Prof. Dr. Süer Eker ile Türkçenin İzinde

Edebiyatçı Arda Alan, Türk dili çalışmalarına uzun yıllar emek veren değerli bilim insanı Prof. Dr. Süer Eker ile keyifli bir söyleşi gerçekleştirdi.
0

Bugün, Türk dili çalışmalarına uzun yıllar emek vermiş, özellikle Türk lehçeleri, karşılaştırmalı dil bilimi, sözlükbilim ve filoloji alanlarında önemli katkılar sunmuş değerli bilim insanı Prof. Dr. Süer Eker ile bir araya gelmenin memnuniyetini yaşıyoruz. Hocamızın akademik birikimi, yalnızca yazdığı eserlerde değil; Türkçeye, Türk dünyasına ve bilimsel düşünceye kazandırdığı bakışta da kendini göstermektedir. Geçmişle bugünü dil üzerinden buluşturan bu kıymetli çalışmalar, genç araştırmacılar için de ilham verici bir yol açmaktadır. Kendisinin bilgi, deneyim ve değerlendirmelerinin; Türk dili alanında çalışanlar kadar bu alana ilgi duyan herkes için yol gösterici olacağına inanıyoruz. Bu vesileyle, bizlere kıymetli vaktini ayırarak bu söyleşiyi gerçekleştirme imkânı sunan değerli hocamıza çokça teşekkür ederiz...

Prof. Dr. Süer Eker ile Türkçenin İzinde

Akademik Türk dili çalışmalarının uluslararası alandaki konumunu nasıl değerlendiriyorsunuz? Türkiye’de yürütülen araştırmaların küresel Türkoloji literatürü içindeki görünürlüğünü artırmak için hangi adımların öncelikli olduğunu düşünüyorsunuz? 

Nicelik ve Nitelik 

Türkiye, iki yüzden fazla Türk Dili ve Edebiyatı, Çağdaş Türk Lehçeleri ve Edebiyatları, öğretmenlik vd. bölümleri barındırmasıyla nicelik açısından dünyada Türkolojinin merkezidir ve araştırmacı/öğretim elemanı sayısı bakımından da ilk sırada yer almaktadır. Buna karşılık nitelik açısından daha üst sıralarda olmamız gerektiğini düşünüyorum. Son iki yüzyılda Batı ve Sovyet/Rusya dünyasında çok etkili ve nitelikli Türkologlar ve Altayistler yetişmiştir. Altayistikte ve Türkolojinin pek çok alanında hâlâ Radloff, Thomsen, Ramstedt, Räsänen, Doerfer, Clauson vd. yabancı araştırmacıların eserlerinden yararlanıyor, bu araştırmacıların çalışmalarını hala temel eserler olarak kullanıyoruz.

Sibirya, Moğolistan ve Türkistan’da Türklerle ilgili keşfedilen pek çok anıt ve yazma Avrupalı ve Rus araştırmacıların "ekspedisyon" denilen keşif gezileriyle bulunmuş ve onların kütüphanelerine taşınmıştır.

Alanda çok nitelikli çalışmalar bulunmakla birlikte, zamanın gerisinde kalmış klasikleşmiş çalışmalarımız da mevcuttur. Bizim hem saha çalışmalarıyla yeni keşifler yapma hem de yayın kalitesini yükseltme yönünde çalışmamız gerekiyor.

Uluslararası Görünürlüğü Artırmak İçin Atılması Gereken Adımlar

Uluslararası toplantılara yoğun katılım sağlanmalı ve Türkçe bilmeyenler için bu toplantılarda İngilizce gibi uluslararası dillerde sunumlar yapılmalıdır. Yabancı dilde makaleler üretilmelidir.

Çok milletli ve uluslararası iş birliğine dayalı projelere dahil olunmalıdır. Örneğin Ahmet Yesevi Üniversitesi ve Uluslararası Türk Akademisi ortaklığıyla, 20-25 ülkeden 120 civarı yazarın katılımıyla hazırlanan 4 ciltlik "Tehlikedeki Türk Dilleri" projesi bu tür çalışmalara bir örnektir. 

