Merhaba hocam, okuyucularımıza kısaca kendinizden bahseder misiniz?
Merhaba. Ben Birol Çalta. Emekli öğretmenim; aynı zamanda bir süredir yazıyla, edebiyatla ve insan hikâyeleriyle iç içeyim. Öğretmenlik, bana yalnızca bir meslek değil, insanı tanımanın ve hayatın farklı yüzlerine dokunmanın da yolunu açtı. Sınıflarda, sokaklarda, kasabalarda, ailelerde ve günlük hayatın küçük ayrıntılarında biriken hikâyeler, zamanla yazma isteğimi besledi. Yazarken en çok insanı merkeze alıyorum. Bireyin iç dünyası, toplumla ilişkisi, suskunlukları, korkuları, çatışmaları ve hayata tutunma çabası ilgimi çekiyor. Bu nedenle eserlerimde yalnızca olayları anlatmak değil, olayların insan ruhunda bıraktığı izleri de görünür kılmaya çalışıyorum.
Benim için yazmak, biraz da fark edilmeyeni fark edilir hâle getirmek demek. Bazen bir kasabanın sessizliğinde, bazen bir öğretmenin sınıfta yaşadığı küçücük bir anda, bazen de bir insanın kimseye söyleyemediği bir cümlede koca bir hikâye saklı olduğuna inanıyorum. Edebiyat yolculuğumda öğretmenliğin kazandırdığı gözlem gücüyle, hayatın içinden beslenen hikâyeleri kendi anlatım dünyamda buluşturmaya çalışıyorum. Okurla aramda kurulan bağ ise bütün bu çabanın en güzel karşılığı.
Yazma yolculuğunuzdan kısaca bahseder misiniz? Sizi kitap yazmaya yönlendiren nedenler nelerdir?
Yazma yolculuğum, aslında hayatı ve insanı daha dikkatli gözlemlemeye başladığım yıllarda sessizce başladı. Öğretmenlik yaptığım süre boyunca farklı hayatlara, farklı karakterlere ve birbirinden çok farklı hikâyelere tanıklık ettim. Zamanla bu gözlemler zihnimde birikmeye, bazı insanlar ve olaylar bende anlatma isteği uyandırmaya başladı.
Beni kitap yazmaya yönlendiren en güçlü nedenlerden biri, insanın görünmeyen taraflarını anlatma arzusu oldu. Her insanın dışarıdan görünen hayatının ardında sakladığı bir hikâyesi, söyleyemediği sözleri, taşıdığı yükleri ve kimsenin bilmediği mücadeleleri olduğuna inanıyorum. Yazmak, benim için bu görünmeyen dünyalara yaklaşmanın bir yolu.
Bir başka neden ise yaşadığım çevrenin, Anadolu insanının ve gündelik hayatın küçük ama anlamlı ayrıntılarının kaybolup gitmesini istememem. Kasabalar, sokaklar, aileler, öğretmenler, çocuklar, sessizlikler ve insan ilişkileri benim için güçlü birer hikâye kaynağı.
Kısacası ben yazmayı, anlatma ihtiyacının ötesinde bir tanıklık biçimi olarak görüyorum. Hayata, insana ve zamana tanıklık etmek; gördüklerimi, hissettiklerimi ve zihnimde biriken hikâyeleri edebiyatın imkânlarıyla okura ulaştırmak… Beni kitap yazmaya yönelten temel nedenler bunlar.
Yazarlık sizin için ne ifade ediyor?
Yazarlık benim için yalnızca kitap yazmak değil; hayata, insana ve zamana karşı bir sorumluluk taşımak demek. İnsanların çoğu zaman fark etmeden yanından geçtiği ayrıntıları görmek, söylenmeyenleri sezmek ve bunları kelimeler aracılığıyla görünür hâle getirmek benim için yazarlığın en önemli tarafı.
Yazarken kendimi biraz da insanın iç dünyasına yapılan bir yolculuğun içinde hissediyorum. Bir karakterin korkusunu, suskunluğunu, öfkesini, umudunu ya da çaresizliğini anlamaya çalışırken aslında insanı anlamaya çalışıyorum. Bu yönüyle yazarlık, benim için hem gözlem hem sorgulama hem de kendini keşfetme biçimi.
Aynı zamanda yazarlığı bir tanıklık olarak görüyorum. Yaşadığımız dönemin insanlarını, sokaklarını, kasabalarını, ilişkilerini ve duygularını kelimelerle kayıt altına almak… Belki yıllar sonra bugün anlattığımız hayat değişecek, insanlar ve mekânlar dönüşecek; fakat yazıya dökülen hikâyeler yaşamaya devam edecek.
Bu nedenle benim için yazarlık, biraz da “insana dokunabilme” çabasıdır. Bir okurun yazdığım bir cümlede kendinden bir parça bulması, bir karakterde kendi hayatını görmesi ya da kitabı kapattığında zihninde bir soru kalması, yazarlığın benim için en değerli karşılığıdır.
