Hepimiz üçüncü gözümüzü açtık. Şükür… (Buraya bir de “maşallah” ekleyelim) Her şeyi aştık. Kendimizi de… Ne olursak olalım gelip gidiyoruz. Oradan oraya savruluyoruz. Öyle ki; “Yoga eğitmeni genç anneler için tarikat kuruyorum… gelecek sizin elinizde analar bacılar… lay lay lom zittiri zoptik” sloganıyla, dünya çapında milyonlara ulaşılıp ordu bile kurulabilir desem, abarttığımı düşünebilirsiniz. Ama durum ne yazık ki bu kadar vahim…

Yeni Dünya; yeni insan modeli üzerinden işlerlik kazanıyor ve bu yenile(n)me görevi öncelikle kadınlara verildi. Rüzgar sert esiyor ve çok hızlı yön değiştiriyor. Daha ne kadar sürer bu fırtına bilinmez. İstenen dönüşümse, bizim nesilde neredeyse gerçekleşti bile. Hem de “seve seve”… Sahtekarlığın ve riyakarlığın “sevgi” sözcüğünün içine sokuşturulduğu çağımızda, uyduruk tarikatların önü işte böylece açılmış oldu. OSHO bunlardan yalnızca biri…

OSHO’nun kurucusu Hint asıllı Bhagwan Shree Rajneesh. İnternetteki görsellerine baktığınız anda “sakal, erk, inanç” üçgeni, iki kaşınızın arasında belirirse şaşırmayın. Ayrıca bu amcanın kitaplarına, marketlerin “peynir ekmek gibi satanlar” kısmında denk gelebilirsiniz.

Biraz-cık merak edip kendi çapınızda araştırma yaparsanız, bu tarikatın Türkiye’deki kolunun Antalyalı Eyilik ailesine kadar uzandığını öğrenebilirsiniz. Ve Cemalnur Sargut’a… Kendisi Türk Kadınlar Kültür Derneği İstanbul Şubesi Başkanıdır. Bu “hanımefendinin” uzman olarak katıldığı televizyon programlarına, internet üzerinden ulaşabilirsiniz. Sakın; “alt tarafı kadın programları” deyip geçmeyin. Gülben Ergen boşuna mı örnek anne imajıyla toplumun gözüne sokuluyor sanıyorsunuz? Hiçbir bağlantısı olmadığını düşündüğünüz olay ve durum örüntüleri, insan aklını zorlayan niteliğe çoktan ulaştı bile.

Yine merak edip, Sargut’un resmi internet sitesine girenler, İslam ve Mevlevilik adı altında nasıl “senkretik din” propagandası yaptığını gayet açık şekilde göreceklerdir. (Senkretizm: Birbirinden ayrı düşünce, inanış veya öğretileri kaynaştırmaya çalışan felsefe sistemi. Ayrıca bknz: kabala felsefesi) Kendisinin, Oxford’dan Pekin’ e uzanan “küresel yol haritası” oldukça ilginç. Çalışmalarının amacının anlatıldığı bir haberse şöyle: Yeni global düzen oluşturulurken insanlar arasında yeni uçurumlar, anlaşmazlıklar olmaktadır. Ekonomik mekanizmalar kuruluyor ama yeni dünyada yeni hegemonik kültürün nasıl oluşacağı, insanlığın ortak dilinin ne olacağı ve yeni dünyanın hedefleri konusunda nasıl konuşup anlaşacağımız henüz net değildir. Bunun da yeni sancılara yol açacağı kesindir. Tasavvufun hem Çin’de hem de Amerika’da öğrenilmesiyle birlikte insanlığın ortak dilinin oluşturulması ve kişilerin birbirlerini daha iyi anlaması yolunda büyük bir adım atılmıştır. Sanırım açıklamanın bu kadarı bile “Neden yeni din? Anlatsana biraz…” diyeceklere yeterli cevabı verecektir. (ilgili detay yazı sonuna eklenmiştir; Serdar Turgut / Habertürk)

Her birey inandığı/inanmadığı ve düşündüğü/düşünmediği şekilde yaşama özgürlüğüne sahiptir. Bir insan, isterse varoluşun sırrını domatesin çekirdeğinde bile arayabilir ki; bence bu arayışın kendi içinde mantıklı bir yanı da vardır. Ama birileri bu millete, hormonlu domatesi patates diye yedirmeye çalışıyorsa, kimse Türk kadınından sevgi kelebeği olmasını beklemesin. Bizim kişilerle hiçbir zaman sorunumuz olmamıştır ve olmaz da. Çünkü biz; Cemalnurlar gidince yerine Pelinsuların geleceğini ve sistemin devamlılığının, kendini bambaşka görünümlerde tekrar edebilme becerisine bağlı olduğunu biliriz. Bu kişiler, yalnızca belli güçlerin yönetiminde çalışırlar. İşlerini yaparlar ve her biri zamanı gelince devir teslim töreniyle sahalardan çekilirler.

