Okumak İnsanda Vazgeçilemez Bir Meleke Haline Geldiğinde Faydalı Olan Tek Hastalıktır

Edebiyat Gazetesi olarak Logo Yayınevi'nden çıkan Kur'an'ın Tefsiri Kur'an mı? kitabının yazarı Bilal İnan ile söyleşi gerçekleştirdik.
0

Merhaba hocam, okuyucularımıza kısaca kendinizden bahseder misiniz?  

Merhabalar. Öncelikle bize aylık Edebiyat Gazetesinde böyle bir söyleşi fırsatı verdiğiniz için teşekkür ediyorum. Ben Bilal İnan. 1965 doğumluyum. beş çocuğum var. Van’da ikamet etmekteyim. Orta öğretimden sonra Arap dil ve grameri eğitimini aldıktan sonra Halkla İlişkiler bölümünü bitirdim.

Yazar Bilal İnan

Yazma yolculuğunuzdan kısaca bahseder misiniz? Sizi kitap yazmaya yönlendiren nedenler nelerdir?

10 yaşında Kur’an’ı yüzünden okumayı öğrendim. Bu durum 21 yaşına kadar sürdü. Askerlikten sonra muhterem ve merhum bir ilahiyatçı arkadaşım (M. Arif Bardak) vasıtasıyla bir Meal aldım ve anlayarak okumaya başladım. Zaten daha önce de okurken anlamını da merak ediyordum. Çocukken hayvanlarımız kaybolduğunda babam hayvanlarımızı kurt kapmasın diye (çaresizlikten) Kurt'un ağzını bağlamak için bana Şems süresini okuturdu. Kur’an Mealini aldığımda ilk Şems süresine bakmıştım. Rabbimiz orada yeminle Hz. Salih kıssasını anlatıyordu. İlk ciddi uyanış/sarsıntı orada oldu. Özellikle Kur’an’ı okurken ve 1991’de hacca gittikten sonra Arapçayı öğrenmenin ne kadar elzem olduğunu da müşahede ettim. Okudukça baktım ki gelenek ve yereldeki uygulamalar ile Rabbimizin emirleri çok da birbirini tutmuyordu. Bu beni biraz daha derinlemesine düşünmeye ve okumaya sevk ediyordu. 21 yaşımdan beri Kur’an, Hadis, Fıkıh okumaları yapıyorum. Bu tabii olarak zamanla yazmaya yöneltiyor. 1995'de bu okumalar beni “İçi Boşaltılan Din” adlı bir çalışmaya sevk etmişti. Tabii ki yayımlamadık öylece kaldı. 

Yazarlık sizin için ne ifade ediyor? 

Yazarlık benim için bilmediklerimizi öğrenmek, bildiklerimizi öğretmek ve unuttuklarımızı birbirimize hatırlamaktır. Düşünmek, üretmek ve yazdıklarını taliplisinin istifadesine sunmak insanın dünya ve ahiretine faydalı olan bir salih ameli ifade ediyor. Tabiri caizse kendisine göre bulduğu hazineyi insanlara takdim etmektir ki bu hazine Kur’an’ın ta kendisidir. Mihenk taşı Kur’an olduktan sonra gerekli olan her alanda okumak ve yazmak, en önemlisi her alanda yaşantısını yazdıklarına şahit kılmak hammaddeyi mamüle dönüştürmektir. İnsanı beşerden ademe/adama yükselten dünyanın en soylu eylemidir. Şiir yazanlar ile diğer alanlarda yazanlar arasındaki fark şairlere dizelerle ilgili ilham geldiğinde yazar, diğerleri ise peşinden gittiğinde yazar.

Kitabınız Logo Yayınevi’nden çıktı, tebrik ederiz. Kitabınızda okurlarınızı ne gibi sürprizler bekliyor?

Kitabımda başat olarak tasavvurlarımızı hassas mikyas/terazimiz olan Kur’an’a arz etmek bu sayede bize göre doğru olanları Kur’an’a tashih ettirmektir. Yani Kur’an’la kafa bulmak yerine Kur’andaki kafayı bulmaktır. Kur’an’ı anlamada rabbani yöntemler, Kavramlarımızın bilinçli yada bilinçsiz, nasıl da yerinden edilerek tersyüz edildiğini, Kur’an mesajını almakta ilk ve en doğru yöntem Kur’an’ın sahibinin görüşüne başvurmanın ne kadar mühim olduğunu görecekler. Tabii ki bağcıyı dövmekten ziyade, üzüm yeme babındaki eleştiriler kitabın daha müstefid olmasına vesile olacaktır. Zaten Yüce Rabbimiz örneğimiz olan Hz. Muhammed’e dolayısıyla bize kolektif aklı, istişareyi emreder. Unutulmamalıdır ki vahyin muhatabı akıldır.

Başucu yazar ve kitaplarınız nelerdir? Yazarların ve kitapların hayatınıza nasıl bir etkisi oldu?

