Yorgun bir bedeni tarif edemezsiniz. Her an kötü bir haber alma korkusuyla yaşayan, tedirginliğin ince ipinde yürüyen, insanların alınganlıklarını idare etmekten kendi kalbini susturan bir bedenin yorgunluğunu kelimeler taşımaz. O da bunun farkına varmıştı artık; yorgundu ama tarif edemiyordu.
Toprağa dokundu. Ellediği, altında bir ölünün yattığı soğuk, buz gibi topraktı. Mezarlığın kenarına oturdu. Kendi bedeninin cansız hâlini düşündü. Bugün, yakın arkadaşına içindeki durumu açıklamak isterken aldığı şiddetli tepkinin şaşkınlığıyla ağlamıştı; ama gözyaşlarını bile akıtamamıştı. Ağlamak bile lüks gelmişti sanki. Anlamsızdı her şey. Yılların ahı içinde betonlaşmıştı kalbi. Hangi tarafa dönse bir çıkmaz tünel, hangi yöne baksa ışığın karanlığa yenildiği bir manzara. Ailesine bile yabancıydı artık. Hırpalanmış kalbi, en küçük yüke tahammülsüzdü. Mezarlığa yeni ekilmiş fideye baktı.
Kim bilir, belki kendisi de hiç yeşermeseydi kuruyan, dökülen yaprakları olmayacaktı. Bilemiyordu. Birden baharın esintisini hissetti. Ne güzeldi oysa… Ama o, hep sonbaharı yaşıyordu; hep yaprak döküyordu. Kendine sitem etti: Neden baharı yaşamıyordu? Ayağa kalktı. Ayakları ileri gitmiyordu. Her adımında görünmez bir el kolundan tutup geri çekiyor gibiydi. Etrafında insanlar konuşuyor, sohbet ediyor, kahkaha atıyordu. Onun kulakları tıkalıydı; yüzü ifadesizdi. Aralarından geçip gitti. Gideceği güzergahtan sapmıştı; bunun farkında mıydı, yoksa farkında olup da umursamıyor muydu, bilmiyordu.
Yıllardır sabahların akşamına, akşamların gecesine çeki düzen vermek için çabalıyordu. Sorun çıkmasın diye kendini törpülemekten körelmişti. “Şimdi bu mezarlıktaki ölüden ne farkım var?” diye fısıldadı. “Sadece nefes alıyorum.” Mecburi bir uzaklaşma isteği baskınlaşıyordu içinde. O görünmez el kolundan çekse de, vedasız, ansızın, sonunu bilmediği uçsuz bucaksız bir yöne gitmek istiyordu. Merak bile edilmek istemiyordu. Zaten kimse merak etmiyordu. Yerdeki kurumuş, savrulmuş yaprağı eline aldı. Mezar taşıyla vedalaşır gibi mırıldandı: “Elveda güzel kadın… Elveda küskün yüreğim… Elveda bilinmezlerim…” Ve yürüdü.
Gülcan Şık / Edebiyat Gazetesi / Nisan 2026 / Sayı 39

Türkiye’nin aylık tek Edebiyat Gazetesi, öykü, deneme, yazı, şiir ve söyleşilere yer vermektedir.
Hiç yorum yok
Yorum Gönder