Yeni dünya; yeni siyaset, yeni ekonomi, yeni dil, yeni din ve her şeyden önce yeni sınıfları oluşturacak yeni insan ihtiyacını doğurmuştur. Yeni sisteme giden en kestirme yolsa, din ve inanç manipülasyonundan geçmektedir. Nasıl mı?

İstediğiniz kadar dindar olun, birileri kabalayı tasavvuf diye önünüze koyduğunda…

Veyahut

İstediğiniz kadar ateist olun, birileri kuantumu din diye önünüze koyduğunda…

Yiyorsanız… Atı alan Üsküdar’ı çoktan geçmiştir.

Kafalar nasıl gitti, toplum nasıl uçtu sanıyorsunuz? “Örüntüleri” çözmeden gerçeğe asla ulaşamazsınız. Gerçeklik; DNA larımızdan başlayıp kaos kuramına kadar uzanır ki şimdilik kısmen konu dışıdır.

Bir diğer kısmen konu dışı konuysa İzlanda’dır.

Uzmanların, masal diyarı İzlanda’yı, 2008 krizi, bankerler, Wallstreet, Julian Assenge örüntüsünde incelerken; “protesto amaçlı din değiştirme ” olayını da atlamamaları gerektiğini düşünüyorum. (İzlanda nüfusunun dörtte üçü, ülkenin Evanjelik Lutheran Kilisesi’ne üye. Son iki haftada 3 binden fazla İzlandalı, Sümerlerin tanrılarına inanan Zuizm hareketine üye oldu.  (İlgili detay yazı sonuna eklenmiştir; Sümer Dini / İzlanda)

İnsan düşünmeden edemiyor; tarih boyunca yaşanan/yaşatılan böylesine büyük çaplı dönüşümlerin hedefinde neden hep ilk önce kadınlar olmuştur diye…

Özdemir Asaf’ın dizelerini akla getiren zamanların çocuklarıyız…

“Bütün renkler aynı hızla kirleniyordu.

Birinciliği beyaza verdiler.”

 

Aycan Yayla / edebiyatgazetesi

 

 

 

Son iki haftada 3 binden fazla İzlandalı, Sümerlerin tanrılarına inanan Zuizm hareketine üye oldu.

Yani ülke nüfusunun %1’i ‘din değiştirdi’.

İzlandalıların din değiştirmesinin nedeni inançtan öte, devletin topladığı din vergisine duyulan tepki.

İzlanda’da herkesten yıllık yaklaşık 80 Amerikan doları din vergisi toplanıyor. Bu vergi, devlette kayıtlı olan dini kurumlara dağıtılıyor.

İzlanda’da herkesin dinini resmi kurumlara bildirme zorunluluğu var.

Ülke nüfusunun dörtte üçü, İzlanda’nın Evanjelik Lutheran Kilisesi’ne üye.

Ülkede kilise vergisinden yararlanan yaklaşık 40 dini kurum bulunuyor.

Vergiye tepki duyanlar, 2013 yılında Zuizm hareketini dini kurum olarak kayıt ettirmişti.

Ancak yeterli aktivite yapılmaması nedeniyle Zuizm’in lisansı iptal edilme tehlikesiyle karşı karşıya kaldı.

Bunun üzerine Zuizm hareketi, üyelerinin ödedikleri din vergilerinin iade edileceğini duyurdu.

Ancak vergi idaresi, geri ödeme yapılması durumunda bu miktardan gelir vergisi kesileceğini söylüyor.

Bazı siyasiler Zuizm’in gerçek bir din olmadığını savunarak, lisansının iptalini istiyor.

Zuizm hareketinin agnostik (bilinmezci) olduğunu söyleyen sözcüsü Sveinn Thohallsson ise “Gerçek bir dini kurum nedir? İnancı nasıl ölçersiniz?” diyor.

Kamuoyu yoklamaları, nüfusun yaklaşık %55’inin din vergisinin kaldırılmasından yana olduğunu gösteriyor.

bbc

Yeni global düzenin lideri olan Çin, Türkiye ile ilişkilerini ileride çok derinden etkileyebilecek devrimci bir adım attı. Eğitimin bir ulusal güvenlik sorunu olarak algılanmaya başlandığı yeni dünya düzeninde çok önemli rol oynayacak Pekin Üniversitesi’nde “tasavvuf” dersleri verilmeye başlandı. Çin gibi Komünist Partisi’nin demirden kontrolü altında yöneltilen ve her türlü dinle ve içindeki Müslüman nüfus nedeniyle özellikle İslam diniyle sorunlu olan bir ülkenin attığı bu adım çok önemli ve hatta devrimci bir karar olarak görülüyor. Çin’deki kürsü de, daha önce kurulan ABD North Carolina’da kurulan kürsü de Türk Kadınları Kültür Derneği’nin girişimiyle oluşturuldu. Bazı dersleri de derneğin İstanbul Şubesi Başkanı, tasavvuf çalışmalarının uluslararası düzeyde kabul görmüş ismi olan Cemalnur Sargut vermekte.

