Uzun uzun yazıp duruyorsun hayatı; hayatı o kadar uzun mu sandın? Boş ver, yazma artık, sıkıyorsun insanları. Olabildiğince rahat yaşa. At kendini dışarıya; gez, dolaş, temiz hava al ki beynindeki hücreler yenilensin, yeniden canlansın; dünyaya farklı bakabilesin. Caddeler, sokaklar insan kaynıyor; sohbet edecek birilerine denk gelirsin belki de, kim bilir hayatın değişir.
Sen güzel bir manzaranın tam karşındasın. Güneş, denizin ufkunda yavaş yavaş kaybolurken arkasında bıraktığı derin kızıllık insanı adeta içine çekiyor; insanın ruhu güneşle birlikte denizde kayboluyor. O muhteşem güzellik karşısında insanın nutku tutuluyor. Sen o güzelliğe uzun uzun bakmak varken elinde telefon, sürekli fotoğraf çekiyorsun; güya daha sonra bakabilmek için anı biriktiriyorsun. Farkında değilsin; o güzellik güneşin batışıyla birlikte kaybolup gidecek. Bir daha aynısı olmayacak; benzerleri olsa bile... Sen de güneşle birlikte kaybol denizin içinde; beyninin en ücra köşelerine kazı o eşsiz anı, zira ölene kadar kalır orada.
Çektiğin fotoğraflar mı? Telefonun hafızasında yer açabilmek için birkaç gün sonra silersin hepsini. Ama asıl hafızan boş kalacak; arasan da bulamayacaksın o duyguyu. Öyle davrandıkça hep eksik kalacak, hep ıskalayacaksın hayatı. Önemli olan anı yakalamak, gerçekten yaşamak. Yakaladığın zaman hayat anlam kazanacak; o kısacık ömrünü uzatmış, dünyaya farklı gözlerle bakarak yaşamış olacaksın. Aksi mi? Hep yapıyorsun zaten, bugüne kadar ne kazandın ki? Bak etrafına; sokaklar seninle aynı hayatı yaşayan insanlarla dolu. Farklı ol, doyasıya yaşa. Bugün varsın ve yaşıyorsun; gerisi mi? Ben bilmem, belki de yoktur. Oysa güneş senin için doğmuş, çiçekler senin için açmış; bu kısa hayat sana doyasıya yaşayabilmen için bahşedilmiş. Doğaya bir baksan ya: Sonsuz bir gökyüzü, engin denizler, çiçekler, ağaçlar, kuşlar… Bunu fark ettiğin an hayatın tam ortasındasın demektir. Hayat sana kollarını açmış, şefkatle sarılmayı bekliyor.
Bir sergiye gitmişsin... Bir insan, ömür boyu hayal ettiklerini tuvale ilmek ilmek, nakış nakış işlemiş; sanatçı tabloya ömrünü, hayallerini çizmiş. Sen ise yine fotoğraf çekme telaşındasın. Bir bak esere, ne var orada? Sanatçının hayallerine uzaktan dokunmaya çalış. Kendini onun yerine koy; "Ben olsam neler hayal ederdim?" diye düşün ki hayattan zevk ve ilham alasın
Haberin var mı? Dünya var olalı kaç milyar yıl geçti; bugüne kadar gelip geçen insanların sayısını tahmin edebilir misin? Şiirler yazdığın, şarkılar söylediğin Eylülü senden başka kaç insan bekledi? Buluşabilmek için “Hey Eylül, gel artık! Yüreğim dayanmıyor bu aşka…” diye nağmeler düzdü. Eylül geldiğinde mutlu oldular mı? Ferhat dağları delmedi mi Şirin için, ya Kerem… Hiçbiri yok şimdi. Ya denize vuran yakamozuna bakıp kaybolduğumuz ay? Denizin dibine bakar gibi baktığımız o yakamoza senden başka kaç kişi baktı da öylece kaldı? Hiçbirini bilemiyoruz. Dünyanın o sonsuz ömrüne baktığımızda insanları say say bitiremezken, dön bir de kendi hayatına bak.
Doğarken ağladın, ölürken ağlayacaklar. Gerisi nerede, hatırlıyor musun? Neler yaşadığını, neler yaşattığını, en güzel gününün ne zaman geçtiğini, en güzel yemeği ne zaman ve nerede yediğini… Kaç güzelin gözünde kaybolduğunu biliyor musun? Hayat sana çok mu uzun geldi? Bitmedi mi mutluluklar, hüzünler, acılar? Aldığın müjdeli bir haber kaç kez ayaklarını yerden kesti, uçurdu seni? Uçağa bindiysen uçmak nedir bilirsin; ha, bir de uçağa binmediğini düşün…
Kısa bir hikâyen var senin. Birkaç kelimelik: Geldin ve gidiyorsun. Kendin dışında yaşayan insanlardan hiçbir farkın yok. Unutma!
Hüseyin Otsay / Edebiyat Gazetesi / Ekim 2026 / Sayı 45

Türkiye’nin aylık tek Edebiyat Gazetesi, öykü, deneme, yazı, şiir ve söyleşilere yer vermektedir.
Tebrik ediyorum dayıcım, hayatı mükemmel özetlemişsin
YanıtlaSilÇok güzel anlatmışsın hayatı. Lakin gerçeklerimiz de duruyor yanı başımızda. İkisini bir harmanlayanlar zaten çok mutludur. Onlarda azınlıkta. Kesinlikle katılıyorum bakmak varken telefona sarılıp resim çekmenin o anı öldürdüğünü. Kalemine sağlık. Bir sonrakine bekliyoruz .
YanıtlaSil