Batı ve Türk Dünyasındaki Güncel Eğilimler

Avrupa'da sosyal bilimler ve klasik alanlar mevzi kaybetmekte, üniversitelerde bölümler kapanmaktadır. Türkoloji bölümleri de bu durumdan etkilenmekte, Batı'daki nitelikli araştırmacı ve bölüm sayısı da giderek azalmaktadır. Öte yandan disiplinlerarası yaklaşımlar, dijital beşeri bilimler ve kurumsal iş birlikleri ön plana çıkmaktadır. Türkiye için yabancılara Türkçe öğretimi adeta bir endüstri haline getirilmelidir.

Rus Türkolojisi etkisi altındaki Kazakistan, Azerbaycan ve Özbekistan gibi Türk Cumhuriyetlerinde Türkoloji araştırmalarının güçlü bir geçmişi ve geleneği vardır. Bu ülkeler alanda daha fazla söz sahibi olmaya ve imkanlarını genişletmeye başlamışlardır. 

Türk dünyasında ortak bir yazı dili oluşturulması fikrine nasıl yaklaşıyorsunuz? Bu meselenin dilbilimsel, kültürel ve siyasal boyutları bakımından hangi imkânları ve hangi güçlükleri barındırdığını düşünüyorsunuz?

Yapay (İnşa Edilmiş) Diller Yaklaşımı

Literatürde "constructed language", "artificial language" veya "planned language" olarak geçen yapay dil denemeleri (Volapük ile başlayan ve en bilineni Esperanto devam eden süreç), Batı dillerinin söz varlığından ve gramerinden yararlanarak ortak bir iletişim dili yaratmayı amaçlamıştır.

Tarih boyunca 1000 civarında yapay dil denenmiş ancak yüzyıllık bu süreçte görünür bir başarı elde edilememiştir. En başarılısı olan Esperanto bile milyarlarca insan içinde sadece birkaç milyon kişinin ortak hobisi olarak kalmıştır.

Benzer bir çalışma Slav dünyasında Interslavica adıyla yapılmış, farklı Slav dillerini konuşan halkları birleştirmek hedeflenmiş ancak kitlelerin itibar etmediği zayıf bir hobi projesi olarak kalmıştır.

Türk dillerinin (Özbekçe, Kırgızca, Kazakça, Tatarca vb.) ortak sözcüklerini ve gramer kurallarını toplayarak yapay bir dil ortaya koyma fikri, Batı'daki başarısız tecrübeler göz önüne alındığında gerçekçi ve uygulanabilir değildir.

Doğal Bir Dilin Ortak Dil Haline Gelmesi)

Dünyadaki ortak dil olan İngilizce yapay değil, doğal bir dildir. İngiltere ve ABD'nin küresel egemenliği ve süper güç olması nedeniyle doğal bir "lingua franca" (ortak dil) haline gelmiştir.

Türk dünyasındaki dillerden (Kazakça, Kırgızca, Tatarca, Başkurtça vb.) birini seçerek ortak dil yapma fikri ulusal hassasiyetlere takılmaktadır. Her ülkenin aydını (Özbek, Kazak, Azerbaycanlı veya Kırım Tatarı vd.) dilin genel geçerliğinden çok, ulusal hassasiyetle kendi dilinin ortak dil haline gelmesini istemektedir.

Ortak Dilin Önündeki Siyasal ve Sosyal Engeller

Ülkelerin siyasal, sosyal ve kültürel değerlerinin, idari sistemlerinin farklı olması ve bürokrasi süreci ortak dil idealini gerçekleştirmeyi zorlaştırmaktadır.

Ruslar ve Ukraynalılar etnik olarak Slav olmalarına rağmen, aralarındaki siyasi çatışmalar nedeniyle Ukraynalılar dillerinin Rusçanın bir lehçesi olmadığını ispatlamaya çalışmaktadır. Polonya ise Katolik yapısı ve tarihi gerekçelerle Rusya'ya mesafelidir.

Eski Yugoslavya örneğinde; Sırpça, Hırvatça, Boşnakça ve Karadağ dilleri aslında birbirini %100 anlayabilen, tek bir dil sistemiyken; iç savaş sonrası dini ve etnik kimlik ayrışmaları (Boşnakların Müslüman, Hırvatların Katolik, Sırpların Ortodoks olması) nedeniyle hepsi bağımsız ve farklı diller olduklarını iddia etmişlerdir. Bu tür etnik, siyasi, mali ve feodal bariyerler nedeniyle şimdilik Türk dünyasında ortak bir dilin karşılığı bulunmamaktadır.

