsü oluşturan bu sergiyi daha da anlamlı kılıyor.

Geri Dön / Come Back

Tüm eserlerin kâğıt üzerine mürekkeple Kavafis’in şiirsel evreninden göndermelerle üretildiği sergi ismini şair Konstantinos Kavafis’in Come Back isimli şiirinden alıyor. Andreas Georgiadis’in fırçalarıyla bizi Kavafis’in ayak izlerini takip edercesine İskenderiye’ye götürdüğü sergideki eserler, şair ve hayatı ile olduğu kadar Kavafis'in şiirlerinin önde gelen karakterleriyle de diyalog kurmaya çalışıyor. Georgiadis, tamamen kişisel bir tarzda, yarı saydam ve ton geçişleriyle zengin, genellikle metafiziksel bir ışık yaratıyor; yoğun ve katı gölgenin sanatsal macerasının sakin sularına nüfuz etmesine, bu macerayı sembolizm ve belirsizlikle rahatsız etmesine izin veriyor. Kavafis’in yaşamının mekânları ve yolları, yokluk ve telkinin şiirsel atmosferler ve metaforik sembolizmler oluşturduğu, aynı öykülerin farklı yorumlarını öneren bir hatırlama coğrafyası yaratıyor. Andreas Georgiadis’in, ölümünden neredeyse bir asır sonra Yunan şair Konstantinos Kavafis’e adeta saygı duruşu niteliğindeki sergisi Geri Dön / Come Back, 12 Şubat’a kadar pazartesi hariç her gün saat 12:30-19:00 arası Tomtom Mahallesi Nur-u Ziya Sokak’taki Istanbul Concept Gallery’de izlenebilir.

Fotoğraf: Uğur Bektas

Sergi: Fahri Petek’in Gözünden Paris Okulu

Bilim insanı Fahri Petek'in objektifinden 1945-1968 yılları arasında Paris'teki Türk sanatçı ve entelektüellerin ortaya çıkmamış fotoğraflarından oluşan Fahri Petek'in Gözünden Paris Okulu isimli sergi 19 Ocak – 18 Mart tarihleri arasında Institut français İstanbul’un sergi salonunda ziyarete açık olacak. 

Fahri Petek’in Gözünden Paris Okulu

Sergi kapsamında Fahri Petek’in kızı sosyolog ve yazar Gaye Petek 19 Ocak Perşembe saat 18.00’de Institut français Istanbul’da düzenlenecek söyleşiye konuk olacak ve babası tarafından çekilen fotoğrafların hikayelerini paylaşacak. Biyokimya doktoru ama her şeyden önce fotoğraf tutkunu olan Fahri Petek’in evi, sanatsal diaspora için bir ağırlama ve değişim yeri haline gelmiştir. Sanatçı, böylelikle Paris’te yaşayan kendini kanıtlamış veya henüz sanat kariyerinin başındaki tüm Türk yetenekleri fotoğraflama fırsatı bulmuştur. “Paris Okulu” olarak adlandırılan ve Fransız kültürüyle yoğurulmuş Türk sanatçılar, “Işık şehri” Paris’in sanatsal mayasından etkilenmiştir. Bazıları ise kendi dönemlerinin mücadelesinde yer alıp, uğradıkları baskıdan kaçarak bu şehire sığınmışlardır. Sergide, kızı Gaye Petek tarafından seçilen 26 siyah-beyaz fotoğraf yer alıyor. “Fahrettin Petek, çoğu yakın arkadaşı olan bu aydın ve sanatçıların birçoğunu tanımıştı.Onları sık sık partilerde ya da dostça gezintilerde fotoğraflamıştı. Kendisi aynı zamanda dönemin bu Türk mikro diasporasının tanıklarından ve aktörlerinden biriydi. Bunlardan bazılarını çocukluk anılarımdan canlandırmaya çalışacağım ve bir biyokimyacı olan babamın fotoğraf tutkusundan söz edeceğim. Bazıları çok sonra ünlü olan bu kişilerin ötesinde, ellili ve altmışlı yılların Paris’inin,sık sık gitmeyi sevdikleri simgesel mekânların bir resmini çizmeye çalışacağım. Onların içinde bulundukları koşullara ve yaşam tercihlerine de tanıklık etmek istiyorum. Türk kamuoyunun genellikle sadece eserler ya da isimler üzerinden bildiği Fransa’ya dair bir Türk hafızasını canlandırma arzusundayım.”

1932-2025 © Edebiyat Gazetesi
ISSN 2980-0447