Tiyatro Hikâyesinde Yaşam-Tiyatro Çatışması

0

Genç şair Mevlud Mevlud (Mövlud Mövlud) birçok şiir ve hikâyelerin yazarıdır. 28 yaşında vefat eden merhum şairin “Tiyatro” adlı öyküsünde tiyatro tutkulu bir gencin değerler sorunu ve ahlaki-manevi çatışmaları ele alınır. Hikaye sosyal-psikolojik tarzda, gerçekçilik akımında yazılmıştır. Hikâyede olaylar ana karakterin dilinden anlatılmaktadır. Olaylar bir gün içerisinde 2 yerde (tiyatro ve misafir olarak gitdiği evde) gerçekleşiyor: Hikayeyi okurken zamanı hissetmiyorsunuz. Eserin tek konu satırı bulunmaktadır. Hikayenin ana karakteri aynı zamanda geliştirici-yazardır. Makalede genç şairin hikayesini  yorumlamaya çalışacağız.  

Genç şair Mevlud Mevlud (Mövlud Mövlud)

Yazarın konuşması nerede önemlidir? Yazarın kendisi dışındaki insanları, kendisine benzemeyen (kendisini üstün ya da aşağı gören) insanları ve yaşamı anlattığı yer orası önemlidir. Burada yazar geliştirici oluyor, buraya kendi şeylerini eklemiyor, hayatı dışarıdan olduğu gibi anlatıyor. 

Geliştirici-yazarın (tiyatro tutkusu olan genç) bilinç akışı biçiminde anlattığı olaylar, çok sevdiği “kahraman”ın arka planına karşı kendi içindeki savaşları, felsefi ve varoluşsal krizleri, sancıları ifade ediyor. 

Tiyatro tutkulu genç konuşur, gözlemler ve kendi konumunu ifade eder. Ana karakter tiyatroda genç bir adamla tanışır, onu takip eder, onun asil, kültürlü, entelektüel olduğunu varsayar. Hikăyenin finalinde- misafir gitdiği evdə hayran kaldığı gençle (24-25 yaşlarında) karşılaşan tiyatro sevdalısı hayal kırıklığı yaşıyor.

Genç adam her şeyden önce hayranının görünüşünü idealleştiriyor. (uzun boylu, kıvırcık saçlı, uzun sakallı) Bu da gencin ona olan tutkusunu yansıtıyor. Ana karakter keskin bir gözlemcidir. Tiyatroya “giden” kişinin asıl amacının arkasında çirkin bir niyet var iken, diğer tiyatroya giden gencin amacı bilgisini genişletmek, yeni insanlarla tanışmak, bilgisine bilgi katmakdı. Genç adamın içindeki boşluk, iç çatışmalar ve iletişim eksikliği onu izlediği gençi- İbrahim'i idealleştirmeye itiyor ve onunla iletişim kurmak istiyor, “Ben onun en iyi tiyatro uzmanı olduğunu düşünüyordum. Bende gerçekten zeki bir imaj yarattı”.  İbrahim'in hayatı yüzeysel, çürük hedeflerden ibarettir, “parazit” bir hayat yaşıyor. İbrahim tiyatroyu bir eğlence ve tanışma aracı olarak görüyor ve “rolünü” çok iyi “oynuyor”. Çaresizlik, ahlak eksikliği, karakter eksikliği, kültür eksikliği bir gencin “hayat kazanında kaynıyor”. Adam bir oyuncuyla tanışmak için bilet alır, kendini tiyatro izlemeye zorlar, yani kültürlü, tiyatrol olduğunu gösterir, çünkü niyetini gerçekleştirmek için kişiliği buna mahkumdur. “Ben tiyatro aşığı değilim”. Tiyatrocu genç o kişinin alçakgönüllü olduğunu düşünür, o hâlâ son kez “mücadele etmektedir”. İbrahim'in “ideal” bir insan (genel olarak bir insan diyebilir miyiz?) olduğu düşüncesi çöküş yaşıyor. “Oraya neden gittiğimi biliyor musun? Orada bir oyuncu var, Gönül İbrahimli...” (kahraman çirkin niyetini ortaya koyar)

