“Afthonia” diye seslendiler altın saçlı, bal rengi gözlü, zeytin tenli, ışıl ışıl parlayan güzeller güzeli kıza. Amber kokulu Afthonia, güneş gibi ısıtıyordu her yeri. Adım attığı yere sağlıkta, bilgelikte, muhabbette, neşede, servette bereket getiriyordu. Biri bin ediyordu.
Bedel olarak istedikleri arasında emek, sadakat, adanmışlık, azim, değerinin bilinmesi, varlığının görülmesi, bozuk para gibi çarçur edilmemesi vardı.
Varlığının, ziyaretlerinin değer bilenlerle paylaşılması, ışığının kıymet bilenlere yansıtılması , adının vefalı insanların kulağına fısıldanması da beklentilerindendi.
Varlığı hak etmeyenlerle paylaşılırsa, yüzü herkese gösterilirse, adı her kulağa fısıldanırsa, saçlarını rüzgârda hışımla savurur, simsiyah atına biner çok uzak diyarlara gidip, bir daha da terk ettiği yere adım atmazmış.
Sunduğu hediyeler güzel gönüllerle, hak eden ihtiyaç sahipleriyle paylaşılınca, beyaz kanatlı atı ile uçarak gelip, o haneye daha da neşe, huzur, saadet, servet, bilgelik getirirmiş.
Afthonia, bereket demekmiş.
Bereket de aynen bu şekilde gelir, gidermiş evlere. Afthonia, kendi şarkısı olan Puerta a la Abundancia’ı kulağıma fısıldarken, bu sırrı da bıraktı ardında.
Hak ettiği değeri bulmadığı yere adım atmazmış. Hak ettiğince ağırlanmadığı masalardan anında kalkıp, adil kurallar koyarmış. Afthonia karşı tarafa verdikçe, onların da başkaları ile paylaşmasını beklermiş. Bir kapıdan verdiği bereketi, kurallara uyulmazsa başka kapıdan kısarmış.
Saçların hep ışıldasın, ışığın hep parlasın, melodin hak eden gönüllerde senfoniler yaratsın.
Bugünkü şarkım, Afthonia’nin notaları ile bestelendi. Aşk ve sevgiyle kalın.
Yazar Güz / Edebiyat Gazetesi / Eylül 2026 / Sayı 44

Türkiye’nin aylık tek Edebiyat Gazetesi, öykü, deneme, yazı, şiir ve söyleşilere yer vermektedir.
Hiç yorum yok
Yorum Gönder