Kale Türküleri

1

“Kale” kavramı feodal toplumda yaygınlaşıp, merkezi krallıklar ve devletlerle birlikte tüm dünyaya yayılmıştır. Güvenlik ihtiyacının yaygın olduğu bölgelerde daha çok sayıda kale olduğunu görüyoruz. Kentin korunması amacıyla yakınına yüksek burçları olan kaleler inşa edilir ve savaş zamanlarında insanlar kalenin iç kısımlarına sığınırlardı. Kaledeki nöbetçiler düşmanın geldiğini önceden haber verir, saldıranlarla kaleyi savunanlar burçların önünde savaşırlardı.

Kale Türküleri

Edebiyatta içinde kale geçmeyen metin bulmak zordur. İliada ve Odysseia metinlerinde Akalar ve İlionlular Truva kentinin kalesi önünde savaşırlar. Achilleus Hector’u kalenin önünde yendiği hâlde Akalar kenti fethedemez. Yenilmiş gibi yapıp çekilirler ve kalenin önüne meşhur tahta atı bırakırlar. Atın kentin içine sokulmasıyla birlikte kent fethedilir. Aiskhylos’un Persler tragedyasında da Pers orduları Yunan kalelerini fetheder.

Modern romanın başlangıcı sayılan Don Kişot’ta şövalye hikâyeleri ve eski şövalyeler anlatılırken onların savunduğu ya da saldırdığı kalelerden bahsedilir. Batı Edebiyatı için neredeyse bir Kale Edebiyatı diyebiliriz. Edebiyatta ilgi çeken kalelerden biri de Alamut Kalesi'dir. Hasan Sabbah’ın bu kalede (rivayete göre uyuşturucu kullanımı yaygındır) yetiştirdiği kişiler dönemin devlet adamlarına suikastlar düzenler. Vezir Nizamülmülk de bu devlet adamlarından biridir. Amin Maalouf’un Semerkant adlı romanında Hasan Sabbah ve Alamut Kalesi hakkında ayrıntılı bilgi verilir. Tanzimat Edebiyatı Batı etkisinde gelişir. Sahnelenen ilk oyunumuz Vatan yahut Silistre’de Namık Kemal, Silistre Kalesi'nin nasıl savunulduğunu anlatır. Silistre Kalesi aslında vatan kavramını simgeler. Kale düşerse vatan elden gider. Ama oyunda kaleyi savunmak için herkes canını feda etmeye hazırdır.

Halk Edebiyatımızın başlangıcında destanlar vardı. Destanlarda Türk kahramanlar düşman kalelerine saldırırlar, kaleyi fethederler ya da tutsak düşerler. Tutsak düşerlerse aileden biri yıllar sonra gelir ve onu kurtarır. Destandan hikâyeye geçişte örnek oluşturan Dede Korkut hikâyelerinde Bizans kalelerine yapılan saldırılar anlatılır. İslam dininin yaygınlaşmasında etkili olan dördüncü halife Hz. Ali’nin cenk hikâyeleri sözlü kültürde bugün de yaşamaktadır. Bu hikâyelerden en ünlüsü “Hayber Kalesi'nin Fethi”dir. Cenkname adı verilen savaş hikâyelerinde Müslüman Türklerle Bizanslılar savaşırlar ve Müslümanlar çeşitli zorluklar sonunda Bizans kalelerini fethederler. Battalgazi’nin, Danişmend Gazi’nin savaşlarını anlatan Battalname ve Danişmendnameler Bizans kalelerinin fethini anlatır.

Halk hikâyelerinin tanınmışlarından olan Köroğlu hikâyesinde babası Seyis Yusuf’un öcünü Bolu Beyi'nden almak isteyen Ruşen Ali, güç toplamak amacıyla Çamlıbel Kalesi’ne gider. Kaledeki yiğitlerin başına geçer. Onlardan ve halktan aldığı güçle Bolu Beyi'nden intikamını alır. Çamlıbel Kalesi daha sonra ünlü şairimiz Faruk Nafiz’e soyadı olacaktır. Ünü Azerbaycan’a kadar yayılan Köroğlu hikâyesinden alınan dörtlük şöyledir:

Koroğlu deyer Çenlibel’de bey menem

Paşaya hodkara boyun eymenem

Düzelt şu sazı korhma deymenem

Usta gulun olam al düzelt sazı

Osmanlı Beyliği bir uç beyliği olarak Selçuklu Devleti’nin sınır kalelerini korur. Selçuklu Devleti yıkıldıktan sonra Osmanlı Beyliği Bizans Devleti’nin kalelerini ele geçirdikçe güçlenir. Bursa Kalesi’ni alması Osmanlı ordusuna büyük güç katar. Bursa alındıktan sonra artık Osmanlıların durdurulması imkânsızdır. Osmanlının kuruluşunda Bizans kalelerinin fethinin önemi büyüktür. Osmanlı Devleti’nin kuruluş hikâyesini anlayabilmek için tarihî metinler dışında Kemal Tahir’in Devlet Ana’sı ve Tarık Buğra’nın Osmancık eserlerini okumak faydalı olacaktır.

