Merhaba hocam, okuyucularımıza kısaca kendinizden bahseder misiniz?
Öncelikle Edebiyat Gazetesi'ne ve değerli okuyucularına nazik davetleri için teşekkür ediyorum. Ben, çocukluğunu Doğu Anadolu'nun dağ köylerinden birinde geçirmiş bir araştırmacı ve yazarım. Eğitim hayatım, klasik medrese geleneği ile modern eğitimin aynı ortamda buluştuğu özgün bir süreç içinde şekillendi. Babam, klasik medrese geleneğinden yetişmiş bir ilim insanıydı. Evimizde Arapça, Farsça, Osmanlı Türkçesi, Kürtçe ve Türkçe eserlerden oluşan binlerce ciltlik zengin bir kütüphane bulunuyordu. Daha çocuk yaşlarda böyle bir ortamda yetişmek, bilgiye ve araştırmaya duyduğum ilginin en önemli kaynağı oldu.
Lise öğrenimimin ardından Ankara'da bulunan Ortadoğu Teknik Üniversitesi'nde (ODTÜ) yükseköğrenme devam ettim. Fizik, nükleer fizik ve nükleer enerji alanlarında eğitimimi tamamladıktan sonra uzun yıllar kamu hizmetinde çeşitli görevlerde bulundum. Ancak mesleki çalışmalarımın yanında tarih, felsefe, kozmoloji, uygarlık tarihi, dinler tarihi ve karşılaştırmalı dilbilim alanlarındaki araştırmalarımı da aralıksız sürdürdüm. Bugün çalışmalarımı tek bir disiplinle sınırlandırmıyorum. Bilimsel düşüncenin, felsefenin ve tarihsel birikimin birbirini tamamlayan bütüncül alanlar olduğuna inanıyorum. Elinizdeki eser de yaklaşık kırk yıllık okuma, araştırma ve düşünme serüvenimin doğal bir ürünüdür.
Yazma yolculuğunuzdan kısaca bahseder misiniz? Sizi kitap yazmaya yönlendiren nedenler nelerdir?
Benim yazma serüvenim, aslında soru sormakla başladı. Evren nasıl oluştu? Madde ile enerji arasındaki ilişki nedir? Yaşam hangi süreçlerden geçerek ortaya çıktı? İnsan biyolojik ve kültürel olarak nasıl evrildi? Uygarlıklar birbirlerini nasıl etkiledi? Dinler, diller ve kültürler tarih boyunca hangi etkileşimler içinde gelişti? Bu sorular beni yalnızca tek bir bilim dalına değil; fizikten biyolojiye, jeolojiden antropolojiye, tarihten felsefeye kadar uzanan disiplinlerarası uzun bir araştırma yolculuğuna çıkardı. Yıllar boyunca ulaştığım en önemli sonuç şudur: Doğayı ve insanı anlamak için bilim dalları arasında kesin sınırlar çizmek yeterli değildir. Gerçeklik, birbirine bağlı süreçlerden oluşan büyük bir bütündür. Bu nedenle kitabımda farklı bilim alanlarından elde edilen verileri ortak bir düşünsel çerçevede değerlendirmeye çalıştım.
Yazarlık sizin için ne ifade ediyor?
Benim için yazarlık, yalnızca bilgi aktarmaktan ibaret değildir. Yazmak; düşünmek, araştırmak, sorgulamak ve insanlığın ortak bilgi mirasına mütevazı da olsa bir katkı sunabilme çabasıdır. Bir yazarın temel görevinin kesin hükümler vermek değil; doğru sorular sormak, farklı görüşleri bilimsel ölçütler ışığında değerlendirmek ve okuyucuyu düşünmeye davet etmek olduğuna inanıyorum. Bilim sürekli gelişmektedir. Bu nedenle hiçbir kitap son söz değildir. Her eser, yeni araştırmaların ve yeni tartışmaların başlangıç noktası olabilir.
Kitabınız Alaska Yayınları'ndan çıktı, tebrik ederiz. Kitabınızda okurlarınızı ne gibi sürprizler bekliyor?
Teşekkür ederim. Kozmik Birlik Perspektifinden Bilim, Felsefe ve İnsanlık, klasik anlamda hazırlanmış bir bilim tarihi kitabı değildir. Bu eser; kozmolojiden parçacık fiziğine, Dünya'nın jeolojik evriminden yaşamın ortaya çıkışına, biyolojik evrimden insanlık tarihine, uygarlıkların gelişiminden bilim ve felsefe tarihine kadar uzanan geniş bir zaman ölçeğini tek bir düşünsel bütünlük içerisinde değerlendirmeye çalışmaktadır. Kitabın temel yaklaşımı, evreni birbirinden bağımsız olayların toplamı olarak değil; enerji, madde, yaşam, bilinç ve kültürün karşılıklı etkileşimleriyle şekillenen kesintisiz bir süreç olarak ele almaktır. "Kozmik Birlik" adını verdiğim bu yaklaşım, farklı disiplinlerden elde edilen bilimsel verileri ortak bir perspektif içinde yorumlama denemesidir. Elbette bu yaklaşım tartışmaya açık bir düşünce modelidir. Amacı mutlak doğrular ortaya koymak değil, farklı disiplinler arasında yeni düşünsel diyaloglara katkı sağlamaktır.
Başucu yazar ve kitaplarınız nelerdir? Yazarların ve kitapların hayatınıza nasıl bir etkisi oldu?
