Edebiyat Gazetesi’nde Yazmak İster misiniz?

Türkiye'nin tek aylık Edebiyat Gazetesi, çevrimiçi olarak okuyuculara e-dergi platformlarından ücretsiz olarak sunulmaktadır. Eserlerinizi her ayın birinden önce edebiyatgzt@gmail.com adresine göndermeniz gerekmektedir.

gazete, yazar,

Eserlerinizi Word formatında, A4 boyda en fazla 2 sayfa, Times New Roman 12 punto 1.5 satır aralığında düzenleyip gönderebilirsiniz. Eserlerinizde görsel içerik varsa JPG (JPEG) formatında olmalıdır. E-postada eser sahibinin adını belirtmeyi unutmayınız. Gazeteye gönderilen yazılar Yayın Kurulu onayından sonra takip eden üç sayı içinde yayımlanabilir. Yayın Kurulu kararı ayrıca e-posta yoluyla eser sahibine duyurulur. Edebiyat Gazetesi okurlara ücretsiz sunulduğu için gazeteye gönderilen eserler için telif ödenmez.

Tamer Uysal Yazdı: Şehir'den Devlet'e Ütopya Yazını

Yani bilinmeyen yerler. “16.Yy’ın terra incognitası Amerika olmuştur, tıpkı önceki yüzyıllarınkilerin bilinmeyen Asya olduğu gibi”… O sebeple keşifler çağı olarak anılan 15 ve 16. Yy’da Avrupalılar için Asya ve Amerika terra incognita olmuştur. Neil McWilliam ise “Marx ile Engels, 1848’de ütopyacılık üzerine yaptıkları yorumlarda bu tür özlemleri küçümserler. 

Tamer Uysal Yazdı: Şehir'den Devlet'e Ütopya Yazını

Saint-Simon ve Fourier’yi proletaryayı ‘tarihte hiçbir inisiyatif üstlenmemiş ya da bağımsız hiçbir siyasi hareket yürütmemiş bir sınıf’ olarak görmekle suçlarlar.” diye ifade etmektedir (Sanat Ütopya: Mutluluk Hayalleri, İletişim Yayınları, 1. Baskı, 2011, s. 29) Ama bunlardan en çok tasavvur edileni ada ütopyaları.  Keşif bekleyen daha öteki topraklar bilhassa adalar Avrupalı yazarların birer ütopya konusu idi. Robinson Crusoe’yu çocukluğumda okumuştum. O romanın bir adada geçen hikâyesi bir ütopyadan çok bir hakikate dayanıyordu ve ilk İngiliz realist romanı (1719) kabul edilmekteydi. Issız bir adaya düşen uygar bir insanın, gemici Alexander Selkirk’in 25 yıl birkaç araçla doğayla mücadelesini anlatıyordu. Sonra J.Swift’in bir başka ünlü ada hikâyesi de Güliver’in Gezileri idi: Cüceler Adası (Lilliput) ve devler ülkesi (Brobdingnag)  maceraları… Jules Verne’in Esrarlı Ada’sı, R.Louis Stevenson’un Define Adası gibi fantastik öyküler de ütopik yazın içinde kısmen yer bulmuşlardı.

En bilinen iki ada hikâyesi Platon’un aktardığı Atlantis ve F.Bacon’un yazdığı Yeni Atlantis’ti. Antikçağ ütopyaları arasında Phales, Hippodamos, Aristophanes, Euhemeros ve Lukianos yer alır. Bunların arasında yine bir ada ütopyası olarak Euhemeros’un Hiera Adası da dikkat çekmektedir. Kralsız,  eşitlikçi ve emekçi bir toplumsal düzen (Panchaea) önerilmektedir. Platon efsanesinde bir tepeyi karadan ayırıp büyük bir ada meydana getirmiş onu da çemberler şeklinde 5 parçaya ayırarak Atlantis’i tasarlamıştı.  Ancak bolluk ve zenginleşme ile giderek yozlaşan ada halkı iktidar hırsı ile beraber bilgeliğin dışına çıkarak yok olup gitmiştir.Platon Atlantis’ten sonra önerdiği ikinci devlet modelini Sparta ve Atina’nın dağılmasına karşılık Yunanistan için bir siyasal öneri olarak yazmıştır: Devlet... Platon Devlet (Politeia) adlı eserde filozofların yönetimindeki bir devlet şekli önermiştir.

Devlet ile beraber başka bir antikçağ ütopyası olan Jambulos’un Güneş Adaları da yine yüzyıllar boyu ütopyacılara esin kaynağı olmuştur. Tomasso Campanella ise Güneş Ülkesi’inde, “İnsanları doğru ve yüksek düşünceler yönetmiyor. Dünyaya felaketleri bile mutluluk diye adlandıran kötüler hâkimdir.” diyordu (Güneş Ülkesi, Kaynak yayınları, 2.Baskı, s.87). İlkel insanlar öldürmeyi savaşı bilmiyorlar, adalarında sakin ve doğayla barışık olarak yaşıyorlardı. Daha birçok ada ütopyası daha vardı elbette fakat en çok bilinen ya da benim adlarına en sık rastladığım ütopyalardı bunlar. Teorik olarak anlatı (metin) özelliği taşıyan ütopyaların uygulama alanı ise mimarlık tasarımlarıdır yani kentsel uygulamalar. Bu alandaki önemli kaynaklardan bir tanesi de 2001 yılında yayınlanan “20.Yy Kenti” dir. Bu kitap Wright, Howard ve Cobusier’in 20.Yy kent ütopyalarına yer verilir (s. 107-126) Kooperatif-sosyalist, decentrist ve sendikalist yönelimli olarak ifade ettiği bu üç plancının tasarımlarının sonuçlarına dayalı olarak Robert Fishman, “Üçü de kentsel tasarıma devrimci bir coşku getirdi” demektedir. Aynı kitapta Avrupa dışında kalan kentleri sınıflandıran Gideon Sjoberg’in feodal yani aristokratik kentlerle ilgili tanımlamalarına yer veriliyor. Sjoberg’e göre Asya ve Afrika’daki örneklere bakıldığında bu kentler belirli nitelikler gösteriyor: Tutucu, yeniliğe direnen,  dinci ve gelenekçi değerlere göre örgütlenmiş durağan bir katı sınıf yapısıdır…

Max Weber, Şehir (Die Stadt)’de aristokratik şehirlerin yani kral ve soylu çevresinin mülkiyetindeki kentlerden sonraki kentsel yapının,  burjuvazinin mesleki işbölümü ve örgütlenmeyle ticari ve hukuki haklar (siyasal ve sosyal) kazanmasının sonucu ortaya çıktığını ifade eder. Büyük Özgürlük Fermanı (Magna Carta Libertatum) kralın yetkilerinin sınırlandırılmasını sağlamıştı. Günümüz hukuk sisteminin temellerinin atıldığı tarih 1215’tir.  Akın Sevinç ise ayrı türler olarak ele alınan sosyal ve mimari ütopya alanlarını mimarlık alanındaki mesleki bilgisini de katarak farklı disiplindeki örnekleriyle bir bütün olarak ele almaya çalışıyordu (Ütopya: Hayali Ahali Projesi, Okuyan Us Yayın, 2004).

