Merhaba hocam, okuyucularımıza kısaca kendinizden bahseder misiniz?
1965 yılında Yozgat’ın Dağyenicesi Köyü’nün o dingin topraklarında, kökleri Karaca Ahmet’e uzanan bir ailenin evladı olarak dünyaya geldim. Hayat yolculuğum boyunca doğayı, insanı ve varoluşun gizemini gözlemlemeyi bir yaşam biçimi edindim. Ancak idrak derinleştikçe anladım ki doğduğum şehir de, taşıdığım soy ağacı da Mutlak Bilinç’in bu dünya sahnesinde benimle buluştuğu zarif birer vesiledir. Ben de bu sahnede, Sevgi ve İrade ile bana sunulan "Serdar" rolünü en güzel, en arı şekilde oynamaya çalışan bir hakikat yolcusuyum.
Yazma yolculuğunuzdan kısaca bahseder misiniz? Sizi kitap yazmaya yönlendiren nedenler nelerdir?
Benim için yazmak, zihnime düşen bir fikri kâğıda aktarmaktan öte, içsel yolculuğumda Öz’ün Kendi içindeki coşkulu fısıltısını dışarıya akıtma arzusudur. İnsanın kelimelerle ifade ettiği o evrensel akıştan, günümüzün algoritmalarla şekillenen dijital çağına geçişini ve bu süreçte kendi özünü nerede bıraktığını sorgulama ihtiyacı beni bu kitabı yazmaya yöneltti. Kadim tasavvuf anlayışı ile modern kuantum fiziğini aynı potada eritip okura sunmak, bu yazım yolculuğunun en büyük motivasyonu oldu.
Yazarlık sizin için ne ifade ediyor?
Yazarlık benim için bir unvan ya da bir iddia değil; akışta olma hâlidir. Sahnede yalnızca bir suret ve isim "Serdar" olarak bulunurken, dünyevi sistemlerin ve ezberlerin ötesine geçip perdenin arkasındaki o tek ve bölünmez İrade’nin sözü olma çabasıdır. Toplumsal kalıpların, sistemin kurallarının dışında kalmayı göze alarak Öz’e sadık kalabilmektir. Hatta yakın zamanda kaleme aldığım bir şiirsel dizede bu hissi şöyle dile getirmiştim:
Eylül
Her eylül bir bütünleme sancısıdır bende,
Bünye alıştı liseden beri bu kırık notlara.
Toplumsal histeri dersinden yine kaldım;
Akışta olmayan zihin temaşasına
Sıfır verdi hocanın tükenmez kalemi.
Pazar ekonomisi ve kapitalin çarkında
Kul olma hepten beter...
En çok da din dersinden çektim sıfırı;
Aklıma uymadı ezberlerin kalıbı,
Hoca ne dediyse, hep tersini yazdım kâğıda.
Hangi müfredata baksam bana yabancı...
İşte bu yüzden,
Hiçbir evin öz çocuğu olamadım,
Ne eşimin sığınağı,
Ne çocuklarımın beklediği liman...
Eylülde bütünlemeye kalmadığım tek ders;
Özümden gözüme akan bir damla yaş.
Hatta düşlerimde çizdim:
Kaf Dağı’nın yüceliğinde kutsalın
Son akşam yemeği.
İşte yazarlık da tam olarak bu "özden göze akan yaş" gibi, dünyevi müfredatlara yabancı kalsak dahi kendi içsel hakikatimizden taviz vermeden akabilme hâlidir.
Kitabınız Alaska Yayınları’ndan çıktı, tebrik ederiz. Kitabınızda okurlarınızı ne gibi sürprizler bekliyor?
Teşekkür ederim. Okurlarımı, Doğu ve Batı felsefesi üzerinden kadim dinlerin ve insanın bilinçaltı oluşumunun simgesel manadaki çözümlemelerine, harflerin sembolik dünyasına, kuantum fiziğine uzanan son derece zengin ve disiplinler arası bir bilinç yolculuğu bekliyor. Kitapta merkezde duran "A-Dem" kavramı üzerinden birlik ile çokluk, madde ile mana arasındaki o ince idrak noktasını keşfedecekler. En büyük sürpriz ise kitabı okudukça dış dünyayı sorgularken bir anda kendilerini tarihsel bir oluşun ve tekâmülün kendi içsel simülasyonlarından Öz varlıklarına uzanan bir yolculukta bulacak olmalarıdır.
Başucu yazar ve kitaplarınız nelerdir? Yazarların ve kitapların hayatınıza nasıl bir etkisi oldu?
Başucumda her zaman tasavvufun kadim irfanı, Hz. Mevlânâ, İbnü’l-Arabî gibi gönül mimarlarının eserleri ile Mısır’ın kadim bilgesi Hermes Trismegistus’un Hermetika’sı, İbrahim Hakkı’nın Marifetname’si, klasik ve dünya edebiyatının devleri yer alır. Friedrich Schiller’in Ibykus’un Turnaları eseri, Shakespeare’in sonatları ve kuantum mekaniği üzerine yazılan teorik metinler ufkumu her zaman genişletmiştir. Bu kitaplar benim için sadece birer bilgi kaynağı olmadı; zihnimin sınırlarını aşmama ve varoluşun arkasındaki o muazzam algoritmik ve ilahi düzeni görmeme rehberlik etti.
Üzerinde çalıştığınız yeni bir kitabınız var mı? Okuyucularınıza ipucu verir misiniz?
Zihin ve gönül durmuyor, tefekkür ve üretim her an devam eden bir süreç. Daha önce okurlarımla buluşan "Döngü" isimli şiir kitabımda varoluşun ritmini, metafiziksel boyutları ve bütünsel hayatın getirdiği derin anlamları mısralara dökmüştüm. Şiir çalışmalarıma bu doğrultuda ara vermeden devam ediyorum. Bunun yanı sıra şu sıralar beni çok heyecanlandıran yepyeni bir çalışmanın mutfağındayım: Çocuklarımız için özel bir hikâye kitabı üzerinde çalışıyorum. Hakikati, Sevgiyi ve varoluşun neşesini onların o duru zihinlerine, masum dünyalarına aktarabilmek benim için çok kıymetli. Hem şiirdeki o derin tefekkürü hem de çocuk edebiyatındaki o taze bakışı okurlarımla buluşturmaya devam edeceğim.
Son olarak okuyuculara söylemek istediğiniz bir şey var mı?
Okuyucularıma söyleyeceğim en önemli şey, dünyadaki rollere, isimlere ve yaşamın telaşına çok fazla kapılmamalarıdır. Yaşam bir mecburiyet değil, Sevgiyle oynanan bir Tiyatro-yu İlahî’dir. Kitapta da belirttiğim gibi: "Çünkü insanın en uzun yolculuğu, dış dünyaya değil, kendi özüne doğrudur." Kendi özlerine yaptıkları o güzel yolculukta zihinleri açık, gönülleri ferah olsun. Sevgi ve selamlarımı iletiyorum.

Türkiye’nin aylık tek Edebiyat Gazetesi, öykü, deneme, yazı, şiir ve söyleşilere yer vermektedir.