Aşırı sıcak bir Amsterdam gecesinin ardından, şiddetli yağmur ve gök fırtınası ile uyandım güne. Aklımda kırmızı bir elma şekeri ve kırmızı bir balon vardı, yeni başlayan güne gözlerimi kırptığım ilk an. “Bugün güzel geçecek!” dedim. Ne de olsa aklıma ilk gelen, kıpkırmızı parlak bir elma şekeriydi. Elma şekeri çocukluğumuzun masumiyeti, neşeli halleri, umut dolu günleri, etrafa coşkulu bir merakla baktığımız mevsimlerden bağımsız bahar halimizin, olmazları kolaylıkla oldurabileceğimizi düşündüğümüz anların sembolü benim için. Elma şekeri tadında akıllarda kalıp, ardında iz bırakan insanlar var bu fani gök kubbenin altında. Tatlı dilli, varlığı ile ortamın enerjisini sihirli bir şekilde neşelendiren, yıllar geçse bile ruhunun asaleti ve tevazusu ile hatırlanan, hatırlandığında insanı gülümseten, insanda huzur uyandıranlar…
Zaman içinde herkesin hayatı değişir, kimileri okyanus aşırı ülkelere taşınır, arkadaşlıklar dönüşür, değişir. Bazen istenmese de araya zaman girer, bazı bağlar hayatın yoğun ritmine yenilerek zayıflar, kopar. Ama, herkes kendince bir tat bırakır ardında, kimi kekremsi, kimi tatlı, kimi acı, kimi de bir daha hatırlamanın karşı tarafça hiç istenmeyeceği nahoş tatlar, izler bırakır ardında.
Anılarda hoş kalabilmek ise, dengenin, adaletin, emeğin, paylaşımın, hürmetin, sevginin harmanındandır. Bendeki elma şekeri sembolünün tarifini isteseler, “çokça emeğin, adaletin, nezaketin, tatlı dilin, güler yüzün, özverinin, sevginin aşkla ve coşkuyla gönül kabında, yaşam sahnesinde karışımı” diye özetlerdim. Anılarımda elma şekeri tadı bırakan herkesin ruhunun önünde sevgiyle, hürmetle eğiliyorum. Bizlerin de böyle hatırlanması dileğiyle, aşk ve sevgiyle kalın…
Yazar Güz / Edebiyat Gazetesi / Temmuz 2026 / Sayı 42

Türkiye’nin aylık tek Edebiyat Gazetesi, öykü, deneme, yazı, şiir ve söyleşilere yer vermektedir.
Hiç yorum yok
Yorum Gönder