İstanbul’un fethi çağ açıp çağ kapayan bir olaydır. Gemiler karadan yürütülerek, top atışlarıyla Bizans surları yıkılmış ve son Roma Devleti tarihe gömülmüştür. Orta Çağ kalelerin çok önem taşıdığı dönemlerdir. Özellikle Romalılar kale yapımına çok önem verirlerdi. Anadolu’da Roma, Bizans, Selçuklu ve Osmanlı döneminde yapılmış birçok kale bulunmaktadır. Bu kalelerde yaşanan aşk hikâyeleri ve diğer hikâyeler halkın sözlü kültüründe şiirlerle, manilerle, hikâyelerle günümüze kadar taşınmıştır.

Tarihi Galatlar’a kadar giden Ankara Kalesi hakkında birçok bilgi bulunmaktadır. Kaleye Romalılar, Selçuklular, Osmanlılar döneminde tadilatlar yapılmıştır. Günümüzde Ankara Kalesi hakkında Ankaralı türkücü Mehmet Demirtaş’a ait Ankara Kalesi isimli bir türkü bulunmaktadır.

Genel olarak içinde kale geçen birçok türkü bulunmaktadır. Bunlardan bir kısmını burada paylaşalım:


Karahisar Kalesi yıkılır gelir

Kakülü boynuna dökülür gelir

Yayladan gel allı gelin yayladan

Kesme umudunu kadir Mevla'dan


Kaleden iniş m’olur

Ham demir gümüş m’olur

Evvelden ikrar verip

Sonradan dönüş m’olur


Kaleden kaleye şahin uçurdum

Ah ile vah ile ömür geçirdim

Yâre şeker sundum şerbet içirdim

Öyle mi olur böyle mi olur Türkmen güzeli


Sinop Kalesi'nden uçtum denize

Üç gün üç gecede göründü Rize

Aldım mavzerimi yürüdüm düze

Eşkıya dünyaya hükümdar olmaz


Kaleden top atarlar vay leylim aman

Güzele söz atarlar esmerim aman

Güzellerin aşkına vay leylim aman

Çirkinleri yakarlar esmerim aman


Kalenin bedenleri

Yâr yâr yâr yandım

Koyverin gidenleri

Şinanay yavrum şinanay nay


Kalenin dibinde bir taş olaydım

Gelene gidene yoldaş olaydım

Bacısı güzele yoldaş olaydım

Kalk gidek meyhaneye, çayhaneye


Estergon Kalesi subaşı durak

Kemirir içimi bir sinsi firak

Gönül yâr peşinde yâr ondan ırak

Akma Tuna akma ben bir dertliyim

Yâr peşinde koşar kara bahtlıyım


Estergon Kalesi subaşı kale

Göklere ser çekmiş burçları hele

Biz böyle kaleyi vermezdik ele

Akma Tuna akma ben bir dertliyim

Estergon’u vermiş kara bahtlıyım


Estergon Türküsü, 1595 yılında Osmanlı Devleti’nin kaleyi teslim etmek zorunda kalması üzerine yazılmış içli bir türküdür. Kale muhafızı Kara Ali Bey’in “Biz Rumeli gazileriyiz, kelle verir, kale vermeyiz.” sözüyle kuşatma uzadı. Kuşatma uzayınca düşman kumandanı sinirlenerek kendi askerlerini kırbaçlamaya başladı. Kara Ali Bey düşman kumandanının öldürülmesi talimatını verdi. Çatışmaların sonunda Kara Ali Bey şehit oldu. Kalede kıtlık ve susuzluğun başlaması ve yeniçerilerin ayaklanmasıyla birlikte kale düştü. Yakalanan esirler Tuna Nehri’ndeki gemilere bindirilerek Vişegrad’a götürüldüler. Bu acıyı nesilden nesle aktaran Estergon Türküsü böyle doğdu.

Nâzım Hikmet’in bir şiiriyle yazımızı bitirelim:


Sevdalınız komünisttir

On yıldan beri hapistir

Yatar Bursa Kalesi'nde

Hapis ama zincirini kırmış da yatar

En güzel mertebeye ermiş de yatar

Yatar Bursa Kalesi'nde

Memleket toprağındadır kökü

Bedreddin gibi taşır yükü

Yatar Bursa Kalesi'nde

Yüreği delinip batmadan

Şarkısı tükenip bitmeden

Cennetini kaybetmeden

Yatar Bursa Kalesi'nde

Fırat Kasap / Edebiyat Gazetesi / Kasım 2026 / Sayı 46

( Hide )
  1. Yine Fırat KASAP yine çok güzel bir yazı. Kalemine sağlık hocam

    YanıtlaSil

1932-2025 © Edebiyat Gazetesi
ISSN 2980-0447