Gezi yazısı tür olarak ilk önce Batı kültüründe ortaya çıkmıştır. Tanınan ilk örneği, Venedikli gezgin Marco Polo’nun gezip gördüğü yerleri tanıttığı İl Milione (Seyahatname) adlı eseridir. Marco Polo küçük yaşında amcalarıyla birlikte Venedik’ten çıkmış, Çin’e kadar gitmiştir. Kubilay Han’ın sarayında gördüklerini, Çin’de, Türkistan’da yaşadıklarını hafızasında saklamış bir tüccardır. Otuz yıl sonra ülkesine döndüğünde yaşanan iç savaşta tutsak düşmüş, gördüklerini koğuş arkadaşına anlatmış. Yazar olan arkadaşı Marco Polo’dan dinlediklerini yazıya geçirmiş ve böylece ünlü seyahatname ortaya çıkmıştır. Bizde gezi yazısının ünlü yazarı Evliya Çelebi’dir. Seyahatname adlı eserinde Osmanlı ülkesinde gezip gördüğü yerleri mübalağalı bir anlatımla yazmış, bugünlere kadar gelmiştir. Evliya Çelebi ayrıntılı bir şekilde anlattığı kentlerde bazen abartıya kaçar. Erzurum’da damdan dama atlayan kedi donar. Diyarbakır Kalesi’nin sekiz kapısından bahseder ama bu kapıları bulmaya imkân yoktur.
Gezi yazısı, gezilen, görülen yerlerin tarihî, kültürel, doğal zenginliklerini; sade, açık, anlaşılır bir dille okurlara aktarma işidir. Betimlemelerle, öyküleyici anlatımla görülen yerler okuyucunun gözünde canlandırılmaya çalışılır. Amaç, okurun görülen yeri merak etmesini sağlamaktır. Ülkemiz tarihî, kültürel, coğrafi zenginlikleri ile dünyanın dikkatini çeken bir ülkedir. Türkiye üzerine yazılmış gezi yazılarının en önemlilerinden biri Fransız teğmen Pierre Loti’nin yazdıklarıdır. Oryantalist bir yaklaşımla yazan Pierre Loti, âşık olduğu Aziyade’yi ve İstanbul’u ayrıntılı bir şekilde tanıtmıştır. Cumhuriyet Dönemi Edebiyatımızda birçok gezi yazısı örneği bulunmaktadır. Ahmet Haşim’in Frankfurt Seyahatnamesi, Falih Rıfkı Atay’ın Bizim Akdeniz’i, Reşat Nuri Güntekin’in Anadolu Notları, Ahmet Hamdi Tanpınar’ın Beş Şehir’i, Azra Erhat’ın Mavi Yolculuk’u edebiyatımızdaki gezi yazısı örnekleridir. Yakın zamanda Bütün Dünya dergisinde Semra Yurt Akgül imzasıyla çıkan, İzmir’i ve Diyarbakır’ı tanıtan gezi yazıları ilgiyle okunması gereken metinlerdir. Aşağıdaki bölümde size kısaca Ahlat üzerine yazılmış bir gezi yazısı kitabını tanıtacağım.
Kısa süre önce elime bir monografi çalışması geçti. Kitabın adı Kültürel Miras Ahlat. Yazarı Dr. Zafer Gülsar. Kendisi biyoloji öğretmeni. Doktora çalışmasını İktisat Fakültesinde Kültürel Miras konusunda yapmış. Yakın zamanda doktora çalışmasını kitap hâline getirerek okurlara sunmuş. Kitap KMD Yayınlarından çıkmış. Toplam 500 sayfa. Kitapta fotoğraflarla desteklenen makaleler bulunuyor. Yazar, memleketi olan, yakından tanıdığı Ahlat’ı her yönüyle tanıtmaya çalışmış.
1071’de Malazgirt Savaşı ile Anadolu’nun kapıları Türklere açıldığında Van Gölü’nün kenarında bulunan Ahlat, uygarlık yönünden gelişmiş bir kentti. Medler, Persler, Hititler, Urartular ve daha birçok uygarlık burada yaşam sürdü. Selçuklular Asya’dan getirdikleri medeniyeti burada yaşatmaya devam etti. Kümbetler, hamamlar, camiler, sarnıçlar ve birçok mimari eser Ahlat’a kazandırıldı. Eserimizde bu tarihî eserlerin fotoğrafları bulunmaktadır. Osmanlı döneminde doğuya sefere çıkan padişahların konakladıkları yerlerden biri Ahlat olmuştur. Kentin göl kenarında olması, topraklarının verimliliği, renkli kaya rezervlerine sahip bulunması birçok uygarlığın bu topraklarda yerleşim kurmalarına vesile olmuş. Alparslan’ın Anadolu’ya girmesiyle birlikte Ahlat, Türk-İslam kültürünün yerleştiği bir mekân olmuştur.
Kitapta iddia edilen bir görüşe göre Atatürk, Doğu Anadolu Bölgesi’ne bir üniversite kurulmasını vasiyet etmiş. Üniversite kurulacak kentin Ahlat olmasını istemiş. 1950’li yılların sonunda Cumhurbaşkanı Celal Bayar Ahlat’ı ziyaret ettiğinde bu vasiyet hatırlatıldığında elinden geleni yapacağını belirtmiş. Siyasi iklimin değişmesiyle birlikte üniversite Erzurum ve Van’a yapılmış, Ahlat gözden düşmüş.
Osmanlı-Rus Harbi’nde kent Rusların eline geçmiş. İşgal döneminde kentin yerlisi ailelerin çoğu kişisel olanaklarıyla Diyarbakır’a göç etmişler. İşgal bittikten sonra dönebilenler çok az olmuş. Bugün Ahlat’ta yaşayanların dedeleri Rus işgalinden kurtulanlardır.
Cumhuriyet’in ilanından sonra Ahlatlılar sınırlı imkânlarıyla kentin imarını sağladılar. Eğitime önem vererek birçok aydın genç yetiştirdiler. Bu gençler doktor, öğretmen, bürokrat vb. mesleklere sahip olup hem Ahlat’ın hem de memleketin kalkınmasına katkıda bulundular.
Uzun yıllar boyunca kentin alışveriş ortamını sağlamak amacıyla değişik çarşılar kuruldu. Bu çarşıların kurulmasına belediye başkanları ve kentin ileri gelenleri yoğun destek verdiler.
Bugün Ahlat, Osmanlı Devleti dönemindeki ihtişamından uzak olmakla birlikte yine de bir turizm kenti olma özelliğini sürdürmektedir. Kentin geçim kaynağı turizmle birlikte tarım ve hayvancılıktır. Bizlere düşen, ülkemizin tarihî değerlerinden biri olan Ahlat’ı gezip görerek kalkınmasına katkıda bulunmaktır. Ahlat’ı gezelim, görelim, tanınmasına yardımcı olalım. Bu ülke hepimizin, sahip çıkalım.
Fırat Kasap / Edebiyat Gazetesi / Haziran 2026 / Sayı 41

Türkiye’nin aylık tek Edebiyat Gazetesi, öykü, deneme, yazı, şiir ve söyleşilere yer vermektedir.
Hiç yorum yok
Yorum Gönder