SPecial Executive for Counter-intelligence, Terrorism, Revenge, and Extortion (Karşı casusluk, Terörizm, İntikam, Gasp için Özel Yönetim Birimi)

ABD’li bilgisayar uzmanı, eski Merkezi İstihbarat Teşkilatı (CIA) ve eski Ulusal Güvenlik Dairesi (NSA) çalışanı. Gizli NSA belgelerini medyaya ifşa ederek NSA tarafından yürütülen küresel izleme aletlerinin işletme detaylarını, Beş Göz ortaklarını ve birçok ticari ve uluslararası ortağı ortaya çıkaran NSA sızıntılarını başlatmıştır

internet aktivisti, Wikileaks adlı internet sitesinin editörü ve basın sözcüsüdür.

Kaynaklarının gizliliğini koruyarak hükümetlerin ve diğer organizasyonların hassas belgelerini yayınlayan, İsveç merkezli bir uluslarararası organizasyondur. Wikileaks 2006 yılında kuruldu. Assange dokuz kişiden oluşan yönetim kurulu üyelerinden olup ayrıca basın sözcüsüdür. Gazeteler onu Wikileaks’in “yöneticisi” veya “kurucusu” olarak tanımlasa da Assange, “Ben kendimi kurucu olarak görmüyorum, sadece editörüm.” demiştir. Siteye yüklenecek belgelerde en son söz ve onay Assange’ındır. Diğer bütün site çalışanları gibi Assange da site için ücretsiz ve gönüllü olarak çalışmaktadır. Kurucusu olduğu WikiLeaks, Küba’daki Amerikan üssü Guantanamo’da esirlere yapılan muameleye dair kurallar, Kenya’daki yargısız infazlar, Afganistan ve Irak Savaşı’ndaki sivil ölümlerine dair belgeler yayınladı.

Bir kısmımız Bond serisini sadece, eğlenceli, yüksek bütçeli, görsel olarak tatmin edici aksiyon filmleri kategorisine koymak istese de; Ian Fleming’in 1952 yılında yarattığı “007 James Bond” karakterinin sinemaya uyarlandığı 1962 yılından günümüze gelinceye kadar, Bond filmleri her zaman fazlasıyla politik olmuştur. Bond’un ne kadar emperyalist olduğundan, ırkçılığından, İngiliz Kraliyet Ailesine bağlılığından, kadınlara yaklaşımındaki yüzeysellikten, karizmasından, çevikliğinden, zekasından neredeyse hepimiz haberdarız. Şimdiye kadar, tüm bunlar hakkında yüzlerce eleştiri ve yorum yapılmıştır, yapılmaya da devam edilecektir. Benimse üzerinde durmak istediğim konu, Yeni Dünya Düzenine uyarlanan Bond karakteri ve imajı…

Serinin tüm filmlerini bir kenara atıp,  Spectre ı tek başına yorumlamak yanlış olur düşüncesindeyim. Spectre için; serinin geçen yüzyılda çekilen neredeyse diğer tüm bölümlerine en çok göndermeyi yapmış yeniçağ Bond filmi diyebilirim.

İngiliz istihbaratının bilimsel arge departman temsilcisi Q,  bir önceki film Skyfall’da; “Artık patlayan kalemler yapmıyoruz” diyerek, eski kafalı saha ajanı Bond’u küçümseyen tutumunu, bu filmde bir kenara bırakmıştır.  Spectre’da, Q’nun Bond’a “patlayan bir saat” vermesi, film boyunca; “zamanın önünde hiçbir şey duramaz” ve “gelecek bizim” tarzı repliklerle ironik bir uyum sağlıyor aslında.

Bond filmlerinin kötü adamları, her zaman ciddi psikolojik sorunları olan karakterler olarak seyirciye sunulmuştur. Skyfall’da Bond’un, Julian Assange’dan esinlenildiği apaçık ortada olan kötü adam Silva’ya karşı verdiği savaş, M’nin ölümüyle sonuçlanmıştır. (Burada iyi adamlar kötü adamlarla mı savaşmaktadır, yoksa izleyiciler bir güç kavgasında taraf tutmaya mı yönlendirilmektedir… Ayrıca düşünülmesi gerekir! ) Skyfall’da Bond’un Silva ile yaptığı konuşmada, hobisinin “dirilmek” (resurrection) olduğunu söylemesi aklımızın bir köşesinde dururken; Spectre’in, “ölüler canlanıyor” diyerek Mexico City’de gerçekleşen ölüler günü festivali sahnesiyle açılması, serinin özellikle son iki filminin “kardeşlik bağını” kanıtlar niteliktedir.

