ANASAYFA HABER ARA FOTO GALERİ VİDEOLAR ANKETLER SİTENE EKLE RSS KAYNAĞI İLETİŞİM
BARAN AYDIN
M.HALİL ARIK
YILMAZ DİKBAŞ
ŞERİATÇILARIN ORDUYLA YÜZ YILLIK KAN DAVASI- Ali ERALP

ŞERİATÇILARIN ORDUYLA YÜZ YILLIK KAN DAVASI- Ali ERALP

Tarih 13 Mart 2010, 05:56 Editör köşe yazıları

ŞERİATÇILARIN ORDUYLA YÜZ YILLIK KAN DAVASI- Ali ERALP

ŞERİATÇILARIN ORDUYLA YÜZ YILLIK KAN DAVASI…

                                                                                                                     

Komutanlar gözaltına alınıyor. Tutuklanıyor.

Kanı, canı pahasına, dağlarda terörle, teröristle mücadele eden komutanlar terörist ilan ediliyor.

Yüzlerce subaya, astsubaya önderlik yapan, emrine ordular verilen generaller, “gizli örgüt üyesi” olmakla, çetecilikle suçlanıyor. Soruşturuluyor, kovuşturuluyor, varsayımlarla yargıç önüne çıkarılıyor.

Beş bin (!) sayfalık darbe planlarından söz ediliyor.

Dünyanın hiçbir hukuk sisteminde görülmeyen “gizli tanık ifadeleri” ile insanlar dört duvar arasına atılıyor. Üstelik bu gizli tanıkların birçoğu da eskiden suç işlemiş, bu yolla kendisini kurtarmaya çalışan kimseler.

Orduya yapılan bu türden yoğun saldırılar, tertipler, sivil kalkışmalar Türkiye tarihinde ilk değildir. İlk kez karşılaşmıyoruz bunlarla. Siyasal İslamcıların orduyla hesaplaşması yüz yıllık bir davadır. Bir kan davasıdır.

Günümüzde yaşananlar kadar şiddetli, planlı programlı olmasa da siyasal İslamcılar, fırsatını bulur bulmaz,  her dönemde, her zaman ordumuza saldırmışlar, onu yok etmeye çalışmışlardır. Onu arkadan vurmak için düşmanla işbirliğine girmişlerdir.

1920 yılında Afyonkarahisar’da Mustafa Kemal bu gerçeği şu sözlerle dile getirmişti: “...

Silahlarımızı, cephanelerimizi, bütün müdafaa vasıtalarımızı elimizden almaya çalıştılar. Sonra kumandanlarımıza ve subaylarımıza tecavüz ve taarruza başladılar. Askerlik izzetinefsini yok etmeye gayret ettiler. Ordumuzu tamamen lağvederek milleti, bağımsızlığını muhafaza için muhtaç olduğu dayanak noktasından mahrum etmeye teşebbüs ettiler. Bir taraftan da müdafaasız, ordusuz bıraktıklarını zannettikleri milletin de izzetinefsine, her türlü haklarına ve mukaddesatına taarruzla milleti alçaklığa, boyun eğmeye alıştırmak planını takip ettiler ve ediyorlar. Herhalde ordu, düşmanlarımızın birinci taarruz hedefi oldu. Orduyu imha etmek için mutlaka subayını mahvetmek, aşağılamak lazımdır. Buna da teşebbüs ettiler. Bundan sonra milleti koyun sürüsü gibi boğazlamakta engeller ve müşkülat kalmaz.” (31 Temmuz 1920’de Afyonkarahisar Kolordu Dairesi’nde subaylara hitaben)

  Atatürk’ün vurguladığı sivil kalkışmaların başlangıcı 31 Mart isyanına dek uzanır.

İkinci Meşrutiyetin ilanından sonra, İttihat-ı Muhammedi Cemiyeti Başkanı Derviş Vahdeti ”din elden gidiyor” gerekçesiyle ayaklanmış, çevresine topladığı şeriatçı güçlerle orduya, 1908 devrimine karşı isyan bayrağını açmıştı. Hedefte İttihatçı subayların ve yöneticilerin kelleleri vardı. Derviş Vahdeti ve Bediüzzaman Said-i Kürdi (Said Nursi) toplumu isyana yönlendiren, kışkırtıcı konuşmalar yapıyorlardı.

Onlara göre Rus Çarı ve İngiliz Kralı İslam’ın dostu, bunlara karşı çıkarak ulusal devleti savunan İttihat ve Terakki Cemiyeti İslam’ın düşmanıydı. (Günümüzde de ABD VE AB İslam’ın dostu, tüm ulusalcılar, Atatürkçüler İslam’ın düşmanı…)

Uzun süreli hazırlıklardan sonra isyancılar “İslam’ın düşmanına” karşı, 30 Martı 31 Marta bağlayan gece ayaklandılar. Avcı taburları da bu kalkışmaya katıldı. İsyanın başlamasından iki gün sonra, genç subaylar Meşrutiyeti kurtarmak için İstanbul’a yürümeye karar verdiler. “Hareket Ordusu”nun öncü birlikleri Selanik’ten İstanbul’a hareket etti.

Özgürlük kahramanı Resneli Niyazi Bey, kolağası genç subay Mustafa Kemal Bey de bu birliklerin içerisindeydi. Çeşitli birliklerden oluşan bu orduya Mustafa Kemal Bey’in önerisiyle, “Hareket Ordusu” adı verildi.

Hareket Ordusu 24 Nisan 1909 günü İstanbul’a girmeye başladı. 26 Nisanda isyanı bastırarak duruma egemen oldu. Abdülhamit tahttan indirildi.