Annalee Newitz ve Emily Stamm,19.Yy ve 20.Yy’da tasarlanmış belli başlı ideal şehir örneklerini  “Gerçekleşememiş 10 Ütopya Şehir”  başlığı altında ele almışlardı. Bunlar, vegeteryan aktivist Henry Clubb tarafından 1856’da tasarlanan konutlara en fazla ışığın girmesini sağlayan “Sekizgen Kent”, Fransız Mimar Le Corbusier’in çatılarında bahçelerin olduğu gökdelenlerden oluşan Makine Şehri “Villa Radiuse”, 1902’de toplumsal reformcu Ebenezer Howard’ın tasarısı “Bahçe Şehir”, 1932’de Frank Lloyd Wright’ın tasarladığı kır kentler “Broadacre Şehir”, Albert Speer’in Berlin için tasarlanan dev bina ve geniş bulvarlardan oluşan “Germanya Anıtsal Kenti”, Henry Ford’un 1930’larda Amazon’da denediği “Fordistan”, Buckminster Fuller’in Tokyo için tasarlanan  gökyüzünde yüzen şehirleri “Stars”, 1947’de Life Dergisi’nde yayınlanan nükleer geçirmez ulusal arazi kullanım planı “Atomurbia”,  Alaska için tasarlanan tamamı kapalı şehir “Seward’ın Başarısı” ve G.Koreli mimarlarca tasarlanan  iklimden iletişime her şeyin bilgisayarlarla kontrol edileceği  “Akıllı Şehir Songdo”dur (Çeviren Özlem Katısöz, Yeşil Gazete, 8 Ocak 2014). Sonraki yıllarda ütopya yazını üzerine oldukça fazla sayıda yapıt dilimize kazandırıldı. Say Yayıncılık ve Kaynak Yayınları 7’şer kitaplık bir ütopya kitapları dizisi yayınlamıştır.

Say Yayınları’nın ütopya dizisi için kaleme aldığı “Ütopya ya da Başka Bir Dünyanın Olabilirliği Üzerine” başlıklı  giriş yazısında Mustafa Hazım Bayka, ütopyalardan genel olarak söz ederken, “Evrensel mutluluk, eşitlik ve özgürlük idealleri, sınıfsal baskılar ve sömürü altında yaşayan toplumların düşlerini süslemiş ve giderek insanlığın bir Altın Çağ dönemi yaşadığı üzerine bir kanının doğmasına yol açmıştır” diyordu. Kaynak Yayınları ayrıca bilhassa Tanzimat sonrası dönemde kaleme alınmış ütopik yazıları biraraya toplayarak Türk Ütopyaları adıyla yayınladı. Kitapta yer alan Hüseyin Cahit Yalçın’ın Hayat-ı Muhayyel’i (Hayal Edilmiş Hayat) ondan önceki ütopyaların birçoğunda görüldüğü gibi uzak diyara, korunaklı bir adaya yerleştirilmişti.  Yeşil bir yurt olarak tasavvur edilen adada özgürlük kanaatkârlık ve demokratik kurallar (müşterek yaşam ve kardeşlik) geçerli idi. Yalçın’ın, kitabında aktardıklarıyla sosyalist düşüncelerden, Jambulos’un Güneş Adaları ve J.J.Rousseau’nun ilkel yaşama ilişkin fikirlerinden etkilendiği görülmektedir. Platon, T.More, Campanella, R.Owen, Fourrier, S.Simon, Louis Blanc, Proudhon, Marx ve Engels gibi isimler sosyalizmin yani kollektif mülkiyetin, üretim araçlarının müşterek paylaşımının, toplumculuk ve eşitlikçilik fikrinin savunucusu oldular. Fransa’da Fourrier ve S.Simon’un devrimci görüşlerini öncü ütopyacı sosyalist Robert Owen, 1816'da İngiltere’deki New-Lanark fabrikasında J.Locke’un insan-çevre ve J.J.Rousseau’nun toplumsal sözleşme teorilerini geliştirerek çalışanlarına uygulamak istedi. Robert Owen’a göre din, burjuva aile yapısı ile özel mülkiyet krizin ana nedeni idi. Farabi 872-950 yılları arasında yaşamış bir Türk-İslâm filozofuydu. El-Medinetü'l-Fazıla (İdeal Devlet Yurttaşlarının Görüşlerinin Ana İlkeleri)’da bir başkanın erdemlerini sayar. Kitap İslâm ve Yunan felsefesini (Platon ve Aristo) uzlaştırmaya çalışmıştır. Kısaltılmış adıyla “Arâ” diye nitelendirilen kitabın 910-912 yılları arasında yazıldığı belirtilmektedir (Çeviri Prof. Dr. Ahmet Arslan, Divan Kitap, 2013, 5.Baskı).  

François Rabelais, 1532‘den itibaren “Gargantua” karakteriyle tanınan ortaçağ skolastik düşüncesini batıl inançlarını eleştiren önemli bir klasik ütopik yapıt serisi ortaya koydu.Thomas Hobbes 1651’de Ütopyacılar Çağı olarak tanımlanan bir dönemde ona benzeyen başka bir yapıt ortaya koymuştur. Hobbes de kilise ve ortaçağ fikrini eleştiriyor, İngiltere’de cumhuriyete geçilmesinden hemen sonra kaleme aldığı Leviathan adlı yapıtta bir kralda cisimleşen kılıçlı ve meşaleli bir gücü (Commonwealth) ulus-devleti, kutsal kent-devletin yerine koyuyordu. Geleceğe ilişkin ütopyalardan biri de Edward Bellamy’nin Geçmişe Bakış adlı ütopyasıdır. Roman kahramanı Julian West 1887’de hipnozla uykuya dalar 13 yıl sonra 2000’de Boston kentinde uyanır. Ordusu bulunmayan,  eşit ve ortak bir düzen içinde bulur kendisini. Çalışma saatleri kısa olan bu zamanda artık para yerine kartlar kullanılmaktadır. Bu kartlarla ortak alışveriş edilen merkezlerden alınan her şey evlere pnömatik tüneller vasıtasıyla ulaştırılmaktadır. Bellamy, 1888’de kaleme aldığı romanda aristokrasiyi ve sınıfları eleştirmektedir. Makineleşme ve kentleşmeyle çalışmak da mutluluk olmaktan çıkmış, her şey denetim altına alınmıştı.

William Morris’in Gelecekten Anılar romanında (1890) ise bu defa William Guest isimli bir kahraman kendini 2012’de bulur.  Devrim olmuş Londra değişmiştir. Taşraya dönüşmüş kentte Dick adında devrime ilgi duyan yaşlı bir tarihçiyle gezerler. Karl Marx ve John Ruskin'in eserlerinden bolca etkilenen bu eşitlikçi toplum ütopyasında, ulusa paraya yer yoktur. Herkes dilediği bir işte çalışır, üretilen her şeyi eşit biçimde paylaşır; özel mülkiyet yoktur, herkes için yeteri kadar yiyecek ve giyecek vardır; kişisel özgürlük ile huzur bu ütopyanın temelini oluşturur.

