| ||||||||||
NAMUSLU OLMANIN ÖLÇÜTÜ!- Serdar ANT
NAMUSLU OLMANIN ÖLÇÜTÜ!- Serdar ANT NAMUSLU OLMANIN ÖLÇÜTÜ! Ülkemizde son yıllarda yaşanmakta olan olaylar ve özellikle bu sürecin son birkaç aydır artan temposu neticesinde Türk ordusunun savaşma yeteneğinin tahrip edildiği iddia edilmektedir. Bu saptamanın üzerinde düşünülmesi gerektiği kanaatindeyim. Esas olan, bir ordunun “savaşma yeteneği” midir? Yoksa o “savaşma yeteneğinin kimin yararına ve çıkarına kullanılacağı” mı? Bir ordunun “savaşma yeteneği” teknik bir kavramdır ve son tahlilde nesnel bir içeriğe sahiptir. Ordunun modern savaş yöntemlerini bilmesi ve bu konuda eğitimli bulunması; silah, donanım ve personelinin bir savaşın her safhasında gereken operasyonları icra edebilecek yeterlilik ve kalitede olması, en üst rütbeli subayından er ve erbaşına kadar ordu mensuplarının askeri bilgi, beceri ve kararlılığı gibi unsurlar ordunun savaşma yeteneğini doğrudan etkiler. Ama ordunun savaşma yeteneğinin kimin yararına ve çıkarına kullanılacağı teknik değil, ideolojik bir içeriğe sahiptir ve bu tercihin tayin edilmesinde belirleyici olan da ordunun yönetiminde kilit konumlarda bulunanlardır. “Ordu” derken işaret etmek istediğim, bu kurum adına karar alıcı konumda olanların varlığıdır. Yaptığımız konuşmalarda, yazılarımızda aslında bu karar alıcıları eleştiriyor ya da destekliyoruz. Bu alınan kararlar neticesinde şekillenen ordunun tavrı ve izlediği politikalar, Türk Silahlı Kuvvetleri’nin her üyesi ya da üyelerinin çoğunluğu tarafından paylaşılmakta mıdır? Son gelişmeler böyle olmadığını düşündürtecek mahiyettedir. Ama bizim ordumuzun en önemli özelliklerinden biri disiplin anlayışıdır. "Emir, demiri keser" biçiminde de ifade edilen bu özellik, en basit bir er-erbaş ilişkisinde geçerli olduğu gibi, hiyerarşinin en üst basamakları için de geçerlidir. Bu durumda herhangi bir konuda ordu içinde bir oy ya da görüş birliği olmasa bile, son tahlilde en üst makamlarda ve kilit konumlarda olanların demiri bile kesen emirleri bağlayıcı olur. Onun için ordu soyutlaması, siyasal ilişkiler düzleminde, aslında ordunun yönetiminde kilit konumda olanları ve onların tutumlarını simgeler. Bu noktada da karar alıcı konumda olanların, yani Kurmay’ın hangi kararları hangi unsurların etkisi ve yönlendirmesi altında aldıkları belirleyicilik kazanır. Eğer çözümlememizi bu bakış açısıyla yapıyorsak, “NATO faktörü” yadsınamayacak bir öneme sahiptir. Çünkü er ve erbaş silahı ve bileğiyle savaşır, oysa kurmay o savaşı kafasıyla yönetir! O kafanın nerede biçimlendirildiğine bakarsanız, savaşın nasıl yönetildiğini de, “doğru” tercihlerin yapılıp yapılmadığını da saptarsınız. Kısacası, “doğru” diye sunulan kararın, aslında kimin “doğrusu” olduğu netlik kazanır. Somut konuşalım. Türk askeri bugün Afganistan’da emperyalist ABD ve NATO ile işbirliği içinde, bir savaşta yer alıyor. Lübnan’da BM kapsamında, ama aslında emperyalizmin çıkarları için “bekçilik” yapıyor. Somali’de gemilerimiz devriye geziyor. Peki, bütün bunları kimin için yapıyor? Bütün bu coğrafyada, Türk askerinin “savaşma yeteneği” sorgulanıyor mu? İkisi soru arasında doğrudan bir ilişki vardır! Afganistan’da “muhteşemler” denilen, ABD Savunma Bakanı’nın “bizim öncü gücümüz, elimiz kolumuz” şeklinde nitelediği Türk askerinin kafasına Kuzey Irak’ta çuval geçiriliyorsa, bu askerin beceriksizliği ya da savaşma gücünün tahrip edilmiş olmasıyla açıklanamaz! 2003’te o askere “teslim olma, diren!” denilmiş olsaydı, belki birileri kefen giyerdi, ama kimse de gelip askerimizin kafasına çuval geçiremezdi! İşte “direnecek miyiz, teslim mi olacağız” sorusunun yanıtını kafasına çuval geçirilen asker belirlemiyor ama... Ya da “ABD bizden asker istiyor, Afganistan’a kim gidecek?” diye ordu içinde anket de yapılmıyor! Emir, demiri kestiği için, Türk askeri ne emrediliyorsa onu yapıyor! Bu durumda “direnecek miyiz, teslim mi olacağız?” sorusunun neden ikinci olasılık yönünde yanıtlandığını araştırmak nesnel olguları dikkate almayı gerektirir. “Vatan sevgisi” içi boş, beylik bir kavram değildir. Yaptıklarımızla ete kemiğe bürünür. “Our boys” takımı da ne yaptıysa “vatan” için