Kitabınız Alaska Yayınları’ndan çıktı, tebrik ederiz. Kitabınızda okurlarınızı ne gibi sürprizler bekliyor?
Çok teşekkür ederim. Çocuk kitaplarımda okurları, her şeyden önce eğlenceli, merak uyandıran ve hayal gücünü harekete geçiren hikâyeler bekliyor. Dört kitabımın her birinde çocukların günlük hayatından yola çıkarak onları farklı maceraların içine çekmeye çalıştım.
Bu kitaplarda yalnızca olayları takip eden değil, kahramanlarla birlikte düşünen, merak eden, şaşıran ve zaman zaman kahkahalar atan bir okur hayal ettim. Beklenmedik karşılaşmalar, eğlenceli olaylar, küçük sürprizler ve çocukların hayal dünyasını genişletecek ayrıntılar hikâyelerin önemli parçalarını oluşturuyor.
Ayrıca kitaplarda dostluk, dayanışma, merak, cesaret, paylaşma, doğaya ve çevreye duyarlılık gibi değerleri çocuklara doğrudan öğüt vermeden, hikâyelerin doğal akışı içinde vermeye özen gösterdim. Çünkü çocuklara bir şey anlatmanın en güzel yollarından birinin, onlara önce güzel bir hikâye sunmak olduğuna inanıyorum.
Her kitabın kendine özgü bir dünyası ve sürprizi var. Bu nedenle okurların kitapları okurken “Şimdi ne olacak?” duygusunu yaşamalarını istiyorum. Bazı sürprizleri şimdiden anlatırsam büyüsü kaçar. Onları çocukların keşfine bırakmak daha güzel.
Kısacası dört kitapta da çocukları bolca macera, mizah, hayal gücü ve sıcak dostluklar bekliyor. Umarım bu kitaplar yalnızca okunup rafa kaldırılan kitaplar olmaz; çocukların oyunlarına, hayallerine ve sohbetlerine de karışır. Benim için en büyük mutluluk da bu olur.
Başucu yazar ve kitaplarınız nelerdir? Yazarların ve kitapların hayatınıza nasıl bir etkisi oldu?
Aslında hiçbir zaman “başucu yazarım” ya da “başucu kitabım” diyebileceğim tek bir yazarım veya kitabım olmadı. Okuma konusunda kendimi belli bir türle ya da belli yazarlarla sınırlandırmayı hiç tercih etmedim. Roman, hikâye, şiir, deneme, biyografi, tarih, düşünce… Farklı türlerde kitaplar okumayı ve her kitaptan kendime bir şeyler katmayı daha değerli buldum.
Benim için iyi bir kitabın ölçüsü, hangi türde yazıldığı ya da kimin tarafından kaleme alındığından çok, bana ne hissettirdiği ve düşündürdüğüdür. Bu nedenle yıllar içinde çok farklı yazarlardan ve eserlerden beslendim. Her kitabın insana başka bir pencere açtığına inanıyorum.
Şiir yazan bir yazar olmamama rağmen, hayatım boyunca en çok sevdiğim ve kendime yakın hissettiğim isimlerden biri Abdurrahim Karakoç olmuştur. Onun şiirlerindeki samimiyet, halkın içinden gelen dili, güçlü gözlemleri ve insanı doğrudan yakalayan anlatımı beni her zaman etkiledi. Şiir yazmıyor olsam da onun eserlerinde gördüğüm içtenlik ve yalınlık, edebiyata bakışımda önemli bir yer tuttu.
Edebiyatın dışında türkülerimizin de hayatımda özel bir yeri var. Çok güzel türkü söyleyebildiğimi söyleyemem; ama iyi bir türkü dinleyicisi olduğumu rahatlıkla söyleyebilirim. Özellikle türkülerimizde anlatılan sevdalar, ayrılıklar, gurbetler, dağlar ve insan hikâyeleri beni her zaman etkilemiştir. Bir türkünün birkaç dizesinde koca bir hayatın, bir sevdanın ya da bir hasretin anlatılabilmesini çok değerli buluyorum. Belki de bu nedenle türkülerle edebiyat arasında kendimce güçlü bir bağ kuruyorum. İkisinde de insanın duygusuna doğrudan ulaşan, yapaylıktan uzak ve samimi bir anlatım var.
Kitapların hayatımdaki en büyük etkisinin ise bana farklı hayatları tanıma imkânı vermesi olduğunu düşünüyorum. Okudukça yalnızca bilgi edinmedim; başka insanların dünyalarına girdim, başka hayatları anlamaya çalıştım ve insanı daha farklı yönleriyle görmeyi öğrendim.
Bu yüzden benim için okuma, tek bir yazara veya kitaba bağlı kalmaktan çok, farklı dünyaların kapısını aralamak demek. Kitaplar, türküler ve hayatın kendisi bana insanı daha dikkatli gözlemlemeyi öğretti. Bir sokağın, bir evin, bir dağın, bir sevdanın, bir suskunluğun, hatta sıradan görünen bir insan davranışının bile anlatılmaya değer bir hikâyesi olabileceğini fark ettim.
