Uzaktan Bakış

Hayata bir kenara çekilip uzaktan bakıyorum; içine girmeden, kaybolmadan, olabildiği kadar sakin bir biçimde...
0

Hayata bir kenara çekilip uzaktan bakıyorum; içine girmeden, kaybolmadan, olabildiği kadar sakin bir biçimde. Herkesin hayatı ayrı bir biçimde, kendi doğrularıyla yaşadığını görüyorsunuz. İnsanların hayat tarzları da birbirinden farklıdır. Bunun sebebi; yetişme şartları, aile yapıları, aldıkları eğitim ve yetiştikleri coğrafyanın hayata bakış açılarını şekillendirmesidir. Özellikle büyük şehirlerde bu durumun çok daha belirgin olduğuna şahit olmak mümkün.

Uzaktan Bakış

İnsanların yürüyüşleri bile aslında hayat tarzlarını çok iyi anlatıyor. Elinde tespih ile gezen bir insanın hayata bakış açısıyla, yırtık pantolon giyen birinin bakış açısının farklı olması gayet normal karşılanmalıdır. Elinde tespih olan kişinin daha çok köy kültürüyle yetiştiğini görebilirsiniz; köyde biriktirdiklerini şehirde de devam ettirmeye çalıştığı ve çevresine bilmeyerek hayatına dair bir mesaj verdiği bir gerçektir. O insana yırtık bir pantolon giydirmeniz veya vücudunun herhangi bir yerine dövme yaptırmanız pek mümkün değildir. Onun genlerine yerleşmiş doğrular arasında böyle bir yapı yoktur; o sadece köyden aldığı değerleri taşımaya devam eder. Tabii şehrin popüler kültüründen de aldıkları vardır fakat bunları kendisi için bir yaşam tarzı haline getirmesi imkânsız gibidir. Onu kontrol eden yaşantıları vardır; aslında daha önce yaşadığı yerdeki birileri, onu görmelerine gerek kalmadan hayat tarzını aynen korumasını sağlamaktadır.

Şehirde büyümüş, ailesinden ve okuldan aldıklarının yanı sıra çevresinden edindiği kültürel değerleri harmanlayarak yaşayanlar ise temel bir kültür yapısına bağlı kalmaksızın hayatlarını devam ettirirler. Bir şekilde "arabesk" bir hayat sürmektedirler; bu hayatı okullarda ve sokaklarda görmek mümkündür. Herkesin doğruları kendilerine göre farklılıklar oluşturmaktadır. Bu durum, toplumların kısmen gelişmesine ama temel olarak bozulmalarına sebep olmaktadır.

Bir de ailenin çocuklar üzerindeki etkisine bakmak gerekir. Artık çocuklar çekirdek ailelerde yetişmektedir; o büyükanne ve dedelerden müteşekkil geniş aileler yok artık. Kültürel aktarımlar ve örnek davranışlar sadece anne babanın verdikleri ve okuldan aldıklarıyla gerçekleşmektedir. Bu durumun iyi tarafı, eğitimli ailelerin çocuklarının daha iyi yetişme şansına sahip olmasıdır. Fakat aile kültürünü büyükanne ve büyükbabadan almaları da önemlidir. Geçmişin kültür aktarımı, ailenin yıllarca daha sağlıklı bir biçimde devam etmesini sağlayan bir gerçektir.

Şehir hayatına yeni gelmiş ailelerin çocuk yetiştirme süreçleri ise başlı başına bir zorluktur. Çocukluğunuzun geçmediği, sokaklarında oynamadığınız bir şehirde hayata tutunmaya çalışmak kolay değildir. Geldiğiniz yer sizi sıkı sıkıya koruyan bir yerken, şimdi kimsenin sizi tanımadığı bir yerdesiniz. Üzerinizdeki çevre kontrolünün kalkması başlangıçta özgürlük gibi görünse de, şehir hayatının bu kontrolsüzlüğü ailenin yanlış yapma ihtimalini artırmaktadır. Geçim problemleri ve ailedeki herkesin çalışmak zorunda olması, evi sadece "otel" niyetine kullanılan bir mekâna dönüştürmektedir.

Peki, bu çocukların eğitimi ne olacak? Anne ve babanın sürekli işte olduğu bir düzende çocuğu okula kim götürecek, derslerini kim takip edecek? Çocuk gerçekten okula gidiyor mu yoksa sokaklarda yalnız mı kalıyor? Hafta sonunda sadece bir gün gördüğünüz çocuğa ne verebilirsiniz? Maalesef hiçbir şey. Öğrenciler ortaokul ve liseye geçtiklerinde devamsızlıklar artacak, çocuk kendine kontrolsüz yeni arkadaşlar bulacaktır. Şehir hayatı, yeni yetişen nesilleri birer birer yutacak ve bu nesiller kaybolacaktır.

Toplum inşası; okumuşlar, elitler ve yeterli aile kültürü alamayan bireylerin karmasıyla oluşuyor. Sokakta karşılaştığınız insanın kim olduğunu bilmediğiniz, can güvenliğinin sorgulandığı bir yapı bu. Ailenin çekirdek yapısının bozulması, geçim sıkıntıları ve kontrolsüz göçler, zamanla toplumun tamamını rahatsız eden bir hayat biçimine dönüşüyor. Bir de sosyal medya gerçeği var; herkesin birbirine benzeme isteği ve renkli hayatlara duyulan özlem, toplum yapısını daha da bozuyor.

Bu problemlere kısa vadede çözüm bulmak mümkün görünmemektedir. Düzelebilmek için şehre yeni gelenlerin yerleşik hale gelmesi, şehir kültürünü kavraması ve ekonomik problemlerin çözülmesi gerekecektir. Toplumu ileriye taşıyacak olan o "bir avuç" eğitimli insanın yetiştirdiği değerler, toplumun geneline yayılmadıkça şehir kültürünün iyileşmesinden söz etmek mümkün olmayacaktır. 

Hüseyin Otsay / Edebiyat Gazetesi / Nisan 2026 / Sayı 39

Hiç yorum yok

Yorum Gönder

1932-2025 © Edebiyat Gazetesi
ISSN 2980-0447