ANASAYFA HABER ARA FOTO GALERİ VİDEOLAR ANKETLER SİTENE EKLE RSS KAYNAĞI İLETİŞİM
BARAN AYDIN
M.HALİL ARIK
YILMAZ DİKBAŞ
SONLARI BENZEMEZ İNŞALLAH- Serdar ANT

SONLARI BENZEMEZ İNŞALLAH- Serdar ANT

Tarih 12 Mart 2010, 01:25 Editör köşe yazıları

SONLARI BENZEMEZ İNŞALLAH- Serdar ANT

SONLARI BENZEMEZ İNŞALLAH!

 

Birkaç gün önce, bazı dostlarla Türkiye’nin gündemindeki konular üzerine sohbet ediyorduk. Arkadaşlardan biri ilginç bir soru attı ortaya: “Atatürk” dedi, “kalkıp bugünleri görseydi Türkiye’yi yönetenlere ne derdi?” Kimi “ne diyecek ki, ‘tuh yazıklar olsun size’ derdi” diye yanıtladı soruyu, kimisi de “hiçbir şey söylemez, sadece gülerdi! Acı acı gülerdi hem de…” diye cevap verdi. 

 

Gerçekten de Atatürk kalkıp bugünleri görseydi, Türkiye’yi yönetenlere ne derdi acaba?

 

Bütün yaşamını tam bağımsız, çağdaş, laik bir Türkiye’nin kurulması için didinmekle geçirmiş, dur durak bilmeden mücadele etmiş, onun için de erken bir yaşta yaşama veda etmiş bir büyük insanın, nasıl bir Türkiye’ye bakarak konuşacağını bilmemiz gerekir öncelikle... Çünkü Türkiye, 20. yüzyılın başında Atatürk’ün önderlik ettiği antiemperyalist bir ulusal bağımsızlık savaşı sonucunda, Ortaçağ gericiliği ve kurumlarının tasfiyesini amaçlayan bir ulusal demokratik devrimle kuruldu. Peki, yaklaşık 90 yıl sonra, bugün, nasıl bir Türkiye tablosu var karşımızda?

 

Ne yazık ki Türkiye Cumhuriyeti bağımlı bir devlettir artık. Ülkemiz sadece ekonomik-malî alanda değil; askerî, siyasal, toplumsal ve kültürel anlamda da bağımlıdır, kendi özgür iradesi ile bağımsız bir politika izlemesi de bugünkü devlet zihniyeti egemen olduğu sürece mümkün değildir. Siyasetçileri ABD desteği olmadan yükselemez. İktidara aday olanların, Washington’a “siyasal hac ziyareti” yapması Türk siyasal sisteminin yazılı olmayan bir kuralıdır. Türkiye, ulusal egemenliğini Brüksel’e devretmek için çırpınmaktadır yıllardır. Bu yolda verilmedik ödün, katlanılmadık aşağılanma kalmamış gibidir. Türkiye’nin ordusu NATO denetimindedir. NATO birimlerinde görev yapmadan ordu kurmay heyeti içinde etkili bir konuma gelmek imkânsız gibidir. Türkiye ekonomisi IMF-Dünya Bankası denetimindedir. Gümrüklerimiz, bir anlamda AB kontrolündedir, Gümrük Birliği'ne girdikten sonra Türkiye'nin bağımsız bir dış ticaret politikası yok gibidir. İç pazar, yabancı işgali altındadır. Ülke toprakları parsel parsel satıştadır. Ülke bir borç batağındadır. Borç ödeme yoluyla sömürülmektedir! Bu yüzden milli varlıklar “özelleştirme” adı altında talan edilmektedir. İşsizlik, yoksulluk, gelir dağılımı adaletsizliği, açıklar ve krizler Türkiye ekonomisinin değişmez özellikleridir. Eğitimde yabancı etkinliği başattır. Yabancı dilde öğretimle kendi toplumuna yabancılaşmış kuşaklar yetişmektedir. Bugün Türkiye'de egemen olan kültür, emperyalizmin dayattığı kozmopolit kültürdür.

 

Atatürk Türkiye’sinde bunlardan hangisi söz konusuydu ki, şimdi Mustafa Kemal kalkıp bugünkü Türkiye’ye baktığında bir çift olumlu laf edebilsin!

 

Atatürk değil, ama bir başka ünlü politikacı mezarından kalkıp bugünkü Türkiye’ye bakabilseydi eğer, ülkeyi yönetenlere, özellikle de Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’a kesinlikle çok faydalı olacak kimi öğütler verebilirdi.

 

Bu kişi, Adnan Menderes’tir!

 

Demokrat Parti (DP) ve Adnan Menderes’in siyaset tarzı ve devlet anlayışı ile 2002’den beri iktidarda olan Başbakan Erdoğan liderliğindeki AKP’nin yaklaşımı ve siyasal zihniyeti çarpıcı benzerlikler taşıyor. Zaten Erdoğan da AKP de, DP ve Menderes’e benzetilmekten rahatsız değiller. Sıklıkla DP dönemine göndermede bulunmaktan da kaçınmıyorlar. Bu yazının amacı Demokrat Parti dönemini irdelemek, DP’nin günahlarını ve sevaplarını sıralamak değil, ama kabaca bir değerlendirme yapıldığından bile görülecektir ki DP’nin on yıllık iktidarı boyunca iç siyasette sorunlu olduğu üç kurum vardır:

 

Basın… Yargı… Üniversite…

 