Sanırım okuduklarımın ve dinlediklerimin bana en büyük katkısı da bu oldu: İnsana ve hayata daha dikkatli bakmayı öğrendim. Bugün yazarken hâlâ en çok bu bakışın izini taşıyorum.
Üzerinde çalıştığınız yeni bir kitabınız var mı? Okuyucularınıza ipucu verir misiniz?
Evet, şu anda aynı anda birkaç farklı çalışma üzerinde ilerliyorum. Bunların başında psikolojik ve sosyolojik yönü ağır basan iki roman geliyor. İnsan davranışlarını, bireyin iç dünyasını, toplumla kurduğu ilişkileri ve insanın yaşadığı çevreden nasıl etkilendiğini merkeze alan bu iki romanın üzerinde titizlikle çalışıyorum. Şimdilik hikâyelerin ayrıntılarını paylaşmayayım; biraz da okurun merakına bırakalım. Bunun yanında ilk kitabım olan 40 Yıl 40 Hatıra üzerinde de yeniden çalışıyorum. Kitabı genişleterek, bazı hatıralara ve anlatılara eklediğim, geliştirilmiş bir ikinci baskı olarak yeniden okuyucuyla buluşturmayı düşünüyorum. İlk kitabımın bende ayrı bir yeri olduğu için bu çalışma benim için biraz daha özel.
Çocuk edebiyatı alanında da çalışmalarım devam ediyor. Özellikle değerler eğitimi üzerine bir çocuk kitabı serisi hazırlıyorum. Çocuklara doğrudan öğüt vermek yerine, değerleri hikâyelerin ve karakterlerin yaşadığı olayların içinde hissettirmeyi amaçlıyorum. Dostluk, yardımlaşma, sorumluluk, dürüstlük, sevgi ve dayanışma gibi çok sayıda değeri çocukların ilgisini çekecek hikâyelerle buluşturmak istiyorum.
Kısacası önümde oldukça yoğun bir yazma dönemi var. Bir tarafta yetişkinlere yönelik psikolojik ve sosyolojik romanlar, diğer tarafta geçmişten gelen hatıraların genişletilmiş hâli ve çocuklara yönelik yeni bir seri… Her biri benim için farklı bir heyecan taşıyor.
Okuyuculara verebileceğim en güzel ipucu ise şu olsun: Önümüzdeki dönemde hem yetişkinlerin hem de çocukların kendi dünyalarından bir şeyler bulabilecekleri yeni kitaplarla yeniden buluşmayı umuyorum.
Son olarak okuyuculara söylemek istediğiniz bir şey var mı?
Son olarak bütün okuyucularıma gönülden teşekkür etmek istiyorum. Bir yazar için yazdıklarının okuyucuyla buluşması, onların dünyasına girmesi ve orada kendine bir yer bulması büyük bir mutluluk. Ben de bu yolculuğun daha başında olduğumu düşünüyor ve her yeni kitapla okuyucularımla aramdaki bağı biraz daha güçlendirmeyi umuyorum.
Benim için edebiyat, hayatı ve insanı anlamanın yollarından biri. Bu nedenle kitaplarımda insanın iç dünyasına, toplumla ilişkilerine, yaşadığımız hayatın küçük ama önemli ayrıntılarına ve çocukların renkli dünyasına yer vermeye çalışıyorum. Yetişkinler için üzerinde çalıştığım psikolojik ve sosyolojik romanlarda insanı farklı yönleriyle ele alırken, çocuk kitaplarımda onların hayal gücüne, merakına ve değer dünyasına dokunmayı amaçlıyorum.
Okuyucularımdan tek beklentim, kitaplarıma kendi pencerelerinden bakmaları. Çünkü bir kitap, yazarın masasından çıktığı anda yalnızca yazara ait olmaktan çıkar; onu okuyan herkes kendi duygusuyla, kendi hayatıyla ve kendi deneyimiyle yeniden anlamlandırır.
Önümüzdeki dönemde hem yeni romanlarla hem de çocuk kitaplarıyla okuyucularımla buluşmayı umuyorum. 40 Yıl 40 Hatıra’nın genişletilmiş ikinci baskısı üzerinde çalışırken, yeni psikolojik ve sosyolojik romanlarımı ve çocuklar için hazırladığım değerler eğitimi serisini de sürdürmeye devam edeceğim. Beni bugüne kadar okuyarak, destekleyerek ve eserlerime değer vererek yalnız bırakmayan herkese teşekkür ediyorum. Yazmak benim için bir yolculuksa, bu yolculuğun en güzel tarafı o yolda okuyucularla birlikte yürümek. Yeni kitaplarda, yeni hikâyelerde ve yeni hatıralarda yeniden buluşmak dileğiyle…

Türkiye’nin aylık tek Edebiyat Gazetesi, öykü, deneme, yazı, şiir ve söyleşilere yer vermektedir.
Hiç yorum yok
Yorum Gönder