Araba kullanan “normal” bir insansanız, ülkemizde “selektör yapmanın” (Türkçesi budur!) birçok anlamı olduğunu bilirsiniz. Mesela; “ilerde radar var yavaşşşş!” , “mal mısın? düzgün sür.” , “bak hızlı geliyorum, sakın önüme kırma. çizerim!” , “çekil önümden!”, “yol verdiğin için teşekkürler”, “farlarını söndür veya yak, kapın açık vs…”

Diyelim ki trafiktesiniz. İnsan gibi orta şeritte yolunuzda giderken, arkadan biri gelip sizi sıkıştırıyor. Kornaya basıyor, selektör yapıyor… Şöyle bir solunuza bakıyorsunuz. Solunuz boş… Sağınıza bakıyorsunuz. Sağınız boş… “Normal” olarak, selektör yapmanın; “farlarını söndür veya yak, kapın açık vs…” anlamına gelen kısmı aklınıza gelir. Arabada hiçbir sorun olmadığını fark ettiğiniz o birkaç saniyelik zaman aralığında, dikiz aynasından arkaya baktığınızda, bir organizmanın abuk sabuk el kol hareketleri yaparak ağız dolusu küfür ettiğini rahatlıkla görebilirsiniz. Sonra, bu mutasyona uğramış canlı, ilk başta yapması gereken sollamayı yaparak yoluna küfür ederek devam eder.

Trafikteki bu olay; eli ayağı tutan, her hangi bir beyin sorunu yaşamayan sağlıklı bireylerin en az bir kere başına gelmiştir. İlkinde “aaaa deli mi acaba?” dersiniz (en kibarından). Zamanla, trafiğin kendine has dilini çözmeye başladıkça, “sıkıntı acaba bende mi?” sorusunu artık sormamaya başlarsınız. Çünkü ortam, sizi çoktan ele geçirmiştir. Anlamışsınızdır. Trafik gerçek bir meydan savaşıdır. Durumu olduğu gibi kabul ettikten sonra, akli dengenizi olabildiğince korumaya çalışarak ulaşımınızı sürdürürsünüz. Hele günün bazı saatleri vardır ki, sanırsınız herkesin içine zombi kaçmış. İşin acı tarafı, bu zombilere artık siz de dahilsinizdir

Tüm dünyada, trafik kazası anlarının görüntüleri, izlenme rekorları kırmaktadır. (İşin ilginci, aynı rekor sanırım bir de kedi yavrusu videolarına aittir.) Dehşet anlarını izlemekten zevk alan bir yığın ve trafikte zombileşme… Trafikte zombileştikçe, dehşeti normalleştirme…

Şimdi burada; “az araba kullanalım ya da kullanmayalım, trafikte şu düzenlemelere gidelim, insanları şöyle eğitelim, herkese ehliyet vermeyelim” gibi çokça tartışılan konulara girmeyeceğim. Saydıklarım, zaten yapılması gerekenlerdir. Bu zombileşme nedeniyle, çok acılar yaşanmıştır ve yaşanmaya devam etmektedir. Durum, benim gözümde, eğitim ve sağlık sorunlarımız kadar önemlidir. Hatta belki de “trafik”,  toplumsal ve bireysel tüm sorunlarımızın kaynağına inebileceğimiz bir çalışma alanı sunmaktadır bizlere. Dost sohbetlerinde, “park yeri bulamayınca, sinirden ağzı köpüren insanoğlunun” trajikomikliğini anlatmak, sorunları görmezlikten gelmenin en rahatlatıcı yolu olabilir ama bu gittiğimiz yol, yol değildir.

“Ülke yangın yeri, her gün ayrı bir tiyatro, şimdi trafikten bahsetmenin zamanı mı?” diyenlere, benim de cevabım “işte tam zamanı” olacaktır.

Çünkü trafik; bastırılmış duygularımızın, içimizdeki gizli faşistin, hayatta kalmak için yapabileceklerimizin sınırının (sınırsızlığının) en iyi gözlemlenip, anlaşılabileceği… Kişilerin ekonomik durumuna göre kaç şerit işgal edebileceğinin, toplumca sessizce kararlaştırıldığı… İnsanların, plakalarına ve park ediş şekillerine göre, sevgi dolu! sözcüklerle sınıflandırıldığı… Cinsiyet ayrımcılığının ve tacizin en üst noktada olduğu… Yayalara, yaya olduğu için kızıldığı… Hayvanların yaralandığı ve ölüme terk edildiği… En hoyrat ve acımasız tepkilerin verildiği yerdir.

