Edebiyat Birlikte Anlam Aramaktır

Edebiyat Gazetesi olarak Logo Yayınevi'nden çıkan Sinyal Kırılması kitabının yazarı Zeynep Ceren Vural ile keyifli bir söyleşi gerçekleştirdik.
0

Merhaba hocam, okuyucularımıza kısaca kendinizden bahseder misiniz?

Tabi ki. Ben Zeynep Ceren Vural. 14 yaşındayım. Ailem ile beraber Bayburt’ta yaşıyorum.3 kardeşiz. Bayburt Rekabet Kurumu Anadolu Lisesi 9. Sınıf öğrencisiyim. Küçük yaşlardan beri hikâyeler yazmaya büyük bir ilgi duyuyorum. Yaşadıklarımı anlatmaktansa yazmayı tercih ederim; çünkü kelimeler, içimde sakladıklarımı en iyi anlayan dostlarım gibidir. Bazen bir cümle, söyleyemediğim her şeyin yerini tutar. Yazmak benim için sadece bir hobi değil; gerçekliğin karmaşasından uzaklaşıp kendime ait bir dünya kurabildiğim bir sığınaktır. Ama bu bir kaçış değil, tam tersine kendimi bulduğum bir yolculuktur. Her satırda biraz daha büyür, biraz daha cesaret kazanırım. Kelimeler benim için bir kapıdır; o kapıdan geçtiğimde hayatın gürültüsü azalır ve kalbimin sesi daha net duyulur. Ve biliyorum ki bir gün yazdıklarım yalnızca benim değil, başkalarının da kalbine dokunacak. Çünkü ben, kelimelerle iz bırakmak isteyen biriyim. 

Yazar Zeynep Ceren Vural

Yazma yolculuğunuzdan kısaca bahseder misiniz? Sizi kitap yazmaya yönlendiren nedenler nelerdir?

Yazmaya 6. Sınıfta başladım. Ondan önce kendi kafamda hikayeler kurup, sevdiğim türlerde kitaplar okudum ve en sonunda da yazmak beni rahatlattığı için farklı türlerde hikayeler oluşturmaya başladım. Bu yolculukta  beni yalnız bırakmayan, her satırımda yanımda olan Hiranur ve Azra’ya ayrıca teşekkür ederim. İnançları ve destekleri, kalemimi her zaman daha güçlü tuttu. Onların desteği sayesinde kurgularımı daha da ilerlettim. Beni kitap yazmaya yönlendiren nedenlerden biri kitap okumayı sevmem. Bir diğeri ise annemin ve babamın bana olan inancıydı. Ben yazmayı seviyorsam, bu biraz da onların sayesinde. Çünkü onlar bana hayal kurmayı, düşünmeyi ve kendime güvenmeyi öğrettiler. En küçük başarımda bile gözlerindeki  gururu görmek bana her zaman güç verdi. Yazarlık yolumda attığım her adımda yanımda olduklarını bilmek, kalemime cesaret oluyor. İyi ki varlar,  onlar iyi ki benim ailem. Onları çok seviyorum. 

Yazarlık sizin için ne ifade ediyor? 

Yazarlık; insanı, zamanı, acıyı, umudu anlamaya çalışma hâlidir. Yazarlık; kendine karşı dürüst olabilme cesareti, her şeye rağmen umut edebilme direncidir. Bir cümleyle bir kalbe dokunabilmek, bir düşünceyi değiştirebilmek… İşte benim için yazarlığın gerçek anlamı budur. Çünkü kelimeler bazen sessizce söylenmiş en güçlü çığlıktır.

Kitabınız Logo Yayınevi’nden çıktı, tebrik ederiz. Kitabınızda okurlarınızı ne gibi sürprizler bekliyor?

