Anadolu ve Mezopotamya, yüzyıllar boyunca sözün yazıdan daha güçlü olduğu coğrafyalardı. Bu coğrafyaların halkları tarihlerini çoğu zaman kitaplara değil hafızaya emanet ettiler. Bu hafızanın taşıyıcıları ise âşıklar, dengbêjler, destancılar, ağıtçılar ve hikâye anlatıcılarıydı. Türk sözlü kültüründe âşıklar sazlarıyla dolaşırken, Kürt sözlü kültüründe dengbêjler sesleriyle bir halkın tarihini, acılarını ve umutlarını taşıdılar. Farklı biçimlere sahip olsalar da her iki gelenek de aynı görevi üstleniyordu: Unutulmaya karşı anlatmak. Canser Kardaş’ın dengbêjlik ve âşıklık geleneklerini karşılaştırdığı çalışmasında ortaya koyduğu gibi, bu iki sözlü gelenek birbirinden bütünüyle kopuk dünyalar değildir. Aynı coğrafyanın içinde gelişmiş, zaman zaman birbirinden etkilenmiş ve benzer toplumsal işlevler üstlenmişlerdir. Bu nedenle Yaşar Kemal ile Mehmed Uzun'u yalnızca Türkçe ve Kürtçe edebiyatın temsilcileri olarak görmek yetersiz kalır. Her ikisi de çok daha eski bir anlatı mirasının çocuklarıdır.
Bugün geriye dönüp Yaşar Kemal ile Mehmed Uzun'a baktığımızda onların yalnızca iki farklı edebiyatın temsilcileri değil, aynı kültürel coğrafyanın farklı dillerde konuşan iki büyük sesi olduğunu görürüz. Biri âşıkların türküsünü, diğeri dengbêjlerin kelâmını romana taşıdı. Ama her ikisinin yaptığı şey özünde aynıydı: Halkın hafızasını unutuluşa karşı korumak. Bazı yazarlar yalnızca roman yazmaz; halklarının hafızasını yeniden kurarlar. Onların eserlerinde yalnızca bireysel hayal gücü değil, kuşaklar boyunca anlatılagelen hikâyelerin, ağıtların, destanların ve türkülerin sesi duyulur. Yaşar Kemal, Karacaoğlan, Dadaloğlu gibi tanınmış halk şairlerinin yanı sıra adını ilk kez duyurmuş birçok âşığa ait deyişleri, türküleri, ağıtları ve halk hikâyelerini Sarı Defter ve Ağıtlarım adlı eserlerinde topladı ve onları eserlerinde işledi.
Yaşar Kemal, Çukurova’nın sazlı sözlü, doğaçlama gücü yüksek, coşkulu âşık geleneğinin ritmiyle büyümüştür. Henüz çocuk yaşta elinde sazla diyar diyar gezen "Âşık Kemal", Karacaoğlan’ın, Dadaloğlu’nun mirasını devralmıştır. Ancak onun edebiyatının temelinde doğduğu topraklara ait sarsıcı bir göç trajedisi ve saklı bir anadil hafızası da yatar. Yaşar Kemal, Birinci Dünya Savaşı sırasındaki Rus işgali nedeniyle şimdi Van’ın Muradiye ilçesinin Ünseli (Ernês/Arnês) köyü olan bir yerden göç ederek Çukurova’ya yerleşmek zorunda kalan Kürt bir ailenin çocuğudur. Evinde Kürtçe konuşulan, fakat dış dünyada Türkçe ile hemhâl olan bu çocuk, iki dilin de zenginliğini ruhunda taşımıştır. Yaşar Kemal'in edebiyatı çoğu zaman Çukurova destanları, Türkmen anlatıları ve âşık geleneği üzerinden okunur. Kuşkusuz bunda büyük bir doğruluk payı vardır. Ancak bu dünya bundan çok daha geniştir. Çukurova, yalnızca bir coğrafya değil; Türklerin, Kürtlerin, Yörüklerin, Arapların ve başka birçok halkın hikâyelerinin iç içe geçtiği bir sözlü kültür evrenidir. Yaşar Kemal'in romanlarında duyduğumuz destansı ses, yalnızca âşıkların sazından yükselmez; bölgenin çok katmanlı sözlü hafızasından beslenir. Kürt hikâyeleri, ağıtları ve dengbêj anlatıları da bu hafızanın önemli parçalarıdır. Nitekim yazarın edebi biyografisi incelendiğinde, onun sadece Çukurova âşıklarından değil, anne tarafından gelen güçlü dengbêjlik damarından, evlerinde yankılanan Kürtçe çağıldayan dengbêjlerden, Kürt kültürü, folkloru ve hikâyelerinden de yoğun şekilde istifade ettiği görülür. Evdalê Zeynikê gibi büyük dengbêjlerin gelip konuk olduğu, diz çöküp destanlar söylediği bir buluşma noktasıydı Yaşar Kemal’in ailesinin evi. Nitekim sonraları Kemal etkilendiği bu dengbêji Kürtlerin Homeros’u olarak nitelendirir. Uzun ise Kemal’i onaylar ve Evdalê Zeynikê’nin sözlü anlatı geleneğinden Gılgamış ve Homeros’un soyundan olduğunu belirterek ona ve sanatına evrensel bir değer biçer.
