Belki de kimse yazdıklarımı anlamayacak; ama ben de herkes anlasın diye yazmak zorunda değilim. Belki de hiçbir zaman bulamayacağım bir kadını arıyorum. Nerededir o kadın? Ya da en azından, onun varlığı gerçekten mevcut mu?
Belki beş adım ötemdedir, belki de mesafelerin bile yetemeyeceği kadar uzaktadır—insanoğlu henüz o uzaklığın ölçüsünü kavrayacak kadar gelişmedi. Aradığım o kadın, şiirlerimin başlıca imgesi olsa da hayalidir, ütopyadır. İnsanlığın üzerinde duran bu kadını bulmak bugüne dek hiç kimseye nasip olmadı. Her insan—özellikle yaratıcı insanlar, şairler, ressamlar—dehasını taşıyan eserlerini onu düşünerek yarattı. Ama bana göre hiçbir sanatçı “onu buldum”, “ona yaklaştım”, “ona dokundum”, “sesini duydum” diyecek kadar cesur olamaz. Çünkü ona dokunmak, belki de doğacak bütün dahiyane eserlerin sonu demektir. Ve işte tam o anda şiir, şiirsellik, resim—her şey—bir göz kırpımında yok olabilir. Bu da facianın milyon katı bir faciaya dönüşür. Çünkü bazen arananın asla bulunmaması daha hayırlıdır.
O kadın inanılmaz derecede güzel mi? Bilmiyorum. O kadın tahayyül edilemeyecek kadar asil mi? Bilmiyorum. Ama bildiğim bir şey var ki, o kadın ne güzelliğin ne de asaletin sembolüdür. Eğer onu yalnızca bu kavramlar içinde bulabilseydim, belki de hiç şiir yazılmazdı ve “ilham perisi” denilen o hayali varlık benden uzaklaşır, bir daha kalp evimin misafiri olmazdı. Büyük eserler yalnızca bulunması arzulanan ama bir ömür boyunca asla bulunamayacak birini düşünerek ortaya çıkar. Ve belki de bir sanatçının herhangi bir eseri ona başarı getirecek, onu tüm dünyada ebediyen yaşatacaktır. Ama o sanatçı bunun farkına bile varmayacaktır. Sebep? Sebep çok basittir. Çünkü hiçbir sanatçı hangi eserinin şaheser olacağını asla bilemez. Hiçbir eser de düşünülmeden yaratılamaz. Hiçbir şair, hiçbir ressam, hiçbir besteci—ve hiç kimse—Tanrı değildir.
Habil Yaşar / Edebiyat Gazetesi / Şubat 2026 / Sayı 37

Türkiye’nin aylık tek Edebiyat Gazetesi, öykü, deneme, yazı, şiir ve söyleşilere yer vermektedir.
Hiç yorum yok
Yorum Gönder