Teşekkür ederim. “Sinyal Kırılması” adlı kitabımda okurlarımı sadece bir gerilim hikâyesi değil, içine adım adım çekilecekleri bir bilinç kırılması bekliyor. Başta teknolojik bir gizem gibi başlayan olaylar, ilerledikçe kimlik ve gerçeklik sorgulamasına dönüşüyor. En büyük sürpriz ise hikâyenin bir noktadan sonra yalnızca Lara’nın olmaktan çıkması; okurun da sistemin bir parçası hâline gelmesi. Karakterlerin kendi “sürümleriyle” yüzleşmesi, ana kullanıcının sürekli değişmesi ve güvenin kırılması okuru sürekli tetikte tutuyor. Ve en önemlisi: Sinyal hiçbir zaman gerçekten kırılmıyor. Sadece yön değiştiriyor.

Başucu yazar ve kitaplarınız nelerdir? Yazarların ve kitapların hayatınıza nasıl bir etkisi oldu?

Başucu kitaplarımdan biri Sabahattin Ali’nin “Kürk Mantolu Madonna” adlı eseridir. Bu kitap, insanın iç dünyasını ve yalnızlığını çok etkileyici bir şekilde anlatır. Raif Efendi’nin yaşadığı büyük aşk ve içsel değişimi beni derinden etkilemiştir. Sabahattin Ali’nin sade ama güçlü anlatımı sayesinde insanların dışarıdan göründüğü gibi olmadığını ve herkesin içinde saklı hikâyeler taşıdığını daha iyi anladım.

Üzerinde çalıştığınız yeni bir kitabınız var mı? Okuyucularınıza ipucu verir misiniz?

Evet, üzerinde çalışmış olduğum bir kurgum var. “Gölgeler Arasında” kısaca, bir grup öğrencinin geçmişte yaptıkları bir hatayı örtbas etmek için kurdukları sessiz anlaşmanın yavaş yavaş ortaya çıkmasını anlatır. Her şey Kumsal’ın sırasına bırakılan gizemli bir defterle başlar. Defter, sırayla isimler vererek gruptaki herkesin geçmişte sustuğu bir olayı hatırlatır. Okul adeta canlı bir varlık gibi davranır; ışıklar titrer, kapılar kilitlenir, anonslar yapılır. Her bölümde birinin gerçeğiyle yüzleşmesi gerekir. Kumsal’ın 113 saatlik suskunluğu, aslında bir travma değil, bir gözlem ve manipülasyon oyunudur. Ancak kontrol ettiğini sandığı şey zamanla elinden kayar. Arkadaşlıklar çatırdar, güven sarsılır ve özellikle Ayaz ile Kumsal arasında büyük bir kırılma yaşanır. Hikâye genel olarak şunu anlatır: Sırlar saklandıkça büyür, sustukça ağırlaşır ve sonunda herkes kendi gerçeğiyle yüzleşmek zorunda kalır.

Son olarak okuyuculara söylemek istediğiniz bir şey var mı?

Sevgili okurlarıma bu yolda  yanımda oldukları için teşekkür ederim, yazdığım her kelimeyi büyük bir sorumluluk ve içtenlikle kâğıda bırakıyorum; çünkü biliyorum ki o kelimeler bir gün sizin kalbinize dokunacak. Bazen bir cümlemde kendi sessizliğinizi, bazen bir karakterimde kendi kırgınlığınızı bulacaksınız. İşte o an, aramızda görünmeyen ama güçlü bir bağ kurulacak. Ben yazarken yalnız olmadığımı, bir yerlerde satırlarımı dikkatle okuyan, düşünen, hisseden insanlar olduğunu bilerek yazıyorum. Siz bir paragrafta durup düşünürseniz, bir kelimenin altını çizip içinizden “Evet, tam da böyle” derseniz, benim için en büyük anlam budur. Çünkü edebiyat, yalnızca anlatmak değil; birlikte anlam aramaktır.

Hiç yorum yok

Yorum Gönder

1932-2025 © Edebiyat Gazetesi
ISSN 2980-0447