Selena’nın kanala nazır Amsterdam’daki evinde, dolunayın sudaki yansımasını izleyerek uzunca bir sohbet ettik. O anlattıkça, katman katman açıldı önümüze, yaşadığı ilişkiler, aile dinamikleri, yaptığı fedakarlıklar, bazı fedakarlıkların sonucunda ödediği bedeller. Kendimizce anlattıklarından dersler çıkarmaya çalıştık sıcak çikolata eşliğinde.
Selana’nın annesi Umay, henüz on iki yaşındayken annesini kaybetmiş. Selena'nın anneannesi (Atiye Hanım) vefatından bir hafta kadar önce ucunda fener olan altın bir kolye hediye etmiş kızı Umay’a. Fenerin yan çeperlerinde zümrüt ve yakut taşları bulunmaktadır. Yıllar sonra Selena yakut taşlarını aşk, sevgi, bağlılık ve bundan doğan güçle; zümrüt taşlarını ise sevgi ve sadakat ile ilişkilendirmiştir.
Umay’ın babası, Ali Bey, oldukça varlıklıymış, ancak iş hayatında bir başkasının yaptığı zincirleme hatalar yüzünden hızla her şeyini kaybetmiş. Evlerinde ev düzeninden sorumlu çalışanlar olmasına rağmen, Umay’ın annesi her bayram sabahı yemekleri kendisi yapar, sofra kurar, tüm çalışanlarla birlikte yemek yerlermiş. Umay Hanım’ın annesi her şeyini kaybetmekte olan eşinin durumu nedeniyle çok üzülmesine rağmen, o bayram sabahı da aynı rutini devam ettirerek sabah erkenden kalkıp, yemekleri yapar. Sonrasında ise kendisini çok yorgun hissettiği için, yatak odasına geçip uzanır.
Umay da annesinin yanına kıvrılıp uyuya kalır. Ali Bey bayram namazından eve dönünce, Umay’ın ablaları annelerini uyandırmak için yatak odasına gelirler. Ancak, ne yaparlarsa yapsınlar annelerinden bir türlü tepki alamazlar. Umay’ın annesi Atiye Hanım, uykusunda hayata veda eder.
Umay, “Anne, anne uyan anne, babam geldi, Hadi artık kalk, kahvaltı etmeyecek miyiz?” bağrışlarını duyarak, şaşkın bir şekilde uyanır. Yanında uzanmakta olan annesinin hayata gözlerini yumduğunu fark eder. Umay istemsizce, elini bir gün önce annesinin hediye etmiş olduğu fener şeklindeki kolyeye götürür. “Şimdi ne yapacağım anne sensiz?” der. Bu sorunun cevabını ise yıllar sonra kendi içinde bulur.
Atiye Hanım’ın vefatından iki yıl kadar sonra, Umay on dört yaşında iken, Ali Bey de art arda yaşadığı kayıpların yarattığı derin üzüntülere daha fazla dayanamayarak, bir sabah yatağında hayata gözlerini kapar.
Umay artık hem annesiz hem de babasızdır. Boynundaki fener şeklindeki kolye sanki Umay’a yolculuğunun tılsımlı gücünü fısıldamak için hep oradadır. Hayattaki rehberi; değerleri, ilkeleri ve sevgi dolu kalbi olur. Kendisini derslerine, erdemli ve insanlara faydalı biri olma yoluna adar. Aradan yıllar geçer, etrafını fener misali aydınlatan rehberlerden biri olur.
Üniversiteden mezun olur, evlenir. Çocukları olur. Selena, ilk çocuğudur. Selena ve Umay’ın mizaçları birbirine çok benzer. Olaylar karşısında verdikleri tepkiler, mimikler bile benzerdir.
Umay genç yaşta ağır bir hastalığa yakalanır. Henüz çocukları da küçük yaştadır. Kısacık ömründe çok iyi bir anne olmaya adar kendisini. Kendisi de annesiz büyüyen Umay, çocuklarının da onunla aynı kaderi paylaşacak olmasından derin üzüntü duyar.
Selena, annesi rahatsızlandığında henüz dokuz yaşındadır. Haberi duyduğu gece, annesi ile her saniyeyi verimli geçireceğine, birlikte yüzlerce anı inşa edeceklerine dair söz verir kendisine. Umay çeşitli tedavi süreçlerinden geçer, on yıl kadar mücadele eder hastalıkla. Maalesef Umay’dan ümidi keser doktorlar.