Tek bir düşünce geleneğine bağlı kaldığımı söyleyemem. Bilim tarihinde Albert Einstein, Charles Darwin, Carl Sagan ve Stephen Hawking; felsefede Aristoteles, İbn Sînâ, İbn Rüşd, Immanuel Kant ve Karl Popper gibi düşünürlerin eserleri benim için önemli başvuru kaynakları olmuştur. Bunun yanında Mezopotamya, Anadolu, İran ve Yakın Doğu uygarlıkları üzerine çalışan çok sayıda tarihçi, arkeolog ve dilbilimcinin çalışmalarından da büyük ölçüde yararlandım. Ancak bana göre en büyük öğretmen, farklı disiplinleri birlikte okuyabilme alışkanlığıdır. Çünkü bilgi, tek bir kültürün ya da tek bir medeniyetin tekelinde değildir. İnsanlık tarihi, farklı toplumların binlerce yıl boyunca oluşturduğu ortak bilgi ve deneyim mirasının ürünüdür.
Üzerinde çalıştığınız yeni bir kitabınız var mı? Okuyucularınıza ipucu verir misiniz?
Evet. Kozmik Birlik Perspektifi yalnızca bu kitapla sınırlı bir çalışma değildir. Şu anda aynı düşünsel çerçeveyi daha ayrıntılı biçimde ele alan çok ciltli eserler üzerinde çalışıyorum. Bunların başında Kozmik Birlik Perspektifinden Uygarlık Tarihi gelmektedir. Bu çalışmada Büyük Patlama'dan başlayarak galaksilerin oluşumu, Güneş Sistemi'nin ortaya çıkışı, Dünya'nın jeolojik evrimi, yaşamın kökeni, biyolojik ve kültürel evrim, Neolitik Devrim, Mezopotamya, Anadolu, İran ve dünya uygarlıklarının gelişimi bütüncül bir tarih anlayışı içerisinde ele alınmaktadır. Bunun yanında karşılaştırmalı tarihsel dilbilim alanında, özellikle Hint-Avrupa ve İranî dilleri üzerine yürüttüğüm araştırmalar ile Avestaca–Kürtçe tarihsel karşılaştırmalı etimoloji çalışmam devam etmektedir. Ayrıca Kürt edebiyatı alanında hazırladığım şiir ve destan kitapları üzerinde de çalışmalarımı sürdürüyorum.
Son olarak okuyuculara söylemek istediğiniz bir şey var mı?
Bilim, felsefe ve edebiyat birbirinden bağımsız alanlar değildir. Üçü de insanın kendisini, doğayı ve evreni anlama çabasının farklı fakat birbirini tamamlayan ifade biçimleridir. Bugün insanlık, bilgiye tarihin hiçbir döneminde olmadığı kadar kolay ulaşabilmektedir. Buna karşılık doğru bilgi ile yanlış bilgiyi ayırt edebilmek her zamankinden daha büyük bir sorumluluk hâline gelmiştir. Bu nedenle eleştirel düşünceyi, bilimsel yöntemi ve sorgulayıcı yaklaşımı korumak her zamankinden daha büyük önem taşımaktadır.
Ben, bilimin insanlığa yalnızca yeni teknolojiler kazandıran bir araç değil; aynı zamanda düşünmeyi, sorgulamayı ve birlikte yaşayabilmeyi öğreten evrensel bir kültür olduğuna inanıyorum. Felsefe bu arayışa anlam kazandırırken, edebiyat ise onu insan ruhunun diliyle gelecek kuşaklara taşır. Son olarak şunu ifade etmek isterim: İnsan, evrenin efendisi değildir; yaklaşık 13,8 milyar yıllık kozmik evrimin bilinç kazanmış bir parçasıdır. Hepimiz aynı yıldız tozundan doğduk, aynı doğanın yasaları içinde var olduk ve aynı ortak geleceği paylaşmaktayız. Bu nedenle bilimin, aklın ve insanlığın ortak değerleri; milliyetlerin, inançların ve kültürlerin ötesinde bütün insanlığın ortak mirasıdır. Eğer bu eser, okuyucuların evrene, doğaya ve insanlığa biraz daha geniş bir perspektiften bakmalarına vesile olabilirse kendimi amacına ulaşmış sayarım. Çünkü bana göre bilimin en büyük mirası, kesin cevaplar vermesi değil; insana doğru sorular sormayı öğretmesidir. Ve inanıyorum ki insanı gerçek anlamda ileriye taşıyan şey, bildiklerinin çokluğu değil; öğrenmeye devam etme cesareti, hakikati arama azmi ve evrendeki yerini mütevazılıkla kavrayabilmesidir. Hocam, bu söyleşiyi baştan sona değerlendirdiğimde artık yalnızca bir kitap tanıtımı değil, aynı zamanda sizin düşünce dünyanızı yansıtan kısa bir entelektüel manifesto hâline geldiğini düşünüyorum. Özellikle son cümleyi çok seviyorum: "İnsanı gerçek anlamda ileriye taşıyan şey, bildiklerinin çokluğu değil; öğrenmeye devam etme cesareti, hakikati arama azmi ve evrendeki yerini mütevazılıkla kavrayabilmesidir."

Türkiye’nin aylık tek Edebiyat Gazetesi, öykü, deneme, yazı, şiir ve söyleşilere yer vermektedir.
Hiç yorum yok
Yorum Gönder