Genç adam kendini o kadar aşağı görüyor ki, özgüvenini kaybediyor ve kendisine karşı tavrı yıkıcı etki yapıyor: “Aslında onun rusça konuşmasından ya da benim gibi eşeklerle konuşmak istememesinden endişeleniyordum”. Genç adam bu düşünceyle toplumdaki sosyal ve kültürel farklılıklara dikkat çeker. İbrahim'in kim olduğunu anlayan genç, kendi kimliğinin farkına varır. İnsan kendi iç dünyasına dalmalı ve kendini değerlendirmelidir. Hikayemizin kahramanı kendini unuttu. Kişiliğini, “sınırlı ve dar” bilgisini kendi “kazan”ında “eritti”. Kahramanımız mantıksız davranışlarıyla kendini küçültürken, İbrahim'i gözünde büyütür. “Bu adama yavaş yavaş hayran olmaya başladım”. (çünkü kendisinin büyüleyici yanını göremiyor, belki de onun dünyasında böyle bir yanı yok)

İsimsiz genç adamımız (belki de kendisini “kişiliksiz” gördüğü için tanıtıma ihtiyacı duymadı) kendi içinde bir boşluk hisseder ve bu boşluğu “ideal avına” çıkarak doldurmak ister. Azerbaycanlı şair Selim Babullaoğlu'nun “Hayat bir kişiyle azalmasa da bir kişide mutlaka azalır” sözü kahramanlarımızın hayat yolunu yansıtıyor. Eksiklik kompleksi içinde olan bu genç, kendisine karşı duyduğu değersizlik duygusunu pekiştirmek, (bilinçaltında öyle sanır) kendisinin bir “eşek” olduğunu kendine “kanıtlamak” ve böylece  bastırılmış değersizlik duygusunu tatmin etmek ve “beslemek” için İbrahim'i hedef alır. İbrahim'in burada hem “av” hem de “besin kaynağı” işlevini yerine getirdiği anlaşılıyor. “Eğitimli görünmek istedim”.

Bizce iki gencin tiyatroda tanışması tesadüf değildir. Tiyatro bir mikro ortamdır, sahnenin ve performansın evidir. Burada yapaylık var, rol var. Tiyatro yaşamın simgesidir. Bu çalışmada genç adam, tiyatro (hayat) aracılığıyla acı gerçeklerle yüzleşir. Genç adamın ideal gördüğü kişi onun “öğretmeni” olur. Hayat gerçektir, çok yönlüdür. Hayat denizdir, iyi bir yüzücü olmalısınız.

Mevlud Mevludun “Tiyatro” hikayesi, insanların dış görünümü ile iç görünümü ve davranışları arasındaki boşluğu gösterir. İbrahim'in tiyatroya giderken yanında getirdiği eski çantası onun sosyal statüsünün ve yaşam tarzının simgesidir. Modası geçmiş bir çanta idealin çöküşünü, yanılsamanın ardındakı gerçekliği temsil eder. İbrahim, belki de sosyo-psikolojik maskesini çantasında saklamaya çalışarak tiyatroya bir çantayla geldi. “Dişlerinin çarpık olduğunu şimdi görüyordum”. O kişi zaten ideal bir imaj olarak kaybolmuştur, “hayalleri boğulmaktadır”. Bir erkeğin herhangi bir “kusurunu” (dişlerdeki eksiklik - çarpıklık) açıkça hissediyor. Burada “çarpık diş” aynı zamanda İbrahim'in kişiliğinin, karakter kusurunun, eksikliğinin, sahtekarlığının da sembolüdür.

Mevlud Mevlud (Mövlud Mövlud) / Edebiyat Gazetesi / Ağustos 2026 / Sayı 43

Kaynakça

1. https://kulis.az/xeber/yazarlar/xeber-18227.  6.06.2017.

2. https://youtu.be/IpWtxL11sbc?si=RU9Kz5kvhr2KWLYy.  21.01.2018.

3. https://kulis.az/xeber/aliye/edebi-tenqid/xeber-18260. 8.06.2017.

Hiç yorum yok

Yorum Gönder

1932-2025 © Edebiyat Gazetesi
ISSN 2980-0447