“Kale” kavramı feodal toplumda yaygınlaşıp, merkezi krallıklar ve devletlerle birlikte tüm dünyaya yayılmıştır. Güvenlik ihtiyacının yaygın olduğu bölgelerde daha çok sayıda kale olduğunu görüyoruz. Kentin korunması amacıyla yakınına yüksek burçları olan kaleler inşa edilir ve savaş zamanlarında insanlar kalenin iç kısımlarına sığınırlardı. Kaledeki nöbetçiler düşmanın geldiğini önceden haber verir, saldıranlarla kaleyi savunanlar burçların önünde savaşırlardı.
Edebiyatta içinde kale geçmeyen metin bulmak zordur. İliada ve Odysseia metinlerinde Akalar ve İlionlular Truva kentinin kalesi önünde savaşırlar. Achilleus Hector’u kalenin önünde yendiği hâlde Akalar kenti fethedemez. Yenilmiş gibi yapıp çekilirler ve kalenin önüne meşhur tahta atı bırakırlar. Atın kentin içine sokulmasıyla birlikte kent fethedilir. Aiskhylos’un Persler tragedyasında da Pers orduları Yunan kalelerini fetheder.
Modern romanın başlangıcı sayılan Don Kişot’ta şövalye hikâyeleri ve eski şövalyeler anlatılırken onların savunduğu ya da saldırdığı kalelerden bahsedilir. Batı Edebiyatı için neredeyse bir Kale Edebiyatı diyebiliriz. Edebiyatta ilgi çeken kalelerden biri de Alamut Kalesi'dir. Hasan Sabbah’ın bu kalede (rivayete göre uyuşturucu kullanımı yaygındır) yetiştirdiği kişiler dönemin devlet adamlarına suikastlar düzenler. Vezir Nizamülmülk de bu devlet adamlarından biridir. Amin Maalouf’un Semerkant adlı romanında Hasan Sabbah ve Alamut Kalesi hakkında ayrıntılı bilgi verilir. Tanzimat Edebiyatı Batı etkisinde gelişir. Sahnelenen ilk oyunumuz Vatan yahut Silistre’de Namık Kemal, Silistre Kalesi'nin nasıl savunulduğunu anlatır. Silistre Kalesi aslında vatan kavramını simgeler. Kale düşerse vatan elden gider. Ama oyunda kaleyi savunmak için herkes canını feda etmeye hazırdır.
Halk Edebiyatımızın başlangıcında destanlar vardı. Destanlarda Türk kahramanlar düşman kalelerine saldırırlar, kaleyi fethederler ya da tutsak düşerler. Tutsak düşerlerse aileden biri yıllar sonra gelir ve onu kurtarır. Destandan hikâyeye geçişte örnek oluşturan Dede Korkut hikâyelerinde Bizans kalelerine yapılan saldırılar anlatılır. İslam dininin yaygınlaşmasında etkili olan dördüncü halife Hz. Ali’nin cenk hikâyeleri sözlü kültürde bugün de yaşamaktadır. Bu hikâyelerden en ünlüsü “Hayber Kalesi'nin Fethi”dir. Cenkname adı verilen savaş hikâyelerinde Müslüman Türklerle Bizanslılar savaşırlar ve Müslümanlar çeşitli zorluklar sonunda Bizans kalelerini fethederler. Battalgazi’nin, Danişmend Gazi’nin savaşlarını anlatan Battalname ve Danişmendnameler Bizans kalelerinin fethini anlatır.
Halk hikâyelerinin tanınmışlarından olan Köroğlu hikâyesinde babası Seyis Yusuf’un öcünü Bolu Beyi'nden almak isteyen Ruşen Ali, güç toplamak amacıyla Çamlıbel Kalesi’ne gider. Kaledeki yiğitlerin başına geçer. Onlardan ve halktan aldığı güçle Bolu Beyi'nden intikamını alır. Çamlıbel Kalesi daha sonra ünlü şairimiz Faruk Nafiz’e soyadı olacaktır. Ünü Azerbaycan’a kadar yayılan Köroğlu hikâyesinden alınan dörtlük şöyledir:
Koroğlu deyer Çenlibel’de bey menem
Paşaya hodkara boyun eymenem
Düzelt şu sazı korhma deymenem
Usta gulun olam al düzelt sazı
Osmanlı Beyliği bir uç beyliği olarak Selçuklu Devleti’nin sınır kalelerini korur. Selçuklu Devleti yıkıldıktan sonra Osmanlı Beyliği Bizans Devleti’nin kalelerini ele geçirdikçe güçlenir. Bursa Kalesi’ni alması Osmanlı ordusuna büyük güç katar. Bursa alındıktan sonra artık Osmanlıların durdurulması imkânsızdır. Osmanlının kuruluşunda Bizans kalelerinin fethinin önemi büyüktür. Osmanlı Devleti’nin kuruluş hikâyesini anlayabilmek için tarihî metinler dışında Kemal Tahir’in Devlet Ana’sı ve Tarık Buğra’nın Osmancık eserlerini okumak faydalı olacaktır.
