Geceyi yine uykusuz karşıladım. Pencerenin pervazında biriken karanlık, içimde büyüyen şüpheyle aynı renkti. Telefonum masanın üzerinde susuyordu; o suskunluk, senden daha çok şey anlatıyordu bana.Belki de hiç sevmedin. Ama ben, sevilmenin boşluğunu doldurmak için senin susuşlarını bile umut diye sakladım. Aynanın karşısında uzun uzun yüzüme baktım.
Gözlerimde, inanmak istediğim bir yalanın izi vardı. “Beni seviyor” demek, “yalnız değilim” demekten daha kolaydı çünkü. Kalbim, gerçeği bilmekten korkan bir çocuk gibi, en kırılgan oyuncağına sarılmış uyuyordu. O oyuncak sendin. Ama oyuncağın içi boştan ibaretti. Sabaha karşı, uykusuzluğun en ağır yerinde fark ettim: İnsan bazen birini değil, kendi kurduğu masalı severmiş. Ve ben, sevildiğimi sandığım yerde yalnızlığımı büyütmüşüm. Canımdan vazgeçecek kadar seni sevmişim, ama en çok kendimi kandırmışım. Sevilmek uğruna, kendimden eksilte eksilte yaşamışım. Meğer kaybettiğim sen değilmişsin… Ben, kendime inanmaktan vazgeçmişim.
Gülcan Şık / Edebiyat Gazetesi / Şubat 2026 / Sayı 37

Türkiye’nin aylık tek Edebiyat Gazetesi, öykü, deneme, yazı, şiir ve söyleşilere yer vermektedir.
Hiç yorum yok
Yorum Gönder