BAZI KORKULAR DA VARDI

İki ülke de daha önce İslam’ı öğrenmek ve bu konuda kürsüler oluşturmak istediklerini belli etmişti. Ancak iki ülke de bu çalışmaların katı Vehhabi bakış açısıyla ele alan insanlar tarafından yapılmasını istemiyordu. Sonuçta hem Çin hem de Amerika, İslam’ı öğreneceklerse bunu tasavvuf bakış açısıyla akademilerde öğretmenin daha doğru olacağını düşündüler. Ve işte o aşamada İstanbul İl Başkanı Cemalnur Sargut gibi bir bilim kadınını bünyesinde bulunduran Türk Kadınları Kültür Derneği önemli bir adım attı ve kürsülerin oluşmasına katkıda bulundu. Şimdi de lisansüstü öğrencilerine dersler veriliyor.

ABD’DE MEVLÂNÂ İLGİSİ

Amerika’da özellikle akademik çevrelerde tasavvufa ve Mevlânâ’ya özel bir ilgi vardı. Mevlânâ ile ilgili birçok yayınlanmış eser bulunuyor bu ülkede. Ve bu kitaplar yeni arayışlar içinde olan şehirli modern insanların ilgisini çekiyor. Bu da “Tasavvuf, modern ve inançsız olan insana dini sevdirmenin en kolay yoludur” şeklindeki görüşü de doğrulayan bir gelişme. Bu yüzden Amerika’da bir tasavvuf kürsüsünün açılmış olması fazla şaşırtıcı değil.

ÇİN ŞAŞIRTTI

Asıl şaşırtıcı olan, Çin’de Pekin Üniversitesi gibi önemli bir üniversitede de tasavvuf kürsüsünün açılmış olmasıdır. Üstelik Çin’deki derslerde temel İslam bilimleri olan hadis, fıkıh, kelam gibi dersler de okutulacak. Bu adımın Çin adına devrimci bir karar olduğu kabul ediliyor. Sadece bir kürsü açılması başta küçük bir adım olarak görülebilir, ama aslında bu gelişme bence insanlık açısından büyük bir adımı oluşturmaktadır.

ORTAK DİL ARAYIŞI

Cemalnur Sargut, tasavvufun insanlığın ortak dili olabileceğine inanmakta ve bu inancını insanlara anlatmak ve öğretmek için konferanslar, sempozyumlar, video anlatıları düzenlemektedir. Çok da izleyici çekmektedir. Aynı ilginin şimdi Çin’den de gelmiş olması, yeni dünya düzeninin lideri olan Çin’de hem İslam’a hem de Türkiye’ye bakışın olumlu etkilenmesine yol açacaktır. Yeni global düzen oluşturulurken insanlar arasında yeni uçurumlar, anlaşmazlıklar olmaktadır. Ekonomik mekanizmalar kuruluyor ama yeni dünyada yeni hegemonik kültürün nasıl oluşacağı, insanlığın ortak dilinin ne olacağı ve yeni dünyanın hedefleri konusunda nasıl konuşup anlaşacağımız henüz net değildir. Bunun da yeni sancılara yol açacağı kesindir. Tasavvufun hem Çin’de hem de Amerika’da öğrenilmesiyle birlikte insanlığın ortak dilinin oluşturulması ve kişilerin birbirlerini daha iyi anlaması yolunda büyük bir adım atılmıştır.

SON DOĞACAK ÇOCUK

Hem ortada Muhyiddin İbn-i Arabi’nin, “Son doğacak çocuğun Çin’de doğması, vücut içerisinde en doğuda olan ruhun tecellisi demek olan insan-ı kâmilin Çin’den gelecek olması demektir” sözü de vardır. Bu söz tasavvuf âlimlerinin ilgisini Çin’e yöneltmişken Pekin Üniversitesi’nde şimdi bir tasavvuf kürsüsü de açılmış olması bu durumda ayrı bir önem kazanmaktadır.

Pekin Üniversitesi’nde verilen dersler

Pekin’de kurulan kürsüye, Türk Kadınları Kültür Derneği’nin (TÜRKKAD) yoğun girişimleri sonucunda 1950 yılında ölen çok önemli Türk mutasavvıflarından olan Kenan Rifai’nin adı verildi. Ve kürsü resmen “İslam Araştırmaları Kenan Rifai Seçkin Profesörlük Kürsüsü” olarak adlandırıldı.

Ünlü Amerikan tasavvuf âlimi olan ve Mevlânâ Celaleddin-i Rumi’nin yazılarını İngilizce’ye tercüme edip yorumlayan William Chittick ve Sachiko Murata, kürsüde “Bir Müslüman Konfüçyüs’ü olan Huiro’nun dünya görüşü” adlı dersi veriyorlar.

Ayrıca İbn-i Sina, İbn-i Arabi ve Abdurrahman Cami gibi büyük mutasavvıfların düşünceleri de incelenecek.

habertürk / serdar turgut

Comments

comments