Neden Mutlu Olamıyoruz?

Psikolojik Danışmanlık yaptığım için bazen insanlara ve bilhassa gençlere ‘’Mutlumusun?’’ diye sorduğumda hep onların mutsuz olduğunu duyuyorum.
1

Psikolojik Danışmanlık yaptığım için bazen insanlara ve bilhassa gençlere ‘’Mutlumusun?’’ diye sorduğumda hep onların mutsuz olduğunu duyuyorum. Haline şükredip ‘’ Hamdolsun’’ diyen neredeyse yok denecek kadar az. Bence mutsuzluğun en önemli sebeplerinden birincisi şükürsüzlük ve nankörlüktür. Çevremizde kendi sahip olduğu değerleri görmeyen ve kıymet bilmeyen insanlar dolu. 

Neden Mutlu Olamıyoruz?

Neredeyse ‘’Nasılsın?’’ diye korkar hale geldik. Hemen hastalıklarını saymaya başlıyorlar. Belki de bu hastalıkları biz kendimize davet ediyoruz. Hatta kendisiyle daha fazla ilgilenilmesini istediği için Hastalık icat edenleri bile tanıyorum. İnsanların mutsuz olmalarındaki en önemli faktörlerden biri de rekabet ve kıskançlığa  varan yarışlardır. Daha küçük yaştan itibaren etrafımızdaki diğer insanlarla bir yarışa giriyoruz. ‘’Komşunun oğlu ne kadar çalışkan! ‘’ ‘’Fatma hanımın kızı okulda birinciymiş’’ ‘’ Ayşe hanımın oğlu o kadar uysal o kadar efendi ki!’’ diye veya buna benzer kıyaslamaları duymayanınız yoktur. 

Bu kıyaslamalar bizi ve hayatımızı o kadar etkiliyor ki, büyüyünce de bilinçaltımız bizi diğer insanlarla bir yarışa sokuyor. Bilinçaltımız bu yaşananları kayıt altına aldığı için ilerki yaşlarda kendi kendimizi yarışa sokuyoruz. ‘’ Sibel benden daha iyi bir işe girdi!’’ ‘’Faruk ne kadar çok para kazanıyor?’’ ‘’Akranlarımın hepsi son model arabalarla geziyor!’’ ‘’ Ahmetin karısından daha güzel’’ gibi veya buna benzer kıyaslamalarla yarışı devam ettiriyoruz. Sanki hayatımızı başkaları için yaşıyoruz. Halbuki hayatta her istediğimizin olması mümkün değildir.  Başkalarında olan herşeyin bizde de olması gerekmez. 

Sürekli Rekabet Mutsuzluk Kaynağıdır. Daima olarak başkalarıyla yarış halinde olmak, kişinin hayatını tükenmez bir tatminsizlik döngüsüne sokar. Kendinizi veya çocuğunuzu başkalarıyla kıyaslama Tuzağı, öz Değerin ve kendine güvenin aşınmasına sebep olur. Bunun neticesinde olacaklar:

Sürekli Yetersizlik Hissi: Yarış, kaçınılmaz olarak sürekli kıyaslamayı beraberinde getirir. Daha iyi bir işe, daha lüks bir eve, daha popüler bir sosyal çevreye sahip olan birini gördüğünüzde, kendi başarılarınız ve sahip olduklarınız otomatik olarak değer kaybeder. Bu, kişide sürekli bir yetersizlik ve kaygı durumu yaratır. Koşullu Öz Değer: Mutluluk, dışsal başarı ve onaylanmaya bağlı hale gelir. Kişi, kendini ancak başkalarını geçtiği sürece değerli hisseder. Bu, öz değerin sağlam temeller üzerine kurulu olmasını engeller ve en ufak bir başarısızlıkta yıkılma tehlikesi yaratır.