Morris, devletin yok olup gittiği ve her topluluğun kendi işlerini özgürce yürüttüğü bir ülke tasvir etmektedir. Clive Wilmer, Ayrıntı Yayınları’ndan çıkan baskıda yer verilen “Bibliyografik Not” başlıklı yazısında William Morris’in bu kitabı üzerine  “Gelecekten Anılar öncelikle bir memnuniyetsizliğin ifadesidir. Hikâye daha iyi bir dünyanın mümkün olduğunu vurgular.” der. (Ayrıntı Yayınları, S.256)Ayrıntı Yayınları’nın 2002’de Gelecekten Anılar olarak yayınladığı kitap Say Yayınları tarafından da 2011’de orijinal isminin çevirisiyle Hiçbir Yerden Haberler (News From Nowhere) olarak yayınlanmıştır. Egemenliğin üç temel unsuru coercion denen emretme gücü (hukuksal), zor kullanma gücü (polis ve asker) ve parasal güçtü (maliye, vergi, kamusal harcamalar). Ursula K.Le Guin romanlarında hiçbir otorite ve hiyerarşiye yer verilmeyen bir toplumsal düzen (anarşist ütopya) işler. Başyapıtı sayılan Mülksüzler için, "Romanım Mülksüzler, kendilerine Odocu diyen küçük bir dünya dolusu insanı anlatıyor. Odoculuk anarşizmdir. Eski Taocu düşüncede öngörülen, Shelley ve Kropotkin'in, Goldmann ve Goodman'ın geliştirdiği biçimiyle. Anarşizmin baş hedefi, ister kapitalist isterse sosyalist olsun, otoriter devlettir; önde gelen ahlakî ve ilkesel teması ise işbirliğidir (dayanışma, karşılıklı yardım). Tüm siyasal kuramlar içinde en idealist olanı anarşizmdir; bu yüzden de bana en ilginç gelen kuramdır." demiştir. Le Guin, amacını  “Anarşizmi daha önce yapılmamış bir şekilde romanda somutlaştırmak” olduğunu ifade ederek Mülksüzler’i yazarken etkilendiği Amerika’da anarşizmin öncüsü saydığı yazar Paul Goodman’a ithaf ediyordu…

“Sanayi Sonrası Ütopyalar” (1987) adı altında ele alınan kuramcılar da yeni bir toplumsal düzen için pratik uygulanabilir (protopya) önermiyorlar. Çoğu gelecek için hala umutlu ama ciddi bir ütopyaları yok. Bahro, Gorz, Jones ve Toffler, bu dört sanayi sonrası ütopist kuramcı en azından anti kapitalist yeni toplumsal ilişkileri üstü kapalı biçimde savunuyorlar (Sanayi Sonrası Ütopyalar, Boris Frankel, 1991, Ayrıntı Yayınları). Ernest Callanbach’ın 1975’te yazdığı Ekotopya adlı roman tüm sistemleri ekoloji üzerine kurulmuş bir toplumun 1999’daki yaşamlarının anlatıldığı ilk çevreci ütopya örneği oldu.  Mazdek (6. Yüzyıl ortaları) reformları da birçok yönüyle bir sosyal devrim olarak nitelendirilebilir ve erken komünizm örnekleri arasında verilebilir. Babek Hürremi İsyanıyla (816-838) gelişen hareket aynı zamanda sembolik olarak kızıl elbiseler giymelerinden ötürü "Kızıllar - Kızıl giyinenler" adını taşımaktadır. Onedio Kolonisi 1848-1880 de komünist ilkelere dayalı dinsel ve sosyal bir topluluk  (New York) olarak yaşamlarını sürdürdüler. Ann Lee’nin 1736’da İngiltere’de kurup New York’a taşıdığı “Shaker” adlı mezhep de komünal bir yaşam tarzıyla bilinmekte idi. Thomas Münzer’in hazırladığı 12 maddelik bildiri de (1525) ütopya tarihi açısından önemli bir köylü komün hareketi olarak dikkat çekmektedir. Dinsel kaynaklı görünse de devrimci bir hareket olarak gelişmiştir. Tanrı ve İncil buyruklarının hasebiyle eşitlikçi, özgür ve adaletli bir toplumsal düzenin kurulmasını öngörmüştü...

Göksel ütopyalar bilim kurgu türünde romanlar olarak tanımlanıyor. Bunlar arasında   Savinien Cyrano de Bergerac’ın Öteki Dünya (1657), Aleksandr Bogdanov'un Kızıl Yıldız (1908), Robert Heinlein’in Yaban Diyarlardaki Yabancı (1961), John Scalzi’nin Yaşlı Adamın Savaşı (2005) dilimize çevrilen yapıtlar arasında sayılabilir. Le Corbusier bazı yerleşim projelerine “İçinde yaşanacak makineler” adını vermişti. Etkili bir devletle endüstriyel bir girişimi benzeş saymıştı. Samuel Butler’in 1872’de yazdığı distopya roman Erewhon, makinelerin insan üzerinde egemen konuma geçeceğinden söz eden ilk kitap olma özelliği taşımaktadır. Butler, İngiliz Viktorya dönemini suç, ceza ve din yönünden eleştirir. Bizde ilk çocuk bilim kurgu romanı sayılan Selma Mine’nin  “Uzay Yolu” 1973 yılında basılmıştır.Yakın gelecekteki ütopyaların birçoğu karamsardı ve birer distopyaya dönüşüyordu.  H.Wells’in Zaman Makinası, Aldoux Huxley’in Cesur Yeni Dünya, George Orwell’in 1984,  Edward Morgan Forster’in bilim-kurgu öyküsü The Machine Stops bunlar arasında sayılabilir. Dünya’nın geleceği ile ilgili distopyalar arasında  Lois Lowry’nin Seçilmiş Kişi (1993), Philip Reeve’in Yürüyen Kentler (2001) serisi Cormac McCarthy'nin Yol (2006) adlı kitapları da sayılabilir.

Yazar Gülin Yücel Sürdürülebilirlikle Tanışma Hikayesini Anlatıyor

Disiplinlerarası üretim ve buluşmalara alan açmaya devam eden Kale Tasarım ve Sanat Merkezi, başlattığı yeni projesinde bütüncül bakış açısıyla sürdürülebilirliğin tüm boyutlarını kitaplar aracılığıyla aktarıyor. Sürdürülebilirlik Adımları Derneği (SADE) iş birliğiyle hayata geçirdiği ‘Bir Dünya Okumak’ Söyleşileri projesi kapsamında ezber bozan yazarlar sürdürülebilirliğe farklı perspektiften bakıyor.

Yazar Gülin Yücel

Bilginin gücüne, yazının kalıcılığına ve kitap kokusunun zamansızlığına inanarak oluşturulan ve içinde tasarım-sanat-sürdürülebilir mimari ağırlıklı özel bir koleksiyondan oluşan Kale Tasarım ve Sanat Merkezi’nin kütüphanesindeki kitaplardan ilhamla hayata geçirilen ‘Bir Dünya Okumak’ projesi kapsamında alanında yetkin ve dünyayı farklı gözlerle yorumlayan anlatıcılarla bir dizi söyleşi düzenleniyor. Serinin üçüncü söyleşine konuk olan yazar Gülin Yücel, sürdürülebilirlikle tanışma hikayesini anlatıyor. Uzun yıllar kurumsal hayatta farklı görevlerde bulunduktan sonra sürdürülebilirlik kavramına gönül veren Yücel, bu alanda yaptığı faaliyetleri sade bir dille aktarıyor. Prof. Dr. Levent Kurnaz ile birlikte yazdıkları ‘Yeni Gerçeğimiz Sürdürülebilirlik’ kitabının ortaya çıkış hikayesi ve amacını da anlatan Yücel, sistem düşüncesi, kadın istihdamı ve fırsat eşitliği konularının da altını çiziyor.

