Merhaba hocam, okuyucularımıza kısaca kendinizden bahseder misiniz?
Merhaba, öncelikle bana bu imkânı sunduğunuz için teşekkür ederim. Ben Sezgin Kara. Doğaya, yaşama ve insana her zaman derin bir gözlemle bakmaya çalışan biriyim. Bu bakış bana hem hayatı daha iyi anlamayı hem de insanın kendi değerini fark etmesi gerektiğini öğretti. Yazmak benim için yalnızca kelimeleri yan yana getirmek değil; duyguları, mücadeleleri ve insanın iç dünyasında saklı kalan sesleri görünür kılma çabasıdır. Doğayı, hayatı ve insanı sevmenin, korumanın ve anlamlandırmanın yollarından biri de benim için kalem oldu. Uzun yıllardır gözlemleyen, düşünen ve sorgulayan bir bakış açısıyla yaşamı anlamaya çalışıyorum. Edebiyat ise bu yolculukta kendimi ifade etmenin en güçlü yolu oldu.
Yazma yolculuğunuzdan kısaca bahseder misiniz? Sizi kitap yazmaya yönlendiren nedenler nelerdir?
Yazma yolculuğum, çocukluğumun geçtiği Sivas’ın İmranlı ilçesine bağlı bir köyde başladı diyebilirim. Doğanın, dağların ve yeşilin içinde; imkânsızlıklar olsa da huzurlu ve güzel bir çocukluk yaşadım. Sonrasında eğitim için ilçe merkezine, ardından İstanbul’a geldim. Gençlik yılları, çalışma hayatı ve hayatın doğal akışı içinde zaman hızla geçti. Ancak zamanla toplumsal hayatta karşılaştığım adaletsizlikler, mantıksızlıklar ve sistemsel çelişkiler dikkatimi çekmeye başladı. Bu durum beni sorgulamaya itti. Ben sadece eleştiren biri olmadım; her “neden?” sorusunun karşısına kendi vicdanım ve mantığımla cevaplar aradım.
Yazarlıkla ve kurgu üretimiyle ilk ciddi tanışmam ise belediyeye bağlı ücretsiz bir tiyatro eğitimi sırasında oldu. O süreçte hikâye kurmanın, karakter oluşturmanın ve düşünceleri sanat yoluyla ifade etmenin gücünü keşfettim. Yazmak da tam bu noktada benim için bir ihtiyaç hâline geldi. Düşüncelerimi, itirazlarımı, umutlarımı ve insan merkezli bakış açımı ifade etmenin en güçlü yollarından biri oldu. Eskiz Kalemi Azelya da bu birikimin, gözlemlerin ve içsel yolculuğun bir yansımasıdır.
Yazarlık sizin için ne ifade ediyor?
Yazarlık benim için bir yaratım ve üretim sürecidir. Ancak her üretimin kalıcı ve güçlü olabilmesi için sağlam bir fikre ve gerçeğe dayanan bir temele sahip olması gerektiğine inanıyorum. Doğru sorularla beslenen, hayatın içinden gelen ve hakikatten kopmayan düşünceler insanlarda daha derin bir karşılık bulur. Bu noktada yazarlık sadece hayal kurmak ya da kelimeleri bir araya getirmek değildir. Hayal ürünü bir kurgu bile olsa özünde gerçeği taşımalı ve insana dokunmalıdır. Çünkü yazılan her söz, okuyan insanda bir etki bırakır. Bu da yazarlığı büyük bir sorumluluk hâline getirir. Benim için yazarlık; düşüncenin, sorgulamanın ve insanlığa dair meselelerin toplumla paylaşılmasını sağlayan, cesaret ve sorumluluk isteyen önemli bir üretim alanıdır.
Kitabınız Logo Yayınevi’nden çıktı, tebrik ederiz. Kitabınızda okurlarınızı ne gibi sürprizler bekliyor?