Bir gün Umay, Selena’ya “Yolun hiç doğrudan şaşmasın, sana güveniyorum, adaletten, ilkelerinden, değerlerinden ve o sevgi dolu kocaman kalbinin yolundan hiç ayrılmazsın sen, bunu biliyorum. Çocukluğundan beri yedi emin gibi hep güvenilir, dürüst, paylaşımcı, yardımsever oldun sen. Bu çizginden hiç şaşma. Rehberin kalbin olsun. Bu nedenle bu kolye artık senindir.” der. Selena'nın boynuna takar annesinin kendisine hediye ettiği fener şeklindeki kolyeyi. Ardından ekler “Benim artık çok az vaktim kaldı, yakında anneme, babama kavuşacağım. Benim için hiç üzülme. Bu dünyada iyi kalmak ve iyi olmak için elimden geleni yaptım. Umarım başarılı olmuşumdur. Şimdi artık tek başına bu yoldan yürüyeceksin benim yüzü, kalbi, aklı ışık kızım”.
Selena. “Anne, sensiz bir saniye bile geçiremem, yapamam, lütfen gitme!” der. Umay devam eder, “Sen o kadar güzel sevebilen bir kalbe sahipsin ki, ben olmasam da her türlü güçlüğe rağmen, kalbinde cenneti yaşatırsın. Önce senin kalbine, sonra da aklına, azmine ve iradene güveniyorum. Lütfen babana ve kardeşlerine sen moral ver yokluğumda. Biliyorum yaşın henüz on dokuz, bu yük çok ağır ama sen hep olgun bir ruhtun.” der.
Selena, annesini üzmemek için her zaman olduğu gibi göz yaşlarını kendisine saklayarak “Sana layık olmaya çalışacağım. Nerede olursan ol, hep kalbimde olacaksın.” der. Umay, bu konuşmadan bir hafta kadar sonra hayata gözlerini yumar.
Aradan yıllar geçer. Selana, ülkeler değiştirir. Üniversitelerden mezun olur. Çok çalışır, emek verir çevresine, karşısına çıkan her cana. “Göz göze gelip, iki kelam ettiğim her canın iyi olma halinden ben de sorumluyum.” der hep. Çoğu zaman adil olacağım derken, dengeyi sarsıp kendinden çokça vermiştir. Ancak “Bir kalbi kırmak, dünyanın en ağır yüküdür, ben bunu taşıyamam.” der her seferinde.
İhanete uğrasa da, kalbi kırılsa da, nankörlüklerle karşılaşıp emekleri bazen heba olup maddi ve manevi kayıpları çokça olsa da o kendisiyle ilgili yazdığı defterden memnundur.
Selena’ya göre her kalp değerli nadir elementlerle bezenmiş bir tapınaktır. “Öyle bir tapınakta, insan parmaklarının ucunda bir tüy misali süzülmek ister.” Der. Dokunduğu her kalpte hoş seda bırakmak, karşılaştığı her gönlü bulduğundan daha iyi bir halde bırakmayı kendine öncelik ve hal edinmiştir. Elbette bu çok iddialı ve zorlu bir yolculuktu onun için. Her karşılaştığı insan, Selena ile aynı incelik ve naiflikte olmadığı için çok fazla suistimal edilip, fazlaca sınırlarının ihlal ve ihmal edilmesinin yarattığı hayal kırıklığını taşıyordu artık kalbinde.
Sıcak bir Temmuz akşamı, Amsterdam’da çok sevdiği kanal manzaralı otelin restoranında arkadaşlarıyla yemek yer. Neden gözlerinin daldığını soran yakın arkadaşı Ruxy’e “Gönül yorgunluğu yaşıyorum ben.” diyerek cevap verir “Arkadaşı anlat, dinlerim” der her zamanki ilgili, özenli haliyle. Selena, atmosferin ambiyansını bozmamak için “Sonra, belki” diyerek konuyu değiştirir son gittiği konseri anlatarak. Emily ise hobi olarak yaptığı resimleri anlatmaya başlar sonrasında.
Selena dalıp gitmiştir düşünceler arasında. İç sesi durmaksızın konuşmaktadır o akşam. Bir an on dokuz yaşından beri takmakta olduğu fener şeklindeki kolyeye gider eli. Kolyeyi avucunda tutar. İçinden “Anne hadi göster yine kendini bana. Bir işaret yolla bana!” derken pencerenin önünde durmakta olan kuşa takılır gözü. Bazen dara düştüğünde şöyle dua eder; “Allah’ım annemden bir işaret getir bana!”
Duasını eder etmez, çok sevdiği Soltane Ghalbam (Kalbimin Sultanı) isimli şarkı çalmaya başlar piyanoda. Annesinin “Seven gönül sultandır.” cümlesini hatırlatır şarkı Selena’ya. Gözlerinden iki damla göz yaşı süzülür. Gözyaşlarını saklamak için başını pencereye çevirir. Pencerenin pervazında bembeyaz bir kuş durmaktadır. O kuşun kanatları ile annesine, kendisini kalbine köklendirdiği ve karşılaştığı her kalbe hürmet etmeyi öğrettiği için minnettarlığını ilettiğini hayal eder.