‘Bir Dünya Okumak’ Söyleşileri’nin KTSM’nin sorumlu üretim ve tüketim çağrısını desteklediğini belirten Kale Grubu Kurumsal İletişim Müdürü Zeynep Özler; ‘Kale Tasarım ve Sanat Merkezi olarak her zaman sürdürülebilirliği odağına alan projeleri hayata geçiriyoruz. SADE ile birlikte hayata geçirdiğimiz ‘Bir Dünya Okumak’ Söyleşileri’ de bizlere sürdürülebilirliği kapsamlı bir şekilde keşfetme, yazarların sürdürülebilirlik yolculuğuna ortak olma ve hikayelerden ilham alarak sorgulama ve harekete geçme olanağı tanıyor.’ diye konuştu. Sürdürülebilirlik Adımları Derneği (SADE) Başkanı Emrah Kurum ise; ‘Sürdürülebilir Kalkınma Amaçları odağında güncel konuları farklı disiplinlerden kişilerle derinlemesine irdeleyen ‘Bir Dünya Okumak’ Söyleşileri, bizlere kitaplar aracılığıyla sürdürülebilirliğe farklı pencerelerden bakabilmeyi öğretiyor.’ dedi.

İlkay Coşkun Zamanı Aşan Şehirler Kitabını Değerlendirdi

Yaklaşık iki yüz sayfa hacmindeki eser, beş bölümden ve yirmi beş konu başlığından oluşmaktadır. Kitap; "Bakü, Şeki, Taşkent, Semerkant, Buhara" bölümlerinden müteşekkildir. Daha çok şehir, medeniyet, gezi ve fikir yazılarından tanıdığımız yazarın bu alanlarda birçok kitabının olduğunu biliyoruz. 

Zamanı Aşan Şehirler, Yazar Ersin Nazif Gürdoğan

İslam dünyası başşehirleri ve diğer bazı şehirlerinin tarihini de içine alacak şekilde, İslam düşünce ve eylem dünyasının en öncelikli görünür alanları olan şehirler özelinden konu etraflıca ele alınmaktadır. Bu miras ve bu etki gücünün kattığı değer bir bir kritik edilmektedir. İslam coğrafyasının bu zirve şehirlerinin kültür, din, dil ve ekonomi olgularının hepsi de İslam inancı çerçevesinde ele alınmaktadır. Biz Türklerin, Samanoğullarıyla birlikte İslamlaşmamızın devamında Karahanlılar, Gazneliler, Babürlüler, Selçuklular ve Osmanlılarla devam eden süreçte geniş bir perspektif çizilir ve konu etraflıca ele alınır.

Kadim şehirlerden olan “Bakü, Şeki, Taşkent, Semerkant, Buhara” dışında başka hangi şehirlerle bir duygudaşlık sağlanmış bir bakalım. Mekke, Medine, Kahire, Şam, Bağdat, Basra, Kurtuba, Grozni, Kırım, Saraybosna, Gence, Tiflis, Gümrü, Kars, Kaşgar, Kazan, Bişkek, Almatı, Ankara, İstanbul, Bursa, Erzurum, Sivas, Belh, Merv, Nişabur, Herat, Tebriz gibi şehir isimlerini ilk aklıma gelenler olarak sıralayabilirim. Her ne kadar bu örneklerle, Müslüman şehirlerine yönelik ekonomik ve üretime dair bir başlık atılsa da ekonomiden daha çok özne olarak kültür görülmektedir. Entelektüel sermaye en temel zenginlik kaynaklarından birisi olarak görülmektedir. "Ülkeler zengin ekonomileriyle değil, derin kültürleriyle güçlü ve uzun ömürlü olurlar" (sayfa 17) Tespitinde bulunan yazar, çerçeveyi daha da netleştirir adeta. İslam medeniyetinde zirve yapmış bu şehirleri Mekke ve Medine kutsal şehirlerimizle bağ kurar ve Mekke'yi dünya şehirlerine, Medine’yi kutlu şehirlere analık yaptığı vurgulanır. İslam coğrafyasında kimi şehirler birbirine benzetilir. Örneğin, Yazar Mehmet Turgut "Taşkent'e Doğru" kitabında, Bakü'yü Hazar kıyısında bir İzmir'e benzetir. Başka bir yer de Azerbaycan "Ateşler Ülkesi", Bakü, "Fırtınalar Şehiri" olarak tanımlanır. Bakü ayrıca Kafkasların Kerkük'ü olarak bilinir. Türkiye'de Bursa, Azerbaycan'da Şeki, ipekçiliğin öncülüğünü yapar. Semerkant'ı Anadolu'nun Konya'sı, İspanya'nın Kurtuba'sı gibi görür. Buhara, Osmanlı Devleti'nin kültürel temellerinin atıldığı ve Horasan erenlerinin yetiştiği bir merkez olarak görülür. İspanya'da Kurtuba, Ankara'da Hacı Bayram, Şam'da Büyük Cami benzer görünür. Özbekistan, Taşkent ve Semerkant hakkında; Satuk Buğra’nın siyasal, Maturidî’nin inanç, Yesevi’nin kültürel temellerini attığı bir minvalde görülür. Ali Şir Nevai’nin Çağatay Türkçesiyle yazmış olduğu, Muhâkemetü'l-Lugateyn eseri, bütün Türklere ve insanlığa güzel bir hediye olarak yerini alır.

Yazar, bu kadim şehirleri anlatırken hep manevi önderler ve değerlerle birlikte ele alır ve bu şekilde mevzular işlenir. Peygamber Efendimiz başta olmak üzere, Rabbani, İmam Buhari, Ahmet Yesevi, Yunus Emre, Farabi, Ali Şir Nevai, Uluğ Bey, Biruni, İbn Sina, Cüneyd Bağdadi, Beyazıt Bestami, Halife Hazreti Ebu Bekir, Halife Hazreti Ali, İmam Maturidi, Bahaddin Nakşibend, Şeyh Şamil, Eyüp Sultan, Kasım Bin Abbas, Satuk Buğra Han, Süleyman çelebi gibi birçok ismi burada sıralayabilirim.

Müslüman dünyasını, şehirlerini ele alırken mevcut durumda ecnebilerle kıyaslamalarda da bulunulur. "Dünyada kominizmi ve kapitalizmi doğuran sekülerleşme dalgası, büyüsünü bütünüyle yitiriyor" (sayfa 23) İfadesiyle tezini destekler. Yazar, ilgili şehirleri ele alırken tarihi bir süzgeçten de geçirir. Biz Müslüman Türkleri, ilgili bölgelerde komşuluklarımız olan Slavlar, Ruslar, Çinliler ve hatta Hintliler üzerinden ele alır ve karşılaştırır. Mesela Kafkaslar özelinden Türklerle Slavların, yüzyıllarca süren hesaplaşmalarında yeni sayfalar açıldığı öngörüsünde bulunulur. Bu tezlerini batılı kaynaklar üzerinden de destekler. Harvard Üniversitesi, Bilim Tarihçisi George Sarton, milattan önce 450-300 yılları arasını Eflatun, Aristo ve Öklid yüzyılı derken, Milattan sonra 750-1100 yılları arasını Müslüman bilim insanlarından Cabir, Harezmî, Razi, Birunî, İbn Sina, Heytem ve Ömer Hayyam yüzyılları olarak görmektedir. Mesela Farabî’nin adı Aristo’dan önce gelir demektedir. Şöyle ki; “Aristo’yu eleştirel gözle derinlemesine inceleyen, düşüncelerini enine boyuna tartışan Farabî, Aristo’nun en büyük yorumcusu ve en büyük geliştiricisi olarak bilinir ve bütün dünya da Aristo ile birlikte anılır” (sayfa 164)

