Edebiyatımızda İş Dünyası

0

Türkiye’nin yönetim şeklinin Cumhuriyet olarak ilan edildiği 1923 yılında ekonomik sisteminin ne olacağı belli oldu. İzmir İktisat Kongresi’nde ülkenin kalkınmasının Kapitalist sistemde olacağına karar verildi. Her mahallede bir milyoner yaratılması fikri burada ortaya çıktı. On yıl süren savaşlardan bitkin düşmüş bir ülkede sermayedar kesimi oluşturmak hemen olacak bir iş değildi, bunun için devlet desteğine ihtiyaç vardı. 

Edebiyatımızda İş Dünyası

Halide Edip Adıvar’ın Sinekli Bakkal romanında anlatılan bakkal gerçekte Vehbi Koç’un ailesine ait bir bakkaldı. Devlet desteğiyle bu aile inşaat işine girdikten sonra Numune Hastanesi’nin ihalesini aldılar ve sermaye birikimini oluşturmaya başladılar. Memduh Şevket Esendal’ın Ayaşlı ile Kiracıları romanında kırklı yıllarda İkinci Dünya Savaşı koşullarında stokçuluk ve inşaat işleriyle zengin olan kişiler ayrıntılı olarak tanıtılmaktadır. Yetmişli yıllara gelindiğinde Avrupa ile kıyaslanması mümkün olmasa da bir sermayedar kesimi oluşmaya başladı. Koçlar, Sabancılar, Eczacıbaşılar belli bir sermaye düzeyine geldiler.

Vehbi Koç, iki anı kitabında Ankara’daki iş yaşamını, ilk yıllarından başlayarak anlatmaktadır. Hayat Hikayem(1973) ve Hatıralarım, Görüşlerim, Öğütlerim(1987) isimli kitaplarında iş dünyasında yaşadığı olayları, ilişkilerini ve gençlere öğütlerini dile getirmektedir. Vehbi Koç’un ailesinden olan Semahat Arsel ve Can Kıraç, yaşadıkları yılları yazdıkları kitaplarda okura aktardılar. Kurt Seyit ve Şura isimli romanın yazarı Nermin Bezmen iş çevresinde tanınan bir ailenin mensubudur. Yazdığı edebî eserlerle Türk Edebiyatında önemli bir yere geldi.

Toplumun ve devletin yönetiminde etkileri olan patronlar Toplumcu Gerçekçi Edebiyatımızda olumsuz bir biçimde ele alınmaktadır. Orhan Kemal’in romanlarında patronlar, emeği sömüren, kâr hırsıyla hareket eden, işçileri birer makine gibi gören kişiler olarak ifade edilirler. Bereketli Topraklar Üzerinde, Hanımın Çiftliği romanlarında Adana’daki patronlar ayrıntılı bir biçimde tasvir edilir. Murtaza romanında Bekçi Murtaza üzerinden patronların işçileri nasıl sömürdüğü gösterilir. Şiirlerde yine zenginler olumsuz bir şekilde tanıtılır. Nazım Hikmet’in Memleketimden İnsan Manzaraları’ndan bir patron tanıyalım:

Çerkezdi Aziz Bey

Orman bekçisiydi babası

Fakat bugün Aziz Beyin

Bir sömürge toprağı kadar ormanı var

İstanbul’a odun ve kömür veren ormanlar

Yaz günleri ormanın ortasında

Ona, köşkün merdivenlerinde rastlarsan

Hindistan’da bir İngiliz valisidir:

Bembeyaz kolonyal şapkasından

Asaletli tebessümüne kadar

Şair Orhon Murat Arıburnu, bir şiirinde Selim isimli bir zengine sesleniyor.

Seliiim Selim

Bu eller kimin? Benim.

Bu gözler kimin ? Benim.

Aferin Selim.

Seliiiim Selim

Bu dağlar kimin? Benim.

Bu bağlar kimin? Benim.

Yapma Selim

Seliiim Selim,

Uçan kuşlar kimin? Benim.

Esen rüzgar kimin? Benim.

Yapma Selim

Aaaah Selim, Vah Selim,

Bu insanlar kimin? Benim.

Kör ol Selim

Türk Edebiyatı’nda zengin yoksul çatışması en çok işlenen temalardan biridir. Sabahattin Ali’den Yaşar Kemal’e, Halikarnas Balıkçısı’ndan Sait Faik Abasıyanık’a her sanatçıda yoksul insanların sorunları, kimler tarafından nasıl ezildiği, sömürüldüğü ayrıntılı bir biçimde gösterilmektedir. Dünya böyle devam ettikçe bu temada yazılmış eserler var olmaya devam edecektir. Yazımızı Nazım Hikmet’in dizeleriyle bitirelim.

Kapansın el kapıları

Bir daha açılmasın

Yok edin insanın insana kulluğunu

Bu davet bizim.

Fırat Kasap / Edebiyat Gazetesi / Eylül 2026 / Sayı 44

Hiç yorum yok

Yorum Gönder

1932-2025 © Edebiyat Gazetesi
ISSN 2980-0447