Genellikle ucu açık bırakılmış ayakları yere basmayanlar yerine, yaşanmış hikayelerden uyarlananlar yahut kompozisyonu itibariyle iyi insan olmak yolunda mesajlar veren filmleri tercih ederim. Sanatın toplumun farkındalığını arttıracak şekilde olması gerekliliğine inanlardanım. İşte bu tarz filmlerden birisi henüz izleme fırsatı bulabildiğim bir filmden ve onunla birlikte gelişen düşüncelerimden bahsetmek isterim.
2012 yılında seyirciye çıkmış “A Thousand Words” Türkçeye çevrildiği başlığıyla “Kelimeler Yetmez” adlı film. Başrolünde ünlü aktör Eddie Murphy, kitap yayıncısı Jack rolünü üstleniyor. Jack, hayat standartları oldukça yüksek bir yaşam sürüyor. Bunu da mükemmel ikna kabiliyeti sayesinde yapıyor. Tabi ki bir çok söz sarfederek. Çoğu anlamlı ama bir o kadarı da anlamsız. Ancak bir gün, kitabını yayınlamak istediği bir medyumun peşine düşüyor. Medyumun bahçeden oluşan terapihanesinde dokunduğu bir ağacın, kendi evinde birden bitivermesi ile işler değişiyor. Jack konuştukça ağaç, her kelimesinde bir yaprak döküyor ve yapraklar bittiğinde ölümün geleceği belirtiliyor. (Bu arada bariz ki Türk mitolojisinde de büyük anlama sahip hayat ağacı imgesine gönderme yapılmış.) Film, Jack’in konuşmakla susmak arasında gidip gelen serüveni ile devam ediyor ve sonu elbette tatlıya bağlanıyor. Süreçte, Jack’in çevresinden kendi içine dönen yolculuğu ve aydınlanması ile ekran başında siz de bazı düşüncelere sevk oluyorsunuz. Filmi, belki başta sadece çok konuşmanın ve sonunda susmanın erdemine erişeceğine dair yavan bir öğüt verecek zannedebilirsiniz. Ancak bence vurgulanmak istenen, çok konuşmanın altında yatan nedenler ile nasıl konuştuğumuz ve kelimelerimizi nasıl yönlendirdiğimiz ile ilgili. Çünkü insanoğlu bazen kabullenemediği bazı gerçeklerin üzerini örtmek için çeşitli maskeler üretebiliyor. Jack de bunu yapıyor. Susmanın, durup düşünmek olduğunu ve farkındalıkla kabullenmek gerekliliğinden kaçmak demek olduğunu içten içe biliyor.
Sıradaki cümlelerin aynı anafikirdekilerinin, farklı ya da belki de birebirini bir yerlerde okumuş ya da duymuş olabilirsiniz. Fakat aynı filmdeki gibi herkesin öğrenme süresi ve öğrendiklerini uygulamaya geçmek için kafasına gerçekten dank ediş zamanı değişebiliyor. Bu yazı da benim bunu itirafımdır. Son zamanlarda hayatımda gerçekleşmesini dilediğim pek çok isteğim var. Filmi tam da baharın geldiği ve bayramın yaklaştığı bu dönemde izledikten sonra sonunda şunu farkettim ki, herhalde bazı gerçekleri kabullenip bırakmam gerekenleri bırakamadığım için isteklerim gerçekleşmiyor. Benim de ağacım ağırlaşıyor ve Jack gibi her kelimemde değil belki ama, her şikayetimde yaprak döküyor. Ve bunun da baş sebebi benim. Belki de siz de kendinizsiniz. Kısaca, güzellikleri kucaklayabilmek için kucağımızda şikayetlerle daha da ağırlaştırdığımız yüklerimizi bırakabilmemiz gerekiyor. Sonuçta hep kışların olmadığı, baharların ve yazların da döngüsündeki şu yaşam, bize umudumuzu kesmeden hayat ağacımızın yeniden yeşereceğine inanmamız için yeterli bir kanıt değil mi?
Lütfiye Hacı Hüseyin / Edebiyat Gazetesi / Nisan 2026 / Sayı 39

Türkiye’nin aylık tek Edebiyat Gazetesi, öykü, deneme, yazı, şiir ve söyleşilere yer vermektedir.
Hiç yorum yok
Yorum Gönder