Elbette öncelikle Logo Yayınevi’ne teşekkür etmek isterim. Eskiz Kalemi Azelya benim ilk romanım ve bu nedenle kalbimde çok özel bir yere sahip. Bir yazar, ilk eserine nasıl bir emek ve sevgiyle bağlanırsa ben de bu kitaba aynı duygularla yaklaşıyorum. Eserimin doğru ellerde, samimiyetle ve emeğe saygı duyan bir yayınevi tarafından hayat bulması benim için çok kıymetliydi. Logo Yayınevi’nde bu güveni ve Anadolu insanının o sıcak, samimi duruşunu hissettim. Haklara saygılı ve titiz çalışma prensipleri, bu yolculukta onlarla yürümemi sağlayan en önemli nedenlerden biri oldu. Kitabın içeriğine gelecek olursak; okurlarımı alışılagelmişin dışında, mevcut sistemleri sorgulayan bir kurgu bekliyor. Eskiz Kalemi Azelya, sadece bir hikâye değil; bugünün çıkmazlarına başka bir dünyadan bakma çabasıdır. Okurlar, sayfalar arasında ilerlerken kendilerini para sisteminin olmadığı, yepyeni bir ekonomi modelinin hüküm sürdüğü Azelya gezegeninde bulacaklar. Zamanın ve mekânın alışılmış sınırlarının dışına çıktığımız bu yolculukta insanın kendi değerini rakamlarla değil, doğrudan varlığıyla ölçtüğü yeni bir sistemin kapılarını aralıyoruz. En büyük sürpriz ise hayal gibi görünen bu yeni dünyanın aslında ne kadar mantıklı ve mümkün olabileceğine dair okurun zihninde uyanacak o güçlü kıvılcım olacaktır. En önemlisi; okuyucu kitabın sonuna geldiğinde zihninde tek bir büyük soru belirecek: Yeni bir dünya tasavvuru.
Başucu yazar ve kitaplarınız nelerdir? Yazarların ve kitapların hayatınıza nasıl bir etkisi oldu?
Bu soruyu cevaplamaya başlarken öncelikle genel kabul görmüş bir yaklaşıma dair kendi şerhimi düşmek isterim. Edebiyat dünyasında sıkça dile getirilen ‘herkes mutlaka okumalı’ düşüncesine biraz mesafeli bakıyorum. Çünkü hayat; bazen karanlık, bazen aydınlık, bazen düz bir yol, bazen de dik bir yokuştur. Her insanın hayat yolu ve bu yoldaki şartları bir değildir; birinin düz yolda yürüdüğü yerde diğeri dik bir yokuşu tırmanmak zorunda kalabilir. Şüphesiz ki kitaplar bizlere bilgi, erdem ve güç veren devasa bir havuzdur; bakış açımızı genişletir, empati yeteneğimizi besler. Ancak yaşamsal zorluklar ve çevresel koşullar nedeniyle herkes okumaya zaman ya da imkân bulamayabilir. Bu noktada benim bakış açım şudur: Bazı insanlar okuyacak, öğrendiklerini ve biriktirdiklerini yaşamına, diline, tavrına yansıtacak; okumaya fırsat bulamayanlar ise o kişilerin şahsında aslında ‘kitabı’ değil, o ‘insanı’ okuyarak ondan faydalanacaktır. Bilginin ve erdemin bu şekilde elden ele, gönülden gönüle aktarılmasına inanıyorum. Bu yüzden benim için kitaplar kadar kitaplaşmış insanların da yeri ayrıdır.
Bu bakış açımın hayatımdaki en somut karşılığı, tıp fakültesinde okuyan ev arkadaşımla yaşadığım bir anıdır. Bir gün eve döndüğümde onu saatlerdir aynı koltukta kitap okurken bulmuş ve şaşırarak nedenini sormuştum. Bana ‘Bugün acil bir işim yoktu, ben de kitap okudum. Çünkü kitap okumadan geçen bir günü yaşanmamış ve boşa geçmiş sayarım’ demişti. Bu kısa ama sarsıcı cevap, o dönem ilkokul mezunu bir esnaf olan beni derinden etkiledi.
Hemen dükkânımda kendime küçük bir kütüphane kurdum; okudukça zihnimin yeni fikirlerle zenginleştiğini hissettim. Zamanla bu kişisel çabam, dükkânımın bir kitap takas noktasına, adeta yaşayan bir kütüphaneye dönüşmesine vesile oldu. Müşterilerim okudukları kitapları getiriyor, yerine yenilerini alıyordu. Yani bir arkadaşımın bana yansıttığı o ışık, benim üzerimden hiç tanımadığım onlarca insana ulaştı. İşte yazarların ve kitapların hayatıma etkisi tam da bu noktada başlar; bir cümleden doğan o kıvılcım, önce bir dükkânın, sonra da bir yazarın dünyasını aydınlatabiliyor.