Türkiye Türkçesinin Durumu ve Potansiyeli

Süer EKER’e göre şimdilik bir uzak ideal olsa da Türkiye Türkçesi ortak dil olmaya en yakın adaydır ve bunun gerekçeleri şunlardır:

Oturmuş bir yazı dili ve terminolojik birikim: Dil Devrimi’nden bu yana Osmanlı Türkçesinin Türkçe unsurları temelinde oluşturulan yeni yazı dili ile her alanda zengin terminolojik alt yapı oluşturulmuş, Türkçe her türlü bilim ve sanat alanında yüksek bir ifade güç ve kudreti kazanmıştır. 

Demografi: Türkiye Türkçesi en az 100 milyon kişi tarafından konuşulmaktadır. Bu nüfusa başka bir Türk dilini öğretmek pratik olarak mümkün değildir.

Ekonomik Güç: Türkiye'nin toplam milli geliri (yaklaşık 1,6 trilyon dolar), diğer tüm Türk Cumhuriyetlerinin toplam ekonomik büyüklüğünün yaklaşık iki katıdır.

Askeri ve Sınai Güç: Türkiye askeri açıdan ve savunma sanayisi bakımından dünyanın en gelişmiş ülkeleri arasında yer almaktadır. 

Burada dikkat edilmesi gereken nokta, ortak dilin herkes tarafından öğrenilmesi değil, Türk devletlerindeki gençlerin ve aydınların iletişimine öncelik verilmesidir. 

Sahadaki Fiili Gözlemler ve Gelecek 

Özbekistan, Kazakistan ve Kırgızistan vd. ülkelerde Türkiye Türkçesine yönelik yoğun bir ilgi vardır. Bişkek'te her 5 kişiden birinin Türkçe bildiği, Azerbaycan ve Özbekistan’da sosyal medya etkileşimlerinde Türkiye Türkçesini aksansız konuşan çok sayıda insan olduğu gözlemlenmektedir.

Ortaokul ve liselerde Türkiye Türkçesi 5 yıl boyunca seçmeli ders olarak okutulursa, Türk Cumhuriyetlerinde bu dili konuşan milyonlarca gençten söz edilebilir. Ancak bazı engeller mevcuttur: Her ülke kendi dilini ortak dil olmasını istemekte , siyasal ve idari engeller bulunmaktadır. Ortak dilin sağlayacağı fayda da bir tartışma konusudur. İnsanlar kendilerine küresel bir gelecek sağladığı için İngilizceyi tercih etmektedir. Türkçe öğrenmenin bireylere ne kadar maddi avantaj ve koşul sağlayacağı, tercihler üzerinde belirleyici olacaktır. Ana dilinin yanı sıra hem İngilizceyi hem de Türkçeyi öğrenmek, bilim yapma noktasında dil karmaşasına yol açabilir.

Tüm bu karmaşık yapıya rağmen Türkiye Türkçesinin şu ya da bu şekilde fiilen Türk dünyasında ortak dil olmaya en yakın dil olduğu kanaatini taşımaktadır

Teknolojik gelişmelerin, özellikle yapay zekâ ve dijital medyanın Türkçeye etkisini nasıl değerlendiriyorsunuz? Bu süreç sizce Türkçenin ifade gücü, söz varlığı ve kullanım alışkanlıkları açısından nasıl sonuçlar doğurmaktadır?

Yapay Zeka, Dijital Medya ve Türkoloji

Günümüzde teknoloji ve iletişim çağını da aşarak yapay zeka dönemine gelmiş bulunmaktayız. Tıptan Türkolojiye kadar her alanda önümüzde sonsuz imkanlar ve yeni ufuklar açılmaktadır. Dolayısıyla diğer disiplinlerde olduğu gibi Türk dili ve Türkoloji alanında da yapay zekadan ve dijital araçlardan yararlanılarak gerçekleştirilebilecek ucu bucağı olmayan faaliyetler ve fırsatlar mevcuttur.

Bu bağlamda, ulusal çapta bilimsel bir toplantının düzenlenmesi önem arz etmektedir. "Yapay zekadan ve elektronik ortamdan hangi alanlarda, hangi yöntemlerle, ne amaçlarla ve nasıl yararlanabiliriz?" başlığı altında, dijital imkanları kullanma yolları araştırılabilir; buna yönelik kapsamlı bir program ve yol haritası belirlenebilir.