Hedefin Değişmesi: Amaç, kendi potansiyeline ulaşmak veya kendi standartlarını aşmak yerine, başkalarının ulaştığı noktayı yakalamak veya onları geçmek olur. Bu dışsal hedef, kişisel anlam ve tatmini gölgeler. Materyalist Tuzak: Reklamlarla abartılan Modern rekabet kültürü, genellikle maddiyata ve tüketime odaklanır. En yeni telefona, en pahalı arabaya veya en gösterişli tatile sahip olma yarışı, "tüketerek mutlu olma çabası" yanılgısını besler. Ancak bu tür mutluluklar anlık ve geçicidir.

İkili İlişkilere Zarar: Rekabet, sadece kariyer veya maddiyatla sınırlı kalmaz; sosyal ilişkilere de sızar. Partnerler, arkadaşlar veya aile üyeleri arasında bile bir üstünlük kurma çabası, bağlantı ve karşılıklı destek yerine güç mücadelesi yaratır. Bilhassa kadınlar kadın olduğunu hatırlamalı ve bilmelidir. 

Yarışı bırakmak, temelde odağı dışarıdan içeriye çevirmek anlamına gelir. Kişinin kendi yoluna odaklanması, daha sahici ve kalıcı bir mutluluk kaynağı yaratır. Bunun için de öncelikle,kişi Kendi Kendiyle Yarışmalıdır. Yani Kıyaslamanın tek sağlıklı yolu, kendinizi dününüzle kıyaslamaktır. Dışarıdaki insanlarla yarışmak yerine, odak noktanızı kendi kişisel gelişiminize, becerilerinizi ilerletmeye ve kendinize bir şeyler katmaya yönlendirirsiniz.

Başarı, dışsal övgü veya birini geçme isteğinden değil, kişisel ustalık ve ilerleme arzusundan doğar. Bu tür bir motivasyon daha sürdürülebilir ve tatmin edicidir. Kendi gücünü, zayıf yanlarını ve hızını kabul eden kişi, kendine karşı daha şefkatli olur. Herkesin kendine özgü bir zaman çizelgesi olduğunu fark eder ve bu durum, anksiyeteyi azaltır. 

Kişisel Değerlere Bağlanma: Yarışı bırakmak, hayatınızı size gerçekten anlam katan değerlere göre düzenlemenizi sağlar. Bu, lüks bir eşya almak yerine yardımseverlik olabilir, kariyer basamaklarını tırmanmak yerine sanatsal bir tutkuyu geliştirmek olabilir. Bu değerlere uygun yaşamak, iç huzurun anahtarıdır. Mükemmeliyetçilikten Vazgeçiş: Rekabet sıklıkla mükemmeliyetçilik baskısını doğurur. Yarışı bıraktığınızda, her şeyin "en iyisi" olma zorunluluğu ortadan kalkar ve yeterli olmanın getirdiği rahatlamayı hissedebilirsiniz.

Bağlantı Kurmayı Seçmek: Rekabet yerine bağlantı kurmayı seçmek, ilişkilerin kalitesini artırır. Başkalarının başarısını tehdit olarak görmek yerine, onlarla ortaklık kurma, onları destekleme ve başarılarını kutlama yolu açılır. Bu da kişiyi sosyal olarak daha zenginleştirir.

Sonuç olarak Mutluluk, başkalarını yenmek için girilen bitmek bilmeyen bir maraton değil; kendi iç dünyamızla barışık, kendi değerlerimize uygun ve kendi hızımızda ilerlediğimiz bir iç yolculuktur. Başkalarıyla olan yarışı bırakmak, kendi potansiyelimize odaklanmamızı, sağlıklı sınırlar çizmemizi ve hayatın kontrolünü elimize almamızı sağlar. Bu dönüşüm, dışsal onaylanma ihtiyacını azaltır ve gerçek, derin bir iç huzura kapı açar. İnsanlar için en büyük zenginlik kanaattir. Sahip olduklarının değerini bilerek v, insanlara teşekkür edip, yaradanımıza şükür etmek 

Şaziye İnceler Ekici / Edebiyat Gazetesi / Ocak 2026 / Sayı 36

( Hide )

1932-2025 © Edebiyat Gazetesi
ISSN 2980-0447