Çek Perdeyi

Perdeler, hem dış dünyayla aramıza set çeken hem de mahremiyetimizi koruyan, bazen de sadece rüzgârın dansına eşlik eden sessiz tanıklardır.
1

Evin en yorgun şahitleridir perdeler. Gün boyu sokağın gürültüsünü, yabancıların bakışlarını ve yakıcı güneşi göğüslerler; ama akşam olup da üzerimize kapandıklarında, asıl yükleri o zaman başlar. Dışarıyı kapatırken, bizi içerideki kendimizle baş başa bırakırlar.


Bazen bir vedanın ardından sımsıkı çekilirler. O andan itibaren kumaşın dokusuna sadece toz değil, yaşanmamış günlerin sızısı da siner. Rüzgâr hafifçe vurduğunda pencerelere, perdenin o ağır salınımı sanki evin içinde biriken kederi dışarıya üflemek ister gibidir. Ama nafile; hüzün ağır bir gazdır, tabana çöker ve perdenin eteklerine tutunur. Güneşin vurduğu o ince tüllerin üzerinde bazen bir el izi, bazen de yılların bıraktığı sarı bir leke kalır. O leke aslında geçip giden zamanın, bekleyişlerin ve pencere önünde tüketilen umutların nişanesidir. Kim bilir kaç gece, o perdenin arkasında bir yol gözlendi? Kaç kez el o kumaşa gitti de, dışarıda beklenen kimse olmadığı için vazgeçilip geri çekildi?

Ve bazen bir insan, o kumaşın ardındaki sessizliğe o kadar alışır ki, sabah güneşini içeri davet edecek gücü bile kendinde bulamaz. Çünkü bilir ki perdeyi açmak, hayata yeniden dahil olmaktır; oysa o, kendi karanlığının dokusuna sarınmayı seçmiştir. İşte size bugün anlatacağım hikaye de bunları dile getirecek:

Ayşe Teyze, mahallenin en güzel nakışlı perdelerine sahipti. Kar beyazı tülleri her sabah erkenden açılır, akşama kadar sokağı izlerdi. Ancak oğlu o uzak gurbete gittiğinden beri, perdeler sadece bir parmak aralığından dışarıyı görebiliyordu. Zamanla o beyaz tüller sararmaya, uçları tozlanmaya başladı. Ayşe teyze artık onları yıkamıyor, ütülemiyordu. Çünkü korkuyordu; eğer perdeleri yerinden çıkarırsa, oğlunun döndüğü anı kaçıracaktı. Pencere önündeki koltuğunda, perdenin o daracık boşluğundan sokağın köşesini izleyerek aylarını geçirdi.

Bir salı günü, sokağın başında yabancı bir araç göründü. Ayşe teyzenin kalbi hızla çarptı, eli titreyerek perdeye uzandı. Kumaşı sonuna kadar açmak, güneşi içeri buyur etmek istedi. Ama araç kapının önünde durduğunda ve içinden inenlerin yüzündeki o ağır ifadeyi gördüğünde, eli perdenin üzerinde asılı kaldı. O günden sonra o evde güneş bir daha hiç doğmadı. Komşuları, Ayşe teyzenin vefatından sonra evi boşaltmaya geldiklerinde bir şeyi fark ettiler: Diğer tüm eşyalar toz içindeydi ama pencerelerdeki o eski, sararmış perdeler sıkıca kapatılmıştı. Perdeleri sökmeye çalıştıklarında, kumaşın kat yerlerinin gözyaşından sertleştiğini ve adeta pencereye mühürlendiğini gördüler. Ayşe Teyze, dünyayı dışarıda bırakırken acısını o perdelerin kıvrımlarına hapsetmişti.

Bu hüzünlü hikayeyi bir şiirle noktalayayım:

Güneşin önünde ince bir tül, Işığı süzer, odaya böler. 

Bazen bir sırdaş, bazen bir engel, Rüzgâr değince canlanır perdeler.

Dışarıda hayat, içeride biz, Arada salınan o dilsiz kumaş. 

Ardında gizlenir her bir izimiz, Akşam olunca kapanır yavaş, yavaş.

Sokak lambası vurur yüzüne, Gölgeler raks eder desenlerinde. 

Dünyanın gürültüsü kalır geride, Hüzün birikir kıvrımlarında.

Perdeler kapandığında dünya küçülür, bir oda kadar kalır. 

Sarı bir ışık sızar kenarından, Yorgun bir günün son nefesi gibi. 

Sökülmüş dikişler, eski anılardan, Sallanır boşlukta bir ölü gibi.

Kapanınca dünya dışarıda kalır, İçeride yalnızlık, tozlu bir koku. 

İnsan her gece biraz daha azalır, Perdeler örterken bu derin uykuyu.

Rüzgâr mı ağlayan, kumaş mı bilmem, Hışırdayıp durur pencerelerde. 

Gidenler dönmez, ben hiç gülemem, Hüzün asılı kalmış her bir perdede.

Gözyaşı lekesi gibi her bir kıvrımı, Güneşi görmeye dermanı kalmamış.

 Sanki saklıyor tüm acılarımı, Sanki bu evde hiç sabah olmamış.


Şaziye İnceler Ekici / Edebiyat Gazetesi / Şubat 2026 / Sayı 37

( Hide )
  1. Perdeler pek çok günahları örter. Mühim olan günah işlememektir bu hayatta!!!

    YanıtlaSil

1932-2025 © Edebiyat Gazetesi
ISSN 2980-0447