Dijitalleşmenin Getirdiği İmkanlar

Bugün gelinen noktada, Türkiye'deki tüm akademik dergileri tek bir elektronik çatıda toplayan DergiPark gibi platformlar mevcuttur. Bu durum, dijitalleşmenin hayatımıza kazandırdığı çok büyük bir kolaylıktır. Geçmişte sadece basılı olarak ulaşılabilen dergi ve kitaplar, artık giderek elektronik ortama taşınmaktadır. Bu sayede araştırmacılar, ömürleri boyunca fiziksel olarak ulaşamayacakları kaynaklara ve makalelere elektronik ortam üzerinden rahatça erişebilmektedir.

Yapay zekanın dil analizindeki yetkinliğini test etmek adına yakın zamanda bir deneme gerçekleştirdim. Latin harfleriyle yazılmış bir Karaçay-Balkar Türkçesi metnini yapay zekaya vererek bunu Karaçay-Balkar alfabesine çevirmesini ve sözcüklerde ek-kök ayrımını (morfolojik analizi) yapmasını istedim; sistem bunu başarıyla hem de Karaçay-Balkarca terimleri kullanarak gerçekleştirdi. Bu da gösteriyor ki, doğru ve sağlam komutlar (promptlar) verildiği takdirde yapay zekadan son derece pratik ve işlevsel sonuçlar almak mümkündür; bu alanda yapılabileceklerin sınırı yoktur.

Etik Sınırlar ve Yol Haritası İhtiyacı

Ancak tüm bu süreçlerin sağlıklı yürütülebilmesi için yapay zekanın sınırlarının net çizilmesi ve etik kuralların ortaya konması gerekmektedir. Şu an önümüzde belirlenmiş bir yol haritası olmadığı için akademisyenler olarak yapay zekadan faydalanmak istesek de bir yandan endüstrinin getirdiği belirsizliklerden çekiniyoruz. Çünkü sisteme yüklenen veri veya sunulan ham bilgi, bir anlamda tüm dünyayla paylaşılmış oluyor. Dahası, ileride yapay zeka desteğiyle hazırlanan bir makale sunulduğunda, çalışmanın özgünlüğü ve etik sınırları konusunda ciddi belirsizlikler yaşanabiliyor. Telif ve akademik etik sınırları henüz tam olarak netleşmiş değildir.

Diğer taraftan, yapay zekanın sunduğu tercüme imkanları da muazzam boyutlara ulaşmıştır. Örneğin, üzerinde çalıştığım bir yazı için Çince metinleri yapay zeka aracılığıyla büyük bir başarıyla Türkçeye çevirebildim.

Özetle; yapay zekanın her alanda olduğu gibi Türkçe araştırmalarına ve Türkolojiye inanılmaz fırsatlar sunmaktadır. Bu fırsatları doğru yönlendirmek, neler yapılabileceğini belirlemek ve somut bir yol haritası çıkarmak adına; sempozyum, kolokyum veya benzeri geniş kapsamlı bir bilimsel toplantıyla bir araya gelinmeli, bu konular ortak bir akılla tartışılmalıdır.

Türk dilinin geleceği açısından bugün en kritik araştırma alanları hangileridir? Özellikle ses bilgisi, tarihî lehçeler, sözlükbilim ve dijital dil çalışmaları bağlamında hangi başlıkların ön plana çıktığını düşünüyorsunuz?

Dilbilimin alt dallarını (ses bilgisi, biçim bilgisi, söz dizimi, anlam bilimi vb.) birbirinden keskin çizgilerle ayırmadan, teknolojinin sunduğu imkanları hepsine ortak bir paydada uygulamak gerekiyor.

Bu doğrultuda, yapay zekanın ve elektronik ortamların dilbilim çalışmalarına nasıl entegre edilebileceğine dair tartışılabilecek ve eklenebilecek temel noktalar şunlar olabilir:

1. Bütüncül Dilbilim ve Büyük Veri (Corpus Linguistics)

Geleneksel dilbilim çalışmaları genellikle sınırlı veri setleri üzerinden yürütülürken, yapay zeka sayesinde dilbilimin tüm düzeyleri (fonetikten pragmatiğe kadar) devasa veri havuzları (derlemler) üzerinden aynı anda incelenebilir. Yapay zeka, dildeki kalıpları ve yapısal ilişkileri insan gözünün fark edemeyeceği bir hızda analiz ederek bütüncül bir bakış açısı sunar.

