Austen’ın Asıl Meselesi Aşk Değil Yargıdır

Değerli okuyucularım, bu ayki yazımda her zamankinden oldukça farklı bir metinle karşınızdayım. Jane Austen’ın Aşk ve Gurur adlı romanının...
0

Değerli okuyucularım, bu ayki yazımda her zamankinden oldukça farklı bir metinle karşınızdayım. Jane Austen’ın Aşk ve Gurur adlı romanının, üzerinden iki yüz yıl geçmiş olmasına rağmen, eser zaman aşımına uğramamış; aksine, günümüz dünyasında daha da anlamlı hâle gelmiştir. Jane Austen’ın Aşk ve Gurur’u, ilk bakışta tanıdık bir aşk anlatısı gibi açılır; fakat satırlar ilerledikçe, okur kendini romantik bir hikâyeden çok daha fazlasının içinde bulur. Bu roman, insanların birbirini nasıl yanlış okuduğunu, toplumun bireyleri hangi kalıplara hapsettiğini ve özellikle kadınların bu kalıplar içinde nasıl akıl yürütmek zorunda bırakıldığını anlatır. Austen’ın asıl meselesi aşk değil, yargıdır; aşk ise bu yargıların sınandığı bir alandır.

Austen’ın Asıl Meselesi Aşk Değil Yargıdır

Elizabeth Bennet, bu sınamanın merkezinde duran karakterdir. Onu döneminin pek çok kadın kahramanından ayıran şey, duygularından önce düşünmesidir. Elizabeth konuşur, tartışır, karşı çıkar. Erkek egemen bir toplumda sessizce uyum sağlamayı değil, anlamayı ve sorgulamayı seçer. Darcy ile ilk karşılaşmalarından birinde, onun kendisi hakkında sarf ettiği şu söz, Elizabeth’in zihninde uzun süre yankılanır: "Katlanılabilir biri , ama beni etkileyecek kadar güzel değil."

Bu cümle yalnızca kişisel bir kabalık değildir; kadının değerinin erkek bakışıyla ölçülmesine dair köklü bir toplumsal refleksi açığa çıkarır. Elizabeth’in Darcy’ye duyduğu öfke, bir aşkın gecikmesinden çok, onurunun zedelenmesinden kaynaklanır. Austen’ın feminizmi tam da burada görünür hâle gelir: Kadın karakter, beğenilmediği için değil, haksız yere yargılandığı için incinir.

Roman boyunca Elizabeth’in karşısına çıkan evlilik teklifleri, aşkın değil, ekonominin ürünüdür. Bay Collins’in teklifinde romantizm yoktur; yalnızca “makul olan” vardır. Elizabeth’in bu teklifi reddederken söyledikleri, Austen’ın kadınlara verdiği ahlaki sesi açıkça duyurur

"Mutluluğumu feda ederek sizinle evlenemem."

Bu cümle, dönemi için neredeyse radikaldir. Çünkü Elizabeth, evliliği bir zorunluluk değil, bilinçli bir seçim olarak görür. Charlotte Lucas’ın evliliğe daha gerçekçi, hatta kaderci yaklaşımı ise Austen’ın meseleyi tek boyutlu ele almadığını gösterir. Charlotte haklıdır; ama Elizabeth de. Austen bu iki kadın arasında hüküm vermez, yalnızca soruyu açık bırakır: Bir kadının güvenliği mi, yoksa kendisi olarak kalabilmesi mi daha değerlidir? Darcy karakteri ise sınıf meselesinin vücut bulmuş hâlidir. Onun kibri kişisel olmaktan çok yapısaldır. Toplum ona üstünlüğü öğretmiştir. Ancak Darcy, roman boyunca öğrenir; geri adım atar, hatasını kabul eder, susmayı ve dinlemeyi becerir. Elizabeth’e yazdığı mektup, erkek otoritesinin ilk kez kendini savunmak zorunda kaldığı bir andır. Bu mektup, aşkın değil, eşitliğin başlangıcıdır.

Austen’ın sınıf eleştirisi, yan karakterlerde daha da keskinleşir. Lady Catherine’in buyurgan dili, aristokrasinin sesidir; yüksek sesle konuşur ama ikna edemez. Elizabeth’in ona verdiği sakin cevaplar, sınıf karşısında eğilmeyen bireyin gücünü gösterir. Austen burada şunu ima eder: Asalet, soydan değil, davranıştan gelir. Bu romanı bugün okurken, İngiliz toplumundaki sınıf meselesinin hâlâ kapanmamış bir dosya olduğunu fark etmemek mümkün değildir. Biçimler değişmiş, dil yumuşamış olabilir; ama katmanlar hâlâ vardır. Bu nedenle Aşk ve Gurur’u modern İngiltere ile birlikte düşünmek anlamlıdır. Lady Diana’nın aristokrasiyle yaşadığı gerilim, halk tarafından sahiplenilip sistem tarafından yalnız bırakılması, Austen’ın dünyasındaki sınıf çatışmasının çağdaş bir yankısı gibidir. Elizabeth Bennet hayatta kalır; çünkü kurmacanın içindedir. Diana ise gerçeğin içinde, bu gerilimin bedelini öder.

Jane Austen’ın başarısı, bu ağır meseleleri hafif bir dille taşıyabilmesindedir. İroni, onun en keskin silahıdır. Okuru güldürürken düşündürür; yargılamaz ama açık eder. Diyaloglar canlıdır, karakterler konuşurken kendilerini ele verir. Bu akıcılık, romanı iki yüz yıl sonra bile diri tutar. Aşk ve Gurur, aşkın değil, insanın romanıdır. Yanılmanın, öğrenmenin, geri dönmenin ve değişmenin hikâyesidir. Jane Austen, kadınların susmadığı, sınıfların sorgulandığı ve aklın duyguyla eşit söz hakkına sahip olduğu bir dünya kurar. Bu dünya kusursuz değildir; ama gerçektir. Ve belki de bu yüzden, bu roman hâlâ bugün günceldir.

Deniz Boyraci / Edebiyat Gazetesi / Ocak 2026 / Sayı 36

Hiç yorum yok

Yorum Gönder

1932-2025 © Edebiyat Gazetesi
ISSN 2980-0447