501 Yıllık Ders…  

Bugün Türkiye’de de Azerbaycan’da da seçim günüydü. Seçimlerin benzerliği, aynı güne denk gelmelerinden ziyade, her iki ülkede de burjuvazinin kendi içlerindeki zıtlıklardadır. Bu zıtlıkların ülkeler içinde barışması, iki ülkenin siyasi olarak zıtlaşmasıyla sonuçlanabilir ki böyle bir tehlike hep var.

Kapitalizmin ve pazar ekonomisinin olduğu her ülkedeki gibi, Türkiyede çoktandır, Azerbaycan’daysa yakın zamandan beri burjuvazi kendi içinde karşıtlıkların birlik ve mücadelesine girmiştir. Bu; koşullu olarak iri, orta ve küçük burjuva arasında oluşan karşılıklı etkileşimdir. Bu iri-küçük burjuvalar arası dikey patronaj ilişkidir. Varlandıkça iri burjuvanın himayesinden çıkma arzusunda olan orta burjuva, bu amaçla kendisi gibi orta burjuvalarla hem ekonomik, (her türlü ortak işletmeler) hem de siyasi, (partiler) olarak yatay ilişkilere girer. Bununla birlikte dikey ilişkiler de devam eder. Orta burjuva güçlendikçe siyasi hâkimiyette rol almak ister, örneğin Türkiye’de hala hazırda iktidardaki AKP bir küçük burjuva hâkimiyetidir. Azerbaycan’da ise aksine iri komprador burjuvazi iktidardadır. Ve seçim öncesi orta ve küçük burjuvaziden yana gözüken tavırlar, yönetimin bir tür siyasi manevrasıdır. Azerbaycan’ın siyasi hâkimiyeti, İlham Aliyev temsilinde eski iri komprador ve yeni palazlanmakta olan taşeron burjuvazi arasında arabuluculuk ve hakemlik siyaseti güdmektedir. Yani Aliyev Osmanlı padişahları gibi, kudurmuş ve isyankâr iri eyalet beylerini vurmak için özüne sadık küçük ve orta tımar sistemini uygulamaya çalışıyor. Tarihten biliyoruz ki, kendi çıkarlarını korumak için iri eyalet beyleri, onların çıkarlarına zemin oluşturan herhangi bir dış güce biyat etmeye hazırdılar ki sonuç da aynen o şekilde oldu. Beyler İsmail Safevi’ye biyat ettiler. Ve Osmanlı- Safevi savaşları ilk önce iç savaş gibi başladı. Yani büyük Oğuz coğrafyasında Selim’le İsmail, aslında rol bölgüsü yaptılar. İri Türkmen beyleri sonra Safevilerin başına bela oldular, ta ki Abbas, Osmanlı tipinde bir reform geçirene kadar…

Ülkelerimizde eşzamanlı olarak geçirilen seçimler, bu anlamda yine bir rol bölgüsü dekorasyonudur dersek yanılmayız. Türkiye’de SOCAR’a, Azerbaycan’da ise TEKFEN-AZFEN’e olan karşılıklı hücümlar, bu rol bölgüsünün tezahürüdür. Ülkelerimizde (ülkemizde) seçim öncesi görünen ve görünmeyen siyasi manevralar bu bakımdan son yıllarda güddükleri yolun, değişen uluslararası ilişkiler ortamında onayıdır. Yani her şey, sanki olduğu gibidir ama aslında farklıdır. Çünkü değişen uluslararası ortamda ülkelerimizde her şeyin önceki gibi görünmesi aslında durumun köklü bir biçimde değişmesi anlamına da gelir.

Uluslar arası ilişkilerde değişen nedir?

Amerika’da şist petrol kaynaklarının açılması ve İran’ın yeniden petrol pazarına geri dönüşü, petrolün değerini düşürdü. Kuzey Azerbaycan petrol gelirleri keskin bir şekilde düşmeye başladı. İran’ın petrol pazarına geri dönmesi ve bu ülkeye karşı yaptırımların kaldırılması ve bu yaptırımların Rusya’ya tatbik edilmesi, İran’ın petrol pazarına dönmesinden doğan petrol gelirlerinin bu ülkeler arasında yeniden paylaştırılması, yeni siyasi durumları koşullandırdı. Yani Araz’ın iki tarafına da petrol gelirlerinin yeniden paylaştırılması söz konusu oldu. Yalnızca petrol değil, herhangi bir gelirin azalması, genelde ülkelerdeki sınırlı gelirler uğrunda çarpışmalara neden olur. Gelirlerin ülkeler arasında paylaşılması manipülasyonlarıysa emperyalizme istediği gibi; bu veya diğer ülkede, istediğini yapmaya olanak verir. İran Azerbaycan ve Rusya gibi siyasi tesisatları zayıf olan ülkelerde bu durum, buhran anlarında sınırlı gelirlerin nispeten beraber paylaşılması konusunda siyasi krize de yol açar ve devrim koşullarını oluşturur. Türkiye farklıdır. Öncelikle Türkiye’de petrol gelirleri yoktur, ikincisi Türkiye’de nispeten dayanıklı siyasi tesisatlar vardır. Rusya, Azerbaycan ve İran’daki duruma Türkiye’den bakınca, Güney Azerbaycan’ın önemi çok daha iyi anlaşılır.

