İslam dininde kutsal sayılan, 11 ayın sultanı adını verdiğimiz Ramazan ayı içindeyiz. Bu ayda oruç tutar, teravih namazlarında ibadet ederiz. Oruç tutmak demek sadece günün belli saatlerinde aç kalmak değildir. Nefsin terbiye edilmesidir. İftarda zengin sofralar kurmak değil gönül zenginliğine ulaşmak demektir.
Halk şiirinde sıkça dile gelen gönül sözcüğü günlük yaşantımızda en çok kullandığımız sözcüklerden biridir. Kimi şiirde yürek anlamına gelir, kimi deyimde istek anlamına gelir. Bu işe başlarken çok gönülsüz davrandım derken aslında isteksizim demek isteriz. Gönlümden geçenleri söyledim derken içimden geçenleri söyledim demek isteriz. Gönül sözcüğü değişik anlamlara gelecek şekilde kullanılan bir sözdür. Kimi insanlar yaşamlarını aklın, mantığın kurallarına göre düzenlerken kimi insanlar da duygularına, hayallerine göre hareket ederler. Bu yollardan biri doğru biri yanlış diyemeyiz.
Toplumda bazı insanlar diğerlerinden gönül zenginliği ölçüsüyle ayrılırlar. Hoşgörüsü fazla, yardımsever, alçakgönüllü insanlar çevrelerinde hemen fark edilirler. Örnek alınan, sevilip sayılan bu insanlar aynı zamanda zorluklara göğüs geren, sıkıntı çeken kişilerdir. Lafta sözde yardımsever olmak, iyilik yapmak kolaydır fakat öyle bir zaman gelir ki iyilik yapmak, fedakâr olmak cesaret gerektiren bir durum haline gelir. Kimi insanları farklı kılan işte bu zor zamandaki tavırlarıdır. Herkesin iyilik yapabileceği bir durumda iyiliksever olmak kolaydır, zor olan tehlikeli durumlarda iyiliksever olmaktır.
Aydınlar, sanatçılar, şairler, yazarlar her zaman bize yüce gönüllü olmayı öğütlerler. İyiden, doğrudan, güzelden yana olalım diye çaba sarf ederler. Daha iyi insanlar olalım, daha iyi bir toplumda yaşayalım diye sanat eserleri üretirler. Bu eserleri toplumda kabul gören sanatçılar gelecek kuşaklara örnek olurlar. Ahmet Yesevi’den Dede Korkut’a, Yunus Emre’den Karacaoğlan’a yüzlerce sanatçı gönlünden geçenleri insanlara aktararak günümüze geldiler. Kalplerinde kötülük olmayan bu insanlar insanlara verdikleri öğütlerle bugün de yaşamaya devam ediyorlar.
İnsan hayatı ortalama 70- 80 yıllık bir süre. Öldükten sonra çok az insan geride kalanlar tarafından hatırlanıyor. Dedesinin dedesinin kim olduğunu bilen çok az insan var. Bu kadar kısa kaldığımız şu dünyada kimseyi kırıp incitmeye gerek yok. İnsanları eleştirmemiz gerekiyorsa, gördüğümüz yanlışları varsa, bunları kırmadan, incitmeden ifade etmenin yollarını bulmamız gerekiyor. Küfre, argoya başvurmadan, sert ifadeler kullanmadan karşımızdakine yanlışlarını gösterebiliriz. Edebiyat bize yeterince malzeme sunuyor.
Hoca Ahmet Yesevi Divan-ı Hikmet adlı eserinde Allah sevgisinden, insan sevgisinden bahsetmektedir. Bir dörtlüğünde dervişleri övüyor:
Hakikati özlerler
Kerameti gizlerler
Aşkla can gözlerler
Rengi sarı dervişler
Dervişlik geleneğini Anadolu’da sürdüren Yunus Emre, yaradılanı severiz yaradandan ötürü demektedir. Yine sevilen bir dörtlüğü: Aşkın aldı benden beni
Bana seni gerek seni
Ben yanarım dün ü günü
Bana seni gerek seni
Moğolların istilası sonucu Anadolu’ya göç edip Konya’ya yerleşen Mevlâna Celaleddin i Rumi İslam tasavvufunun en önemli temsilcilerinden biridir. Ne olursan ol gel, bin kere tövbeni bozmuş olsan da gel demektedir. Mevlana’nın sevgi dolu dörtlüklerinden birisi de şudur:
Ölmekten korkmamak gerek sevgi için
Can vermekten çekinmemek gerek sevgi için
Aşk, bengisu içmek pınarından yaşamın
Derler ya bu boş laf, gerçek sevgi için
Annemizi, babamızı, kardeşlerimizi, yakınlarımızı sevmek kolaydır. Önemli olan bizden farklı olanları da bizden uzakta olanları da sevebilmektir.Sadece yakınlarımızı sevip başkalarını sevmiyorsak bu sevgi değil bencilliktir.Yardıma muhtaç olanları,zor durumda olanları sevmiyorsak biz yüce gönüllü değiliz demektir.Hayvanlara zarar veriyorsak,ağaçları kesip çevreye zarar veriyorsak bizim gönlümüz yüce değil cücedir.Sevebiliyorsak çokça sevelim,sevgimize sınır koymayalım.Az değil çok sevelim.Yunus Emre diyor ki:sevelim sevilelim,bu dünya kimseye kalmaz.
Yazımızı günümüz sanatçılarından Yılmaz Erdoğan’ın bir şiiriyle bitirelim:
Sana bakmak
Suya bakmaktır
Sana bakmak
Bir mucizeyi anlamaktır
Bir tek söz kalır
Dişlerimin arasından
Ben sana gülüm derim
Gülün ömrü uzamaya başlar
Sana bakmak
Bir beyaz kâğıda bakmaktır
Her şey olmaya hazır
Sana bakmak
Suya bakmaktır
Gördüğün suretten utanmak
Sana bakmak
Bütün rastlantıları reddedip
Bir mucizeyi anlamaktır
Sana bakmak
Allaha inanmaktır
Fırat Kasap / Edebiyat Gazetesi / Mart 2026 / Sayı 38

Türkiye’nin aylık tek Edebiyat Gazetesi, öykü, deneme, yazı, şiir ve söyleşilere yer vermektedir.
Hiç yorum yok
Yorum Gönder