İstanbul’un fethi çağ açıp çağ kapayan bir olaydır. Gemiler karadan yürütülerek, top atışlarıyla Bizans surları yıkılmış ve son Roma Devleti tarihe gömülmüştür. Orta Çağ kalelerin çok önem taşıdığı dönemlerdir. Özellikle Romalılar kale yapımına çok önem verirlerdi. Anadolu’da Roma, Bizans, Selçuklu ve Osmanlı döneminde yapılmış birçok kale bulunmaktadır. Bu kalelerde yaşanan aşk hikâyeleri ve diğer hikâyeler halkın sözlü kültüründe şiirlerle, manilerle, hikâyelerle günümüze kadar taşınmıştır.
Tarihi Galatlar’a kadar giden Ankara Kalesi hakkında birçok bilgi bulunmaktadır. Kaleye Romalılar, Selçuklular, Osmanlılar döneminde tadilatlar yapılmıştır. Günümüzde Ankara Kalesi hakkında Ankaralı türkücü Mehmet Demirtaş’a ait Ankara Kalesi isimli bir türkü bulunmaktadır.
Genel olarak içinde kale geçen birçok türkü bulunmaktadır. Bunlardan bir kısmını burada paylaşalım:
Karahisar Kalesi yıkılır gelir
Kakülü boynuna dökülür gelir
Yayladan gel allı gelin yayladan
Kesme umudunu kadir Mevla'dan
Kaleden iniş m’olur
Ham demir gümüş m’olur
Evvelden ikrar verip
Sonradan dönüş m’olur
Kaleden kaleye şahin uçurdum
Ah ile vah ile ömür geçirdim
Yâre şeker sundum şerbet içirdim
Öyle mi olur böyle mi olur Türkmen güzeli
Sinop Kalesi'nden uçtum denize
Üç gün üç gecede göründü Rize
Aldım mavzerimi yürüdüm düze
Eşkıya dünyaya hükümdar olmaz
Kaleden top atarlar vay leylim aman
Güzele söz atarlar esmerim aman
Güzellerin aşkına vay leylim aman
Çirkinleri yakarlar esmerim aman
Kalenin bedenleri
Yâr yâr yâr yandım
Koyverin gidenleri
Şinanay yavrum şinanay nay
Kalenin dibinde bir taş olaydım
Gelene gidene yoldaş olaydım
Bacısı güzele yoldaş olaydım
Kalk gidek meyhaneye, çayhaneye
Estergon Kalesi subaşı durak
Kemirir içimi bir sinsi firak
Gönül yâr peşinde yâr ondan ırak
Akma Tuna akma ben bir dertliyim
Yâr peşinde koşar kara bahtlıyım
Estergon Kalesi subaşı kale
Göklere ser çekmiş burçları hele
Biz böyle kaleyi vermezdik ele
Akma Tuna akma ben bir dertliyim
Estergon’u vermiş kara bahtlıyım
Estergon Türküsü, 1595 yılında Osmanlı Devleti’nin kaleyi teslim etmek zorunda kalması üzerine yazılmış içli bir türküdür. Kale muhafızı Kara Ali Bey’in “Biz Rumeli gazileriyiz, kelle verir, kale vermeyiz.” sözüyle kuşatma uzadı. Kuşatma uzayınca düşman kumandanı sinirlenerek kendi askerlerini kırbaçlamaya başladı. Kara Ali Bey düşman kumandanının öldürülmesi talimatını verdi. Çatışmaların sonunda Kara Ali Bey şehit oldu. Kalede kıtlık ve susuzluğun başlaması ve yeniçerilerin ayaklanmasıyla birlikte kale düştü. Yakalanan esirler Tuna Nehri’ndeki gemilere bindirilerek Vişegrad’a götürüldüler. Bu acıyı nesilden nesle aktaran Estergon Türküsü böyle doğdu.
Nâzım Hikmet’in bir şiiriyle yazımızı bitirelim:
Sevdalınız komünisttir
On yıldan beri hapistir
Yatar Bursa Kalesi'nde
Hapis ama zincirini kırmış da yatar
En güzel mertebeye ermiş de yatar
Yatar Bursa Kalesi'nde
Memleket toprağındadır kökü
Bedreddin gibi taşır yükü
Yatar Bursa Kalesi'nde
Yüreği delinip batmadan
Şarkısı tükenip bitmeden
Cennetini kaybetmeden
Yatar Bursa Kalesi'nde
Fırat Kasap / Edebiyat Gazetesi / Kasım 2026 / Sayı 46

Türkiye’nin aylık tek Edebiyat Gazetesi, öykü, deneme, yazı, şiir ve söyleşilere yer vermektedir.
Yine Fırat KASAP yine çok güzel bir yazı. Kalemine sağlık hocam
YanıtlaSil