Mehmed Uzun'a baktığımızda; onun edebi serüveni aynı kültürel havzanın başka bir dildeki yankısı gibidir. Uzun, Siverek ve Diyarbakır’da doğrudan dengbêjlerin dizinin dibinde büyüdükten sonra, ömrünün büyük kısmını geçireceği Stockholm’ün sürgün odalarında, yazılı geleneği kesintiye uğramış anadilinde yazmayı seçmiştir. Yazarlığında roman dili olarak Kürtçeyi seçmesi konusunda Johannes Edfeld, Artur Lundkvist gibi yazarların yanı sıra onu cesaretlendirenlerden biri de Yaşar Kemal’dir (Kaya, 2007). O, dilinin ve kültürünün "kelâmını" modern romanda diriltmek için iğneyle kuyu kazmıştır. Mehmed Uzun, bizzat Türkçe kaleme aldığı Zincirlenmiş Zamanlar, Zincirlenmiş Sözcükler (2000) ve Ruhun Gökkuşağı (2000) gibi eserlerinde bir işçi gibi yılmadan çalışıp Kürtçe dilinde bir yazarlık kurma mücadele ve çabasını anlatırken, Yaşar Kemal’in kendi üzerindeki kurucu etkisini de açıkça itiraf eder. Uzun için Yaşar Kemal, sözlü kültürü modern dünya edebiyatına taşımada aşılamaz bir üstat ve kılavuzdur. Sürgünde ne zaman tıkanıp umutsuzluğa kapılsa, Yaşar Kemal’in ona yazdığı mektuplar ve Stockholm ziyaretlerindeki "Sen bir dil inşa ediyorsun, iğneyle kuyu kazıyorsun, durma yaz" telkinleri (Uzun, 2020), Mehmed Uzun’un modern Kürt romanının temel taşlarını döşemesini sağlamıştır. O, bu taşları döşerken Hawar ekolünün Kürt dili üzerindeki çalışmaları ona büyük bir avantaj sağlamıştır. Ayrıca şunu da belirtmek gerekir ki Kürtçe roman serüveni ondan önce 1935 yılında Sovyet coğrafyasında basılan Şivanê Kurmanca (Kürt Çoban) ve sonrasında yayımlanan birkaç Kürtçe roman olması onun yetkin bir Kürtçe roman dili kurmasının ön adımlarını oluşturdu. Uzun, eski ve unutulmuş seslere kulak vermiştir. Dengbêjler onun vazgeçilmezleridir. Mehmed Uzun öncelikle Evdalê Zeynikê, Ehmedê Fermanê Kîkî gibi dengbêjlerin hayatlarına odaklandı ve onları kurgu dünyasına taşıdı. O, birçok kitabında dengbêjlere ve dengbêjliğe yer verdi, Dengbêjlerim ve Rojek ji Rojên Evdalê Zeynikê adlı eserleri bunlardan birer örnektir. Onun eserlerinde dengbêjler yalnızca folklorik figürler değildir; halkın hafızasını taşıyan canlı arşivlerdir. Romanlarında sözlü kültürün ritmi, anlatım teknikleri ve hafıza biçimleri yeniden hayat bulur. Böylece Uzun sözlü gelenek ile yazılı kültür arasında bir köprü kurarak dengbêj mirasına sahip çıkar, onu korur ve onu modern bakış açısı ile yeniden üretir.
Uzun ile Kemal’in usta-çırak ilişkisi ve edebi akrabalık, onları hem kendi ulusal edebiyatlarında hem de dünya edebiyatında çok sarsıcı ve paralel birer konuma yerleştirmiştir. Yaşar Kemal, Çukurova’nın yoksul köylülerinin trajedisini Türkçe romanda bir devrim yaparak dünya edebiyatına taşırken; Mehmed Uzun da Mezopotamya’nın parçalanmış coğrafyasındaki insanın varoluşsal sancısını yerelden yola çıkarak evrensele ulaşır. “Çok dilli çok kültürlü bir yazar olan Uzun, denemelerinde görevinin dilleri, kültürleri, edebiyatları ve ülkeleri birbirinden uzaklaştırmak değil, yakınlaştırmak olduğunu; önyargıları çoğaltmak değil, azaltmak olduğunu yineler”. Böylece o bu misyonuyla dünya edebiyatçısı anlayışı ve inancıyla hareket ettiği görülür. Yaşar Kemal’in eserleri dünyayı dolaşmıştır ve o bir dünya edebiyatçısıdır. Mehmed Uzun ise evrensel duruşu ve yarattığı eserleri ile dünya edebiyatçısı olma yolunda önemli bir mesafe kat etmiştir. Her iki yazarın da muazzam dilsel ve edebi işçilikleri, her iki yazarı da kendi dönemlerinde dünya edebiyatının en saygın ödüllerinden olan Nobel Edebiyat Ödülü’ne aday gösterilmelerine kadar taşımıştır. Bu ortak Nobel serüveni, yerel bir sözlü kültürden beslenen iki anlatıcının, Homerosvari bir dehayla dünya edebiyat merdivenlerini nasıl yan yana tırmandıklarının en somut kanıtıdır.