Bu süreçte pek çok eserle yolum kesişti; özellikle dünya klasikleri bu yolculuğun temelini oluşturdu. Benim için bir kitabın hacminden ziyade bıraktığı iz önemlidir; bazen incecik bir kitap koca bir kütüphane kadar besleyebilir insanı, bazen de kalın bir ciltten zihnimde sadece tek bir sarsıcı paragraf kalır. Örneğin Halil Cibran’ın Ermiş kitabı oldukça ince olmasına rağmen hayat boyu yanımda taşıyacağım dersler vermiştir. Platon’un Devlet eserini okurken 2500 yıl öncesinden bugüne bakıp nelerin değişip nelerin aynı kaldığını kıyaslamak benim için tarifsiz bir keyifti. Beni en çok sarsan eserlerden biri ise Dostoyevski’nin Suç ve Ceza’sıdır; Raskolnikov karakteri üzerinden yapılan o derin psikolojik tahliller, kendi yazım sürecimde ve karakter oluşturma aşamamda bana rehberlik etmiştir. Yakın zamanda okuduğum ve Japon kültürünü zarif bir dille ele alan Kahve Soğumadan Önce ise zihnimde taze izler bırakan eserler arasındadır. Ayrıca hobim olan tiyatroya duyduğum ilgi, okuma listemi bu alandaki teknik ve edebî metinlerle de zenginleştirdi. Sonuç olarak diyeceğim şudur ki; herkes kendi soruları, merakları ve amaçları doğrultusunda okumalıdır. Birinin çok sevdiği, diğeri için ağır veya keyifsiz olabilir. Önemli olan insanın önce kendi yolunu, sorunlarını ve hedeflerini bilmesi; sonra o yolda yürürken kendisine ışık tutacak doğru kitabı bulmasıdır.
Üzerinde çalıştığınız yeni bir kitabınız var mı? Okuyucularınıza ipucu verir misiniz?
Belki biraz klasik, belki de derinliği nedeniyle anlaşılması zaman isteyen bir cevap olacak ama ben bu konuya şöyle bakıyorum: Bana göre her yazar hayatı boyunca aslında tek bir kitap yazar. Yayınlanan tüm eserler, o ana kitabın farklı paragrafları, farklı bölümleri veya ciltleridir. Okuyucular ise o devasa metnin içinden kendi ruhlarına uygun olan ‘paragrafı’ seçer ve ondan beslenirler. Yeni bir eser üretme konusundaki heyecanım ise elbette var. Ancak şunu belirtmeliyim ki okuyucularımın ilk kitabım olan Eskiz Kalemi Azelya’ya gösterecekleri ilgi ve kuracakları bağ, yeni eserimi var etmemdeki en büyük enerji kaynağı olacaktır. Yeni projem hakkında şimdiden detaylı ipuçları verip büyüsünü bozmak istemem ama şunu söyleyebilirim: O yeni eseri ya ben kaleme alacağım ya da bizzat yaşayacağım ve başkaları beni yazacak. Bu kararın netleşmesinde okurların bugünkü yol arkadaşlığı belirleyici bir etkiye sahip olacak.
Son olarak okuyuculara söylemek istediğiniz bir şey var mı?
Son olarak şunu söylemek isterim: İçinde yaşadığımız dünya çoğu zaman bizlere her şeyin ‘rakamlardan’ ve ‘zorunluluklardan’ ibaret olduğunu dayatıyor. Ancak ben insanın kendi değerini yeniden keşfettiği, emeğin ve samimiyetin her türlü maddiyattan üstün olduğu bir dünyanın hayal olmadığını biliyorum. Okurlarımdan ricam; Eskiz Kalemi Azelya’yı okurken sadece bir hikâyeye misafir olmasınlar, aynı zamanda kendi içlerindeki o ‘yeni dünya’ tasavvuruna da baksınlar. Unutmasınlar ki her büyük değişim önce bir hayalle, sonra bir eskizle başlar. O yüzden onlardan beklentim kendilerine şu soruyu sormaları: “Gerçekten değişime ihtiyaç var mı?” Vakit ayırıp bu yolculuğa ortak olan herkese yürekten teşekkür ediyorum. Kaleminiz ve kalbiniz hep doğru soruların izinde olsun.

Türkiye’nin aylık tek Edebiyat Gazetesi, öykü, deneme, yazı, şiir ve söyleşilere yer vermektedir.
Hiç yorum yok
Yorum Gönder