Ticaret hayatı ve ekonomi, ilgili şehirlerle beraber, İpek Yolu şehirleri ile dini ve sosyal hayat üzerinden de değerlendirilir. İslam felsefesinde, insanların üretici olmalarına büyük destek verilir. Müslümanların ekonomik ve kültürel dünyasında, hiç ölmeyecek gibi bin lokma bin hırka üretme, hemen ölecek gibi bir lokma bir hırka tüketme anlayışını hayatımıza daha etkin kılmamız gerektiğine vurgu yapılır. İslam beldelerinde kervansaraylar, barış dönemlerinde pazar yeri görevi, savaş zamanlarında kale işlevi görmektedirler. “Ekonomi altyapıdır, altyapı her şeyi belirler” tespitindeki önem birçok şeyi anlatıyor olmalı. Şehirlerin şehirle özdeşleşmiş camileri, hanları, medreseleri, çarşıları, kütüphaneleri ve meydanları gibi özellikleriyle anlatımını genişletir. Yazar Suud Kemal Yetkin, Türk ve İslam sanatlarına ilişkin çalışmasında “Selçuklu kervansaraylarının aralarındaki uzaklıkların deve yürüyüşüyle günde dokuz saat, yani kırk kilometre esas tutularak” belirlendiğini anlatmaktadır. Başka bir boyutta “Silahsız akıncılar” benzetmesi üzerinden de, geleceği inşa edecek aklın, forma giyen, barış isteyen yeni nesillerle şekilleneceğini görmektedir. “Kılıç tutanlar kılıçla yok olurlar” (sayfa 37) anlayışıyla, günümüzün ve geleceğin savaşlarının başka alanlarda olacağı öngörüsünde bulunulur. Bu konuyu daha da açar yazar ve “yararlı savaşın, zararlı barışın olmadığı duvarsız dünyada, bütün sorunları çatışarak değil uzlaşarak çözmek Farslardan önce, “Ben gelmedim kavga için” diyen Yunus yolundaki Türklere düşüyor” (sayfa 66) tespitleriyle bakış açısını başka boyutlarıyla da serimler.

Türk-İslam âleminden bazı geleneklere uygulamalara, bir fiil şahidi olarak değinir yazar. Bu geleneklerden ikisini buraya taşıyacak olursam; Türkiye’de pek yaygın olmayan “Altmış üçüncü yaş” kutlamaları Orta Asya’daki ve Kafkaslardaki Türklerin, kültürel hayatlarında ayrı bir yer tutmaktadır. Peygamber Efendimizin dünya hayatına hürmeten, altmış üç yaşına ulaşmış her insan için özel toplantılar düzenlenmektedir. Büyükler için yapılan toplantılarda Kur’an okunuyor, dualar yapılıyor, yemekler veriliyor, hediyeler dağıtılıyor. Başka bir uygulamada da; Taşkent’te Cuma namazlarına hocalar minbere, bir ellerine Kur’an, bir ellerine mızrak alarak çıkıyorlar. Kur’an hukukun üstünlüğünün, mızrak güvenliğin simgesi olmaktadır. Bunlar gibi Müslüman Türk coğrafyasında güzel uygulamalar, gelenekler süregelmektedir. Okuduğum bu tarz kitaplarında kazandığım, bilgi dağarcığımı besleyen bölümlerine göz atacak olursak. Türkçemizin, dünyada en çok konuşulan ilk beş dilin arasında olması ve yalınlığının zirvesi, kulaklarımızı, zihinlerimizi mest etmektedir. Bakü'deki Gök Mescit ve Taze Pir Camisinden haberdar oluyoruz. Azerbaycan'ın ilk devlet başkanının Mehmet Emin Resulzade olduğunu öğreniyoruz. Azerbaycan'ın Şeki, Şamahı şehirlerine bir yolculuğa çıkıyoruz. Azerbaycan'ın Şamahı şehrinde doğan hiciv şairi Sabit bizleri selamlıyor. Ayrıca Özbekistan’da “Bir kedi damdan dama atlayarak, yere düşmeden Semerkant’tan Buhara’ya kadar gider” denilmektedir. (sayfa 155) Sözüyle bağlarımızı, yakınlığımızı görüyoruz. Son olarak, Bahaddin Nakşibend’in, Buhara’nın yirmi kilometre dışında Kasrı Arifan’daki Camisi ve yalın türbesi, Özbekistan’da en çok ziyaret edilen yerlerden biri olduğunu, bilgilerimize dâhil ediyoruz.

Müslüman Türk coğrafyası çok geniş bir alanda Batı'da Baltık Denizi'nden Doğu'da Japon Denizi'ne kadar uzanan uçsuz bucaksız toprakları kapsamaktadır ve Türklerin, Müslüman âlemine kattığı değer, itici gücü ele alınıp işlenmektedir. Türklerin büyüme yıllarında, Gırnata’nın ve Kazan’ın düşüşünü önleyemediği ancak üç kıtaya ve iki denize açılmasıyla büyük bir etki ve büyümeye yol açtığından bahisler vardır. İpekyolu güzergâhı ve Turan dünyasına apayrı bir önem atfedilir. Bu dünyadan doğan, geleceğin dünyasını aydınlatacak olan sanat ve güzellikler daha da bir anlam kazanacaktır. Bu bağlamda Gaspıralı’nın amaç olarak sunduğu din birliği, dil birliği ve iş birliği anlayışının meyvelerini yakın gelecekte görmeyi umut ediyoruz. Müslümanların, kapitalist, komünist bakış açılarının karşısında söyleyecekleri hep olmuştur ve olacaktır. Müslümanca bakış, görünen dünyayı görünmeyen dünyanın, tarlası olarak gören duyarlı bir Müslümanlıktır bu. Allah’ın sanatının üstüne sanatın olamayacağına inanmaktır. “İnsan, Allah’tan koptukça pas yoğunlaşır” diyen Nuri Pakdil sözündeki felsefedir bu. Yahya Kemal’in “Türkler yeraltında ölmeyen, ölüleriyle birlikte yaşarlar” sözündeki köklerine bağlılıktır bu. “Cami, mihrabıyla bir tapınak, minberiyle bir toplum ve bir devlet, kürsüsüyle bir okuldur” diyen Sezai Karakoç’un ifade ettiği gibi bir inanç bağıdır bu. Maalesef ki, günümüzün yirmi dört saatlik bir sürecinde, şehirlerdeki saat kuleleri bir bir kaldırılıyor. Alışveriş merkezleri şehirlerin, şehirler ülkelerin simgesi haline böylelikle geliyor. Biz Müslümanların, bu kötü gidişatın karşısında tezlerimiz vardır ve olacaktır muhakkak.

Son tahlilde yazar, şehirlerin ömürlerini devletlerin ömürlerinden hep daha fazla görür. Devletler yıkılsa da şehirler bir şekilde hayatiyetini sürdürürler ve bu şekilde ömürlerini daha uzun yaşarlar. Bahsi geçen bu kadim şehirlerin, yüzyıllar içinde zenginleşen bilgili ve bilgelik birikimleri, birlik içinde çokluk, çokluk içinde birlik anlayışıyla, benzerleri bütün şehirlere ışık olmaya devam edecektir. Kadim kültürümüzün ve değerlerimizin ışığında, Kızılelma'ya giden yolu Üstad Sezai Karakoç, tekraren göstermiştir adeta. “Dirilmiş bir geçmiş, aydınlık bir gelecek, altın bir şimdiki zaman” Bu güzergâh, bizlerin önünde güzel bir yol olacaktır. Son sözü, Kırım Tatar Türkü, Yazar Cengiz Dağcı’ya bırakalım. “Bize Tatar diyorlar, Çerkez diyorlar, Türkmen diyorlar, Kazak diyorlar, Özbek diyorlar, Azeri diyorlar, Karakalpak, Çeçen, Uygur, Kabardı, Başkurt, Kırgız diyorlar. Bunlar hep yalan! Deniz parçalanmaz” İyi okumalar.