2007 yılında Mehmed Uzun bu dünyaya erken veda ettiğinde, Diyarbakır’daki cenazesinde tabutuna omuz veren ve kitlelerin önünde gözyaşlarıyla yürüyen kişi, onun edebi pusulası, koruyucusu ve kadim dostu Yaşar Kemal’den başkası değildir. Yaşar Kemal orada, "Ben Kürt asıllıyım ancak Kürt yazarı değilim. Mehmed bir Kürt yazarıdır... Kürt romanının dilinin dikenli yolunu açmıştır" der. Ayrıca; Mehmed'in romanı, kişiliği, insanlığın zenginliğidir. Yaşamı boyunca konuşmalarıyla, eserleriyle savaşa karşı koymuştur. Yakında bu savaş barışla bitecektir” Mehmed Uzun’un her defasında arzuladığı barışın gelip Uzun’un rahat edeceğini belirtir (aktaran Bianet, 2015). Biri Türk edebiyatının, diğeri Kürt edebiyatının kurucu zirveleri olan bu iki akraba ruh, dilleri farklı olsa da aynı epik dehanın ve sözlü mirasın taşıyıcısıydılar. Homeros’un, Çukurova âşıklarının ve Mezopotamya dengbêjlerinin o zamansız sesini modern romanın imkânlarıyla yeniden doğuran Yaşar Kemal ve Mehmed Uzun, kurdukları o devasa edebi köprüyle sözün ve kelâmın insanlığı zamana karşı nasıl koruyabileceğini gösteren en aydınlık iki rehber olarak ışıldamaya devam ediyor.
Dr. Mehmet Nur Yavuzer / Edebiyat Gazetesi / Ağustos 2026 / Sayı 43
Kaynakça
Bianet. (15 Ekim 2007). Barış Gelecek Mehmed Rahat Edecek (Yaşar Kemal'in Mehmed Uzun’un cenazesindeki konuşması).
Gürsel, N. (2008). Yaşar Kemal: Bir geçiş dönemi romancısı. İstanbul: Doğan Kitap.
Kardaş, C. (2013). Dengbêjlik geleneği ve âşık edebiyatı ile karşılaştırılması (Doktora tezi). Fırat üniversitesi / sosyal bilimler enstitüsü / Türk dili ve edebiyatı anabilim dalı.
Kaya, F. (2007). Uzun roman: Mehmed Uzun portresi. İstanbul: Alfa Yayınları.
Kemal, Y. (2019). Yaşar Kemal kendini anlatıyor: Alain Bosquet ile Yaşar Kemal görüşmeleri. İstanbul: Yapı Kredi Yayınları.
Saklıyan, M. (2019). Yaşar Kemal: Çukurova'dan dünyaya. İstanbul: Gerekli Kitaplar.
Uzun, M. (2020). Ruhun Gökkuşağı. b. 10. İstanbul: İthaki Yayınları.
Uzun, M. (2018). Zincirlenmiş Zamanlar, Zincirlenmiş Sözcükler. b. 10. İstanbul: İthaki Yayınları.
Yavuz, Y. (2020). Di Romanên Mehmed Uzun de Hêmanên Folklorê (Yüksek lisans tezi). Yüzüncü Yıl Üniversitesi, Yaşayan Diller Enstitüsü, Van.
Yavuzer, M. N. (2024). Nasname û Rewşa Trajîk: Berawirdkirinek li ser romanên Mehmed Uzun, Yaşar Kemal û Îbrahîm Yûnisî (Doktora tezi). Bingöl Üniversitesi, Yaşayan Diller Enstitüsü, Bingöl.

Türkiye’nin aylık tek Edebiyat Gazetesi, öykü, deneme, yazı, şiir ve söyleşilere yer vermektedir.
Nivîseke pir baş e 👍
YanıtlaSilİki deha, iki dost, iki edip, iki köprü, iki hümanist, iki barış insanı, iki doğa ve insan tutukunu insan. Ruhlarınız şad olsun...
YanıtlaSil