2. Doğal Dil İşleme (NLP) ve Dilbilim 

Sizin de belirttiğiniz gibi, yapay zekanın dilbilimin her alanına uygulanması bir zorunluluktur. Bugün Doğal Dil İşleme (NLP) ve Büyük Dil Modelleri (LLM), sadece bilgisayar mühendisliğinin değil, doğrudan dilbilim teorilerinin bir uygulama alanıdır.

Anlamsal analizler, yapay zekanın bağlamı ve insan duygusunu (duygu analizi) anlamasında kullanılır.

Sözdizimsel analizler, makinelerin dil bilgisi kurallarını çözüp doğru cümleler üretmesini sağlar.

3. Elektronik Ortamda Dil Değişimi ve Dijital Lehçeler

Yapay zeka ve dijital platformlar, dilin doğal evrimini de hızlandırıyor. Sosyal medya dili, dijital kısaltmalar ve yeni nesil iletişim biçimleri, dilbilimin "toplumdilbilim" (sociolinguistics) kolu için yapay zeka algoritmalarıyla incelenmesi gereken dinamik birer veri alanı haline gelmiştir. Türk dilleri arasında yazılı ve sözlü aktarma süreçlerinin geliştirilmesi de önemli bir hedeftir. Yok olmaya maruz Türk dillerinin yeniden canlandırma veya dokümantasyon süreçlerinde de elektronik ortam benzersiz fırsatlar sunmaktadır. 

Özetle: Dilbilimi yalnızca klasik teorik alanlara hapsetmek yerine; elektronik ortamların, makine öğrenmesinin ve yapay zekanın bu katmanların tamamına nasıl uyarlanabbileceğini araştırmak, modern dil çalışmalarının en öncelikli gündem maddelerinden biri olmalıdır. 

Akademik kariyeriniz boyunca sizin için dönüm noktası niteliği taşıyan çalışmalar ve deneyimler hangileri olmuştur? Bu süreçte ilmî yönelişinizi belirleyen kişi, eser veya araştırma alanlarının etkisini nasıl değerlendiriyorsunuz?

Prof. Dr. Süer Eker’in akademik özgeçmişi, Türk dilbilimi, çağdaş Türk lehçeleri, dil sosyolojisi ve tehlike altındaki diller gibi alanlardaki geniş kapsamlı çalışmaları göz önüne alındığında, bu soruya onun akademik perspektifini ve ilmî yönelişini yansıtan kurgusal ama biyografik gerçeklere dayalı şu yanıt verilebilir:

Akademik Dönüm Noktaları ve Temel Çalışmalar

Akademik kariyerimin en önemli dönüm noktası, Türk dilinin sadece tarihsel ve filolojik bir malzeme değil, aynı zamanda canlı, yaşayan ve sürekli değişen sosyolengüistik bir organizma olduğunu fark ettiğim dönemdir. Bu bağlamda, "Çağdaş Türk Dili" adlı çalışmam, Türk yazı dillerinin yapısını, gelişimini ve modern dilbilim yöntemleriyle incelenmesini temel alan, kariyerimin merkezî taşlarından biri olmuştur.

Bir diğer kritik dönüm noktası ise tehlike altındaki Türk dilleri ve diyalektoloji üzerine yoğunlaştığım saha çalışmalarıdır. Özellikle Balkanlar'dan Sibirya'ya uzanan Türk dünyasındaki dil adacıklarını, kaybolmaya yüz tutmuş lehçeleri yerinde incelemek; teorik dilbilim verilerini sosyolojik gerçeklikle harmanlama noktasında ufkumu genişletmiştir. Bu çalışmalar, dilin sadece gramer kurallarından ibaret olmadığını, bir toplumun hafızası ve kimliği olduğunu şahsıma bir kez daha göstermiştir.

Bilimsel Yönelişi Belirleyen Etkenler

Bilimsel yönelişimin şekillenmesinde kurumsal geleneklerin, güçlü akademik figürlerin ve disiplinlerarası araştırma alanlarının kesişimi büyük rol oynamıştır.

