Bekleyişin Taneleri

0

Bekliyorum. Uçsuz bucaksız gökyüzünde oluşan her yağmur damlasının, paslı ızgaralara düşerken içinde sakladığı umudu bekler gibi bekliyorum. Bu bekleyişimin ne mutlak bir sevince ne de hüzünlü bir sona dönüşeceğini bilerek…

Belki hiçbir zihinde karşılığı olmayan bir düşünceyim. Belki de hiç kimsenin zihnine değmeden, yalnızca kendi hayallerimin içinde var olmayı öğreniyorum.

Çünkü var olmak, her zaman burada olmak değildir.

Görünmek değildir.

Duyulmak, dokunulmak, bir çift gözün önünde bulunmak da değildir.

Bazen var olmak, hiç ses çıkarmadan birinin içinde yankılanabilmektir.

Hiç orada olmadan hissedilmektir.

Hiç yan yana gelmeden aynı gökyüzüne bakabilmektir.

Belki gerçek varlık budur.

Birbirinden uzak iki insanın, aynı yağmurun altında ıslanabileceğini bilmektir.

Aynı gökyüzüne bakıp bambaşka şeyler düşünebilmek; yine de birbirinden habersiz, aynı düşü taşıyabilmektir.

Düşen her bir yağmur tanesi, birbirimize söyleyemediğimiz düşlerin; bizi birbirimize kenetleyen sessiz birer eseridir.

Ve ben hâlâ bekliyorum.

Neyi beklediğimi bilmeden değil.

Birinin gelmesini de beklemiyorum.

Birinin beni görmesini, duymasını ya da adımı söylemesini de…

Ben yalnızca kendi hayallerimin içinde, kendime ait bir yer bulmayı bekliyorum.

Çünkü bazı insanlar yan yana gelmeden birbirlerinin hayatına dokunur.

Bazı insanlar hiç konuşmadan birbirlerini anlar.

Ve bazı insanlar, aynı yerde bulunmadan aynı gökyüzünün altında birbirlerinin varlığını hisseder.

Ben belki de tam olarak bunun peşindeyim.

Var olmanın…

Kimsenin zihnine sığmadan.

Kimsenin bakışına ihtiyaç duymadan.

Kendi hayallerimin içinde, kendi gökyüzümün altında.

Yağmur yağmaya devam ederken, ben hâlâ bekliyorum.

Çünkü benim mavime sadece senin şeffaf tanelerin dokunabilir.

Fatma Çelik / Edebiyat Gazetesi / Ekim 2026 / Sayı 45

Hiç yorum yok

Yorum Gönder

1932-2025 © Edebiyat Gazetesi
ISSN 2980-0447