yapmadı mı? 12 Mart ve 12 Eylül tarihinin de ana motifidir bu “vatan sevgisi”! Örneğin ABD tehdidine karşı Org. Eşref Bitlis’in gösterdiği kararlılık neden gösterilememektedir bugün? “Canım bunun NATO ordularında yapılan kariyerle ne ilgisi var?” diyemezsiniz. Eğer “bu durum, NATO faktörü ile açıklanamaz” diyorsanız, o zaman çıkıp Org. Bitlis’in hangi NATO birimlerinde görev yaptığını da açıklamanız gerekir. Ya da 28 Şubat’ın; son 20 yılda Genelkurmay Başkanlığı yapmış olanlar içinde, askeri kariyeri süresince NATO karargâhlarında bulunmamış tek Genelkurmay Başkanı olan Org. İsmail Hakkı Karadayı zamanında gerçekleşmiş olması da rastlantı mıdır? Org. Necip Torumtay’ın istifa etmesi bu bağlamda örnek olarak verilemez. Çünkü onun yanı sıra dönemin Dışişleri ve Savunma Bakanları da istifa etmişlerdi. Yani bu istifa, Özal’ın “oldu-bitti”ci tavrına karşı devlet katındaki genel bir hoşnutsuzluğun somut örneklerinden biridir. Deniliyor ki, “Bugün tartışılması gereken, Türk Ordusu'nun savaşma yeteneğinin ne kadar tahrip edildiği, yatak odalarına kadar rahatlıkla girilebildiği, seferberlik planlarının notlar tutularak "sır" odalarından çıkartılmasına varana değin Türkiye'nin güvenliğinde açılan derin çatlaklardır.” Evet, bugün tartışılması gerekenler tam da bunlardır. Ama bu tabloyu sadece resmetmekle kalmak, bu olumsuzlukların ortaya çıkmasında NATO etkisini küçümsemek o tartışmayı zenginleştirmiyor. İşte izledikleri teslimiyetçi politikalar, küreselleşmenin gücüne tapan kafa yapıları, ABD ve AB’yi mutlaka beraber olunması gereken odaklar olarak gören ufuksuzluklarıyla bu tablonun yaratılmasında en az siyasiler kadar sorumluluk sahibi olan NATO Paşaları, “vatan sevgileri sorgulamaz” türünden yuvarlak laflarla aklanamaz. Vatanı sevmek, böyle rezilliklerin yaşamasıyla sonuçlanacaksa, bundan sonra kimseyi vatan için mücadele etmeye yönlendiremezsiniz! Bir de deniliyor ki “Yıllar içinde bu ülkenin kaynaklarıyla yetişen askerlerin yerine kimi koyacaksınız da bir dış tehdidi kovalayacaksınız?” Kimse, kimsenin yerine bir şeyler koymuyor. Zaten elimizde böyle bir olanak olmadığı gibi, devletin ister askeri birimlerinde olsun ister sivil birimlerinde, kimin nereye nasıl geleceği bellidir. Dolayısıyla biz beğensek de beğenmesek de, eğer hayaller içinde yaşamıyorsak, şu koşullarda kabul etmek zorunda olunan bugünkü kadroların varlığıdır. Ama bu şekilde konuşanların, dış tehdidin bu kadrolarla bertaraf edilebileceği konusunda inandırıcı kanıtlar da ortaya koyması gerekir. Bir yandan yatak odalarına kadar rahatlıkla girilebilmesinden yakınırken, diğer yandan bu rezalette sorumluluk sahibi olanları utangaç bir şekilde savunmak çelişkilidir.
Bugün Türk ordusu, NATO’ya bağımlı bu yapıyla bile, dünyanın en etkili ve güçlü ordularından biridir. Savaşma yeteneği de vardır, gücü de… Bu nitelikler NATO olmasa da var olacaktır! Esas olan bu yeteneğin kimin için, kimin çıkarına, nerelerde kullanılacağıdır. Türk askerinin vatan sevgisi değildir konumuz. Ama bugün askerimiz Afganistan’da, Lübnan’da, Somali’de “vatan sevgisi” nedeniyle mi bulunuyor? Oraya gönderilen birlikler “gönüllü” müdür? “Vatan sevgisi” sözü, gerçekleri perdelememelidir. Büyük Atatürk, Türk ordusunu şöyle tanımlıyor: “Türkiye Büyük Millet Meclisi'nin ordusu, istilâlar yapmak veya saltanatlar kurmak için şunun, bunun elinde ihtiras aleti olmaktan münezzehtir. İnsanca ve müstakil yaşamaktan başka gayesi olmayan milletin aynı ideale bağlı ve yalnız onun emrine tabi ve sadık öz evlâtlarından mürekkep muhterem ve kuvvetli bir heyettir.” İşte namuslu olmanın ölçütü, NATO Paşaları gibi BOP’a ve küreselleşmeye övgüler düzmek değil, Atatürk gibi bağımsızlıkçı bir tutum almaktır. Serdar ANT
|
SON YORUMLANANLAR
|
|||||||||
|
(Tüm hakları http://edebiyatgazetesi.com a aittir. Her türlü alıntı ve kullanımda kaynak bildirimi gereklidir. Sitemizde yer alan eserlerin telif hakları yazarların kendilerine veya yetki verdikleri kişilere aittir. Eserlerin izin alınmadan kopyalanması ve kullanılması 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Yasası'na göre suçtur.
Altyapı: MyDesign Haber Sistemi |
||||||||||