1. Kişiler ve Akademik Ekol

Akademik yetişme sürecimde, Türkolog geleneksel filolojisi ile modern dilbilim arasında köprü kurabilen hocaların ve ekollerin etkisi büyüktür. Dilsel verilere ön yargısız, tasviri (descriptive) ve analitik yaklaşmayı ilke edinen bir akademik disiplinden beslendim. Bu durum, çalışmalarımda dogmatik kalıplardan uzak durmamı ve Türk dilini dünya dilleri haritasında nesnel bir yere oturtmamı sağladı. Bu noktada rahmetli Hocam Prof. Dr. Talat Tekin’e şükranlarımı sunuyorum. 

2. Temel Eserler ve Metodoloji

Beni yönlendiren tek bir eserden ziyade, genel dilbilim kuramları ile tarihsel ve karşılaştırmalı Türkoloji metotlarının birleşimi olmuştur. Kaşgarlı Mahmud’un Dîvânu Lugâti’t-Türk’ündeki tasviri ve mukayeseli yöntem ile Ferdinand de Saussure ve sonrası modern dilbilim teorilerini bir arada okumak, dil olgusuna çift boyutlu (hem art zamanlı hem eş zamanlı) bakabilme yetisi kazandırmıştır.

3. Araştırma Alanlarının Etkisi

Bilimsel yönelişimi asıl belirleyen saha, Türkçenin ses bilgisi ve grameri, Türk dilleri, Türk-İran dil temasları, Sosyolengüistik (toplumdilbilim) ve tehlikedeki Türk dilleri araştırmaları olmuştur. Bütün bu alanlar beni dili toplumsal dinamikleriyle ve nesnel biçimde kavrayan bir dilbilimci olmaya sevk etmiştir. Türk dünyasının dilsel çeşitliliği, bu teorik altyapıyı uygulamak için her zaman en zengin laboratuvarım olmuştur.

Genç araştırmacılara Türk dili ve Türkoloji alanında hangi çalışma sahalarına yönelmelerini önerirsiniz? Bugünün öğrencilerinin sağlam bir akademik donanım kazanabilmeleri için hangi yöntemsel ve entelektüel hazırlıkları öncelemeleri gerektiğini

En kritik araştırma alanları hangileridir?" sorusuna alanlar arasında keskin bir önem farkı gözeterek cevap vermek yerine şöyle diyeyim, dil araştırmalarında tüm alt alanlar kritik öneme sahiptir ve birbirini tamamlar.

Tarihî lehçeler, öteden beri üzerinde en çok tartışılan ve en yoğun araştırma yapılan sahaların başında gelmektedir. Bunun yanı sıra bilim etiğine uygun biçimde sözlük bilimi (leksikografi) alanında hâlâ çok ciddi eksikliklerimiz mevcuttur. Bugün bırakın diğer Türk dillerini, Türkiye Türkçesinin bile geniş kapsamlı, modern standartlara uygun bir sözlüğü ve gelişmiş bir derlem (korpus) çalışması henüz tam anlamıyla ortaya konulabilmiş değildir. Aynı şekilde, Türkiye Türkçesini ve diğer Türk dillerini kapsayan nitelikli bir etimolojik sözlüğe, Türk dillerinin tarihî sözlüklerine büyük bir ihtiyaç vardır. Günümüzde dijital imkânlardan ve bilişim teknolojilerinden yararlanarak bu tür geniş soluklu çalışmaları bir araya getirmek geçmişe kıyasla çok daha kolaydır.

Diğer taraftan dijital fırsatlardan ve yapay zekadan yararlanılacak modern çağdaş çalışmalar da büyük önem arz etmektedir. Ülkemizde özellikle Yakutça, Çuvaşça ve Kıpçak grubu dilleri gibi alanlarda yetkin uzmanların yetişmesi gerekmektedir. Genç araştırmacıların bu alanlarda başarılı olabilmesi için ilgili lehçeleri ikincil kaynaklardan değil; doğrudan aslından, orijinal dillerinden inceleyip araştırabilecek düzeyde güçlü bir dil bilgisi donanımına sahip olmaları şarttır.

Özetle, yapılacak o kadar çok iş var ki hepsinin aciliyet derecesi yüksektir. Belki tarihî lehçeler bugüne kadar en çok çalışılan saha olduğu için genç araştırmacılar ağırlığı biraz daha sözlük bilimi, derlem dil bilimi ve az çalışılmış modern lehçeler gibi nispeten ihmal edilen alanlara kaydırabilirler.