DP’nin, iktidar yılları boyunca yarattığı “besleme basın” ve radyo üzerindeki tekeliyle, kamuoyunu tek yanlı bir şekilde biçimlendirmeye çalışırken, daha 1950’den başlayarak en ufak bir muhalif sese bile tahammül edemediği, hatta 27 Mayıs’a giden süreçte muhalif gazetecilerin teker teker içeri alındığı bilinen gerçeklerdir. Menderes’in “kara cübbeliler” dediği muhalif profesörler de yine hedef tahtasında olanlardandı.  1950 öncesindeki muhalefet yıllarında antidemokratik kanunların kaldırılmasını isteyen DP’nin, iktidara geldikten sonra bunları daha da ağırlaştırmayı tercih etmesi, yasalarda bu yönde değişiklikler yapması ve adalet örgütü üzerinde baskı kurmaya çalışması da DP’nin yargı üzerindeki egemenlik kurma gayretlerinin bir dışa vurumuydu.

 

Elli yıl sonra bugün, AKP’nin de benzer amaçlarla hareket ettiği görülüyor. Bugün “besleme basın”ın yerinde “yandaş medya” yok mu? Devlet bankalarından verilen kredilerle el değiştiren medya kuruluşları, muhalif medya organlarına kesilen trilyonluk vergi cezaları, reklam ve ilan gelirleri ortada olduğu halde diğerlerinin yarı fiyatına evlere kadar dağıtılan gazeteler… Bütün bunlar, günümüzün Türkiye manzaraları arasında değil mi? 2000’lerin “kara cübbelileri” ise, ya üniversitelerin kendi seçimlerini hiçe sayarak YÖK ve Cumhurbaşkanı tarafından ya da “darbecilik” karalamasıyla tasfiye edilmiyor mu? Gazete patronlarını “Hiç kimsenin ülkeyi germeye hakkı yok. ‘Ne yapayım; köşe yazarı, hâkim olamıyorum’ diyemezsin. ‘Sen bunun sorumlususun arkadaş’ diyeceksin. İnsanlara o kalemleri teslim edenler der ki, ‘Kusura bakma kardeşim. Bizim dükkânda sana yer yok’. Köşende yazı yazanın maaşını sen veriyorsun. Yarın, feryat etmeye de hakkın yok.” diyerek milyonlarca insanın gözü önünde tehdit eden bu ülkenin Başbakan’ı değil mi? Son elli yıldır Türkiye’nin hangi Başbakan’ı, hangi devlet adamı, hangi siyasetçisi, yargıyı hedef alarak “Meclis ve hükümet kuşatma altında… Hep önümüzü kestiniz. Yargı AK Parti’den rahatsız. Bunlar millete karşı.” şeklinde konuşmuştur?  Son elli yılda Türkiye’de hangi bakan, savcıları telefonla arayarak isteklerde bulunmuştur? Son elli yıl içinde Türkiye’de hangi iktidar zamanında Cumhuriyet Savcılarının, yargıçların, ülkenin en yüksek yargı kurumlarının telefonları dinlenmiştir?

 

Örnekler çoğaltılabilir. Ama şurası açıktır ki 1950-60 arasında, on yıl boyunca Türkiye’yi yöneten DP ve Menderes’in yargı, üniversite ve basın takıntısı vardı. Elli yıl sonra, iktidarda 8. yılını süren AKP ve Erdoğan’ın da yargı, basın ve üniversite takıntısı vardır! Elli yıl sonra Menderes kalkıp bugün yaşananları görseydi, Türkiye’yi yönetenlere, özellikle de Başbakan Erdoğan’a ne derdi? “Biz de zamanında böyle davrandık, kibir içinde hareket ettik, sonu hayırlı olmadı. Hiç mi ders almadınız?” diye sormaz mıydı acaba?

 

Sonuçta DP ile AKP’nin, Menderes ile Erdoğan’ın siyaset tarzı, demokrasi ve devlet anlayışları; demokratik bir siyasal rejimin “olmazsa olmazı” olan bağımsız yargı, özerk üniversite ve özgür basın konusundaki tutumları arasında çarpıcı benzerlikler var.

 

Sonları da benzemez inşallah!

 

Serdar ANT

 

  

Delicious  Facebook  FriendFeed  Twitter  Google  StubmleUpon  Digg  Netvibes  Reddit

Serdar Ant

UNUTMA, MUSTAFA YUKARIDAN SENİ İZLİYOR!- Serdar ANT

UNUTMA, MUSTAFA YUKARIDAN SENİ İZLİYOR!- Serdar ANT UNUTMA, MUSTAFA YUKARIDAN SENİ İZLİYOR!- Serdar ANT

''TÜRKİYE'NİN HABER KANALI'' EN-Tİ-Vİ!- Serdar ANT

''TÜRKİYE'NİN HABER KANALI'' EN-Tİ-Vİ!- Serdar ANT ''TÜRKİYE'NİN HABER KANALI'' EN-Tİ-Vİ!- Serdar ANT
hayır
ANAFOR
gdo ya hayır platformu
PRENSA LATİNA
dil derneği
Millici Adamlar

(Tüm hakları http://edebiyatgazetesi.com a aittir. Her türlü alıntı ve kullanımda kaynak bildirimi gereklidir. Sitemizde yer alan eserlerin telif hakları yazarların kendilerine veya yetki verdikleri kişilere aittir. Eserlerin izin alınmadan kopyalanması ve kullanılması 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Yasası'na göre suçtur.
RSS Kaynağı | Yazar Girişi | Yazarlık Başvurusu

Altyapı: MyDesign Haber Sistemi