Nazım Hikmet'le Konuştuk - Nostalji (1932)

Nostalji köşemizde bu ay Edebiyat Gazetesi'nin 23 Haziran 1932 nüshasında yayımlanan Nazım Hikmet'le Konuştuk başlıklı yazıya yer veriyoruz.
0

Nazım Hikmet mensup olduğu edebiyat cereyanında şiirle tabiatın münasebetini ve şiirde lirik unsuru anlatıyor.  Mensup olduğunuz edebiyat cereyanında tabiatın mevkii nedir? Şiirlerinizin haykıran bir bando mızıka kadar ibaret olduğunu, yazılarınızın kısmen sesinin duyulmadığını, lirismi idrak ettiğinizi söylüyorlar, ne dersiniz?

Nazım Hikmet'le Konuştuk

Nazım cevap verdi: Evvelâ sualinizin birinci kısmına cevap vereyim. Cevabımın anlaşılması için proleter edebiyatının felsefesini kısaca anlatayım. Şarklı veya garplı bilmem ne mollası be, mösyö Bergson ve mister Ford ve saire felsefede idealist, hayatta materyalisttirler. Bir proleter şair ise, bilâkis, felsefede materyalist, hayatta idealisttir. Yalnız şunu derhal ilâve etmek lâzımdır ki, bu felsefî materyalizm o senelerdeki aşırı materyalizm değil Diyalektik materyalizmdir.

Diyalektik materyalizme göre, madde: ihtisas ve intibalarımıza tabi olmaksızın var olan ve varlığını ihtisas ve intibalarımızla anladığımız objektif realiteye delâlet eden felsefî kategoridir.

Eşyanın bünyesi, eşya maddelerinin kimyevî terkibi, atom, elektron, esir v. s. hakkındaki bilgilerimiz erişilebilir ve bu bilgiler her gün yeni bir ufka doğru genişlemektedir. Fakat, insanın fikirleri yüz yıl beslenmeyeceği ve yalnız platonik bir aşk münasebetiyle çocuk doğmayacağı eskiyen bir hakikattir.

Diyalektik materyalizm için, edebiyata tayin edilmiş meşrut olmayan hiçbir şey yoktur. O, her şeyde zarurî nokta aranmasını emreder, onun karşısında doğru ve mahvoluş zıtlarının fasılasız akışında, “aynıdan”, “başka”, “yukarı”, “sonsuz bir geçmişten başka bir şey duramaz. Bizzat diyalektik felsefe, mütefekkir dimağda, bir dogma basit bir inançtan başka bir şey değildir.

Diyalektik materyalizma maddenin bünyesi ve esvafı hakkındaki ilmî bilgilerimize takribî ve nisbî mahiyeti üzerinde ısrar eder, tabiatta mutlak hudutlar tanımaz. Eşyanın “cevher”i de nispîdir. Dün atoma gelmiştik, bugün elektron esiri geçmiş bulunuyoruz. Bütün bu bilgilerimiz tabiat idrakının nisbî merhaleleridir. Mutlak olan yalnız afak realitedir. Ve ilmî bilgilerimiz bu realitenin her gün biraz daha derinliklerine inmektedir. Ve idealist realizm ile diyalektik materyalizmi ayıran nokta buradadır. Bu söylediklerimden de anlaşılacağını zannettiğime göre, mensup olduğum edebiyat cereyanında şiirle tabiatın münasebeti çok derin ve geniştir ve eğer insanların tabiatı işiterek, “değiştirerek”, kendi içtimai muhitlerini ve kendilerini de değiştirdikleri nazarı itibara alınırsa şiirle tabiatın münasebeti daha iyi meydana çıkar. Şimdi gelelim sualinizin ikinci kısmına. Bu hususta fazla bir şey söylemiyeceğim. Yalnız, meselâ, şu “MAVİ GÖZLÜ DEV MİNNACIK KADIN ve HANIMELLERİ” isimli yazımda o beylik ve belki aşağılık münasebile, miktarı münasip lirik bir hava bulunduğunu sanıyorum. Bu yazımın lirik tarafı belki çok iptidai, belki çok az sanatkârane, ve çok basittir. Fakat zannediyorum ki, bu tarz şiirde lirizme yer olduğumu pek âlâ gösterebilir. Meselâ bizde, bu mektebe mensup olduğunu zannettiğim İLHAMİ BEKİR’in mükemmel lirik yazıları vardır.

Edebiyat Gazetesi / Sahip ve Umumî Neşriyat Müdürü Orhan Seyfi / 23 Haziran 1932

Hiç yorum yok

Yorum Gönder

1932-2025 © Edebiyat Gazetesi
ISSN 2980-0447