Mimoza

Gökyüzünden rengarenk bilyeler serpiştirilmişti dünyaya. Her bir bilyenin içine, bir duygu ve niyet gizlenmişti...
0

Gökyüzünden rengarenk bilyeler serpiştirilmişti dünyaya. Her bir bilyenin içine, bir duygu ve niyet gizlenmişti.  Rengini gökkuşağından alan bilyelerin renkleri aşk, sevgi, merhamet, şefkat, sadakat, bağlılık, kapsama, paylaşma, sevinç , neşe, coşku, özlem  ile boyanmıştı. Grinin ve siyahın farklı tonlarında olan bilyelerin rengi ise korku, endişe, dışlama, savaş, ihanet, nefret, üzüntü, kaygı, hüzün, hüsran, haset, kibir,  kırgınlık gibi duygularla ilişkilendirilmişti.

Mimoza

İki küçük çocuk oynamak istiyordu etrafa saçılan bilyelerle, kendilerince bir oyun kurarak. Koşa koşa gidip, seçtiler heyecanla kalplerinin ritmine en uygun buldukları bilyeleri. Her ikisi de seçtiklerini birbirlerine göstermeden, ceplerini doldurdular yerden topladıkları bilyelerle. 

Başladılar el ele tutuşarak geldikleri oyun alanında oynamaya. Kızın adı Mimoza, erkeğinki ise Fırtına idi. Yuvarladı sevgi renkli bilyesini Mimoza. Fırtına ise karşılığında attı savaş renkli bilyesini hırsla. Mimoza’nın bilyesi kırıldı. Mimoza yuvarladıkça rengarenk bilyelerini neşe ile, Fırtına karşılık verdi hırs ve öfke ile. Mimoza oyuna devam etti, oyun arkadaşının oyundan keyif almak yerine hırs ve kontrol etme isteğine kapılmış olmasına rağmen. Mimoza, Fırtına’nın neden hırsla bilyelerine zarar verdiğini anlayamıyordu. Bunu da oyunun doğal bir parçası sanıyordu. 

Mimoza’nın bazı bilyeleri kırıldı, bazıları kayboldu yoldaki çukurlara düşerek. Çok azı kalmıştı Mimoza’nın avucunda ama Fırtına sertçe eserek onları da etrafa savurdu. Mimoza‘nın rengarenk ışıl ışıl bilyeleri gözden kaybolmuştu. 

Mimoza, avucundaki katran renkli bilyelere baktı. Elinde kalanlar kırgınlık, hüzün, hüsran ve yorgunluk renginde idi. Mimoza fıtratı gereği güçlüydü, dirençliydi. Zorluklara narin yapısına rağmen, tek başına göğüs gerebilirdi. Ama çok kırılınca içine kapanırdı, küserdi, oynamazdı bir daha o çok sevdiği oyunu.  İstemezdi artık yanında, bir zamanlar o çok kıymet verdiği oyun arkadaşını. 

Bu nedenle, hiç beklenmedik bir anda kapattı Mimoza o altın sarısı yapraklarını.  Güneşi hatırlatan rengi, çoğu kültürde neşe, bolluk, bereket, baharla ilişkilendirilen Mimoza, fıtratının gölge yanını seçmişti bu sefer, başka baharlarda açmak için. Kapattı yapraklarını, çekti kendisini içine, özüne. İşte o zaman, Mimoza’ya “Küstüm Çiçeği” dediler. 

Belki gelecekte, bilyeler tekrar dağıtıldığında, başka bir bilye kombinasyonu ve oyun arkadaşı ile bambaşka bir coşku ile bu sefer daha temkinli bir şekilde oyun oynamayı tekrar cazip bulurdu. Ama şu anda, kendi yapraklarından gelen tınıyı dinlemeye, kendi toprağından beslenmeye ve güneşten aldığı enerji ile kendisini büyütmeye karar vermişti kırgın ama güçlü bir şekilde.

Fırtına ise esip, gürlemiş, yıkmış dağıtmış, kendisi savrulurken etrafındakileri de savurmuştu. Son bir kez dokunmak istedi Mimoza’ya, “Eserek de olsa yapraklarını açmaya zorlarım Mimoza’yı. Onu beslemeyecek olsam da yarattığım etki ile açılır yaprakları, görürüm güzelliğini Mimoza’nın” dedi. Ama açmadı Mimoza yapraklarını bu sefer Fırtına için. Fırtına yumuşamayı seçse de sadece sert bir rüzgâra dönebildi.

Durum böyle olunca, Mimoza ne tekrar bilye seçmek istedi, ne de kendi dünyasından çıkıp Fırtına ile hemhal olmak istedi. Küsmüştü özü artık Mimoza’nın. Mimoza da, Fırtına da fıtratınca oynamıştı oyunu. Ne kaybeden vardı bu oyunda, ne de kazanan.

Mimoza’nın açtığı Mart ayı, baharın gelişini sembolize etmeye devam etti asırlarca. Mimoza her seferinde kendi içindeki bahara ve ışığa güvenerek açmaya devam etti başka yerlerde, başka baharlarda. Gücünü kendi doğasından, kendi tohumumdan, özünden aldı her seferinde.  Kalbi kadifeden olduğu halde ruhu neşeli, güçlü, dayanıklı olanlara ithaf olsun bu yazım. Aşk ve sevgiyle kalın …

Yazar Güz / Edebiyat Gazetesi / Mart 2026 / Sayı 38

Hiç yorum yok

Yorum Gönder

1932-2025 © Edebiyat Gazetesi
ISSN 2980-0447