İlkay Coşkun

Zekeriya Çakabey Kitap Analiz Günlerine Konuk Oldu

Kahramanmaraş’ta eseri olan şair ve yazarların kitaplarının temin edilerek etkinliğe katılmak isteyen okuyuculara ücretsiz olarak verilen etkinlikte, 2 haftalık tanınan süre içerisinde tüm katılımcıların söz konusu kitabı okuyarak kütüphane salonunda analizini gerçekleştiriyor.

Karacaoğlan İl Halk Kütüphanesi, Zekeriya Çakabey, Kitap Analiz Günleri

Bu vesileyle, Kahramanmaraşlı yazarların ve kitaplarının daha geniş çevrelere ulaşmasına katkı sunmanın yanı sıra katılımcıların da kitap okumanın keyfine varmalarına, iyi okur olmalarına destek sağlanıyor.  Ayrıca bu etkinliklerle Karacaoğlan İl Halk Kütüphanesi, unutulmaya yüz tutmuş olan yerel kültürün yeni kuşak gençlere aktarılması konusunda çalışmalarını sürdürüyor.  52. kitap analiz günlerinin bu haftaki konuğu Kırmızı Leylek Yayınları’ndan yayımlanan Uçurtma Yalnızlığı kitabının yazarı Zekeriya Çakabey Oldu. Kütüphane Müdürü Bilal Horasan moderatörlüğünde gerçekleştirilen programa edebiyatseverler yoğun ilgi gösterdi.

Betül Fırat Ödüle Layık Görüldü

Başarılı Yazar Fırat; “Son dönemdeki beni mutlu eden başarım aldığım ödüller olmakta. By Medya Protokol Dergisine ve Kristal Çam Ödülleri Yönetim Kuruluna çok teşekkür ederim bu ödülleri layık gördükleri için. Hem duygulandım hem de onur duydum. Bundan sonraki çalışmalarımı daha şevkle ve keyifle yapabileceğimi söylemek isterim. Bu şekilde ödüller genelde daha fazla teşvik ediyor beni; özellikle de yeni eserler üretebilmem için. Yeni eserler üzerindeki çalışmalarım titiz bir şekilde devam etmekte." sözlerini dile getirdi. 

yazar şair Betül Fırat

Etkili kalemiyle sosyal medyada da büyük etki yaratan ve Paradoks Okur Yazar olarak bilinen Betül Fırat, 5 eser sahibi, besteli şiirleri olan, Edebiyat Sanat Meltemi Genel Yayın Yönetmeni ve Aksed Yönetim Kurulu Üyesi olarak kariyerindeki başarısını sürdürmeye devam ediyor. Ödüllü yazar Betül Fırat’ın başarı basamaklarını hızla çıkmaya devam ettiği kariyerindeki gelişmelerden haberdar olmak istiyorsanız onu sosyal medyadan takip edebilir, kitaplarını kitap satan her yerde bulabilirsiniz.

Betül Fırat kimdir?

1984 yılında Amasya’da doğdu. Liseyi Diyarbakır İlinde Diyarbakır Anadolu Öğretmen Lisesi’nde tamamladı. 2010 yılında lisansını Ankara Üniversitesi Ziraat Fakültesi’nde, 2018 yılında da Ankara Üniversitesi Fen Bilimleri Enstitüsü’nde yüksek lisansını tamamladı. 2012 yılında Tarım ve Orman Bakanlığı bünyesinde görevine halen Ankara’da devam etmektedir. %40 bedensel engelli olan Fırat, Türkiye Engelli Bayan Halter 2009 (Benç Press) Şampiyonası’na katılarak ikinciliği yakalamıştır. Şu ana kadar 4 eser çıkarmıştır. 3 Antoloji kitabında yer almaktadır. Çeşitli web gazetelerinde köşe yazarlığına ve dergi yazarlığına devam etmektedir. Türkiye Yazarlar Birliği Ankara Şubesi Üyesi, Ankara Kültür Sanat ve Edebiyat Derneği Yönetim Kurulu Üyesi, Yazşader Üyesidir. Edebiyat Sanat Meltemi Platformunun Genel Yayın Yönetmenliğini yapmaktadır.

İş Adamı Sefa Yıldırım'dan Öğrencilere Kitap Hediyesi

Yazar Osman Aytekin yeni yayınlanan "Macera Peşinde Gizemli Orman" isimli öykü kitabını öğrencilere imzaladı.

suvermez köyü, iş adamı sefa yıldırım, osman aytekin

Aytekin, "Türkiye'de en çok okunan kitaplar arasında macera konulu kitaplar geliyor. İkinci sırada dini, üçüncü sırada ise tarih konulu kitaplar okunuyor." dedi. Yazar Aytekin, macera kitaplarının çok okunmasının sebebi bu tür kitapların merak uyandırıcı, eğlendirici, neşeli, ve beyni daha işler hale getirmesidir." Aytekin, "Okuma alışkanlığı İlkokul sıralarında başlar. Sizler de her gün en az otuz sayfa kitap okuyun. Kitap okuma alışkanlığı kazanın. Sürekli okudukça  daha hacimli kitaplar okumaya başlarsınız." dedi. Öğrenciler de macera kitaplarını çok sevdiklerini, günde kırk, altmış sayfa civarında kitap okuduklarını ifade ettiler. Yazar Aytekin öğrencilere kitap hediye eden Turizmci Sefa Yıldırım'a, Okul Müdürü Hakan Köse'ye, idareci ve öğretmenlere teşekkür etti.

Online Editörlük Atölyesi Başlıyor

Bir metnin dosyadan kitaba dönüşüm serüveninde editörün işlevi, editörün bu süreçteki iş adımları, yayınevinin diğer bölümlerindeki yetkililerle ve yayınevi dışında çalışan profesyonellerle kurduğu iletişim, kitabı okura sunmadan önceki zihin jimnastiği, tanıtım malzemelerinin hazırlığı ve kontrolleri, eser türlerine göre editörlüğün “ince iş”leri, uzmanlaşmanın artmasıyla türeyen yeni nesil editörlük biçimleri detaylarıyla anlatılacak.

online editörlük kursu

Akademisyen ve editör Sevengül Sönmez’in zengin sunumlar ve kaynaklar eşliğinde anlattığı A’dan Z’ye editörlük uğraşısı, katılımcıların sorularıyla interaktif olarak tartışılacak. Yayımlanacak kitap dosyası bulma, katalog inceleme, yazar ve çevirmenle çalışmanın incelikleri atölyenin konuğu deneyimli editör Nazlı Berivan Ak tarafından anlatılacaktır. Deneyim aktarımı bölümünde ise TYB yayıncılık eğitimlerine katılan ve bağımsız editör olarak çalışan Gözde Sayınsoy da eğitimlerin katkısı üzerine deneyimlerini aktaracak. Katılımcılara eğitimin sonunda Türkiye Yayıncılar Birliği Katılım Sertifikası verilecek.

Deniz'in Gözü İle Film Dünyası Okuyucuyla Buluştu

İki saatlik bir film asla iki saatlik bir film değildir. Filmi kim çekmiş? Nasıl bir ortamda büyümüş ve gelişmiş? Görüntü yönetmeni olayları görüşümüze nasıl etki etmiş?  Senaristin senaryosunun kaynağı nedir?

