Dante Başını Kaldırırsa Halimize Ne Der? - Nostalji (1932)

Nostalji köşemizde bu ay Edebiyat Gazetesi'nin 23 Haziran 1932 nüshasında yayımlanan Selami İzzet'in yazısına yer veriyoruz.
0

Önümde duran kitaplara hasretle bakıyorum: Aristo, Virgilius, Horatius, Sokrat, Yunan terbiyecileri, Grek ve roman mitolojisi... Acaba Kemalist Türkiye'de yaşayan okur yazar bir adam mıyım, yoksa on beşinci asırda tahsil gören bir Alman, bir Fransız, bir İngiliz genci miyim? Milliyette: Latince ve Yunanca okumalıyız diyen Nurullah Ataç, Cumhuriyette saf Türkçe konuşmalıyız diyen Peyami Safayı okuyorum da: Acaba rönesans devrini mi yaşıyoruz? Diye şüpheye düşüyorum. Sonra etrafımda yükselen kibir binalara bakıyorum: Ya onlar deli oluyorlar, yahut ben çıldırmışım! Diyorum.

Selami İzzet Yazdı: Dante Başını Kaldırırsa Halimize Ne Der? - Nostalji (1932)

Filvaki her devirde, her memlekette, büyük harpler, esaslı inkılaplar fikir ve edebiyat hayatına bir durgunluk vermiştir. Her milletin edebiyatı da bir fetret devresi vardır. Fakat hiçbir edebiyat tarihi bizde olduğu kadar keşmekeş, fikirlerde istikrarsızlık kaydetmiyor. Türkçe Kemalizmle, İtalya Faşizmle, Rusya Komünizmle ideali belledikleri kültürleşirken, çocuklarımıza Eflatunun felsefesini okutmaya çalışıyoruz. Nazım Hikmet şiirin çerçevesini bir yumrukta kırarken, maarif vekâleti hesabına, Devlet Matbaasında Dante'nin Divina Komedya'sını bastırıyoruz.

Bu zahmet niçin? Bu kütüfete neden katlanıyoruz? Latince bir kitabın açık sayfaları üstünde can veren Petrarka başını kaldırıp Virgilius'un tercümesini görse; Hollandalı Grotius dirilse ve Horatius'un Türkçeye nakledildiğini görse; Yirminci asrın insanlarını hâlâ koyduğumuz yerde otluyorlar, yeni hiçbir şey yapmamışlar, hâlâ bizim zamanımızdaki karanlık fikir kıtlığı devam edip duruyor! derler.

Ya yazarlarımız?.. Bu vadide ortaya atılan fikirler?.. Bundan altı asır evvel: Latince ve Yunanca tedris edilmelidir diyen Groo'nun müsteşrik bir ilmiydi gibi Nurullah Ataç'ın söylediği! Latince ve Yunanca tedris edelim!.. Bizi asır altı asır evveline atan bu ses, maalesef lâyık olduğu mukabeleyi görmedi. Çok edilen bir gazetede ve bir muallim divanından çıkan bu fikre hiç bir saniye hüviyetler kalem cevap vermedi. Kim verecekti? Ruşen Eşref, Yakup Kadri, Ahmet Haşim Beyler Latin ve Yunan şairlerinin eserlerini tercüme ettiler. Maarifin salâhiyetdar bir ruhu da olan Mehmet Emin Bey Sokrat diye eser yazdı. Nihayet son günlerde iki meşhure ses duyuldu. Vakitte Sadri Ertem Beyin. Milliyette Burhan Cahit Beyin... Fakat bu iki sesin itirazları kalın bir düşüncenin, kavi bir kanaatin mahsulü müdür? Hiç zannetmiyoruz. Rönesans devrini yetiştirdiği ve bugüne kadar "Büyük..." diye yâdedilen insanların perestiş eden Shakespeare, Goethe, Abdülhak Hâmid Beylerin dehasını kabul etmeselerce sefalı diyenlerin, birden bire rönesans ve Yunan-Latin kültürü aleyhine ateş püskürmeleri, salim ve esaslı bir kanaat mahsulü olabilir mi?

Bilhassa Sadri Ertem Beyin ve hattâkî yazısında, Latin ve Yunan kültürü aleyhtarlığından ziyade, Fransızcayı iyi bilen, Latin-Yunan kültürü ile beslenmiş olan Nurullah...

Atanın bilgisine yaklaşan bir tanrısı var. Burhan Cahit Bey, bilmem eski kültürün daha alfabesini bilmiyor. İtalyan şairleri Dante ve Petrarka isimleriyle beraber Lâtin şairi ismini sayıyor. Virgilius'u İtalyan zannediyor, ya Dante ile Petrarka'yı, Lâtin...

Daha dün Goethe'ye ithaf yapmıştık. Sadri Ertem bu Alman şairi için methiyeler yazadı. Daha bu ayın, bir-yan Cahit Bey Abdülhak Hâmit Nebi'nin elinden "Üstad" sırasını Yakubu almaya cesaret edemiyor. Daha hâlâ Tanzimat edebiyatını tebel ediyor. Rönesansın ne günahı var? On dördüncü, on beşinci, on altıncı asırın büyüklükleri hep Rönesansın yetiştirdiği Lâtin-Yunan kültürü ile beslenmiş edipler, mamuriler, şairlerdir. Tanzimatçılar bu kültürün esiri idiler... Bunların hâlâ büyüklüğüne kananların, birdenbire köpürmeleri, coşmaları, edebiyatta keşmekeş, fikirsizlik, boşluğun en canlı delillerinden biri değil midir?

Fikir sahasında olsa olsa tercümelere ihtiyaçımız olur. Fakat rönesans devrinin tercümelerine değil, milletlerin rönesansın tedrisinden kurtarmış olan eserlerin tercümesine az çok muhtaç addedilebiliriz. Değil Yunan ve Lâtin uleması, rüesası; bu ilim ve irfanlar müreffeh olanların bile fikirleri bize artık fayda temin edemez. Rönesans'a hücum ederken de, yalnız Lâtin ve Yunan ediplerine, mütefekkirlerine hücum etmeliyiz. Horatius'un yanında Goethe, Virgilius'un yanında Shakespeare cüce kalır. Bunları bir tarafa bırakalım ve millî edebiyata sarılalım. Lâtin ve Yunan kültürüne yarım bir edebiyat yaparken, yaratıcı bir millî edebiyatın temellerini atmaya başlamalıyız. Yoksa ömrümüz köhne oynaklarla geçer. Gözlerimiz bağlı, birbirimizi yakalamaya uğraşmakla vakit geçiririz.

Selami İzzet / Edebiyat Gazetesi / Sahip ve Umumî Neşriyat Müdürü Orhan Seyfi / 23 Haziran 1932

Hiç yorum yok

Yorum Gönder

1932-2025 © Edebiyat Gazetesi
ISSN 2980-0447