Tan Doğan Yazdı: Kara Yaz(g)ı

Edebiyat Gazetesi'nin on birinci sayısında yayımlanan Yazar Tan Doğan'ın Kara Yaz(g)ı başlıklı öyküsünü sizlerle paylaşıyoruz.
0

Kov, kov, kov…  Gitmiyor.  Tenime, terime teşne. Osuruğu da severmiş meğer meret. Tütsü-mütsü nafile. Konduğu an tüyüyor. Sille-tokat girişmek de boş. Sinsi sinsi saklanıyor olmadık yere. Bir lahzada vınnn! Başucumdaydı şimdi, baktım kaçmış, yok. Sineklik de hava-cıva,sprey de… 

Kara Yaz(g)ı

Bağışıklık kazanmış zirzop. Ekmek kırıntısı koyduydum masaya, yiyip-kaçmış birden.  Esmer şekerli mayayı mideye indirdi, sirkeli deterjanlı suyu lıkır lıkır içti arsız. Bana mısın demeden konuyor hâlâ alnıma yüzsüz. Makas bile aldığı oldu yanağımdan. Banyodan çıkamaz oldum yıkanıp ve iki lokma yiyemez…     

Aynayı, pencereyi sevse de narsis, şöyle bir bakıp uçuyor sevinçten. Dört duvarla eh işte, tabanla fena değil de, tavanla pek arası yok; ille güneşlik, tül, perde.

Geçen gün dalıp saçlarıma, ertesi gün çıktı da, bir oh çektim. Bitlendim mi diye kaşınmasam ruhum duymayacak. Ayıptır söylemesi, hava pek sıcak diye  don-atlet yattıydım da, kaşındıydı apış aram sabaha kadar. Bir orası kalmıştı, o da gayri gazi! Keskin nişancı bulacak, bir şarjör boşalttıracak, lime lime parçalattıracağım deyyusu handiyse. El bombası bile attırasım var, havan mermisi, top... Bir askerî pilot emeklisi kamikaze ile anlaştıydım laf aramızda. Adam birkaç sortiden sonra harakiri yaptı. Bizimkisi hayatta hâlâ! Ne tetikçiler, cellâtlar, eşkıyalar geldi-geçti de, bana mısın demedi kara bela! Beni gömüp rahatlayacak herhalde mendebur! Ağzını musluğa dayamaya bayılıyor, çayımdan bir fırt almadan yapamıyor tiryaki. Kahve-cigara yapası da var ammaaa, balkona çıkmıyor. Evde nöbetçi! Bir ara saflığıma geldi de, “Ey Atinalılar! Ben size tanrıca gönderilmiş bir atsineğiyim.” sözü düşünce aklıma,  “Yoksa Sokrates misin?” dedim de, gül, gül, gül, bir türlü ölmedi!

Bir ara bakkala gidip-dönmeyeyim, dedim. Her yer altüst, her şey delik deşik! Tam bir manyak! Psikiyatra götürecektim nerdeyse. “Doktorcuğum, şu psikopata bir el at; bir iğne, ilaç falan, sakinleştir de geberteyim n'olursun?” diye yalvarmayı dahi düşündüm. Bir ara kasabı çağırdım, belki satırla doğrar diye, olmadı… Terzi de beceriksiz çıktı, dikemedi kanatlarını bir türlü! Ya bahçıvana, rençbere, fırıncıya ne demeli? Bu kadar mı beceriksiz olur insan?  Dede yadigârı olmasa şu üç göz odalı ev, kiraya çıkardım kıyıp emekli maaşıma. Hatırası var bir de rahmetlilerin.  Başıyla onaylarken Parkinson hastası babam, 'ölümü gör' demişti. Demanslı  annem, “evi bir gün satarsan…”

Ölüsünü gördüm ikisinin de, evin ölgün dirisi hayattayken!

Fakaaat ya bu sinekle hasbihâl etselerdi benim gibi, sıyırsalardı kafayı ölmeden, satmazlar mıydı oğullarından evvel? Derin bir ohhh! çekebilmek için son gürlüklerinde…

Bilemedim! Ne desem lâf-ı güzaf, ne yapsam akla ziyan. Bu kara lânete, zifir-i ömre ve derde duçar eylemişken beni, ya hapishane ya tımarhane böyle giderse sonum! Sokak adamı mı olsam terk edip evi, bir parkta bir bankta mı yaşayıp-gitsem desem, hemen kabul eder, belki de tekmeyle "defol" der; belki de göbek atar. “Ev tekmil benim" diye, bir de bir eş bulur, sokar içeri; çoluk-çocuk ve yedi, yetmiş yedi sülâle, zevk-i sefa içinde sonsuz saltanat!

“Niye bırakacakmışım ki bu yadigârı o mikroba.” dedim. 

“Bağışlarım ona-şuna-buna, kreş, bakımevi falan yaptırırım, muhtarlığa veririm arsasıyla.” dedim. Dedim de, duyan-anlatan kim? "Vız gelir-tırıs gider" dedi, bastı tiz kahkahayı: "vız, vız, vızzz...."

İçinde ben ve sinek ve tüm hatıralar, son çâre dedim bir de bir gece kendi derdime, rahmetlilerin ahı tutar diye satmayıp, kimseye de yâr etmeyip mekânı, çıra gibi yaktım evi bir lahzada!

* Hamiş: Küllerim savrulurken havaya, bir ses mi duydum ne, baca deliğinde: Vızzz!

* Şerh: Tıkalıydı baca tuğlayla. Kesin ölmüştür o da (avuntu!)

* Not: Ya camı kırıldıysa pencerenin, ya çöktüyse tavan tabana… Eyvaaah!

* Hoş dilek: Bu hikâyede öl(e)memişse hâlâ şu sinek, bir daha gelirsem dünyaya olayım inek!

* Boş dilek: Ot gibiydi zaten hayatım, ‘inek’likten azat et beni tanrım!

* İki söz: “Balın varsa sineğin bol olur.” / Cervantes.  Balım yoktu, tek sinek canıma yetti.

* Bir dize: “İnsanın değeri yok sinek kadar.” / Cahit Külebi

* Bu da size: “Küçük sinek mide bulandırır” ise, ‘Atsineği ne yapmaz?

Hiç yorum yok

Yorum Gönder

1932-2024 © Edebiyat Gazetesi
ISSN 2980-0447