Türk Dünyasının Büyük Maarifçisi Abdurauf Fitrat

1909 yılı. İstanbul. Genç Özbek talebesi Abdurauf Fitrat, “Cemiyet-i Hayriye”nin küçük bir bursuyla şehre gelir...
0

1909 yılı. İstanbul. Genç Özbek talebesi Abdurauf Fitrat, “Cemiyet-i Hayriye”nin küçük bir bursuyla şehre gelir. Henüz 23 yaşındadır; ancak gözlerinde ateş, yüreğinde Türk dünyasının geleceği için büyük bir arzu vardır. Kısa sürede “Dâru’l-Vâizîn” medresesinde ders vermeye başlar. Buhara’dan gelen bu genç sadece okumakla kalmaz, aynı zamanda öğretir de. İstanbul Üniversitesi kütüphanelerinde Türk, Arap ve Fars dillerindeki binlerce eseri inceler. 1911 yılında ise ilk şiir mecmuasını – “Sayha”yı – kendi imkânlarıyla bastırır. Bu mecmu, sadece Buhara’yı değil, bütün Türk dünyasını uyandırma çağrısıydı.

Türk Dünyasının Büyük Maarifçisi Abdurauf Fitrat

Bugün, 115 yıl sonra bile Abdurauf Fitrat’ı yalnızca Özbek edi olarak nitelendirmek yeterli değildir. O, Türk dünyasının genel maarifçisi idi. İstanbul’daki tecrübesi, Türk jadedleriyle olan işbirliği ve bugünkü Türkiye-Özbekistan ilişkileri – bunlar basit bir tarihî olay değil; iki kardeş halk arasındaki canlı ve ilham verici bir hikâyedir.

Fitrat İstanbul’a geldiğinde şehir zaten jaded hareketinin merkezi hâline gelmişti. Orada yalnızca öğrenmekle kalmadı, fikirlerini de test etti. “Dâru’l-Vâizîn” medresesinde ders verirken Buhara ve Türkistan’dan gelen gençleri üniversiteye hazırlıyordu. Aynı dönemde Türk basınında aktif rol aldı: “Sırat-ı Müstakim”, “Türk Yurdu” ve “Ta’rîf-i Müslimîn” gibi dergilerde makaleler yayımladı. Büyük Türk şairi Mehmet Akif Ersoy ile işbirliği yaptı. Bu işbirliği yalnızca gazetecilik değil, ortak maarif yoluyla Türk dünyasını uyandırma hareketiydi.

İstanbul’da yaşadığı dönemde Fitrat meşhur eserleri “Munâzara” ve “Hind Seyyahı Beyanatı”nı kaleme aldı. Burada eski medrese sistemini açıkça eleştirdi ve yeni usul – modern bilimler, ana dil ve uygulamalı bilgiye dayalı eğitim sistemini savundu. Bu fikirler yalnızca Buhara’ya değil, bütün Türkistan’a yayıldı. Fitrat kendini “Türk dünyasının evladı” olarak görüyordu. İstanbul’u “ikinci vatan”ı hâline getirdi ve buradan edindiği ilmi kendi yurduna taşıdı.

Fitrat yalnızca öğretmen değil, Türk jadedleriyle aynı saflarda mücadele eden bir maarifçiydi. Mehmet Akif, Ziya Gökalp ve diğer Türk aydınlarıyla aynı dönemde yaşadı ve onların fikirlerini eserlerinde devam ettirdi. “Sırat-ı Müstakim” dergisinde yayımlanan makaleleriyle Buhara’daki cehalet ve zulmü bütün Türk dünyasına duyurdu. “Yurt Kaygusu” şiirlerinde Turan’ı, Türkistan’ı ve bütün Türk dünyasını tek bir bütün olarak nitelendirdi. Fitrat için “Türk” kelimesi yalnızca millet değil; kültür, maarif ve birlik sembolüydü. Bu nedenle eserleri Kırım’da, Kazan’da, Ankara’da ve İstanbul’da geniş yankı buldu. Günümüzde de Türk âlimleri Fitrat’ı Türk dünyasının önemli maarifçilerinden biri olarak kabul etmektedir.

Bugün Ankara ile Taşkent arasındaki işbirliği her geçen gün güçlenmektedir. Öğrenci değişimi, ortak bilimsel projeler ve kültürel etkinlikler – bunların hepsi Fitrat’ın İstanbul’da başlattığı hayalin devamıdır. Yüzlerce Özbek öğrencisi bugün Ankara’da, İstanbul’da ve İzmir’de eğitim görmektedir. Türk âlimleri ise Fitrat mirasını aktif olarak araştırmaktadır. Son yıllarda iki ülke arasında eğitim ve kültür alanında birçok önemli anlaşma imzalanmıştır. Bu işbirliği, Fitrat’ın “maarif yoluyla birlik” idealini fiilen göstermektedir.

Abdurauf Fitrat ne yalnızca Özbek’tir ne de yalnızca Türk’tür; o bütün Türk dünyasının maarifçisidir. İstanbul’da okuyup Türk jadedleriyle birlikte mücadele ederek bugünkü Türkiye-Özbekistan işbirliğinin temelini atan insandır. Onun hayali – maarifli, özgür ve birleşmiş Türk dünyası – bugün gözlerimizin önünde gerçekleşmektedir.

Shoxijahon Urunov / Buhara Devlet Üniversitesi / Edebiyat Gazetesi / Mayıs 2026 / Sayı 40

Hiç yorum yok

Yorum Gönder

1932-2025 © Edebiyat Gazetesi
ISSN 2980-0447