İttihat-ı Muhammedi Cemiyetinin yanında Ahrar Partisi de 31 Mart’ın hazırlayıcısı ve uygulayıcıları arasındaydı. Bu şeriatçı örgüt, bir İngiliz dostuydu ve o kadar çok İngilizci, o kadar istekli bir emperyalizm yanlısıydı ki, kapitülasyonların kaldırılmasına bile karşı çıkıyordu. Oysa tüm yurtseverler, tüm ulusalcılar, kapitülasyonların sona erdirilmesini kendilerine baş hedef seçmiş, bu yolda canlarını ortaya koyarak savaşım veriyorlardı.

Ulusal güçlerin düşmanı bir başka dinci parti, Hürriyet ve İtilaf Partisiydi. Sırtını emperyalizme dayamıştı. Yeşil şeriatçılık perdesinin arkasında ülke yönetimini yabancı güçlere teslim edebilmek için elinden geleni ardına koymuyordu.

 Yozgat, Zile, Konya, Balıkesir’de Anzavur Ahmet, Afyon’da Çopur Musa ayaklanmaları Kuvayi Milliye’ye karşı, İngilizlerin ve sarayın destekledikleri ayaklanmalardı. Yedi düvelle amansız bir ölüm kalım savaşı yapan Atatürk, bir yandan da bu dinci ihanet sürüleri ile uğraşmak zorunda kalıyordu.

Tümünün de hedefinde Türk ordusu ve Mustafa Kemal vardı.

Kurtuluş Savaşının zaferle sona ermesi ve Cumhuriyetin ilanından sonra emperyalizmin işbirlikçisi, bu şeriatçı örgütler yeraltına çekildiler. Gizlendiler. Yeri ve zamanı geldiğinde Türkiye Cumhuriyetine ve ordusuna isyan bayrağı açabilmek için hazırlıklara başladılar.

Şeyh Sait de Cumhuriyetin ilanından sonra başını kaldıran isyancılardandı. İngilizlerle işbirliği içerisindeydi ve büyük yardımlar görüyordu. Hedefinde Genç Türkiye Cumhuriyeti vardı. İslamcı bir Kürt devleti kurma peşindeydi. Onun planına göre kalkışma önce Doğuda başlayacak,  bunu, Batı Anadolu ve İstanbul’ izleyecekti. Böylece Kemalist hükümet iki ateş arasında kalacak, saltanat ve hilafet yeniden kurulacaktı. Daha sonra da ülke teslim alınıp, Vahdettin İstanbul’a çağrılacaktı.

Şeyh Sait ve destekçileri bir taraftan savaş hazırlıklarını sürdürürken bir taraftan da kendilerine taraftar bulabilmek için yalan yanlış masallarla Ankara’yı kötüleyen propagandalar yapıyorlardı. Bu saçma sapan propagandalara göre Cumhuriyet yasaları ile İslamiyet, din,  iman, namaz, oruç, Kuran yok edilecek, nikâh, ırz, namus diye bir şey kalmayacaktı.

Bu isyan karşısında ordu birlikleri Erzurum, Mardin, Diyarbakır ve Malatya bölgelerinde yığınağını yaparken, Şeyh Sait de Diyarbakır üzerine yürümüş ve 7-8 Mart 1925’te yenilgiye uğramıştı.

Siyasal İslamcıların ikinci büyük kalkışması Menemen’de gerçekleşmişti. Gericiler kör bağ bıçağı ile Cumhuriyet öğretmeni, Kemalist Kubilay’ın başını kesmişlerdi.

Şu içinde yaşadığımız günlerde orduya, subaylara yapılan saldırılar, onur kırıcı davranışlar bir öç alma harekâtıdır. Derviş Vahdeti’lerin, Derviş Mehmet’lerin, 28 Şubat’ların öcü alınmak istenmektedir. Siyasal İslamcıların orduyla yüz yıllık kan davasıdır bu. Şeriatçılığın, gericiliğin önündeki en büyük engel orduyu yok etme savaşıdır.

Ama avuçlarını yalarlar…

Ali ERALP

Delicious  Facebook  FriendFeed  Twitter  Google  StubmleUpon  Digg  Netvibes  Reddit

Ali Eralp

YAŞASIN TAM BAĞIMSIZ TÜRKİYE KAHROLSUN ABD EMPERYALİZMİ VE İŞBİRLİKÇİLERİ!- Ali ERALP

YAŞASIN TAM BAĞIMSIZ TÜRKİYE KAHROLSUN ABD EMPERYALİZMİ VE İŞBİRLİKÇİLERİ!- Ali ERALP YAŞASIN TAM BAĞIMSIZ TÜRKİYE KAHROLSUN ABD EMPERYALİZMİ VE İŞBİRLİKÇİLERİ!- Ali ERALP

''HEP BANA, RAB BANA'' DİYE DİYE HUKUKU GUGUK YAPTILAR- Ali ERALP

''HEP BANA, RAB BANA''  DİYE DİYE HUKUKU GUGUK YAPTILAR- Ali ERALP ''HEP BANA, RAB BANA'' DİYE DİYE HUKUKU GUGUK YAPTILAR- Ali ERALP
hayır
ANAFOR
gdo ya hayır platformu
PRENSA LATİNA
dil derneği
Millici Adamlar

(Tüm hakları http://edebiyatgazetesi.com a aittir. Her türlü alıntı ve kullanımda kaynak bildirimi gereklidir. Sitemizde yer alan eserlerin telif hakları yazarların kendilerine veya yetki verdikleri kişilere aittir. Eserlerin izin alınmadan kopyalanması ve kullanılması 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Yasası'na göre suçtur.
RSS Kaynağı | Yazar Girişi | Yazarlık Başvurusu

Altyapı: MyDesign Haber Sistemi