Kırmızı Rugan Ayakkabı

0

Simsiyah kıvırcık saçları ve kocaman zeytin gözleri ile çizgi film karakterlerine benziyordu Rüya. Arife günüydü. Kahvaltı sonrası, bayramlıklarını verir annesi. Kiraz desenli kırmızı elbiseyi ve aynı renkteki rugan ayakkabıları görünce içi kıpır kıpır olur Rüya’nın. Annesinin yardımıyla, elbiseyi ve ayakkabıları dener. Elbise sanki üzerine dikilmiş gibi tamı tamına olur. Fakat ayakkabılar biraz küçüktür. Rüya yürürken uçları vurmasın diye baş parmaklarını hafif içe bükerek yürümeye başlar evde. Annesi Melek Hanım, “Rüyacığım ayakkabıların rahat mı? İstersen gidip değiştirebiliriz?” der sevgiyle.

Kırmızı Rugan Ayakkabı

Melek Hanım yakın zamanda ciddi bir ameliyat geçirmişti. Rüya, annesini yormak istemez. Hastalıkla ilgili teşhisin konulduğu ilk gün, babası ona “Bu hastalıkta en kötü şey annenizi yorup, üzmeniz” dememiş miydi?  Rüya, annesine bakıp gülümseyerek “Anneciğim, ayakkabım çok rahat, çok güzel” diyerek cevap verir. Rüya annesini üzmemek, ona zahmet vermemek için ayakkabılarının vermiş olduğu acıyı görmezden gelmeyi ve olanla olduğu kadar yetinmeyi uygun bulur. Ertesi gün bayram ziyaretine gittiklerinde, ayak parmaklarını bükerek yürüyen Rüya, annesine iş çıkarmamış olmanın gururunu yaşar.

Aradan geçen yıllar içinde Rüya, annesinin hastalığının stres ve üzüntü nedeniyle ilerlemesinden korkarak ihtiyaç, duygu ve beklentilerini annesinden gizler. Sanki her şey yolundaymışçasına rol yapmayı normalleştirip, kanıksar. Durum böyle olunca, kendi duyguları ve ihtiyaçları ile arasına mesafe koymayı öğrenir. Evde huzur ve dengeyi korumak adına, ebeveynlerinin ve kardeşlerinin iyi olma halini, kendi iyi olma halinin önüne koyar. Rüya ihtiyaçlarını yok saya saya sonunda kendi duygu ve ihtiyaçlarına körleşir.

Rüya üniversite öğrencisi iken, Melek Hanım vefat eder. Çocukluktan beri geliştirmiş olduğu annesini hayatta tutma stratejisini, artık kendi yaşam tarzı olarak benimsemiştir. Bu durum, Rüya’yı o zamanlar hiç rahatsız etmez. Başkalarına yardımcı ve faydalı olduğu için kendisini şanslı ve başarılı olarak görmektedir. Önceliği sadece kendi iyiliği ve çıkarları olan insanlar, Rüya’nın “Mizacım böyle.” diyerek tanımladığı hal ve tavırlarını suistimal ederler.  Bu yüzden, Rüya büyük maddi ve manevi kayıplar yaşar.

Aradan yıllar geçer. Hacettepe Tıp Fakültesi’nde hekim olarak görev yapmaktadır Rüya. Herkese yetişmeye çalışmaktan, kimseyi kırmamak için herkesi alttan alıp, herkesi hoş tutmaktan çok yorulur. Mesleği gereği kendisine kalan zamanı çok azken, bunu da etrafındakileri mutlu etmek için harcamaktan yüksünmez. 

