Fikir şampiyonluğu neden hezimete uğruyor. Vücut şampiyonluğu neden revaçta? İlmin amatörlüğünden profesyonel hocalığına yeni geçen arkadaş bir talebenle henüz çıkmış felsefî bir eser üzerinde konuşurken siz bu günün (Kıymet) ve (Hakikat)lerine intikal etmişti. Genç arkadaşım birden bire sordu: Kıymetler gittikçe azalıyor, hakikatler artıyor değil mi?
Kafama bir kurşun gibi işliyen bu sual karşısında beynimin kavrayışlarına uyuştuğunu hissettim. O durduğum yerden hemen kalkmasaydım olduğum yerde bir mumya gibi kalacaktım. Ben can havliyle ve bütün hücrelerimle irkildim; bu tesir henüz çocukluğumu bitirmemiş olduğum bir gün evvelki içten yanan alevleri ve hareketleri gözümün önünde tekrar canlandırdı. Hiç beklemediğim ve malzemeden de asla tahmin etmediğim spor heyecanı cihangümul sirayetini çocuğumda da yapmış ve dolayısıyla bana da geçmiş olduğunu içinizden sakıncalı içinde yürüttüğünüz zannettiğim bir meseleye benden cevap istedirdi. Bu sirayet neden bu kadar sürekli ve şümullü?
Kırk elli sene evvel en sağlam kafalar bile hareket fikrinin bu derece sürekli olabileceğini asla tahmin etmedikleri için bunu adalelerin geçici bir tenebbüh ve iptilası, Anglo-Sakson ırkının kaçınılmaz bir takıntısı ve ya modası gibi düşünerek sattı bir çok tahmin ve faraziyeler yaptılar. Bizim nesil de gençliğinde hep bu izahlar avundu. Fakat gün geçtikçe anladığımız gördüğümüz hadiseler aksine çıktı ve hâlâ da çıkıyor. Bunda cihan siyaset ve içtimaiyatının 20 inci asırda almışa başladığı tahavvüllerin tesirleri her halde olacak. Fakat zaman zaman ve onun zihniyetini doğuran fikirleri bugünkü akıbetini görmeden hareket ihtirasının sır ve hikmeti anlaşılamayacak gibi değildir.
Yeni zaman, orta zamanın elle tutulmaz, gözle görülmez mevarit ve muhayyel âleminden bırakarak bunun yerine daha emniyetli, daha müşahhas bir âlem koymak ümit ve ihtirası içinde ve bu ihtiras 'Cazibe Kanunu'nun keşfiyle ilk muvaffakiyetlerini taçlandırarak esen ve cereyanı hareketlerini emniyetli bir bilgi altına alır. Yeni devrin ilk büyük sürükleyicileri her tenkide müteessir bile hayran eder. Çünkü hareketler âlemi artık 'Cazibe' ve 'tehdit' olmuş. On yedinci ve on sekizinci asırlar besliyen bu emniyet yeni bilgilere emsalsiz bir itimat kazandırıp dünyanın bilinebilecek bir nizam ve ahenk göstermesi yeni bilginin prestijini büyük bir otorite hâline getirmiş ve doğuran kafaları toptan Akademi'lerde temeyyüz eden fikir şampiyonlarının gençliğin çok derinden apta ettikleri insanlar mertebesine çıkarır. Bu hızla fizik ve tabiat ilimleri aşkı şahlanır. Maddenin haricî görünüşü ile hâlindeki hareketlerinde cari kanunun büyüleyici cazibesi arasında da cari olarak fikirle ilimlerin ve nihayet içtimaî bilginin artık parçalanmak kabul etmemek (Atomlar)a dayanarak son zaferini kazanmış göründüğü iç dünyaya ve atomların da bir manzume oldukları anlaşılmış başarı. Maddenin bu derinleşilme sıhhatli fizik nazariyeleri arasında görülebilecek bir buhran doğurur. O hâlde bu müsbet bilgimizin ana direği olansa hep ve netice itibarı ve fizik hadiselerin zaman ve mekân kadroları içinde tam bir surette tasvirleri veya dışarıya tesirleri verecek kadar satılardır. Ve bütün bu buhranla birlikte gerçekleşecek bilgi ihtirası ve bilgi otoritesi de zayıflayarak fikir şampiyonluğu modadan düşer ve yerini hareket ve cevvaliyet şampiyonluğuna terk eder. Çünkü yeni bilgimizin esaslı temeli