Kurbağa Terzi

0

Artık neredeyse hiçbir şeyi iyi ya da kötü diye ayırmıyordum. Etliye sütlüye karışmadan keyfimce yaşamaya başlamıştım. Ancak bunun da bedeli oluyordu hani; yağlanan karaciğer yüzünden yatıp duruyordum dahiliye servisine. Bir gün yine hastanede yatarken zayıf bir kurbağaya benzeyen, armut göbekli ve kendini şair sanan alkolik birisi bir anısını anlattı.  

Kurbağa Terzi

Bu arkadaş, bir zamanlar terziymiş, hem de terzilerin şahı. Öyle ki; kentin en meşhur hatunlarının elbiselerini dikermiş, bu yüzden ünü ta yurt dışına ulaşarak beynelmilel bile olmuş! İşte bu hatunlardan birisi, ilgisiz kocasının bir ay sonraki yaş günü için kendine özel bir elbise diktirmek istemiş. Terzi: “Bu verdiğin ölçülere zor girersin.” demiş, ancak genç görünmek isteyen üç çocuk annesi kadını bir türlü ikna edememiş. Kadın, “Rejim yapacağım.” diyerek hırçın bir hâlde çıkışmayı sürdürünce terzi sonunda “Tamam.” demek zorunda kalmış ve kadını uğurlamış.

Günler geçiyor, kadın kilo verdikçe provaya geliyormuş. Elbiseye yavaş yavaş sığıyor, bu arada terziye de laf dokundurmadan edemiyormuş. Yaş gününden iki gün önce ise iyice zayıfladığı için elbise kutu gibi oturmuş üstüne. Elbisenin de sadece sırmaları kalmış işlenecek.

Kadın, o gün sabah geldiğinde mor şapkasındaki tülü değiştirmek istemiş. Terzi: “Siz gidin, ben akşamüstü elbiseyle birlikte gönderirim, zaten daha ütü yapacağım.” demiş. Tülü dikerken ütü masasının üstündeki elbiseye bakarak içtikçe içmiş; kadının iğneli ve kibirli laflarına, parayı masaya bırakışına iyice canı sıkılmış.

Akşamüstü elbiseyi çırakla gönderdikten sonra gidip yatmış evine. Yaklaşık bir hafta sonra kadını dükkânın önünde bulmuş. O saatte sarhoş olan kadın, adamın boğazına sarılmış. Terzi: “Ben bir şey yapmadım.” dese de kadın adamın üstünü başını yırtarak iş hanını başlarına yıkmış. Masanın arkasına sıkışan terzi ile sarhoş kadının arasına sonunda kadın tezgâhtarlar girmiş; ancak talihsiz kadın dövünerek anlatmış onlara da ibretlik hikâyeyi.

Kocasına sürpriz yapacağı akşam yeni elbise belinden geçmediğinden ağlamaya başlamış. Bu arada hizmetçilerinden birisini gözüne kestirmiş. Teklifi kabul eden genç kız, elinde pastayla alacakaranlıkta oturma odasına girecek; her şeyden habersiz olan adam mumları üfledikten sonra mutfağa geri dönecekmiş. Kadın ise biraz sonra geceliğiyle gidip masaya oturacakmış.

Akşam yemeğinden sonra ona doğru kız, o elbiseyle içeri girmiş, ancak oradan çıkması düşünüldüğü gibi olmamış. Pembe tülün ardındaki kız, işveyle gelip pastayı masaya bırakınca, bir şişe şarap deviren adam kalkıp mumları üflemeden yapacağını yapmış arsız elleriyle. Olanı biteni kapının arasından izleyen talihsiz kadın ise şahin gibi odaya fırlamış sonunda. Böylece her şey ortaya çıkmış, ancak kocasının eline yüzünü de yırtmış tırnağıyla. Son olarak o gece evden kaçacak kızın yedi sülalesini de anan kadının çatallı ve zehirli dilinden evdeki herkes nasibini almış fazlasıyla. Gel gör ki, bundan sonra işler küçük kıyametten büyüğüne doğru yol almış. Çünkü kovulan genç hizmetçiyle yüzü bereli kocasını iki gün sonra pastanede el ele bulmuş...

Benim yüzümdeki tebessüm donup kalırken, yol açtığı şeyden zerre bile utanmayan adam anının sonunu şöyle bağlıyordu: “Uğraştığın terzinin saklı dikişi, beliyle açtı yeni kısmeti...” Ne söyleyeceğimi bilememiştim ama sonunda dayanamayarak: “Allah senin gibi bir terzinin eline düşürmesin.” dedim. İlerleyen günlerde ise kurbağa gibi vücudundan uzanan kısa kollarındaki hünerli elleriyle benim de başıma bir çorap örer diye korktum açıkçası. Huyuna gidip ipe sapa gelmez şiirlerini överek bir hafta sonra taburcu olup kurtuldum oradan.

Coşkun Eroğlu / Edebiyat Gazetesi / Temmuz 2026 / Sayı 42

Hiç yorum yok

Yorum Gönder

1932-2025 © Edebiyat Gazetesi
ISSN 2980-0447