Bir akşam, ameliyat çıkışı hocası İlknur Hanım, Rüya’ya “Dengeye gelmelisin, herkesi mutlu etmek için özveriyle davranman çok güzel. Seni takdir ediyorum. Fakat en son ne zaman kendin için küçük de olsa birinden yardım istedin? Kim senin bir problemini çözmek için teklifte bulundu? Vermek kadar almak da güzel, dengede ve karşılıklı olursa. Sen vermenin mutluluğunu yaşıyorken, izin ver karşı taraf da senin için bir şeyler yapmanın keyfini yaşasın. “Yok, onlar bundan keyif almaz, istemezler!” diyorsan, orada bir dengesizlik var. Yanlış insanlar için belki de emeğini, paranı, vaktini heba ediyorsun. İlk ne zaman kendini bir yere sığdırmak için ihtiyaç ve duygularını yok saydın?”  diye sorar. Rüya, net bir cevap veremez. Sadece “Ben böyleyim. Benim mizacım böyle. Mutluyum. Tek amacım dünyaya katkıda bulunmak. Bir şikâyetim ya da ihtiyacım yok ki. Ben her şeyin altından kalkabilirim” der kendinden emin ama yorgun bir ifade ile. Rüya’nın omuz, boyun, bel ağrıları aylardır geçmek bilmiyordu. Bunun sebebini, uzun süren ameliyatlara bağlıyordu. Hocası, “Beden sağlığının duygularından da etkilendiğini biliyorsun sen de bir hekim olarak. Sence hep yük almaktan, hiç yükünü paylaşmamaktan, başkalarının yüklerini cengaverler gibi sırtlanmandan da kaynaklanıyor olabilir mi bu ağrılar? Bedeninin esnemesi, dinlenmesi için kafandaki “Her şeyi tek başıma yaparım. Herkesin iyi olma haline katkıda bulunmalıyım. Benim desteğe, yardıma ihtiyacım yok” gibi düşünce kalıplarından arınmak nasıl hissettirir sana? Senin de daha iyi hissetmen bütüne katkıda bulunmak olmaz mı, ne dersin Rüyacığım? Bu sözlerimi, yapmayı çok sevdiğin uzun yürüyüşlerinden birinde düşün istersen.” diyerek sonlandırır ayak üstü yaptıkları kısa sohbeti.

Ertesi sabah, Rüya Tunalı Hilmi Caddesi’nde yürürken hastası Ela’yı düşünür. Ela beş yaşındadır. Rüya, onun ameliyatına girmiştir hocası İlknur Hanım’la birlikte.  Dar gelirli bir ailenin kızı olan Ela’ya, “Ameliyat sonrası sana çok güzel bir hediye getireceğim.” diyerek söz vermişti. Vermiş olduğu sözü tutmak için çocuk ayakkabıları satan bir mağazanın vitrinine bakar. Vitrindeki pembe ayakkabıları çok beğenir. Ela’nın en sevdiği rengin pembe olduğunu öğrenmişti. Tam o ayakkabıları almak için içeri girecekken, aklına yıllar önce ayağına küçük gelen kırmızı rugan ayakkabılar gelir. Ela’nın da kimseyi yormamak için ayakkabıların içinde rahatsız hissetse de sesini çıkarmamasından çekinerek o ayakkabıları almaktan vazgeçer.

“Ne alsam?” diye düşünürken, her seçenekte aklına Ela’nın kendisine hitap etmeyen, içinde rahat etmediği bir kıyafete kendisini sıkıştırma, küçültme, uydurma ihtimali gelir. Bu düşünce Rüya’yı çok rahatsız eder.  Bu sebeple, hediye olarak Ela’nın favori çizgi film kahramanının maketini ve bir çocuk giyim mağazasından alışveriş çeki satın alarak hastaneye doğru yola koyulur.