Sonrasında, gökyüzündeki dolunaya bakarak sevgi ile yolculuğunda yürümeye devam edeceğini, bedeli ne olursa olsun ardında bıraktığı tek ayak izinin sevgi renginde olması için elinden geleni yapacağına söz verir içinden bir kez daha annesi Umay’a.
O günün sonunda, tüm bu düşündüklerini ve sürecini anlattı bana sıcak çikolata eşliğinde. Sonra da devam etti sözlerine; “Zaman zaman sevdiklerime kırılsam da, herkesi affediyorum şu an. Herkes kendi defterini yazıyor, kendi bildiği notadan besteliyor özündeki ritmin şarkısını. Tüm kırgınlıklardan arınıyorum. Seven gönül sultandır. Benim kalbim sevmişse vardır bir bildiği. Kırıcı karşılıklar aldığım, emeklerimin boşa gittiğini düşündüğüm deneyimlerime de üzülmeyeceğim artık. Başkalarının gönlünü kırmadığım gibi, kendi gönlümü de kırmayacağım böyle üzülerek, incinerek. Geçmişte olan oldu, sınırlar ihlal edilmişse de insanlar bazen güvenimi suistimal etmişse de olan oldu. Ben de bu vesileyle sınırlarımı, sabırla tahammül arasındaki farkı, kendi haklarımı gözetmemin de önemli olduğunu anladım. Karşımdakinin kalbini incitmemeye özen gösterdiğim kadar kendi kalbimi de korumam, kendi duygu ve ihtiyaçlarıma da özenli davranmam gerektiğini anladım. Güçlü ve iyi bir insan olmak; kırılmamak, duygularını ihmal etmek, kendi iyi olma halini gözetmemek, kendi haklarına sırtını dönmek ve başkaları iyi olsun diye kendine haksızlık yapılmasına izin vermek, bunları görmezden gelmek değilmiş. Karşılıklı iki tarafın da iyi, mutlu, huzurlu olduğu adil bir denge kurmak da mümkünmüş. Aslında bunu idrak ederek belki de ilk defa annemin “Hiçbir kalbi kırma” sözünün hakkını vermiş oluyorum. Benim bugüne kadar yaptığım, herkesi kapsarken kendimi dışlamak olmuş. Galiba bugün biraz daha büyüdüm. Bu yeni farkındalığımla, bundan sonra sanki tüm ilişkilerim daha dengeli ve sağlıklı olacak, hissediyorum bunu. Beni bu farkındalığa getiren tüm geçmiş deneyimler, kayıplar ve zorluklar için minnettarım. Sanki bilinç sıçraması yaşadım bugün. Bütün taşlar yerine oturmuş gibi ferahladım.”
Selena coşkuyla anlatıyordu hislerini, düşüncelerini. Bazen başkası için çok aşikâr olan bir hal, bir başkası için mizacı, yetiştiriliş tarzı, deneyimleri, öncelikleri, alışa geldiği yaşam şekli nedeniyle, onlarca deneyimden sonra farkındalık geliştirerek, değişerek, dönüşerek varılacak bir hal oluyor. Kimisi “Hep bana, rab bana, hep ben” derken, “Sen de varsın.” demeyi öğreniyor. Sonrasında biz haline varıyor. Kimisi de “Öncelikle sen, hep sen” derken, büyük kayıplar ve üzüntüler sonrası bir gün” Ben de varım, adil olan hem senin hem de benim gözetildiğimiz ortak ve adil zemin” demeyi öğrenerek “biz” haline varıyor.
Belki de hayatta öğreti olarak “ben” diyenler, “sen” diyenlere denk geliyor birbirlerine aynalık yapmak, gelişmek ve dönüşmek için. Bu büyük fırsatı ıskalamayıp yeterince sabırlı, emektar ve gönüllü olanlar dengeli alışverişin mümkün olduğu, birlikte daha iyiye adım atılan besleyici ilişkilerin de olduğu idrakine varıyor. Sonrasında da hali ile biz olmaya hazır hale gelenler, “hep ben” ya da “hep sen” halinden ayrışarak, güvenli bağlarla oluşturdukları kendi klanlarını kuruyorlar.
Selena’nın annesi Umay Hanım’ın dediği gibi seven gönül sultandır, cömerttir, kutsaldır, hürmeti hak edendir. Aşk ve sevgiyle kalın, seven kalbinize selam ve hürmetlerimle…
Yazar Güz / Edebiyat Gazetesi / Ağustos 2026 / Sayı 43

Türkiye’nin aylık tek Edebiyat Gazetesi, öykü, deneme, yazı, şiir ve söyleşilere yer vermektedir.
Yine de, ne kadar güzel, ne kadar içten bir başyapıt!
YanıtlaSil