Deniz Boyracı, Deniz'in Gözü İle Film Dünyası

Hangi tarihi, hangi teoriyi anlatıyor? Anlattığı dönemin özellikleri nelerdir? Olaylar o dönem içinde nasıl algılanıyor? Film hangi sosyolojik ortam içinde geçiyor? Olayların gelişmesinde karakterlerin psikolijilerinin etkisi nedir? Bilimsel gerçekliklerden ya da teorilerden hangilerini barındırıyor ve bu teoriler hakkında düşüncelerimiz nedir?  Bu soruları sorduğumuzda iki saatlik bir filmin asla iki saatlik anlama süresinin olamayacağını biliriz. Bu sorularla filmi anlam merkezimize davet ederiz ve onu tanıyana kadar onunla sohbet ederiz. Filmi etraflıca tanımak empati yapabileceğimiz koşulları verir bize. Hemen ardından duygu ve bilinç düzeyimizde onu kalıcı bir yer veririz. Öğreniriz!

Eğitimci Yazar Bilal Civelek, Astec Kitap Fuarı'nda

Almanya’nın Duisburg kentinde düzenlenen Astec Kitap ve Kültür Fuarı’na katılan Elazığlı Yazar Bilal Civelek, Gurbetteki Elazığlılardan büyük bir ilgi gördü. Astec Fuarına 2006 yılından beri katıldığını ifade eden Eğitimci Yazar Bilal Civelek, “Bu fuara yabancı değilim. Gittikçe okuyucu kitlesinin azaldığını üzülerek görüyorum.

bilal civelek,

Bu nedeni pandemiden sonra insanlar internete yöneldi. Yoksa okuyan azaldı manasında söylemiyorum. Ama ben memnunum.” dedi Yayınlanmış 22 adet kitabı bulunan Yazar Civelek, “Genelde roman yazarım. Gerçek hayat hikayelerini romanlaştırırım. Okuyucum beni bu yönümle tanıyor. Benden bu tür hikayeler istiyorlar. Böyle bir seri yakaladık. Son çıkan kitabım ‘Kırık Kalpler Atölyesi’ müthiş bir roman herkese tavsiye ediyorum. Özellikle Elazığlı hemşerilerime… Konu Elazığ’da geçiyor. Elâzığ’a sevgi ve saygılarımı sunuyorum.” dedi.

İLHAN KILIÇ/ALMANYA

Yazar Osman Aytekin Öğrencilerle Bir Araya Geldi

Öğrencilerle sohbet eden yazar Aytekin, "Başarılı olmak için derslerinize ve öğretmenimizin sevin. Kendinize hedefler koyun. Dersleriniz zayıf olabilir, derslerinize kendinizi verin ve çok çalışın. Severek çalışın. Çok kitap okuyun.

yazar osman aytekin

Unutmayın ki Türk büyüklerinden İbni Sina da öğrenci iken derslerden korkmuştur ancak bir olay hayatını değiştirdi. Aklı kesti, çok çalıştı, başardı ve bir dahi olup çıktı. Ampulü bulan Edison da yüzlerce deney sonunda başarıya ulaştı. Çok kitap okumak çok çalışmak sizleri başarılı yapar", dedi. Öğrenciler yazarlık, öykü yazarlığı, kitap ve konuları üzerine yazar Aytekin'e sorular yönelttiler. Yazar Aytekin, ilk yazısının ulusal bir gazete yayınlanmasıyla motive olduğunu, ortaokul öğrencisi iken yazar, ilkokul sıralarında da ressam olmaya karar verdiğini söyledi. Söyleşi sonrası Yazar Aytekin yeni yayınlanan "Macera Peşinde Gizemli Orman" isimli öykü kitabını öğrencilere imzaladı. Yazar Aytekin 15 Temmuz Şehitleri İlkokulu idareci ve öğretmenlerine teşekkür etti.

Mehmet Ali Çatal’dan Yeni Nesil Mizah!

Mehmet Ali Çatal’ın son kitabı Şimdi Olmayan Bir Zaman, kitap raflarındaki yerini aldı. Dokuz mizah hikayesinden oluşan kitap, birbirinden bağımsız hikayelerle okuyucuya alışılmadık bir anlatım tarzı sunuyor.

mehmet ali çatal, Şimdi Olmayan Bir Zaman

Mehmet Ali Çatal, yeni kitabıyla ilgili “Beş yıl boyunca yazdığım hikayelerin en iyilerini bu kitapta topladım. Yine anormal bir bütün oldu ve okurları tuhaf hislere sürükleyeceğine eminim” dedi. 

332 milyon kez izlendi

Mehmet Ali Çatal’ın Şimdi Olmayan Bir Zaman dışında; Bi Kahve İçebilir miyiz, Holi Şit, Küçük Kibirli Yazar, Her Şey Yokunda ve 09:06 adında 5 kitabı daha bulunuyor. Aynı zamanda sosyal medyada paylaştığı “Buluşma” videolarıyla tanınan Çatal’ın içerikleri toplamda 332 milyonu aşkın izlenme aldı. 

Kütüphanedeki sürpriz

Diğer sosyal medya fenomenlerinden farklı olarak kitap okuma sevgisini takipçilerine aşılamaya çalışan Çatal’ın kütüphanelerde yaptığı etkinlikler ise oldukça beğeni topluyor. Her hafta bir kütüphane belirleyen ve gizli bir kitabın içine bir miktar para koyan Çatal, verdiği ipuçlarıyla kitabın ve içindeki paranın bulunmasını sağlıyor. Böylelikle hem kütüphanelere daha fazla kişinin gitmesini amaçlıyor, hem de öğrencilere destek olmuş oluyor.

TRT Haber Spikeri Esra Kaya Kaleme Aldı: Sağlık Olsun

TRT Haber ekranlarında Günaydın Haftasonu programının sunucusu Esra Kaya'nın beş yılı aşkın süre boyunca sunuculuğu yaptığı Sağlık Olsun programına konuk olan çok değerli profesörler ve doktorlarla yayın öncesinde ve reklam arasında kendi aralarında konuştukları birbirinden ilginç konuları kaleme aldığı Sağlık Olsun kitabı raflardaki yerini aldı.

esra kaya, sağlık olsun, kitap, yazar

İlk baskısı tükenmek üzere olan kitap okuyuculara "TRT Haber ekranlarında beş yılı aşkın süre boyunca yayınlanan Sağlık Olsun programında yolu sağlıkla kesişen, insanlara şifa dağıtmak için ömrünü adamış onlarca konuğun dilinden birbirinden güzel pozitif yaşam öykülerini okumaya hazır mısın? Yazar M. Esra Kaya, Sağlık Olsun programına konuk olan çok değerli profesörler ve doktorlarla yayın öncesinde ve reklam arasında kendi aralarında konuştukları birbirinden ilginç konuları okura kendi üslubuyla aktarıyor. Çaresiz sanılan, korkulan, tedavisi yok denilen pek çok hastalığın tedavi şansı olduğu müjdesinin verildiği satırları okurken huzur bulacak, sağlıklı olduğunuza şükredeceksin. Ve gönlünden şu cümleler dökülecek, ‘Daha gidilecek çok yol, atılacak çok adım, yapılacak çok iş, alınacak edilecek çok dua var. Yeter ki SAĞLIK OLSUN…’" arka kapak yazısıyla merhaba dedi.

