Bu ayki yazıma Kitap Sevenlerin yüreğine dokunacak bir hikaye ile başlamak istiyorum. Eski bir kütüphanenin en alt rafında, üzerine yılların yorgunluğu ve kalın bir toz tabakası çökmüş iki kitap yan yana duruyordu. Biri, cildi altın yaldızlarla süslü ama içi hiç okunmamış bir "Zenginlik Rehberi", diğeri ise kapağı solmuş, kenarları bükülmüş eski bir "Masal Derlemesi"ydi.
Kütüphaneye uzun zamandır kimse uğramamıştı. İnsanlar artık bilgiyi ve hikayeleri parlak ekranlarda arıyor, bu kağıt kokulu dostlarını kendi sessizliklerine terk ediyorlardı. Derken, kütüphanenin gediklisi, minik bir tarla faresi sessizliği bozdu. Fare acıkmıştı ve kitapların tadına bakmaya karar verdi. Fare önce "Zenginlik Rehberi"nin köşesinden bir parça kopardı. Kitap kibirle irkildi:
"Dur orada! Ben dünyevi başarıların anahtarıyım, senin gibi bir kemirgenin karnını doyuracak basit bir kağıt parçası değilim!"
Fare, tadını pek beğenmemiş olacak ki vazgeçip yanındaki eski masal kitabına yöneldi. Sayfaların arasından öyle bir kemirmeye başladı ki, tam da o sırada kitabın içinden bir cümle döküldü: "Bir varmış, bir yokmuş..."
Fare durdu. Bu cümledeki sıcaklık, karnındaki açlıktan daha ağır bastı. Masal kitabı ise acıyla inlemek yerine fısıldadı:
"Kemir küçük dostum, kemir... Hiç değilse senin dişlerinde can buluyorum. Yıllardır burada beklemekten, kimsenin hayal gücüne dokunmamaktan kağıtlarım sarardı. Unutulmak, senin dişlerinden daha çok acıtıyor canımı."
Fare, masal kitabının bu hüzünlü ve bilge tavrından etkilendi. Sayfaları kemirmeyi bıraktı, onun yerine kapağındaki tozları patileriyle sildi. O gece kütüphanede ilginç bir şey oldu; fare, kitabın sayfaları arasına kıvrılıp uyudu. Kitap, içindeki hikayelerle fareyi ısıttı; fare ise kütüphanenin bu en değerli ama en az bilinen hazinesine arkadaş oldu.
Ertesi gün kütüphaneye yaşlı bir sahaf girdi. Rafları karıştırırken farenin kemirdiği o eski masal kitabını gördü. Kenarları yenmişti, eksikleri vardı ama sahaf kitabı eline aldığında gözleri parladı.
"İşte," dedi sahaf. "Gerçek bir kitap! Okunmuş, yaşanmış, hatta bir canlının hayatına dokunmuş. Diğerleri gibi vitrin süsü olarak kalmamış."
Değeri bilinmeyen kitaplar, rafta kusursuz duranlar değil; sayfaları aşınmış, kenarları kemirilmiş olsa da birinin ruhuna, hayaline ya da sadece yalnızlığına eşlik etmiş olanlardır. Çünkü bir kitabın gerçek ölümü, fareler tarafından kemirilmesi değil, hiç okunmadan unutulmasıdır.
Keşke gençlerimiz kitap sahifelerindeki o muhteşem kokuyu içlerine bir çekebilseler. Belki o zaman telefon ekranıyla kirlenen gözleri, sanal dünyadaki yalanlarla kirlenen zihinleri pırıl pırıl ufuklara yelken açardı. Bilgi, hikaye ve masallar paylaşıldıkça yaşar. Belki de bu hikayedeki fare, hiç dikkati çekmeyen, gerçek bir cevheri fark eden Genç Bir okuyucudur.
Şaziye İnceler Ekici / Edebiyat Gazetesi / Haziran 2026 / Sayı 41

Türkiye’nin aylık tek Edebiyat Gazetesi, öykü, deneme, yazı, şiir ve söyleşilere yer vermektedir.
Hiç yorum yok
Yorum Gönder