olan fizik ilmi ilimiyet prensibi, tefekkürümüzden emin oluşu zannettiğimiz makine ve zaman vahidikayısıtlarıyla tevfik mümkün olan işletmeyecek bir hâle gelmiştir. Yeni zaman dünya telâkkisinin temellerini sarsan bu buhranı orta tahsil gören dünya gençliğine ne kadar sarsacağını ve ne acılarını kıymet ve hakikat sermayesinin ne tehlikeli bir şüphe veya isyankârlığa uğratacağını tahmin etmek artık pek kolaydır. Çok hassas ve o nispette spekülatif olan gençlik kafasının bu suretle boşaldığını görünce yapacağı ilk iş gençlik idealini taze olan vücudunun güzellik ve faaliyetlerine hasretmek olacaktır. Bugünkü dünya gençliğini saran vücut ve hareket ibadetinin manevî kökleri işte burada. Fizik ilmi bu buhranda kurtulup da bilgimizin emniyetini iade etmedikçe münevver gençliğin fikir şampiyonluğuna sarılması çok şüphelidir. Hâlâ ilme olan umumî ve cihanşümul rağbetsizlik ve buna mukabil her türlü hareket ve kuvvet şampiyonluğuna karşı cezbel bir meftuniyet daha çok burada geliyordur. Çünkü kafamız, bilgi nazariyesi bakımından boş bir konağa hâline gelmiştir. Düşüncenin tehlikede eden Hak'tır: “Biz zaman ve mekânı düşünemeyiz, tefekkürle vermiştir. Bugünün en salahiyetli fizikçileri ise: “Fizik hadiseleri zaman ve mekân kadroları içinde tam bir surette tasvirleri imkânı, neden şüphelidirler. Bütün ilimlerimiz fizik ilminin bilgilerine dolayısıyla dayanmasaydı bu şüpheler pek ehemmiyetli olamazdı. Fakat en esaslı terakki ve emniyet ihtimalleri hep fizik bilgilerden geldiği için ondaki buhranın tesir ve ehemmiyet bütün ilimleri sarmış, en onlardan ders alan münevver gençliği de yapmaz?
Bilgiden bu suretle erken bugünkü gençlik en din kuvvetleri en azı faaliyetlerde boşaltmakla hiç olmazsa canlılığını muhafaza ediyor. Aksi takdirde şüphe ve sıkıntıdan boğulacaktır. Bunun için zamanımızda bir spor artık bir eğlence, bir idman veya bir beden terbiyesi olmaktan çok fazla bir şeydir. Çünkü bu gençlik şahsiyetimizin en emin varlığı, kudretlerimizin en serbest ve mahsus muvaffakiyetleri fizik şahsiyetimizde toplanmıştır. Bilgi âlemi bir sis içindedir. Bu sebepten her katı endişede, her iş sıkıntılıdır. Maddenin nizamı bulanınca şuur da bulanmış olduğu için artık ne realizm, ne de idealizme yol yoktur. Dünya yalnız bir hareket ve kalabalıktan ibaret kalmış gibidir. Bunun için en ciddi düşünceler bile “Tiraş yahut Nizamların tesiri bırakmaktadır.
Fars, daima yarış, işte en ihtiraslı ve hakikî şeniyet. Bunlar da durur, asrın yaprakları bile kımıldamayacak. Aman sakın durmasınlar, usanmasınlar. Yensinler, yenilsinler, yalnız bıkmasınlar, usanm asınlar. Fakat ne desek, ne kadar teşvik etsek sıkılanlar, düşünenler, endişe içinde kalanlar var. Dünyanın ve ilmin yeni nizamı da bu sıkıntı ve endişelerden doğacaktır. “Endişe etmek”, “Endişeyi mesele yapmamak, daima yeni tefekkür ve hamlelerin anası olmuştur, gene de olacaktır. Artık ne “Düzenliğimiz için vücut”, ne de “Varlık olduğu için düşünüyoruz.” Yalnız ve yalnız “Sıkıldığımız ve endişe ettiğimiz için varız.” İstikbaldeki bilgi ve varlıklar hep bu sıkıntılardan doğurulacak, fakat: Aman durmasınlar, usanmasınlar... Canlılıkları kaybetmesinler.
Darülfünun Ruhiyat Müderrisi M. Şekip / Edebiyat Gazetesi / Sahip ve Umumî Neşriyat Müdürü Orhan Seyfi / 23 Haziran 1932

Türkiye’nin aylık tek Edebiyat Gazetesi, öykü, deneme, yazı, şiir ve söyleşilere yer vermektedir.
Hiç yorum yok
Yorum Gönder