Edebiyat ve Müze Kültürü

Ülkemiz, tarihî ve doğal zenginliklerinden dolayı doğal bir müze kabul edilmektedir. Geçmişte yaşamış uygarlıklar, insanlar unutulup gitmesin, tarih..
0

Ülkemiz, tarihî ve doğal zenginliklerinden dolayı doğal bir müze kabul edilmektedir. Geçmişte yaşamış uygarlıklar, insanlar unutulup gitmesin, tarih kitaplarına hapsolmasın diye Batılılar müze kültürünü geliştirdiler. Geçmiş uygarlıkların ürünlerini daha çok kapalı mekânlarda, eserin yapısını bozmayacak steril ortamlarda koruyarak insanların görmesini sağladılar. Resimler, heykeller, gravürler, yazılar, paralar, elbiseler, süs eşyaları, insanların ürettiği ne varsa müzelerde sergilenebilir. Müzeciliğin tarihi Avrupa’da çok eskilere gitmektedir. Bir İngiliz koleksiyoncunun topladığı eserleri Oxford Üniversitesi’ne bağışlaması ile 1683 yılında İngiltere’de modern anlamda ilk müze (Ashmolean Müzesi) kurulmuş oldu. 

Edebiyat ve Müze Kültürü

Bizde ilk müzeyi Kaplumbağa Terbiyecisi resmini yapan Osman Hamdi Bey İstanbul’da açtı. 1842’de İstanbul’da doğan Osman Hamdi Bey, Sanayi-i Nefise Mektebi ve İstanbul Arkeoloji Müzesi’nin kurucusudur. Cumhuriyet Dönemi’nde müzeciliğe önem verildi ve yurdun her tarafına, değişik temalarda müzeler kuruldu. Arkeoloji müzeleri, tarihî müzeler, sanat müzeleri ve daha birçok disiplinin eserlerini sergileyen müzeler Anadolu’nun içlerine kadar yayılmış durumdadır. İstanbul için müze kenti diyebiliriz. Dünyanın eski kentlerinden biri olan İstanbul, müze yönünden zengin olduğu için müze turizmi bu kentte yaygındır. Sırf müzeleri gezmek için İstanbul’a gelen milyonlarca ziyaretçi bulunmaktadır. Başkent Ankara ise Cumhuriyet Dönemi’nde gelişti ve dönemin yöneticileri müzeciliğe önem vererek Ankara’da önemli müzeler kurulmasına önayak oldular. Devletin çabalarıyla kurulan Anadolu Medeniyetleri Müzesi yanında, özel sektörün çabasıyla kurulan Rahmi Koç Müzesi, kalede kurulan ve topluma hizmet veren kurumlardır. Eski Türk Ocağı, zaman içinde Etnografya Müzesi’ne ve Resim Heykel Müzesi’ne dönüştü.

Biz toplum olarak müze kültürünü Avrupa’dan aldığımız için ancak son otuz kırk yılda kültür hâline gelebildi. Yine de bu konuda Avrupa’nın çok gerisindeyiz. Bu konuda devlet kurumlarına ve özel sektöre çok iş düşmektedir. Müzeciliğimizin yerleşmediği dönemlerde tarihî ve sanatsal eserlerimizi koruyamadığımız için uyanık Batılı tüccarlar, değerini bildikleri eserleri yasa dışı yollardan yurt dışına kaçırdılar. Ege Bölgesi’ndeki eserlerimizin birçoğu bugün Avrupa’daki müzelerde sergilenmektedir. Alman arkeolog Heinrich Schliemann, bulduğu eserleri karısının takısı hâline getirerek yurt dışına kaçırmıştır. Götürdüğü eserlerin çoğu iade edilmemiştir. Günümüzde tarihî eser kaçakçılığı konusunda büyük başarılar elde edilmektedir. Artık tarihî eserlerimizi yurt dışına kaçırmak o kadar kolay değil.

Edebiyat konusuna gelince, edebî eserleri okuyanlar bu eserin yazarını, nasıl bir ortamda yaşayıp eserlerini ürettiğini merak ediyorlar. Bu merakı gidermek amacıyla dünyanın her yerinde ünlü yazarların evleri müze hâline getirilmektedir. Bizde de son yıllarda bu alışkanlık oluşmaya başladı. Sait Faik, Orhan Kemal, Ahmet Arif gibi topluma mal olmuş sanatçıların evleri, ailelerinin çabası ve devlet desteğiyle müze hâline getirildi. Toplumda olumsuz etki etmiş cezaevleri de kullanımdan çıktıktan sonra müze hâline getirilmektedir. Burada yatan yazar ve şairlerin hangi ortamda üretimde bulundukları gözler önüne serilmektedir. Ulucanlar Cezaevi’ni görünce Nazım Hikmet’i, Necip Fazıl’ı; Sinop Cezaevi’ni görünce Sabahattin Ali’yi anmadan edemiyoruz. Tarih bilinci gelişmemiş toplumlarda müze kültürünü geliştirmek de zor oluyor. Müze kültürü, toplumların gelişmişlik düzeyinin ölçütlerinden biridir. Şair Nazım Hikmet, Jokond ile Si-Ya-U isimli şiir kitabında Louvre Müzesi’ni mekân olarak kullanmıştır. Yazımızı bu kitaptan bir bölümle bitirelim.

JOKOND’UN HATIRA DEFTERİNDEN PARÇALAR

Paris, 13 Mart 1924

Louvre Müzesi

Louvre Müzesinde artık canım sıkılıyor

Can sıkıntısından çok çabuk bıkılıyor.

Bıktım artık canımın sıkıntısından

İçimdeki bu ruh yıkıntısından

Aldı fikrim şu hisseyi:

Müzeyi gezmek iyi,

Müzelik olmak fena!


Fırat Kasap / Edebiyat Gazetesi / Ocak 2026 / Sayı 36

Hiç yorum yok

Yorum Gönder

1932-2025 © Edebiyat Gazetesi
ISSN 2980-0447