Rusya, Azerbaycan ve İran gibi ülkelerde gelirlerin azalması, bu gelirler uğrunda elitler arası mücadeleyi keskinleştirir. Petrol gelirlerinin azalmasının İran’da nasıl ciddi bir dahili mücadele yarattığını hepimiz anımsarız. Batıyla danışıklar sürecine girilmesi (ki aslında burada da daha önce aracılık yapmaya çalışan AKP iktidarının hizmetleri batı tarafından reddedildi,) İran yönetimindeki zıtlıkları barıştırdı. Ama İran üzerinden kaldırılan yaptırımlar, şimdi Rusya’ya konmaktadır. Yani önce Rusya’ya ulaşan gelir, şimdi İran’a gidiyor. Kuzey Azerbaycan bu durumda aralık mevkidedir. Yani petrol satışından gelen gelirler Rusya’da olduğu gibi azalır, öte yandan Azerbaycan’a yaptırımlar uygulanmıyor diye Rusya’dan daha iyi durumdadır. Ve bu yakınlarda Rusya’yla İran arasında Azerbaycan vasıtasıyla swapp gaz operasyonlarının (yani Rusya İran’ın kuzeyine gaz götürür, İran ise aynı miktarda güneyinden denizle gaz ihraç eder) yapılması imkânı da bu durumda ülkeler arasında yaptırımların yarattığı keskin farkı ortadan kaldırma amacı taşır. Bu durumda Azerbaycan’ın pozisyonu ayrıcalıklıdır. Yani Azerbaycan, Rusya’yla İran arasındaki dengenin değişmesi durumunda, bir taraftan İran pazarı Rusya ve Azerbaycan sanayi ürünü için rekabet konusuyken, öte yandan tarım ürünleri bakımından Rusya pazarı İran ve Azerbaycan için rekabet konusudur. Türkiye için de İran ve Rusya, özellikle gaz ve petrol transiti anlamında ve hazır ürün satışı bakımından birbirini çok iyi yedekleyen pazarlardır. Yani Türkiye, bir yandan Rusya ve İran’dan gaz ve petrol transiti konusunda manevra imkânı kazanırken, diğer yandan bu ülkelerdeki petrol gelirlerinin karşılıklı yer değişmesine ve değişen pazarın alım gücüne uygun olarak sanayi ürününü yöneltebilir. Yeri gemişken Gürcü ve Ermeni yönetimlerinin, İran ve Rusya gazlarının karşılıklı transiti konusunda Azerbaycan’a rakip olma amaçlı danışıkları yukarıda dediklerimizi tastik eder.

Böylece Rusya ile İran arasında değişen ekonomik durum, Türkiye ve Azerbaycan için benzer olanaklar oluşturur.

Bu arada Suudi Arabistan’in bütün karşı çıkmalarına aldırış etmeden, hatta kralın Putin’le görüşmesine rağmen, Suriye’ye Rus müdahalesi ve İran’ın Amerika tarafından Suriye müzakeresine çekilmesi de Rusya’yla İran arasında farklı durum oluşturmaktadır. Bu durum Azerbaycan hâkimiyeti için büyük imkânlar yaratır. İlham Aliyev’in Suudi kralıyla askeri üsde görüşmesini de gözönünde tutarsak, Azerbaycan hâkimiyetinin Rusya ile İran arasındaki aracılığına Türkiye de eklemlenir. Ve her nekadar önceden Rusya ile İran arasında Azerbaycan konusunda sorun yoktuysa da, artık bu konuda bir kriz oluşması için şartlar olgunlaşmaktadır. Eğer İran’ın Kuzey Azerbaycanla ilgili bir niyeti olabilirse, Rusya’nın da Güney Azerbaycan’la ilgili niyetinin oluşmasına şaşırmamak gerek.

Uğurlar.

Ardı var.

Vuqar Xəzəralı İmanov / edebiyatgazetesi

Edit: jale altunel

Comments

comments