Başucu kitaplar ve yazarlar tıpkı hava, su, gıda ve ilaçlar gibidir. Nefes mesabesinde olan kitap kuşkusuz Kur’an'dır. Örnek ise Kur’an’ın öğretmeni Hz. Muhammed’dir. Bu olmazsa olmazdır. Su mesabesinde olanlar da biraz daha derinlemesine/ihtisas için yapılan çalışmalardır. Gıda gibi olanlar ise mesajı farklı yönleriyle anlamaya yardımcı olurlar. İlaç gibi olan kitaplar gerekli olduğunda okunan kitaplar ve yazarlardır. Bu hem yerelde hem de dünya klasikleri olarak tanınan tefsir, kelam, rivayet/hadis, Fıkıh, felsefe kitaplarıdır. Fakat bütün bunları okumadan önce hassas terazimiz olan Kur’an’ı tefekkür, tedebbür, taakkul ederek okumamız şarttır. Bilindiği gibi Kur’an’ın bir ismi de mizan/terazidir. Terazisi/metresi olmayan Müslümanın müflis tüccardan farkı yoktur. Yani doğru yerden çıkmak için doğru yerden başlamak zorunludur. Tıpkı namazdan önce abdestin zorunlu olduğu gibi… Birincisi, M. Hüseyin Zehebininde dediği bütün rivayet/hadis kitapları yeniden kritize edilerek özellikle Kur’an’a tashih ettirilip ümmetin istifadesine sunulması lazım o da mümkün değil. Sonra yerelde ve dünyadaki kadim ve çağdaşımız olan alimlerin ve batı klasiklerinden okunabilir fakat okunmasa da olur kitaplarla zaman kaybetmemek lazım. Seçici olmak çok önemlidir. Akademik bir çalışma içinde olmayanlar Batılıları Batılı Müslüman yazarlardan okuması daha faydalıdır. Okuma yaparken analitik ve mukayese yaprak okumalı, mümkünse okuduklarımızın eleştirisini de okumalıyız, eleştirisi okunmamış bir kitap tam bir okuma sayılmaz. Unutulmaması gereken hiç kimse yüzde yüz doğru ve hiç kimse yüzde yüz yanlış değildir. Eserin eleştirisi yoksa okuyucu kendisi eleştirel bir gözle okumalıdır. Ama hiç kimse olmadan, bal arısı gibi her faydalı çiçekten öz alır ama kendisi gibi kalmak şartıyla. Misal; Aliya İzzetbegoviç. (Doğu Batı Arasında İslam) Edward Said, (Oryantalizm), Batılı olmayanlardan; Ali Şeriati, (bütün kitapları), Abid Cabiri, (Felsefe Mirasımız), Taha Abdurrahman (Bilgi Ahlaktan Ayrıldığında), İzzet Derveze. (Tefsiri. Kur’an’a göre Hz. Muhammed’in Hayatı), Wadah Khanfar. (Siyer/İlk Bahar). Yerelde M. Akif Ersoy, Fuat Sezgin (Buhari tetkikleri vd.), İbrahim Sarmış (Bütün kitapları), Ali Bulaç (Din Felsefe Akıl), Hayri Kırbaşoğlu, Bünyamin Erol  vd.  

Üzerinde çalıştığınız yeni bir kitabınız var mı? Okuyucularınıza ipucu verir misiniz?

Evet, Vahiyden Rivayete Savrulma, bir de Ulema ve Umera Arasında Din adlı bitmiş iki kitabım var. Bu iki konu iç içe geçmiş komplike meselelerdendir. Kelam ve yazılı müktesebattan farklı, biraz da sıra dışı, önyargılardan ve tabulardan uzak bir perspektiften meseleye Kur’an penceresinden bakma gerekliliğini öncelemektedir. Takdir edersiniz ki bu da hem çok zor hem de çok sıkıntılı bir meseledir. Fakat objektif ve sağlam referanslarla bu konuları ele almak daha faydalı olacaktır. 

Son olarak okuyuculara söylemek istediğiniz bir şey var mı? 

Son olarak okuyucularımıza söylemek istediğim şu olsun; okumak insanda vazgeçilemez bir meleke haline geldiğinde faydalı olan tek hastalıktır. Rabbimiz bizlere oku emrini verirken yaratılmış kainat kitabını oku, okumaya insanı yani kendi yaratılışını, kendin için yaratılanları, en önemlisi yaratıcını oku/tanı buyurmaktadır. Okuma emrinin akabinde hemen yazmanın önemine dikkat çekerek “O bilmediklerinizi kalemle (kaydetmeyi yazmayı) öğretendir” (Alak:4,5) hatırlatması yapılmaktadır. Evet bu dünyada yaratılan/kevni ve yaratılmayan/kavli ayetleri oku ki öte dünyada boynuna asılı duran kitabını okuyup kendini yargılamak zorunda kalmayasın. (İsra:13,14)

Hiç yorum yok

Yorum Gönder

1932-2025 © Edebiyat Gazetesi
ISSN 2980-0447