Üniversitelerde Türk dili derslerinin, hem Türk Dili ve Edebiyatı bölümlerinde hem de diğer bölümlerde sizce nasıl işlenmesi gerekir? Bu derslerin içerik, yöntem ve amaç bakımından nasıl yapılandırılması, öğrencilerin dil bilinci ve ifade yetkinliği açısından daha verimli sonuçlar doğurur?

Bu konuda, Türk Silahlı Kuvvetleri bünyesinde görev yaptığım dönem de dâhil olmak üzere yaklaşık 15-16 yıl boyunca uygulamalı çalışmalar yürüttüm. Üniversitelerdeki zorunlu Türk dili derslerinin mevcut durumunu incelediğimizde radikal değişikliklere ihtiyaç duyulduğu açıkça görülmektedir.

Konuyu somutlaştırmak için dünyadan bir örnek vermek isterim: Amerika Birleşik Devletleri'nin tüm kurmay kadrosunu ve liderlerini yetiştiren Birleşik Devletler West Point Askerî Akademisinin eğitim sistemini ana çizgileriyle araştırmıştım. Bizim askerî liselerden ve akademilerden dereceyle mezun olan öğrencilerimiz de dönem dönem oraya gönderilirdi. Kendi ana dillerinde, İngilizce eğitim veren West Point'te, öğrencilerine sadece İngilizce öğretmekle görevli 45 civarında öğretim elemanı bulunuyordu. Bu inanılmaz derecede geniş bir kadrodur. Orada öğrencilere Shakespeare gibi klasikler okutuluyor ve eğitim sistemi kompozisyon yazma ağırlıklı yürütülüyor. Öğrenciler süreç boyunca en az 5 kapsamlı kompozisyon yazıyor ve bu yazılardan aldıkları notlar geçme-kalma durumlarını doğrudan belirliyor. Hatta İngilizce dersini başarıyla geçen öğrenciler, akademiyi neredeyse bitirmiş kadar başarılı kabul ediliyor; süreç o denli sıkı tutuluyor.

Bizdeki duruma baktığımızda ise; YÖK Kanunu gereğince Türk dili dersleri zorunlu olarak okutulmaktadır, ancak mevcut altyapı şartlarında bir öğretim elemanına yüzlerce, hatta bazen binlerce öğrenci düşmektedir. Üstelik bu derslerin büyük bir kısmı online (çevrim içi) yöntemlerle, kalabalık kitlelere verilmektedir. Bu sistemle öğrencilere bir şey kazandırmak mümkün değildir.

Mevcut şartlar altında bu dersler uygulamadan uzak, adeta bir "Türk Dili Tarihi" dersi gibi işlenmekte; Türkçenin tarihî özellikleri ve kuralları teorik olarak anlatılıp geçilmektedir. Sınavlar da büyük oranda çoktan seçmeli test şeklinde yapılmaktadır. Oysa bu dersin temel amacı; öğrencilerin yazılı ve sözlü anlatım becerilerini en üst düzeye çıkarmak, onlara dil bilinci kazandırmaktır.

Bunun tek çözüm yolu uygulamalı eğitime geçmektir. Sınıf mevcutları her 20-30 öğrenciye bir öğretim elemanı düşecek şekilde azaltılmalıdır. Dersin işleniş yöntemi; öğrenciye sürekli yazı yazdırmak (kompozisyon), öğretim elemanının ise bu yazıları teker teker satır satır okuyup eleştirerek öğrenciye güçlü bir geri bildirim vermesi şeklinde olmalıdır. Yazdırarak ve yazılanı eleştirel bir süzgeçten geçirerek düzeltmek bu alanın olmazsa olmazıdır.

Ancak gerçekçi olmak gerekirse, ülkemizin mevcut üniversite kontenjanları ve koşulları altında, milyonlarca öğrencinin yazdığı metinleri teker teker okuyup cevap verebilecek böyle bir akademik ortamı ve kadroyu kısa vadede hayata geçirmek çok zordur.

Bize kıymetli vaktini ayıran, misafir eden Prof. Dr. Süer EKER hocamıza çokça teşekkürlerimizi sunarız…


Hiç yorum yok

Yorum Gönder

1932-2025 © Edebiyat Gazetesi
ISSN 2980-0447