Diri Diri Gömülen Çocuk

Sevilmiyordum, bunun farkındaydım. İnsanın istenmediğini bilip yine de ısrarla, yüzsüzce “buradayım” oynaması ne aşağılıkça…
0

Sevilmiyordum, bunun farkındaydım. İnsanın istenmediğini bilip yine de ısrarla, yüzsüzce “buradayım” oynaması ne aşağılıkça… Babamı sadece gür sesiyle tanırdım; anneme hakaretleri, saldırıları, gücü kutsayışıyla. Ondan nefret ederdim. Babam olduğunu ilkokula yazılınca öğrenmiştim. Okula gitmeme karşı çıkıyordu; ayağımda ayakkabı bile yoktu, terlikle gidecektim. Annem her daim ağlardı. Hakaretini, küfrünü, dayağını yer; yine de babamın sözünden asla çıkmazdı. Evde et pişse kocaman tabak ona konur, iki küçük parça beş kişi bölüşülürdü. Annem kendisini sevmeyen adamı neden severdi, bizim “böyle baba olmaz olsun” kızgınlığımıza kızar, “terbiyesizler” derdi. Buna bir türlü anlam veremiyor, annemi de artık sevmiyordum.

Diri Diri Gömülen Çocuk

Beni babam istemiyordu ama ben annem gibi olmayacaktım. “Onursuz olmayacağım, ölsem de ölürüm,” diyerek yemin ediyordum. Kardeşlerim bunun hayal olduğunu, benim deli olduğumu söylerdi. Özel kavga günlerimiz vardı; pazara çıkılmışsa, eve kış öncesi yıllık erzak alınmışsa, bayramlarda… Gür sesiyle kükrerdi. Ben ve kardeşlerim doğduğumuz için kendimizi suçlardık. Yıllar geçti. Ablalarım, abilerim istemedikleri bir hayata, ekmek davasına kurban oldular; sağlıklarından bile oldular. Ben ise her zaman dik kafamla, zıtlığımla, hırçınlığımla direndim. Zaman geçtikçe öfkem daha da arttı. Babamın bana olan nefreti de…

Sonra tesadüfen tanıştığım bir öğretmen abinin teşvikiyle eğitimime yöneldim. Binbir zorluk ve baskıyla, bugün olduğum yeri rüyamda bile görsem insanlar inanmazken başarmıştım. Ama zaman bazı duyguların dermanı olmuyordu. Bir tarafım “evet”, bir tarafım korkunç yalnızdı; tıpkı doğduğum an gibi. Onu aşamıyordum. Kabuslarımı… Bir gün kahkaha atan, deli dolu olan bendim; ertesi gün bıkkın, gözünü zor açan, ölümü bir an önce kucaklamak isteyen ben.

Evet, anneme benzememiştim; başarmıştım. Yine de bir tarafımda bir şey kayıptı ve biliyordum: O kaybı hep arayacaktım. Ulaşınca belki vazgeçecektim; bu yüzden bulmak da istemiyordum. Özel hayatımı da bir türlü tutturamıyordum. Babamın bende açtığı yara sanki devam ediyordu. Bir erkeğin sevgisine duyulan muhtaçlığı acziyet sayıyordum. Babam beni sevmemişti; sevilmemiştim. Güvenilmemiş, güvenmemiştim. Yalnız günlerin, kabusların insanıydım. Tüm bu gelgitlerle uğraşırken belki de en büyük acı, insanların istediği, görmek istediği kişi olmamdı. Evet baba, seni yıllardır görmüyorum. Özlemiyorum, özlemeyeceğim. Ölsen mezarına gelip kendime ağlayacağım; çünkü sen beni diri diri gömen, karşıdan kahkaha atansın. Ve ben, toprağın altından suskunluğun içinden yürüyerek çıktım hayata. Beni gömen babam'a inat.

Gülcan Şık / Edebiyat Gazetesi / Ocak 2026 / Sayı 36

Hiç yorum yok

Yorum Gönder

1932-2025 © Edebiyat Gazetesi
ISSN 2980-0447