Trafik gerçek bir meydan savaşıdır sözümün abartılı olduğunu düşünen, dehşeti kabullenmiş koca bir insan yığını olduğunun farkındayım. İçlerinde; “ben çoooh iyi şöförüm” havalarında ortalarda dolaşanlar olduğunun da… Bu kişilerin yaşadığımız dünyaya yaklaşımını çözümlemeye; eğer bu yazıyı çooh iyi şoförlerden biri olarak okuyorsanız, kendinizce kendinizi çözümlemeye çalışın derim.

Cevap alabilmek için önce soruya ihtiyacımız olur. Sorunun sorulması için de öncesinde bir sonuca varılmıştır. Sonuç, sebepten doğar. Sebebin de önceden verilmiş bir cevabı vardır. Şimdi hepimiz zombilikten çıkalım da insanlaşalım, el ele tutuşup barışalım diyemem. Gerçekçi olmaz. Slogancı sevgi kelebekleri, bundan rahatsızlık duyacak olabilir. İllaki ben slogansız yapamam diyorsanız, arabanızın arkasına “Şeridime dokunma”, “Gereksiz korna çalma, sinirimi bozma” diye yazarak tepkinizi gösterebilirsiniz. Ama bunlar yalnızca geçici ve yüzeysel çözümlerdir.

Birçok bileşenli olay örgüsü içinde, bireyleri ve toplumları yönlendirmek çok kolay değildir. Trafik üzerinden yapılan değerlendirmelerin yalnızca sayısal düzeyde (Bu yıl şu kadar araba piyasaya sürüldü, günde şu kadar araç trafiğe çıkıyor vs. gibi) olması kesinlikle yetersizdir. Trafikte, insan davranışlarını belirleyen etkenlerin sebepleri üzerinde daha çok durulmalıdır. Bu nedenle, otomotiv şirketlerinin yaptığı anketlerin, toplumsal alanda da titizlikle değerlendirilmesi gerektiği taraftarıyım. Görünmeyen eller aracılığıyla, bu değerlendirmelerin yapıldığına kesinlikle eminim. Ama bizim tarafımızdan, nedense bu konu yeterince önemsenmemektedir.

Oysa, bahsetmiş olduğum durumlar üzerinde, yetkili/yetkisiz birçok kişi kafa yorarsa, belki o zaman neden bazı kişilerin arabalarının kaportalarına insan ve hayvan hayatından daha çok değer verdiklerini, toplumun mayasını bozan özentiliklerin sebebini daha iyi anlayabiliriz. Böylece, sorunların üstesinden gelmek için daha çok çaba gösterebiliriz. Yoksa zombiyle zombi olup, günü kurtarabilirsiniz ama geleceği asla etkileyemezsiniz.

Beklemediğimiz hastalıkların, bilmediğimiz sebeplerle ortaya çıkıp vücudumuzda yayıldığını biliyoruz. Toplumlar için de aynı şey geçerli. Hiç tahmin etmediğimiz alanlarda yaptığımız bir çalışma, bizi felç eden yapının asıl mekanizmasını çözmemize yardımcı olabilir. Büyük şeyler başarmak isteyen herkesin küçük fikirleri ciddiyetle değerlendirilmesi gerekir. Hele ki bu küçük fikirler hayati önem taşıyan bir konu hakkındaysa…

Bu konuyla ilgili dünyada ve ülkemizde yapılan araştırmalardan haberdar olanların bizleri de bilgilendirmesini isterim. Akademik düzeyde bu tarz çalışmalara önem verilmesine katkıda bulunmamız çok önemlidir. Yıllar önce, savaş olmayan bir topluma “barış gönüllüleri” adıyla gelip, yüce bir amaç uğruna ülkemizi aydınlatan Amerikan sivil toplum kuruluşlarının yaptığı anketlerin, bugünkü kurbanları bizleriz. Bugün yapmadığımız her şey yüzünden, yarınki hedef yine biz oluruz. Sonra da görgüsüzün biri “Alman” arabasıyla sosyal medyada ne kadar zenginim edasıyla poz verince, hayıflanmak dışında bir şey yapamayız.

Sorunun özüne inmeden gerçek bir cevap bulamazsınız.

Oktay Sinanoğlu’nun sıkılıkla tekrarladığı cümleyle bitirmek istiyorum:

“Büyük meseleler küçük adımlarla çözülür.”

Aycan Yayla

Comments

comments