James Bond Spectre’da, Edward Snowden rolünü üstlenmiş, tek başına fakat geleneksel yöntemlerle çalışan bir saha ajanı görüntüsüyle karşımıza çıkıyor. İlk defa MI6’dan resmi bir emir almayarak kendi görevine çıkan Bond, “Dünyanın dokuz gözlü hayaleti” adı verilen Spectre isimli bir organizasyona, daha doğrusu online bir elektronik gözetleme programına karşı mücadele veriyor.

Snowden “beş göz” ortaklarını_ Birleşik Krallık, ABD, Kanada, Avustralya ve Yeni Zelanda_ açığa çıkarmışken; Bond, Güney Afrika, Çin gibi eklemelerle aynı görevi üstleniyor. Bond, dokuz farklı ülkenin ortak istihbarat paylaşımı yaptığı, küresel şirketlerin sponsorluğunda kurulan bir organizasyonun iç yüzünü ortaya çıkarmak için Mexico City’den sonra, Roma’ya gidiyor ve yolu “Franz Oberhauser” la kesişiyor… Kötü adam Franz adeta George Orwell’ın 1984 romanından fırlamış, röntgenci büyük birader rolüyle karşımıza çıkıyor. Tam kapsamlı gözetim programının tek sahibi… Kontrolsüz, hırslı ve kinci…

Spectre organizasyonun başındaki kötü adam Franz Oberhauser, babasını öldürdükten sonra, ismini (özellikle “annesinin soyundan” geldiğini vurgulayarak) Ernst Stavro Blofeld olarak değiştirdiğini söylüyor. Filmde, belki de çok üstünde durulmayarak çoğu kişi tarafından önemsenmeyecek bu bilgi, Bond filmlerinin kendine özgü ırkçılığını, alışılmışın dışında bir yöntemle izleyiciye dayatması şeklinde yorumlanabilir. Bond kızının bu sefer bir psikolog olduğunu da eklersek sanırım durum biraz daha açıklığa kavuşacaktır. (Geçmiş Bond filmleriyle bağlantısı olan, yoruma açık bir sahnedir. Fakat atlanmaması gerekir.)

İnsansız hava araçlarının, robot askerlerin, bilgisayar korsanlarının yıldızının parladığı yaşadığımız şu cesur yeni dünyada, tipik James Bond imajı, modası geçmiş eski dünyanın bir simgesi olmaktan öteye geçememektedir. Evet, Bond bu filmde kesinlikle kasırgada bir uçurtma gibidir.  Skyfall’da M’nin ölmeden önce söylediği gibi: “Artık haritalar yoktur. Artık cephede savaştığın uluslar yoktur. Dünyamız artık daha transparan değil daha opak ; Gölgelerin içindedir. “

Skyfall’da,  Birleşik Krallık istihbarat bilgi ağına girilmesiyle MI6 binasına yapılan bombalı saldırı sonrasında binanın tasfiyesi gerçekleşmiş;  Spectre’de ise Franz Oberhauser’ın son dakika golüyle bina tamamen havaya uçurulmuştur. Filmin sonunda geriye, eski dünyaya ait tek bir simge kalmıştır. Bond’un Skyfall’da havaya uçurulduktan sonra, Spectre’de onarılan arabası…

Günümüzde savaşlar, kimin ucunu tuttuğunu bilmediğimiz iplerin üzerindeki cambazların gösterisine dönüşmüştür. Gerçek bilginin gücüne erişmek, yüzünü görmediğimiz o bir avuç psikopatın yegane hedefi haline gelmiştir. Hiçbir ulus devlet, bu hırsın önüne geçebilecek güce ulaşamamalıdır ve mevcut yönetim “esas sahiplerine” teslim edilmelidir.

Artık tüm dünyada insanlar her şeyden habersiz fakat bir o kadar da güya çok şeyden haberdardır. Çevrim içi (online) bilgi ağının yarattığı paradoks budur. İşgal, beyinlerine enjekte edilen yalan yanlış bilgilerle umutsuzluğa sürüklenen yığınların yarattığı kaos ile gerçekleşmektedir. Düzen, bu kasırganın sonunda ayakta kalmayı başaran, gerçek bilginin gücüne ulaşanlarca tekrar kurulacaktır. Bu güce kimin veya neyin erişebileceği henüz belli değildir. Düğmeye basılmıştır fakat hala daha zamanımız ve şansımız vardır. En azından umudu olanlar için…

***

Şu anda o kadar güçlü değiliz,
Yani başarmak için her şeyi yaptığımız günlerdeki gibi…
Bizi biz yapan budur
Cesur bir yüreğin yanan ateşi,
Zaman ve kaderle zayıfladı; ama güçlü bir iradesi var
Çabalamak, aramak, bulmak;
Ama teslim olmamak için.
 
Alfred Tennyson

***

Aycan Yayla / edebiyatgazetesi

Comments

comments