Üniversitenin otoparkına arabasını park etmek üzereyken, aklına hocası İlknur Hanım’ın bir gün önce söyledikleri gelir. “Kırmızı rugan ayakkabılar!” der sesli bir şekilde gülümseyerek. Saatine bakar. Günlerden cumartesidir. Üniversitede ne planlanmış bir ameliyatı, ne de acil bir durum vardır o an. Hastaneye sadece hediyeyi vermek için gelmişti. Arabadan inmeden, sabah vitrinine bakmış olduğu ayakkabı dükkanına doğru yola koyulur. Evdeki çalışma masasının köşesine koymak için bir çift çocuk ayakkabısı alır. Kırmızı rugan ayakkabılar. Rüya, almış olduğu kırmızı rugan ayakkabıları her görüşünde, kendi ihtiyaç ve beklentileri ile de temas etmeyi kendisine hatırlatmaya karar verir. Bu sayede, çocukluktan beri herkesi kapsarken kendisini dışarıda bıraktığı çemberin içine, bu sefer kendisini de almaya niyet eder.

Hocası İlknur Hanım’ın sorusunun cevabını bulmuştur. Rüya, kendi duygu ve ihtiyaçlarına ilk defa o kırmızı ayakkabıları giydiği arife günü mesafe koymuştu. İlk defa o gün, etrafa gülücükler saçarken acı çekmişti. Çektiği acıyı, annesini üzmemek için taktığı mutlu çocuk maskesiyle, ilk o gün gizlemişti. Sonraları ise bu konuda ustalaşmıştı. Annesini hayatta tutmak için geliştirdiği taktik, yaşamının bir parçası olmuş. Bir yerden sonra taktığı maske, derisine yapışmıştı adeta. Yaşamda kalmak için geliştirdiği stratejiyi kendisi bile mizacı sanmıştı.

Rüya, Ela için hastaneye giderken çok mutluydu. Dışarıda yağmur yağmaktaydı, ama Rüya’nın kalbine  güneş doğmuştu son yarım saat içinde. Fonda, Rüya’nın çok sevdiği “Peacock Throne” isimli şarkı çalmaktaydı. Bu sefer hem Ela’nın hem de yıllar önce bir günde büyümek zorunda kalan kendisinin ihtiyacını fark etmişti Rüya. Uzun zaman sonra, ilk kez kendisini bu kadar özgür hisseder. Sanki bir mengeneden kurtulmuştu. Hastane koridorunda, hocası İlknur Hanım’la karşılaşır. Çantasından kırmızı rugan ayakkabıları çıkarır. “Sorunuzun cevabını buldum hocam. Kırmızı rugan ayakkabılar” der. Ardından devam eder “Hocam artık bana uyanı da, uymayanı da fark edip, karşımdaki ile paylaşacağım. Yardım almaktan da gurur duyacağım, vermekten aldığım kadar. Sorunuzun cevabını bu kadar hızlı bulabileceğimi düşünmemiştim. Anlatacağım sonra size bu kırmızı ayakkabıların benim için neyi sembolize ettiğini” der. İlknur Hanım gülümseyerek, bir anne şefkatiyle Rüya’nın elini tutar “Hazır olana cevap, hızırla gelir. Bekliyorum odama, detayları gelip anlat. Bu sefer kahveler benden” der. 

Kim bilir bu yazıyı okuyanların arasında, kimler hangi sebeplerle başkalarının yüklerini sahiplendi. Kimler kendi ihtiyaçlarını görmezden gelerek, başkalarının iyi olması için kendisini feda etti. Kimler karşısındakinin cömertliğini ve iyiliğini zayıflık sanarak suistimal etti onu. Denge gerçekten önemli. Vermek çok güzel ama arada alabilmek de ilişkileri çiçeklendiren, derinleştiren, bağları güçlendiren önemli adımlardan biri. Bunu yapabilmek için, insanın kendi duygu, beklenti ve ihtiyaçlarını da fark etmesi, sahiplenmesi gerekiyor. Rüya’nın bundan sonra kullandığı tüm ayakkabılarının ayağına uyması dileğiyle…

Aşk ve sevgiyle kalın…

Yazar Güz / Edebiyat Gazetesi / Ekim 2026 / Sayı 45

Hiç yorum yok

Yorum Gönder

1932-2025 © Edebiyat Gazetesi
ISSN 2980-0447