Korku Öyküleri Okuyucuyla Buluştu

Bir dönem Anadolu Ajansı ve TRT Yurt muhabiri olarak görev yapan Yazar İsrafil Baran’ın insan suretine bürünmüş Allah’ın baş meleğiyle tanışma öyküsüyle başlayan Korku Öyküleri kitabı Mezar Hırsızı, Mezardan Gelen Ses, Otostopçu Kız, Okuldaki Sır, Evdeki Yabancı, Çocuk Bakıcısı, Kırmızı Oda, Musallat, Yalnız Değilsin, Fotoğraftaki Kız, Hemen Odana Çık, Mezarlıktaki Gelin, Siyah Pijamalı Adam, Kambur Çoban, Ruh Çağırma, Evden Gelen Sesler, Eksi Birinci Kat, Oğlumla Evleneceksin isimli on dokuz öyküyle okurları gizem ve gerilim yüklü yolculuğa davet ediyor.

Korku Öyküleri, İsrafil Baran, Kırmızı Leylek Yayınları
1989 yılında Malatya’da doğdu. Aslen Elazığlı olan yazar ilk ve ortaöğrenimini Ankara’da, lisans öğrenimini ise Nevşehir’de tamamladı. Meteoroloji, Ziraat ve Jeofizik bölümlerinde eğitim aldı. Anadolu Ajansı ve TRT’de yurt muhabiri olarak görev yaptı. Öyküleri çeşitli edebiyat dergilerinde yayımlandı. Muhabirlik yaptığı dönemde biriktirdiği efsaneleri 2018’de Kapadokya Öyküleri isimli eserle edebiyatımıza kazandırdı. Ardından Kapadokyalı Asker, Likya Öyküleri, Mars’a Yolculuk, Korku Öyküleri isimli kitapları yayımlandı. Kente Klark Çeken Öyküler ve Kırmızı Edebiyat isimli ortak öykü kitaplarında yer aldı. Öykü ve roman çalışmalarını sürdüren yazar, eşi ve oğluyla birlikte Kapadokya’da yaşıyor.

Herkesin Düşmanı: Komiser Tahsin Yeni Baskı Çıktı

Etrafındaki herkesin, ölümünden çıkarı olan bir iş insanı yatağında ölü bulunur. Herkesin düşmanı öldüğünde, asıl kazanan kim olacaktır?

Herkesin Düşmanı: Komiser Tahsin

Katil zanlılarına giden yolun sapakları, öldürülen Amir Kaliç'in fabrikasında çalıştırdığı kaçak göçmen işçilere ve hatta kendisini mehdi sanan bir tarikat liderine kadar uzanırken İstanbul Cinayet Büro'nun tecrübeli polisleri Necip ve Hale bir başka soruyla daha boğuşacaktır: Komiser Tahsin nereye kayboldu?

Notos'tan yeni kitap: Brenda Lozano, Cadılar

Feliciana özel gücü Dil’i keşfederek eskiden sadece erkeklere ait olan şifacılık dünyasında kendi yerini kazanmaya başlar. Önyargılarla, küçümsemeyle doldurulmuş Cadı kelimesini kadının kötü karaktere dönüştürüldüğü ve avlanmaya değer görüldüğü bir dünyadan çekip çıkararak ona iyileştiren, koruyan anlamlarını geri kazandırır.
Brenda Lozano, Cadılar, notos
Paloma’nın cinayetini araştırmaya gelen gazeteci Zoé’ye hikâyesini anlatmadan önce Zoé’nin kendi hikâyesini duymak ister. Çağdaş Meksika edebiyatının en güçlü kalemlerinden biri olan Brenda Lozano Cadılar’da farklı kökenlere ve koşullara sahip iki kadının hikâyesini iç içe geçirerek Meksika geleneklerini, şifayı, şiddeti anlatırken kadın olmanın bin bir biçimini ele alıyor.

Beden Dilini Tanı Yorum Kitabından Öğrenebilirsiniz

Aydın Adaklı’nın hazırlayıp yazdığı bu kitap hem konusu hem de içeriği bakımından dikkatle incelenmesi gereken önemli bir eserdir. Bilindiği üzere insanlar arası iletişimde dil en önemli iletişim aracı olsa da bunun yanı sıra beden dili de önemli bir iletişim aracıdır.

tanıyorum, aydın adaklı, kırmızı leylek yayınları,
Konuştuğumuz bir kelimenin anlamını öğrenebilmek için en kolay şekilde bir sözlüğe bakabiliyorken karşımızdaki kişinin beden dilinin ne olduğunu da “tanı yorum” kitabına bakarak hem öğrenme hem de kendimizi geliştirme açısından önem taşımaktadır. Kırmızı Leylek Yayınları'ndan çıkan eser detaylı bir çalışma ve kaliteli bir baskı olduğu da ayrıca gözlerden kaçmamaktadır. Eserin içeriği bakımından beden dilini okuyucuya yansıtabilmek için 33 bayan ve 33 erkek ayrı ayrı beden dilini gösterir resimlerle destek sağlamıştır. Elbette benim gibi dikkatli bir okurun gözünden kaçmayan bir ayrıntı da (önsözde belirtilmiştir) 33 atasözü ve deyim, 33 adette dipnot kullanılmıştır. Ve son olarak kitap 333 sayfadır. Kitap içeriğinde önemli başlıklardan bazıları şunlardır; Tanıma Sanatı, Jest ve Mimikler, Saldırganlık, Tokalaşma, Karşı Cinsi Çözün, Yüz Okuma, Yazı, İmza, İsim Analizi, 

Küçük Bir Öneri

Eser içeriği ve düzenlemesi gayet profesyonelce hazırlanmış olup dikkatimi çeken 2 husus olmuştur; 1. Dipnotlarda verilen detaylı bilgiye ulaşmayı sağlayan web sayfası uzantısı olmuştur. Bir okur olarak o uzantıların yanına karekod da eklenmesini öneriyorum. Çünkü o uzantıları tek tek yazmaktansa karekod ile ilgili sayfaya anında ulaşıla bilinir. 2. İse geriye dönük sayfalarla bilgi pekiştirilmesi sağlanan sayfa belirtimi sayfa 210’dan itibaren yazılmamış. Birçok geriye dönük pekiştirme belirteci sayfa numarası olmadan eklenmiş.

Veysel Altunbay / Edebikitap.com

Likya Öyküleri'nin Yeni Baskısı Çıktı

Likya Öykülerinde Antalya’nın batı kesiminden Muğla’nın güneydoğu ucuna kadar uzanan ve günümüzde Teke Yarımadası olarak adlandırılan bölgede neolitik çağdan günümüze kadar ulaşmış tanrı, tanrıça ve kahramanların yaşamlarından kesitler bulacaksınız.

likya öyküleri, israfil baran, kırmızı leylek yayınları, yazar, kitap

Yazar İsrafil Baran, antik dünyanın yapıtlarıyla doğal güzelliklerinin iç içe girdiği ışık ülkesi Likya’da binlerce yıl önceden günümüze dek ulaşan olayları, tarihi kaynaklar ışığında, mitolojideki boşluklardan yararlanarak özgün kalemiyle bizlere yeniden anlatıyor. Bilinçli birey sorumluluğuyla üzerinde yaşadığımız toprakların binlerce yıllık öyküsünü gençlere tanıtmak amacıyla kaleme alınan bu kitap, mitolojik öykü alanında Likya bölgesi için bir ilki oluşturuyor.

1932-2025 © Edebiyat Gazetesi
ISSN 2980-0447